Announcing: BahaiPrayers.net


More Books by Derlemeler

Ahd ve Misak Derlemesi
Bahai Egitimi
Bahailigin Cinsellige Bakisi
Birlesen Bir Dünyada Sürdürülebilir Toplumlar
Birlesmis Bir Toplum Olusturmak
Büyüme Üzerine Yansimalar-1
Büyüme Üzerine Yansimalar-4
Büyüme Üzerine Yansimalar-6
Büyüme Üzerine Yansimalar-7
Büyüme Üzerine Yansimalar-8
Defin Yasalari ve Vasiyetname
Dua Toplantilari-2
Dua Toplantilari
Dua ve Derin Düsünce
Dünya Vatandasligi
Ekonomik Problemlerin Çözümü
Emre Toplu Giris
En Kutsal Yaprak Hakkinda Hikayeler
Genclik
Hukukullah
Hz. Abdulbahanin Vasiyetnamesi
Kolaylastirici El Kitabi
Küçük Barisa Giris
Milli Konvensin Hazirliklari
Müsavirler Kurumu
Saglikli Bir Gezegen Icin Kadin-Erkek Ortakligi
Saha Büyüme Programi
Sürdürülebilir Bir Gelecek Icin Degerler
Yansima Toplantilari
Çocuklara Nebilden Hikayeler
Çocuklarin Ruhani Egitimi
Free Interfaith Software

Web - Windows - iPhone








Derlemeler : Bahai Egitimi
YÜCE UMUMİ ADALET EVİ ARAŞTIRMA KOLU’NUN
BAHÂİ EĞİTİMİ KONULU DERLEMESİ
BAHÂİ DÜNYA MERKEZİ
AĞUSTOS 1976

O Günün henüz doğmuş bebeği, bu günün en hikmetli, en muhterem insanlarının ötesine geçmiş, o günün en sıradan en cahil insanı bu asrın en bilge, en kâmil din adamlarından daha ileri bir anlayış ile donanmış olacaktır.

(Hz.Bâb’ın sözlerinden alıntı: "Nebil Tarihi: Nebil’in, Bahâi Zuhurunun ilk Evreleri ile ilgili anlatımlarından…” HzŞevki Efendi tarafından tercüme edilmiştir. (London: Bahá'í Publishing Trust, 1975), sayfa 65)

HZ.BAHÂ’U’LLÂH’IN YAZILARINDAN…

552. Tanrı peygamber ve elçileri, insanlığı Tanrı’nın dosdoğru yoluna kılavuzlamak üzere gönderilmişlerdir. Gaye, insanların ölüm saatinde, tam bir temiz yüreklilik ve ferâgat içerisinde Hak Taâlanın Arşına yükselmelerini sağlayacak bir terbiye görmeleridir. ...

("Hz.Bahâ’u’llâh’ın Sesi” par.81, sayfa 81)

553. Ey Kavim! Biz ilmi, Mâlumun tanınması için takdir ettik; siz ise onu, her gizli şeyin açığa çıkmasına vasıta olan İlim Maşrıkı ile kendi aranızda perde yaptınız.

("Hz.Bahâ’u’llâh’ın Sesi” par.98, sayfa 101)

554. Örnek olmak üzere, Tanrı’nın mürebbi isminin tecellisini göz önüne getir. Bu tecellinin eserlerini her şeyde görür, her şeyin iyiliğinin ona bağlı bulunduğunu müşahede edersin. Bu terbiye iki türlüdür: birisi genel olup tesiri umuma şâmildir. Tanrı’ya “Alemlerin Rabbı” denmesi bu sebeptendir. Öbürü özel olup bu ismin gölgesi altına gelmiş, bu zorlu emrin sayesine sığınmış olanlara münhasırdır. Bu sayeye sığınmayanlar, bu imtiyazdan mahrum kalmışlar, bu ulu adın semâvi inayeti vasıtasıyla inen manevi gıdadan istifade edememişlerdir. İkisi arasında ne büyük bir uçurum var!...

("Hz.Bahâ’u’llâh’ın Sesi” par.93, sayfa 97)

555. İnsan, en üstün tılsımdır; yazık ki elverişsiz bir terbiye, özünde olanın gelişmesine engel oluyor. İnsan, Tanrının ağzından çıkan bir kelime ile varlık alanına çıkmış, başka bir kelime ile terbiyenin kaynağını tanımak yolunu bulmuş ve diğer bir kelime ile de makam ve mukadderatına sahip olmuştur. Ulu Varlık buyuruyor: “insana, kıymetli mücevherlerle dolu bir maden nazarı ile bakınız. Terbiyedir ki ona hazinelerini dışarı döktürür; terbiyedir ki insanlığı o mücevherlerden istifade ettirir...”

("Hz.Bahâ’u’llâh’ın Sesi” par.122, sayfa 132)

556. Zihinleriniz ile iradenizi dünya insanlarının ıslah edilmesi yönüne meylettiriniz ki, onları birbirlerine düşüren anlaşmazlıklar En Yüce İsmimin kudreti ile çehrelerden silinsin; ve bütün insanlar tek bir Düzenin mensubu ve tek bir şehrin sakinleri haline gelebilsinler...

("Hz.Bahâ’u’llâh’ın Sesi” par.154)

557. Biz insanlara, Tanrı Sözünü Onun kulları arasında yüceltecek ve varlık alemini inkişaf ettirip ruhların yükselmesine vesile olacak olanı emreyleriz. Bu bağlamdaki en muhteşem vasıta bir çocuğun eğitilmesidir. Bu vasıtaya herkes sıkıca sarılmalıdır. Zirâ biz bu vazifeyi, muhtelif Levihlerin yanı sıra Benim En Yüce Kitábımda sizlere vahyetmişizdir. Ne mutlu o kimseye ki bu hükmü gözetir. Tanrı’ya yöneliyor ve herkesi, Ezeli Kalem vasıtasıyla indirilip zahir olmuş bulunan bu kaçınılmaz hükme itâat etmek üzere kılavuzlamasını diliyoruz...

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

558. Kız ve erkek çocukların eğitim ve öğretimiyle birlikte, Mukaddes Levihte yazılı görevler her babaya farz kılınmıştır. Baba bu görevini zengin olduğu halde ihmal ederse, Eminler, çocukların eğitim ve öğretimi için gerekli parayı babalarından alarak bu görevi üstlenmelidirler. Görevini ihmal eden baba yoksul ise, eğitim ve öğretim işi ve masrafı Adalet Evi’ne düşer. Gerçekten biz onu yoksullar için bir barınak yaptık. Çocuğunu veya başka birinin çocuğunu eğiten ve terbiye eden, Benim çocuklarımdan birini eğitmiş ve okutmuş gibidir. Dünyayı saran Nurum, İnayetim ve Rahmetim onun üzerine olsun.

("Kitáb-ı Akdes’in Yasa Özeti ve Derlemesi” par.8, sayfa 15)

559. ...ister kadın, isterse de erkek, her bir kimse, ticaret, zirâat yahut bir başka işle iştigâlinden kazandığı gelirin bir kısmını, güvenilir bir kimseye vermek suretiyle bu paranın çocuk eğitimi ve terbiyesi yolunda sarf edilmesine çalışmalıdır; bu mesele, Adalet Evi Eminlerinin bilgisi dahilinde gerçekleşmelidir...

("Kitáb-ı Akdes uyarınca tercüme edilmiş Levihlerden”

Bahâi Dünya Merkezi 1982, sayfa 90)

560. Hem içteki hem de dıştaki mükemmelliklere ulaşmak üzere mukavemet dizginlerini çekiniz; zirâ insan ağacının meyvesi ezelden bu yana içteki ve dıştaki kemalâtlar olagelmiş ve olagidecektir. Bir insanın bilgiden yahut yetilerden mahrum bırakılması, arzu edilir bir durum değildir; çünkü o vakit semeresiz bir ağaçtan başkası olamayacaktır. Öyleyse sizlere düşen, yetenek ve dirayetler elverdiğince varlık ağacını bilgi, hikmet, ruhaniyet ve belagatli söz söyleme gibi meyvelerle süslemektir.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

561. İnsan çelik misâli, özü gizlide olandır; fakat nasihât ile, açıklama ve iyi tavsiyeler ile terbiye edilmek suretiyle özü gün ışığına kavuşur. Oysa kendi hâline bırakılıp da başlangıçtaki varoluş biçimini korumasına müsâade edilirse, arzu ve ihtiraslar iliğine işleyerek onu harap eder.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

562. İhmal edildiği takdirde israfa uğrayacak, dolayısıyla da hiçbir netice doğurmayacak birçok mesele vardır. Ne kadar da sıklıkla rastlarız, anne babasını yitirmiş bir çocuğa; eğer ki onun eğitim ve terbiyesi konusuna ihtimam gösterilmezse, herhangi bir meyveyi husule getirmeyecektir. Lakin meyve vermeyen bir kimsenin ölümü kalımından daha hayırlıdır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

563. Çocuklarını inanç yolunda mukavemetli kılmak, her ebeveyni bağlayıcı bir vazifedir; zirâ Tanrı dininden yüz çeviren bir çocuk, ne Mevlâsının ne de anne babasının hoşnutluğunu kazanacak tavırlar sergilemeyecektir. Oysa ki her takdire şayan amel, dinin parlaklığı içinden doğar. Eğer ki bir çocuk bu ulvi bağıştan yoksun ise, şerli olandan uzaklaşmayı başaramaz, ne de hayırlı olana yönelmesi söz konusu olur.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

564. Tanrı korkusu, Onun varlıklarının terbiyesi dahilindeki öncelikli etken olagelmiştir. Ne mutlu onlara ki, bu makama ermiş olsunlar!

("Kurdun Oğlu Risalesi", Wilmette:
Bahá'í Publishing Trust, 1979- sayfa 27)

565. Çocuklar açısından olağanüstü önem arz eden ve de her şeyden evvel gözetilmesi gerekilen husus, onlara Tanrı yasalarının ve Onun zâtında bir olduğunun öğretilmesidir. Bu konu ihmal edildiği takdirde, Tanrı korkusunun telkini mümkün olamayacağı gibi, Tanrı korkusunun yoksunluğu ile birlikte ortaya çıkacak menfur ve yakışık almaz davranışların sayısı sonsuz olacak, tüm hudutlardan aşan duygular açığa çıkacaktır.... ebeveynler, bu taze fidanları dini bütün olarak yetiştirmek üzere her çabayı sarf etmelidirler; çünkü bu en muhteşem ziynete eremeyen çocuklar, anne babalarına itaat etmeyeceklerdir. Bu bir anlamda Tanrı’ya da itaat etmeyeceklerine delâlettir. Gerçekten de böylesi çocuklar hiç kimseyi düşünmeyecek ve keyfe keder davranmaktan kendilerini alıkoyamayacaklardır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

566. ...okullar, çocuklara öncelikle dinîn ilkelerini öğretmelidirler ki, böylelikle Tanrı Kitaplarında anılmış bulunan Vaat ve Söz, onları yasak olan şeylerden uzak tutabilsin ve onları, hükümlerin örtüsü ile süslesin; fakat bu öyle ölçülü bir yaklaşım olmalıdır ki, çocuklara hasar vererek cehaletten ileri gelen bir tutuculuk ve bağnazlığa dönüşmemelidir.

("Kitáb-ı Akdes uyarınca tercüme edilmiş Levihlerden” sayfa 68)

567. ...sanatlar, zanâat ve ilimler, varlık alemini yükseltir, yücelmesine vesile olurlar. Bilgi, insan yaşamının kanatları, onu yükseklere çıkaran bir merdivendir adeta! Bilgi edinmek, herkese vazife kılınmıştır. Fakat bunlar, yeryüzü insanlarının faydalanabileceği ilimleri kapsamalıdır; yoksa, sözlerle başlayıp sözlerle biten ilimleri değil... gerçekte, bilgi insana esaslı bir hazine mesabesindedir; o bir ihtişam kaynağı, bir ihsan ve neşe kaynağı; o bir yüceliş, bir mutluluk ve mesrurluk kaynağıdır. Ne mutlu o insana ki ilme sarılır; ve ne elzemdir o insanın hali ki buna kayıtsız kalır.

("Kurdun Oğlu Risalesi” sayfa 26-27)

568. ...alimler insanlığı, hem kendilerine hem de başkalarına faydası dokunacak ilim dallarına yönlendirmelidirler. Sözlerle başlayıp sözlerle bitmekten öteye geçmeyen ilimleri takip etmenin, ne geçmişte bir kıymeti olmuştur ne de gelecekte bir kıymeti olacaktır. İran’daki alim hekimlerin bir çoğu, bütün yaşamlarını, sözlerden öte hiçbir manası bulunmayan bir felsefeyi araştırmaya vakfetmişlerdir.

("Kitáb-ı Akdes uyarınca tercüme
edilmiş Levihlerden” sayfa 69)

569. Okuma yazma sanatını en ileri düzeyde öğrenmek, bütün çocuklara indirilmiş bir hükümdür... Bazılarının, ivedi ihtiyaçlara yanıt verecek kadar yazı yazma yetisini kazanması yeterlidir; onların vakitlerini, fayda getiren ilimleri öğrenmeye sarf etmesi çok daha hayırlıdır.

Yüceler Yücesi Kalemin daha evvelden indirdiklerine gelince, onların sebebi, Tanrı’nın her sanat ve beceri hususunda en yüce bir mükemmellikten hoşnut olmasıdır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

570. Tanrı’nın bilgi hazinelerinde mühürlü bulunan bir ilim vardır ki, tatbik edildiği vakit, tamamıyla değilse bile kısmi olarak korkuyu giderir. Fakat bu ilim çocuk yaşlardan itibaren öğretilmelidir; bu sayede çok daha yoğun bir azalma görülecektir...

[Hz.Şevki Efendi tarafından yazılmış, 5 Ocak 1948 tarihli bir mektupta, bu paragrafla ilgili olarak şu açıklama yapılmaktadır: “korkuyu azami nispette bertaraf edecek olan ilim” yazık ki Hz.Bahâ’u’llâh tarafından açıklanmamıştır; bu sebepten, onun ne olduğunu bilememekteyiz. Aynı alıntı, 1948 yılının Ağustos ayında Bahâi News 210, sayfa 3’te yayımlanmıştır.]

("Kurdun Oğlu Risalesi” sayfa 32)

571. Hükümet yetkililerine yaraşan.... bir toplantı düzenleyerek, muhtelif diller arasından birini seçmek ve mevcut yazılardan birini yahut bütün dünya okullarında çocuklara öğretmek üzere yeni bir dil ile yeni bir yazı dili seçmek. Böylelikle, biri kendi ana dilleri, diğeri ise bütün dünya insanlarının konuşacağı bir dil olmak üzere yalnızca iki lisân öğrenmek durumunda kalacaklardır. İnsanoğlu, imâ edilenlere sıkıca sarılsalardı, bütün dünya tek bir ülke mesabesinde görülür ve insanlar, farklı diller öğretip öğrenmek ihtiyacından uzaklaşmış olurlardı....

("Kurdun Oğlu Risalesi” sayfa 138)

572. Çocuklarınıza gök semâlarından inen ayetleri öğretin ki, onları en ezgili sesleri ile terennüm edebilsinler. İşte bu, Onun En Yüce Kitábında indirdiklerindendir.

(Arapça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

573. Çocuklarınıza, kudret ve saltanat göklerinden indirilmiş olanı öğretin;...öğretin ki Rahman’ın Levihlerini en muhteşem nâmelerle Meşrik’ûl-Ezkâr’ların dehlizlerinde terennüm ede dursunlar...

("Kitáb’ı-Akdes" – Arapça’dan tercüme)

574. Her çabanın beraberinde getireceği neticeye daha başından bakmak, üzerinize bir vazifedir. Tüm sanat ve ilimler arasından seçip de çocuklarınızı öğrenmeye teşvik edecekleriniz, insanoğlunun ilerlemesine vasıta olacak ve onun makamını yükseltecek türden olmalıdır. Bu sayede, yasasızlığın vahim kokuları dağılacak ve ulusların önderleri tarafından sarf edilecek her gayretle birlikte, herkes bir beşikte, emniyet ve sükunet içinde yaşamaya muvaffak olacaktır....

Yüce Varlık buyuruyor: ehil alimler ile tesirli hikmetlerle donalı destanlar, insanlığın bedenindeki iki göz mesabesindedirler. Tanrı’nın rızası ile, yeryüzü bu iki en muhteşem ihsandan asla mahrum kalmasın...

("Kitáb-ı Akdes uyarınca tercüme edilmiş Levihlerden” sayfa 168-71)

575. Çocuklara gelince: başlangıçta onların, dinî yasa ve hükümler uyarınca terbiye edilmelerini emrettik; ve ardından, fayda getirecek bilgi dallarının yanı sıra, doğruluğu ile diğerlerinden ayırt edilecek ticari girişimler ve Tanrı Emrinin zaferini ilerletecek yahut inanan bir kimseyi cezbederek Sultânına daha yakın kılacak ameller hususunda eğitilmelerini istedik. Tanrıya yalvararak, sevgililerinin çocuklarını kılavuzlamasını, onları hikmet, güzel huylar, iffet ve doğruluk süsü ile süslemesini diliyoruz. O hakikâten de Bağışlayıcı ve Şefik olandır...

(Arapça ve Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

576. Ey Hüseyin! Ey Mürebbi olan! Ezeli Günlerin çehresi, bu En Büyük Zindanından sana yönelerek, seni Tanrıya, insanlığın Sultânına yaklaştıracak şeyleri tebliğ ediyor. Ne kadar da mübarektir o öğretmen ki, çocukların talim ve terbiyesi için ayağa kalkar ve insanları Tanrının yollarına kılavuzlar. O’dur ihsan sahibi; O’dur en çok Sevilen...

(Arapça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

577. Tanrı’nın Ahd’i-Misâkına sadakat gösteren ve çocukların eğitimi ile meşgul olan öğretmen mukaddestir. Yüce Kalem, onun adına, En Kutsal Kitapta ifşa olunan mükafatı yazmıştır. Mukaddestir o, mukaddes!

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)
HZ.ABDÛ’L-BAHÂ’NIN YAZILARINDAN...

578. “Ey Tanrım, Ey ihtişamını insanların nurlu gerçekleri üzerine saçan. Göz alıcı bilgi ve kılavuzluk ışıklarını onlara dağıtan ve bütün yaratıklar arasından onları bu ilahi ihsan için seçen; her şeyi kuşatmalarına ve onların en içteki özlerini idrâk edip sırlarını açığa, karanlığın içinden görünür aleme çıkarmalarına sebep olan! ‘O gerçekten kendi Merhametini dilediğine gösterir.’[1]

Ey Tanrım, sevdiklerinin ilimleri, fen ve sanatları öğrenmesi ve bütün yaratıkların en içteki gerçeğinde saklı bulunan sırları ayân etmesi için Sen onlara yardımcı ol. Onları, varolmuş her şeyin kalbinde gömülü bulunan saklı hakikâtleri işitir kıl. Onları, bütün yaratıklar arasındaki kılavuz sancakları ve “ilk yaşam”[2] olan bu yaşamda, zihinlere nüfuz eden ışıklarını saça duran huzmeler hâline getir. Onları sana giden yolun öncüleri, Senin yolunun kılavuzları ve insanları Melekutuna yönelten koşucular eyle.

[1 Qur'an 3:67]
[2 Qur'an 56:62]

Sen gerçekten Güçlü, Koruyucu, Kudretli, Gözeten, Azametli ve En Cömert olansın.”

“Ey Tanrının Hizbi! Kıdem Sultanı, yaratılmış her şeye kendine özgü tekamülü, zâtına mahsus fazileti ve ona has mükemmelliği pâye vermiştir ki, her biri kendi merhâlesi dahilinde, insanlığın gerçek Mürebbisinin yüceliğine delâlet eden bir remiz olabilsin ve her biri, billurdan bir ayna gibi, Gerçeklik Güneşinin kerem ve azametini anlatabilsin.

Ve bütün yaratıklar arasından insanı seçti; ona en harikulade ihsanını bahşetti ve onun, Yüce Melekutunun lütuflarına erişmesini mümkün kıldı. İhsanların en değerlisi, Onun yanılmaz kılavuzluğuna ermektir ki, böylelikle insanın içteki gerçeği, bu kandili tutacak bir yuva gibi olabilsin. Ve bu ışıktan yayılan ihtişam, kalbin berrak aynasına vurduğunda, kalpteki saflık, ışık huzmelerinin evveliyâtından daha büyük bir güç ile saçılmasına ve insanların dimağında ve ruhlarında ihtişam içinde parıldamasına vesile olsun.

En büyük kılavuzluğa ermek, bilgi ve hikmete, Kutsal Sözlerin sırlarından haberdar olmaya bağlıdır. Bu sebepten ötürü, Tanrı sevgilileri, yaşlı ya da genç, erkek ya da kadın, her biri kendi yetenekleri kabilince, bilginin muhtelif dallarını öğrenme, Kutsal Kitapların gizemleri hususundaki anlayışları kadar ilahi delil ve burhanları muntazaman sıralamadaki becerilerini arttırma çabası içinde olmalıdırlar.

Mutluluk Yurdunda hakikaten en yüce bir makama erişmiş olan seçkin Sadru’l-Sudur, tebliğ toplantısının açılışını yaptı. Bu önemli kurumun temelini atan ilk mukaddes ruh o idi. Allah’a şükür ki, hayatı boyunca, bugün Tanrı’nın güçlü ve belagatlı savunucuları olan ve Kutsal Eşiğe çok yakın duranın hakikaten de saf ve ruhani soyundan gelen şakirtleri eğitti. Vefatından sonra, belli başlı mukaddes kişiler onun tebliğ işini devam ettirmek üzere adımlar attılar; O bundan haberdar olduğunda, bu Mahpus’un kalbi sevinçle doldu.”

Şimdi Tanrı dostlarını, bu zemin dahilindeki her gayreti gösterip ellerinden geleni yapmaya davet ediyorum. Bilgi dağarcıklarını genişletmek uğruna ne denli büyük bir çaba sarf ederlerse, erişecekleri netice o denli hayırlı, o denli tatmin edici olacaktır. İster yaşlı, ister genç, kadın veya erkek, bırakın Tanrı’nın sevdikleri kendi yetenekleri elverdiğince harekete geçsinler ve gündemdeki muhtelif ruhani, beşeri ve de sanata ilişkin bilgi dalını öğrenme gayreti içine girsinler. Her ne zaman bir toplantıda bir araya gelecek olsalar, sohbetlerinin konusu ilimler olsun ve o günün güncel bilgisini içersin.

Eğer böyle davranacak olurlarsa, yeryüzünü Beyânın Işık seline boğar, ve bu toz toprak dünyasını İhtişâm Saltanatının bahçeleri hâline getirirler.

(Arapça’dan tercüme edilmiş bir Levih’ten)

579. Ey gerçek dost! Tanrı okulunda ruhun derslerini oku; ve sonra, sevgi Öğretmeni’nden en içteki hakikât ve manaları öğren. Melekûtun sırlarını ara; ve Tanrının çağlayıp akan ihsanları ile lütuflarından söz aç.

Bilim ve fen öğrenimi, insanlık dünyasının en yüce onuruysa da, eğer bu insani ırmak en büyük Deniz’e bağlanıp Kıdem Sultânının feyzinden yararlanırsa, işte o zaman kendi yüksek değerini kazanacaktır. Böylece her öğretmen, sonsuz bir deniz ve her öğrenci bilim ve irfanın kaynağı olacaktır. O halde, eğer bilimin öğrenilmesi, Bilimlerin Maliki olan Cemâle giden yolu gösterirse, mükemmel bir hedef teşkil eder; fakat durum bundan farklı ise, tek bir damla dahi insanı feyzlerin bolluğundan yoksun kılabilir. Çünkü bilgi, beraberinde kibri ve gururu getirir; bilgi insanı yanılgıya ve Tanrıya kayıtsızlık haline sürükleyebilir.

Bugünün bilimleri, gerçeğe bağlanan birer köprüdürler; o halde, gerçeğe giden yolu göstermeyecek olurlarsa, meyvesiz birer hayalden öteye geçmeyeceklerdir. Biricik gerçek olan Tanrı’ya and olsun! Eğer bilim, En Aşikâr olana giden yolu açan bir vasıta değilse, apaçık bir hüsrandır.

Sen, muhtelif bilgi dallarını öğrenip yüzünü, En Aşikâr olanın Cemâlinden tarafa çevirmelisin ki, dünya insanları arasında kurtuluşun kılavuzluk nişânesi olasın; ve ayağını Işıklar Saltanatına atanların haberdar olduğu perdeler ardındaki saklı sırdan, o iyiden iyiye muhafaza edilmiş bulunan gizemden, alimlerin ve onlardaki hikmetin dahi müstağni bulunduğu bir anlayış zeminindeki merkez hâline gelebilesin.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler” par.72, sayfa 87)

580. İnsan, cisim aleminin son merhalesinde ve ruhani alemin başındadır. O noksan oluşun sonu ve kemâlin başlangıcıdır. O, karanlığın son merhalesinde ve aydınlığın başlangıcındadır. Bu sebepten insan makamı, gecenin sonu ve gündüzün başlangıcıdır, demişlerdir. Başka bir deyişle, insan, noksanlık mertebelerinin toplamıdır ve kemâl mertebelerini içinde taşıyan bir varlıktır. Onun hayvani yönleri olduğu gibi meleklere has bir yönü vardır. Ve bir eğitmenin amacı, insan ruhunu, ondaki meleklere has özelliklerin, hayvani yönlerini yenebileceği şekilde eğitmektir.

("Bazı Sorulara Cevaplar” sayfa 193)

581. ...insana, Tanrı’nın en büyük ayeti denilmiştir; yani insan Tekvin (yaradılış) kitabıdır. Çünkü kâinatın bütün sırları insandadır. Eğer gerçek mürebbinin elinde terbiye görür ise, cevherler cevheri olur; nurlar nuru, ruhlar ruhu olur; melekûti ışıkların doğuş yeri, rabbâni ilhamları aksedici olur; bilakis böyle bir terbiyeden mahrum kalırsa, şeytâni sıfatlara mazhar olur; hayvani rezaletlerin merkezi ve bütün karanlıkların kaynağı olur. İşte Nebilerin gönderilmesindeki hikmet budur; maksat, insanların terbiyesidir. Bu sayede bir taş kömürü elmasa dönüşür; ve meyvesiz bir ağaç aşı tutar ve en tatlı, en lezzetli meyveleri vermeye meyleder. İnsanoğlu, insanlık alemindeki en haysiyetli merhaleye erişince, kemâl mertebelerinde ilerlemeye başlar. Fakat bu ilerleme rütbe itibarıyla değil, kemâller itibarıyla gerçekleşir. Zirâ mertebeler nihâyet bulur; oysa Tanrı kemâlleri sonsuzdur.

("Bazı Sorulara Cevaplar” sayfa 194)

582. Tafsilatlı bir araştırma neticesinde görüleceği üzere, baskı ve adaletsizliğin, düzensizlik ve doğruluktan mahrum oluşun öncelikli sebebi, insanların dine karşı besledikleri inançsızlık ve eğitim eksikliğidir. Meselâ çoğunluğu dindar ve okumuş ve hattâ iyi bir eğitim almış insanların bulunduğu bir ortamda, karşılaşılan herhangi bir zorlukla mücadele etmek üzere mahalli yetkililere başvurulur; eğer bu merci adaletle muamele eylemez de insanların haklarını güvence altına almayacak olursa ve yerel hükümet İlâhi hoşnutluk ve sultânın adaletine muhalif bir gidişât sergilemekteyse, davalarını daha yüksek mahkemelere götürürler; ve orada, mahalli yönetimin ruhani yasadan sapmış olduğu açıklanır. Bunun üzerine bu mahkemeler, davanın mahalli düzeyde kaydedilmesini ister ve böylelikle adalet yerini bulur. Oysa bugün, insan nüfusunun büyük çoğunluğu eğitimden yoksun oluşu itibarıyla, ne istediklerini açıklıkla ifade edebilecek bir lisandan dahi mahrumdurlar.

("The Secret of Divine Civilization", 2nd ed

. (Wilmette: Bahá'í Publishing Trust, 1983), p. 18)

583. En öncelikli ve ivedi gereksinim, eğitimin teşvik edilmesidir. Herhangi bir ulusun, bu temel, bu en yüce meseleyi ilerletmeksizin muzaffer olup huzur bulması imkansızdır. İnsanlığı çöküşe sürükleyen en mühim etken cehalettir. İnsan kitleleri, ancak sıradan meseleleri kavrayabilecekleri bir hırkayı giymeye mecbur bırakılmışken, önemli sorunların çekirdeğini veya günün muğlak ihtiyaçlarını anlaması beklenemez.

("The Secret of Divine Civilization", p. 109)

584. Dikkatlice bakıldığında, eğitim ve medeni sanatların, bir hükümet ile ona bağlı bulunan insanlara refah, bağımsızlık, haysiyet ve özgürlük getirdiği görülebilir.

("The Secret of Divine Civilization", p. 111)

585. Fakat terbiye üç türlüdür: cismani terbiye, insani ve ruhani terbiye. Cismani terbiye, bedenin ilerleyip gelişmesi ile ilgilidir; onun yaşamını idame ettirip maddi bağlamdaki refahını temin hususundaki meselelerle ilgilenir. Bu nevi eğitim, hayvan ve insana mahsustur. İnsani terbiye, medeniyet ile gelişimi simgelemektedir. Başka bir deyişle, hükümet, yönetim, hayır işleri, ticaret, sanat, el sanatları, bilimler ve fevkalade keşif ve buluşlar, büyük emeklerle vücuda gelmiş kurumlar, hepsi de insanı hayvandan ayıran esaslı birer etkinliktirler.

İlahi eğitim ise Tanrı Saltanatına has olan eğitimdir; rahmani melekeler edinmek anlamına gelen bu eğitim, gerçek eğitimdir. Çünkü bu aşamada insan ilahi ihsanların odağı ve şu sözlerin beyanı haline gelir: “İnsanı kendi suret ve misalimiz üzere yapalım..” (1) İnsanlık aleminin hedefi budur.

[1 Cf Gen. 1:26]

Bize gerekli olan öğretmen, hem cismani hem insani, hem de ruhani olmalıdır; ve her bir durumda yetkesini kullanabilmelidir. Eğer ki bir kimse, “benim anlayış ve muhakeme gücüm mükemmeldir ve böylesi bir eğitmene ihtiyacım yoktur”, diyecek olsa, tıpkı bir çocuğun “benim eğitime ihtiyacım yoktur; ben kendi anlayış ve aklıma göre davranarak var oluşun mükemmelliklerine ulaşabilirim.” yahut gözleri görmeyen bir insanın “benim görmeye ihtiyacım yok, çünkü birçok başka insan da görmeyerek var olmayı başarıyor” demesi gibi, aşikâr olanı inkâra kalkışmış olur.

O halde, insanoğlunun bir eğitmene gereksinim duyduğu apaçık ortadadır. Ve bu eğitmen, her yönüyle, sorgusuz suâlsiz mükemmele en yakın bir kimse olup başkaları arasından farklılığı ile seçilebilir olmalıdır. Aksi hâlde, eğer insanlığın geneline benzeyecek olursa, onların eğitmeni konumunda bulunamayacaktır. Çünkü o, diğerlerinin maddi, manevi ve de insani bağlamdaki eğitmeni olacaksa, onlara meselelerini düzenleyip yoluna koymayı, işbirliği ve karşılıklı yardımlaşmayı beraberinde getirecek sosyal bir düzenek kurmayı ve böylelikle, ortaya çıkabilecek her türlü duruma karşı hazırlıklı olabilmeyi öğretecektir. Bu eğitmen, aynı şekilde insani terbiyeyi tesis etmeli, akıl ve fikirleri öyle bir terbiye etmelidir ki, büyük ilerlemeler kabil olmalı; bu sayede ilim ve maarifin çerçevesi genişlemeli; eşyanın hakikati meydana çıkmalı; kainat sırlarının keşfine imkân hasıl olmalı; varlıklardaki özellikler açığa çıkmalı; öğretim, buluş ve kuruluş sahalarında, günden güne ilerlemeler kaydedilmeli ve duyuların algılayabildikleri doğrultusunda akli neticelere varılmalı.

Mürebbi, aynı zamanda ruhani bir terbiye vermelidir ki, bu sayede akıl ve idrak tabiat üstü aleme yol bulabilsin; Ruh’ûl-kuds’ün mukaddes rayihalarını koklasın ve Mele’i-Alâ ile irtibat peydâ edebilsin. Mürebbi, insan hakikâtini öyle bir terbiye etmelidir ki, ilâhi tezahürlerin odağı haline gelsin; tâ ki Tanrı isim ve sıfatları insan hakikâtinin aynasında tüm ihtişamı ile parlasın ve “insanı kendi suret ve misalimiz üzere yaratalım.” (1) ayeti tahakkuk eylesin.

[1 Cf Gen. 1:26]
("Bazı Sorulara Cevaplar” sayfa 8)

586. Kimileri var ki, içsel bir insani haysiyet duyusunun onu şeytani ameller işlemekten alıkoyacağını ve hem maddi hem manevi bağlamdaki kemaline sebep olacağını kesinlikle bilir. Başka bir deyişle, doğal bir zekâ, yüksek bir idrâk ve kesintisiz bir gayret ile donanmış bulunan her birey, şeytâni bir davranışın neticesi olabilecek ciddi boyuttaki mücazatları yahut dürüstlüğünün karşılığı olabilecek muhteşem mükafatları düşünmeksizin hareket ederken, insan kardeşini incitmekten içgüdüsel olarak uzak duracak ve hayır işlemek uğruna aç da kalacak susuz da... Buna karşın, tarihteki derslere baktığımızda, bu haysiyet ve onur duygusunun, Tanrı Peygamberlerinin öğretileri ile gelen bir lütuf olduğunu açıklıkla görebiliyoruz. Bir çocuğun içinde, saldırganlık ve kural tanımazlığın izlerine rastlayabiliriz; ola ki bir çocuk öğretmenin terbiyesinden mahrum bırakılsa, ondaki yakışık almaz nitelikler an be an çoğalacaktır. O halde, doğal olan insani haysiyet ve onur duygusunun, eğitimin bir neticesi olduğu açıklığa kavuştu. İçsel zekâ ile içten gelen bir ahlak anlayışının kişiyi hata yapmaktan alıkoyacağı durumlar ve böylesi insanlar, filozofların mihenk taşı kadar enderdirler. Bu durumu yalnızca sözlerle takdir edebilmek biraz güç olduğundan ötürü, hadiselere değinmek gerekecek. Bakalım, yaradılıştaki hangi kuvvet, kitleleri doğru amaç ve amellere yöneltmektedir! Eğer o nadir kimse, Tanrı korkusunu vücuda getiren bir emsal olabilirse, işte o vakit, doğruluk yolundaki gayretleri kuvvetli bir şekilde desteklenecektir.

("The Secret of Divine Civilization", pp. 97-8)

587. İnsanoğulları arasındaki farklılıklara ve kimi şahısların diğerlerine göre üstün ya da aşağı olması ile ilgili hususlara gelince, düşünürlerin iki değişik görüşünden söz edebiliriz: kimileri, bazı bireylerdeki üstün hassaların doğuştan mevcut bulunduğuna ve dolayısıyla da tabiatın bir zarureti olduğuna inanmışlardır. Onlara göre, türler arasındaki farklılıklar ırsidirler. Meselâ, doğada farklı ağaç türleri vardır; hayvanlar, farklı yaradılış özellikleri ile donanmış, mineraller dahi kendi aralarında farklılıklarla ortaya çıkmışlardır. Bir yanınızda taşlarla dolu bir ocak, öte yanınızda şeffaf ve kırmızı yakutlarla dolu bir maden.... ve içinde bir incisi bulunan bir midye.... ve bir parça toprak...

Diğer bir kısım filozof ise, şahıslar arasındaki farklılık ile akıl ve yetenekler arasındaki farklı mertebelerin eğitimden kaynaklandığı görüşünde birleşir. Çünkü terbiye edildiği takdirde, çarpık bir ağaç dalı düzelip büyümeye meyledebilir; ve çöldeki çıplak bir ağaç ehil hale gelebilir; aşılanıp, ilk aşamada acımsı olup zaman içinde tatlılaşan meyveler vermesi sağlanabilir. Yine ilk aşamada küçük meyveler verse dahi, zaman içinde büyür ve lezzet dolu meyveler taşımaya başlar.

Bu ikinci düşünceyi savunanların ortaya getirdiği en güçlü delil, Afrika’daki kabilelerin genellikle cahil ve vahşi olmalarına karşın, Amerika’daki medeni insanların genellikle bilgili ve anlayışlı oluşlarıyla ilgilidir. Buradan hareketle, eğitimin bu iki insan toplumu arasındaki farklılığı yarattığı neticesine varırlar. İşte, filozofların savunduğu görüşler bunlardır.

Oysa Tanrı Mazharları, ispatlanabilir ve tartışma götürmez biçimde, bu farklılıkların doğuştan mevcut bulunduğunu ve, “Biz, aranızdan bazılarının diğerlerinden üstün olmasına sebebiyet verdik” (1) ayetinin, kanıtlanmış ve kaçınılmaz bir hakikat olduğunu teyit ederler. İnsanoğullarının, doğaları gereği birbirlerinden farklı oldukları muhakkaktır. Aynı ana babadan doğmuş, aynı okula gidip aynı eğitimi almış, aynı gıdalarla beslenmiş bir grup çocuğa bakınız; kimi iyi bir eğitim seviyesine ulaşıp ileri derecede gelişirken, kimi orta derecede gelişir, kimiyse terbiye edilemez olduğunu ortaya koyar. Öyleyse, şahıslar arasındaki nispetsizliğin, içsel olan mertebelerin farklılığından ileri geldiği açıklığa kavuştu.

[1 Qur'an 17:22]

Buna karşın, Zuhurlar, eğitim ve terbiyenin olağanüstü tesirleri bulunduğuna da değinirler. Meselâ bir çocuk okul eğitiminden mahrum bırakılırsa, cahil kalacağı şüphesizdir; ve onun bilgisi, ancak kendi kendine keşfedebildikleri ile sınırlı olacaktır. Oysa ehil bir öğretmene götürüldüğü vakit, bilim ve sanatları öğrenecek, binlerce insanın yapmış bulunduğu keşiflerden haberdar olacaktır. Bundan ötürüdür ki eğitim, doğru yoldan sapmış olanların kılavuzudur; onun sayesinde, görmeyen gözler görmeye başlar, ahmaklar muhakeme gücü ile donanır ve kısır olanlar muhteşem hasatlar vermeye başlar; onun sayesinde, dilsizler konuşmaya meyleder ve yalancı tan vakti, yerini gerçek olan sabah ışığına bırakır; onun sayesinde, çelimsiz bir tohum heybetli bir palmiye haline gelir ve firar etmiş bir köle, hükümran bir kral olup çıkar.

Öyleyse, eğitimin tesirleri olduğu kesinlik kazandı; bu sebepten dolayı, Tanrı Merhametinin Baharları olan Zuhurlar, bu dünyada büyür ve ilahi nefesler vasıtasıyla insan ırkını eğitirler; ve süt emen çocukları, güçlü, cesur birer yetişkin haline getirirler. Onlardan ötürü, yeryüzünün sürgünleri Cennetin himayesindeki birer dost olur ve nasipsizler kendilerine düşen payeye kavuşurlar.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

588. Suâl: İnsanlar arasında ahlâk kaç kısımdır? Başkalık ve ayrılık nereden ileri gelir?

Cevap: Fıtrî ahlak, ırsî ahlâk ve terbiyeden ileri gelen ahlâk.

Fıtrî ahlâk: gerçi mukaddes yaradılışta şer yoktur, her şey iyidir; fakat insanın doğuştan, ahlâkında derece farkı vardır. Doğuştan olan ahlâk, her derecesi iyi olmakla beraber, mertebesine bağlı bulunan güzel ve daha güzel nispî nitelemesine tabidirler. İnsan nevinden olan her fertte idrak ve istidât bulunmakla beraber, idrâk, istidât ve kabiliyetçe farklılıklar gösterir; bu açık bir şeydir.

Bir ailenin birkaç çocuğunu ele alınız; aynı ortamda, aynı okulda, aynı öğretmenin terbiyesi ile eğitildiklerini, aynı gıdalarla beslenip aynı iklime maruz kaldıklarını ve aynı giysileri giyip aynı dersleri çalıştıklarını düşünün... bu çocuklardan bazısının ilimler hususunda maharet kazanacağı muhakkaktır; bazısı orta dereceden öteye geçemezken, bazısı geri kalacaktır. Demek ki, yaradılış itibarı ile derece farkı mevcuttur. Kabiliyet derece derecedir; istidât başka başkadır. Fakat aradaki bu fark, iyi ve kötü farkı değil, derece farkıdır. Birisi yüksek derece, birisi orta derece, birisi aşağı derece almıştır. Meselâ insanın da mevcudiyeti vardır, hayvan, nebat ve mineralin de mevcudiyeti vardır. Bu dört varoluş arasındaki derece farklıdır. İnsanın yaradılışı ile hayvanın yaradılışı arasında ne kadar da büyük bir farklılık vardır; oysa ikisi de birer varlıktır; o halde yaradılışta farklı varoluş mertebeleri bulunduğu aşikârdır.

Irsî ahlâk: Bu, sağlık durumundan ileri gelir; yani ebeveynin mizacı zayıf olur ise, çocuklar da öyle olur. Yok eğer ana baba dinç olurlarsa çocuklar da cesur olur. Kan temizliğinin de bunda önemi vardır. Çünkü iyi nutfe, nebat ve hayvanda da mevcut olan alâ cins gibidir. Meselâ bakınız: cılız ve hastalıklı ana babadan doğan çocuklar, tabiatıyla cılız, sinirli, sabırsız, tahammülsüz, sebatsız, himmetsiz ve aceleci olurlar. Ebeveynin zayıflığı ve gevşekliği çocuklara miras kalır. Bundan başka, bazı soy ve hanedanlar, Tanrı’nın hususi bir mevhibesine naildirler. Meselâ İbrahim soyu, öyle bir Tanrı vergisine nail olmuştur. Bütün İsrail peygamberleri Onun soyundandır. Tanrı bu bağışı o sülâleye inayet buyurmuştur. Hazreti Musa, baba ve ana tarafından Hazreti Mesih ana tarafından, Hazreti Muhammet ile Hazreti Alâ ve bütün İsrail Nebileri olan Mukaddes Tanrı Mazharları o soydandır. (Cemâli Mübârek de İbrahim soyundandır. Çünkü Hz.İbrahim’in İsmail ve İshak’tan başka oğulları da vardı ki, bunlar o zaman İran ve Afganistan taraflarına göçmüşlerdir. Cemâli Mübârek de o sülâledendir.) Böylece anlaşıldı ki, soydan geçme ahlâk da vardır; hattâ, eğer ahlâk uymaz ise bir aile ferdi cisimce o soydan da olsa, ruhça o soydan sayılmaz. Meselâ Kenan, Nuh soyundan sayılmaz.

[1 Bahá'u'lláh]
[2 Cf. Genesis 9:25]

Terbiyeden ileri gelen ahlâk: bu nevi terbiyeden ileri gelen fark çok büyüktür. Çünkü terbiyenin tesiri oldukça güçlüdür. Terbiye sayesinde cahil olan bilgili olur; korkak yiğitleşir, eğri dal bakım ile doğrulur; buruk ve acımtrak yabani meyve terbiye sayesinde tatlı ve lezzetli olur; beş yapraklı gül, terbiye sayesinde yüz yapraklı olur; vahşi bir ümmet terbiye sayesinde medenileşir; hayvan bile terbiye sayesinde gidiş ve davranış öğrenir. Terbiyeye olağanüstü ehemmiyet verilmeli; zirâ bu maddi alemde hastalık nasıl bulaşıcı ise, ahlak da öylece ruhlara ve kalplere şiddetle bulaşır. Terbiyenin evrensel tesiri vardır ki, ondan doğan farklılıklar çok büyüktür.

Bir kimse, insanlardaki kabiliyet ve yetenek farklılığının şahsiyet farklılığına yol açması gerektiğini söyleyebilir. (1)

(1 - Dolayısıyla insanları şahsiyetlerinden ötürü kınayamayız.)

Fakat bu böyle değildir, çünkü istidât, fıtrî yetenek ve edinilen yetenek olmak üzere iki türlüdür. Doğuştan olan ve Tanrı tarafından yaratılmış bulunan fıtrî istidât safi iyiliktir; çünkü Tanrı’nın yaradılışında şer yoktur. Şer olanı meydana getirense edinilen yetenektir. Meselâ, yüce Tanrı bütün insanları bal ve şekerden faydalanıp zehirden zarar görerek ölecek bir yapı ve kabiliyet üzere yaratmıştır. Bu, Allâh’ın insan cinsine eşit olarak verdiği fıtrî bir yetenektir. Fakat insan yavaş yavaş zehir kullanmaya başlar; her gün bir parça zehir yer; miktarı azar azar arttırır ve nihayet, günde bir dirhem afyon içmedikçe çıldırıp ölecek hale gelir. Bu suretle, fıtrî yetenek büsbütün değişir. Bakınız: doğuştan olan kabiliyet, yetenek ve alışkanlık, insana verilen farklı terbiyeden ötürü nasıl da başkalaşıyor ve aksi neticeler vermeye meylediyor. Huysuz bir insanın eleştirilmesi, kendisinde bulunan içsel yetenek ve doğa ile ilintili değildir; daha ziyade edinmiş olduğu yetenek ve doğa ile ilgilidir.

Yaradılışta şer yoktur; her şey hayır üzeredir. Kimi insanların içindeki kimi nitelik ve vasıflar, görünüşte eleştirilesi bir öz sergilemekteyse de, gerçekte durum bundan farklıdır. Meselâ yaşamının başlangıç yıllarında çocuğun bir şeylere tamah ettiğini, kızgınlık ve öfkeye kapıldığını görürüz. Bu evrede, insanoğlu addettiğimiz varlığın doğasında iyi ile kötü bir aradadır, diyebiliriz. Oysa bu, doğa âlemi ile varlık âlemindeki mevcut saflık ve iyiliğin aksini iddiâ eden bir çelişki doğurur. O hâlde, bir şeyin daha fazlasını istemek anlamına gelen tamah duygusu, doğru biçimde yaşama aktarıldığı vakit, övgüye lâyık bir vasıf hâline gelir, dersek eğer, bu çelişkiye açıklık kazandırmış oluruz. Öyleyse bir insan, ilim ve bilgi edinmeye tamah eder veyahut şefkâtli, cömert ve adaletli olmak için hırslanırsa, bu gerçekten de övgüye lâyıktır; yok, eğer bu vasıflarını doğru bir yola vakfetmeyecek olursa, yerilesi nitelikler taşıdığını söylemekte bir beis yoktur.

("Bazı Sorulara Cevaplar", sayfa 177-179)

589. Bugün yürürlükte olan maddi uygarlık ile Adalet Evi sayesinde meydana gelecek olan Tanrısal Uygarlık arasındaki farka gelince: maddi uygarlıkta insanların suç işlemeleri, ceza ve kısas yasaları uyarınca önlenir; işte bu sebepten, sizlerin de gözlemleyeceği gibi cezalandırma ve acı çektirme yasaları çoğalırken, insanı mükafatlandıracak hiçbir yasadan söz edilmez. Avrupa ve Amerika’nın tüm şehirlerinde, suçluların barınacağı olağanüstü büyük hapishaneler inşa edilmiştir.

Oysa Tanrısal Uygarlık, toplumun her bireyini öylesine eğitir ki, ihmâlkar olan birkaç kişi hariç hiç kimse suç işleme girişiminde bulunmaz. O halde, insanları cezalandırma ve kısas gibi önlemlere başvurmak suretiyle suç işlemekten alıkoymakla, onları, herhangi bir ceza, öç yahut kısas korkusu duymaksızın tüm suçlardan kaçınır bir duruma getirmek üzere eğitip aydınlatmak ve ruhanileştirmek arasında fevkalade farklılık vardır. Onlar gerçekten de, her nevi suç girişimini olağanüstü haysiyetsizlik olarak niteleyecek ve suç işlemenin kendisini cezaların en dehşetlisi olarak kabul edeceklerdir. Onlar, insani erdemlere aşık olacak ve yaşamlarını, dünyaya ışık getirecek ve Tanrı Eşiğinde makbul olan vasıfların ilerlemesine yol açacak vesileler uğruna fedâ edecekler.

Öyleyse, maddi uygarlık ile Tanrısal Uygarlık arasında ne kadar büyük bir farklılık olduğunu görüyorsunuz. Maddi uygarlık, insanları zor kullanıp cezalandırarak fenalık yapmaktan, topluma hasar vermekten ve de suç işlemekten alıkoyma çabası içerisindedir. Halbuki ilâhi bir uygarlıkta birey, ceza korkusu duymaksızın her türlü suç girişiminden kaçınma hali içinde yaşar ve suç işlemenin kendisini cefaların en elzem olanı kabul ederek, kendisini şevk ve neşe içinde insanlığın erdemlerini kazanma, insanlığı ilerletme ve dünyaya ışık saçma yoluna adayacaktır.

("Hz. Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler” par.105, sayfa 104-105)

590. Çocukların eğitimi, Tanrısal İnancın Eminleri arasında yer alır; ve tüm ilâhi öğretilerde sözü geçen en mühim ilkelerden biridir. Dolayısıyla, anneler çocuklarını ilk yıllarından itibaren iyi ahlak beşiğinde beslemelidirler; onlar ki çocukların ilk öğretmenidir ve ergenlik çağına erdiklerinde tüm erdemlerle ve takdire şayan vasıflarla donanmış olmalarına sebeptirler.

İlahi hüküm uyarınca, her çocuk okuma ve yazmayı öğrenmek durumundadır; faydalı ve ihtiyaca yanıt veren bilgi dallarının yanı sıra bir sanat yahut marifet konusunda eğitim görmelidir. Bu hususlara olağanüstü önem atfedilmeli; zirâ bu husustaki bir ihmalkarlık yahut

yanlışlığa müsaade edilmemiştir.

İnsanoğullarını karşılamayı bekleyen ceza evleri, işkence yerleri ve mahrumiyet mekanları ne kadar da çoktur; her biri de dehşetli suçların işlenmesine mani olmak maksadıyla tesis edilmiş ve bu uğurda mücazatı çare olarak kullanmıştır. Halbuki azarlama ve cezalandırma, ahlaksızlığı artırıcı tesirlere yol açtığı gibi arzu edilen hedefe ulaşılmasını güçleştirir.

İşte bu sebepten birey, çocukluğundan itibaren öyle bir terbiye edilmelidir ki, gördüğü terbiye sayesinde hiçbir vakit suç işleme teşebbüsünde dahi bulunmamalıdır; ve güçlerini daha ziyade erdemleri kazanma yoluna vakfederek, şerli olan bir ameli tüm cefaların en şiddetlisi ve günahkar bir davranışı hapis cezasından çok daha ıstıraplı bir yaklaşım olarak kabul etmelidir. Bireyi bu şekilde terbiye etmek kabil olduğuna göre, suç işleme teşebbüsü tamamıyla bertaraf edilemese dahi, fevkâlade ender rastlanır bir mesele haline gelecektir.

İnsan şahsiyetini terbiye etmek, Tanrı’nın en ehemmiyetli hükümlerinden biridir. Ve böylesi bir eğitimin tesiri, tıpkı güneşin ağaçlar ve meyveler üzerindeki tesiri gibidir. Çocuklar, olağanüstü bir itinâ ile gözetilmeli, korunup eğitilmelidirler. İşte hakiki ebeveynlik ve ebeveyne mahsus şefkat, bu hususların ardında gizlenir.

Aksi halde çocuklar, yabani ayrık otları gibi büyüyecek ve lanetlenmiş Cehennem Ağacı (1) haline gelirken ne doğruyu yanlıştan ne de en ulvi insan vasıflarını aşağı ve menfur olandan ayırmak kabiliyetlerini kazanamayacaklar; beyhude bir gurur içinde büyüye dururken, Bağışlayıcı olan Sultan’ın hoşnutsuzluğu ile karşılaşacaklardır. [1 The Zaqqum, Qur'an 37:60, 44:43]

Bundan dolayıdır ki, Semavi sevgi bahçesine henüz doğmuş bulunan her çocuk, olağanüstü bir terbiye ve bakım ihtiyacı içerisindedir.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

591. Günahların kökeninde yatan temel sebep cehalettir; bu sebepten bizlerin anlayış ve bilgi vasıtalarına sıkı sıkıya sarılmamız gerekmektedir. İyi bir şahsiyet kazanmayı öğretmeli, ışığı dört bir yana saçmalıyız ki, herkes insanlık okulunda ruhun semavi huylarıyla bezensin ve bozuk ahlak ile kötü huy kadar dehşetli bir cehennem, bundan daha yakıcı bir uçurum olamayacağını kesinlikle anlasın; ve lanetlenmeyi hak edecek vasıflardan daha karanlık, daha menfur bir hendek bulunamayacağını bilsin.

Bireyler öyle bir eğitim seviyesine yükseltilmelidir ki, yalan söylemektense boğazlarının kesilmesini yeğlemeli, öfkelenip iftira atmaktansa bir kılıç yahut ok yarası almanın daha kolay olacağını düşünmelidirler.

Böylelikle insanî haysiyet ve onurun meşalesi tutuşup da şehvet dolu arzuların harmanını yakıp yok edecektir. O vakit, Tanrı dostlarından her birinin yüzü, tıpkı ışıl ışıl parlayan bir ay misali ruhun vasıflarını aksettirecek, Tanrı Eşiği ile ilişkisi bir hayâl değil, sahih ve gerçek olacak ve yapının dış yüzeyindeki bir süsten ziyade onun temeli haline gelecek.

Bundan dolayı çocukların okulları, fevkâlade düzenli ve disiplinli yerler olmalı; öğretilenler tafsilatlı olup şahsiyetin düzeltilmesi ve incelik kazanması için gereken ön hazırlıklar yapılmalıdır ki, ilâhi temeller en erken yaşlarından itibaren çocukların özüne işlesin ve kutsiyet yapısı inşa edilsin.

Şunu bilmelisiniz ki; terbiye, şahsiyetin düzeltilip incelik kazanması, çocuğun cesaretlendirilip teşvik edilmesi, en önemli hususlar arasındadır; zirâ bunlar, Tanrı’nın esaslı ilkelerinden sayılırlar.

O halde, Tanrı’nın rızası ile bu ruhani okullardan aydınlanmış çocuklar çıksın; her biri insanlığın en güzel faziletleri ile süslenip ışıklarını yalnızca İran’a değil tüm dünyaya saçsınlar.

Ergenlik çağı geride kaldıktan sonra bir kimseye bir şeyler öğretmek, onun şahsiyetini saflaştırmak olağanüstü güçtür. Tecrübelerin de ortaya koyduğu gibi, yetişkin bir insanın kimi eğilimlerini değiştirmek üzere harcanan tüm çabalar sonuçsuz kalmaktadır. Belki bugün için bir nebze olsun ilerleme kaydetse dahi, aradan birkaç gün geçmeden onları unutup yeniden alıştığı duruma geri dönmektedir. İşte bu nedenle, sağlam temeller çocukluk çağlarında atılmalı; dal henüz yeşil ve körpe iken kolaylıkla doğrulup düzelecektir.

Demek istediğimiz şudur ki, ruhun vasıfları, esas olan ilâhi temellerdir ve insanın hakiki doğasını süslemektedirler. Bilgi ise insanlığın gelişimine yol açan sebeptir. Tanrı sevgilileri bu hususa olağanüstü önem atfetmeli ve onu şevk ile, kararlılık ile ilerletme gayretini göstermelidirler.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler” par.111, sayfa 107-108)

592. Eğitmenler olmasaydı bütün ruhlar yabani kalırdı; öğretmen olmasaydı çocuklar cahil yaratıklar haline gelirdi.

Bundan dolayı bu yepyeni devirde, eğitim ve öğretim Tanrı Kitábında gönüllü bir amel olarak değil zaruri bir amel olarak kayda geçmiştir. Başka bir deyişle, kız ve erkek çocuklarını eğitmek, onları bilgi sinesinde beslemek ve ilimler ile sanatların kucağında büyütmek her ana babaya farz kılınmış bir vazifedir. Bu meseleyi ihmal edecek olurlarsa, haşin Rabbın huzurunda bundan sorumlu tutulmalı ve kınanmaya layık kabul edilmelidirler.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler” par.98, sayfa 100)

593. Hz. Bahâ’u’llâh’ın öğretileri arasında, eğitimin teşvik edilmesi hususu bulunmaktadır. Tüm çocuklar, gerekli olduğu nispette ilimlerle ilgili bir eğitim görmelidir. Eğer ki ebeveyni çocuğunun eğitim masraflarını karşılayabilecek durumdaysa ne alâ; yok eğer değilse de toplum bu çocuğun eğitimi için gerekli olan vasıtaları temin etmelidir.

(Hz.Abdu'l-Bahá tarafından yazılmış bir mektuptan(Aralık 17,1919

)aynı zamanda Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler,

par. 227’de sözü edilmektedir )

594. Kimi temel direkler vardır ki, onlar Tanrı Dininin sarsılmaz dayanakları olarak tesis edilmişlerdir. Bunlardan en kudretli olanı öğrenimdir; aklın kullanılması ve de bilincin yanı sıra, evrenin hakikatleri ile Kudretli Tanrının saklı bulunan gizemleri hakkındaki iç görünün açılıma uğramasıdır.

O halde bilgiyi teşvik etmek, Tanrı dostlarından her birine indirilmiş bulunan kaçınılmaz bir vazifedir. Tanrısal bir kuruluş olan o Ruhani Mahfil, çocukları eğitmek maksadıyla her çabayı göstermeli ve onların küçük yaşlarından başlayarak Bahâi davranışları ile Tanrısal yolları öğrenmelerine öncülük etmelidir ki, onlar, tıpkı birer fidan misali, Cemâli Mübârek’in öğüt ve nasihatlerinin usulca akan sularıyla ilerleyip kemale erebilsinler. Öyleyse yüreğiniz ve ruhunuzla çalışınız; bu çabanın ilerleyebilmesi için dillerinizi çözüp himayenizdeki her şeyi feda edin ki, Aşkabat Okulu hem disiplin hem de düzen açısından ilerleme kaydedebilsin. (1)

(1- Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler” (Yeniden derlenmiş baskısı,

Hayfa Bahâi Dünya Merkezi 1982- par.97-sayfa 99)
(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

595. Çocuklar konusunda yazmıştın; ilk andan itibaren çocuklara ilahi bir eğitim verilmeli ve onlara daima Tanrı’yı anımsamaları gerektiği hatırlatılmalıdır. Müsaade edin Tanrı sevgisi onların en içteki varlıklarına annelerinin sütüne karışmış bir halde nüfuz edebilsin.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler” par.99, sayfa 100)

596. Benim arzum, bu çocukların Bahâi eğitiminden geçerek hem bu dünyada hem de Melekût aleminde ilerleyebilmeleri ve senin yüreğine sevinç bahşetmeleridir.

Gelecekte, genel ahlak azami nispette bozulmaya uğrayacaktır. Çocukların bu dünya kadar öte alemde mutluluğu bulabilmesi için Bahâi terbiyesi almaları esastır; aksi halde üzüntü ve sıkıntılara maruz kalacaklardır. Çünkü insanın mutluluğu, ruhani davranış zemini üzerine tesis edilmiştir.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler” par.100, sayfa 100)

597. Çocuk eğitimi, fevkalade önem arz eden bir meseledir. Bir çocuk, henüz süt emmeye başladığı andan itibaren Bahâi terbiyesi almalı ve Hz.İsa ile Hz. Bahâ’u’llâh’ın sevgi dolu ruhu onun içine üflenmelidir; ki böylelikle İncil ile En Kutsal Kitaptaki hakikatlerle ahenk içinde büyüyebilsin.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
598. Ey sen, Tanrı Saltanatına baka duran kimse!

Mektubun ulaştı ve senin, inanırların çocuklarını eğitmekle meşgul olduğun, bu hassas küçük varlıkların Saklı Sözler ile duaları ve de bir Bahâi olmanın manasını öğrendikleri aşikar oldu.

Çocukların terbiyesi, İhtişamı her yanı sarmış bulunan Mevlânın çiçek tarlalarındaki genç fidanları gözeten sevgi dolu bir bahçıvanın yaptığı işe benzer. Özellikle de Bahâi naslarının ve Bahâi davranışlarının talimi hususunda arzu edilen neticelerin alınacağına hiçbir şüphe yoktur; çünkü küçük çocuklar, yüreklerinde ve ruhlarında “Bahâi” kelimesinin yalnızca bir isimden ibaret olmayıp bir hakikat olduğunun ayrımına varmalıdırlar. Her çocuk ruhani meselelerle ilgili bir eğitim görmelidir ki, tüm erdemleri vücuda getiren bir emsal ve Tanrı Emrinin ihtişamlı bir kaynağı haline gelebilsin. Aksi takdirde, salt bir “Bahâi” kelimesi hiçbir meyve hasıl etmeyeceği gibi, hiçbir neticeyi de beraberinde getirmeyecektir.

O halde kendi kabiliyetin elverdiği nispette gayret edip bu çocuklara, bir Bahâi’nin, bütün mükemmellikleri vücuda getiren bir kimse olduğunu anlatmalısın; onun, tıpkı bir mum misâli parlayıp ışıması gerektiğini bilsinler; yoksa karanlıklar içindeki bir karanlık olup Bahâi ismini taşımanın bir anlamı yoktur.

Sen bu okula “Bahâi Pazar Okulu” ismini vermelisin.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

599. Daha evvelden, çocukların inanç, eminlik, ilim, ruhani bilgi ve Semavi Saltanata yönelip yakarmak yolundaki eğitimlerine dair etraflı bir mektup göndermiştik.

Bu hedefle ilgili olarak, elinizden gelen tüm gayreti göstereceğiniz şüphesizdir.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

600. Çocukların eğitimi ile ilgili sualine gelince: onları Tanrı sevgisinin sinesinde besleyip ruhun meselelerine yöneltmelisin ki, böylelikle yüzlerini Allâh’a dönebilsinler. Onlara iyi davranışlar ile güzel bir ahlakın yolunu öğretmelisin ki, insanlığın övgüye layık vasıflarını ve tüm erdemlerini kendilerine mâl edebilsinler; ilimin muhtelif dallarında yoğun bir bilgiye kavuşup daha yaşamlarının ilk yıllarından itibaren ruhani birer varlık olabilsinler; Melekût’un sakinleri arasına girip kutsiyetin tatlı nefesleri ile kendilerinden geçsinler; dini, ruhani ve Semavi Saltanat’a dair bir eğitim alsınlar. Gerçekten de Tanrıya yalvararak, onların bu uğurda memnunluk verici bir netice almaları için duâ edeceğim.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler” par.122, sayfa 112)

601. Muhtelif bilgi dallarının yanı sıra gerçek anlayışa ulaşmak üzere elinizden gelen tüm gayreti gösteriniz. Hem maddi hem manevi kemallere ermek maksadıyla, bedeninizdeki her hücreyi harekete geçirin. Çocukları teşvik edin ki, erken yaşlarından itibaren her türlü ilim alanında kendilerini yetiştirip sanatın tüm dallarında maharet kazanabilsinler. Tanrı’nın bağışlayıcı lütufları ile her birinin yüreği, tıpkı evrenin sırlarını açığa vuran bir ayna olup her şeyin en içteki hakikatine nüfuz etsin; ve her biri ismini, ilim, fen ve sanatın tüm dallarında dünyaya duyurabilsin.

Kesinlikle, çocukların eğitimi hususunu ihmal etmemelisiniz; kesinlikle. Onları öyle bir yetiştirmelisiniz ki, ruhani vasıflarla donanmalılar ve Rabbın lütufları ile ihsanlarından emin olmalılar.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

602. Ey İlâhi Eşikteki iki hizmetkâr! Çocukların eğitimine yönelik toplantılar düzenlediğinizi öğrenmek, bize büyük bir mutluluk ve canlılık bahşetti. Bu toplantılar adına faaliyet gösteren herkes, ister çocukların öğretmeni olarak katılsın isterse de destekleyici bir kuvvet olarak katkıda bulunsun, görünmez Alemin teyitleriyle karşılaşacak ve çevresini hudutsuz ihsanlar saracaktır.

Bu olağanüstü övgüye değer çabayı desteklerken, muhteşem bir sevinç duyuyor ve mükafatını fazlasıyla görebilmenizi umut ediyoruz.

Merhameti her yanı Sarmış Bulunan Mevlânın katî ve de kesin teyitlerini bekleye durunuz.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

603. Ey Tanrı’nın iki sevgili cariyesi! İnsanın dili neyi ikrar etmekteyse, onu amelleri vasıtasıyla ispat etmelidir. Eğer bir kimse mümin olduğunu ileri sürmekteyse, o zaman Ebhâ Saltanatının hükümlerine uygun davranışlar sergilemelidir.

Tanrı’ya hamd olsun ki siz ikiniz sözlerinizin gerçekliğini amellerinizle ortaya koydunuz ve Rabbınız Allâh’ın teyitlerini kazandınız. Her günün ilk ışıklarıyla birlikte Bahâi çocuklarını bir araya getiriyor, onlara ilahiler ve dualar öğretiyorsunuz. Bu, fevkâlade takdire lâyık bir faaliyettir ki, her sabah yüzlerini Saltanata çevirip Mevlâyı zikretmeleri ve Onun İsmine senâlar edip en güzel sesleri ile makamlı duâ okumaları çocukların yüreğine sevinç getirir.

(Compilations, The Compilation of Compilations vol. I, p. 268 )

Bu çocuklar tıpkı genç birer fidana benzerler; onlara duâlar öğretmekse, üzerlerine yağmurlar yağdırmak gibidir; onlar bu sayede usulca büyüyüp canlanırken, Tanrı sevgisinin yelleri üzerlerine eser ve onları sevinçten titreyecek hale getirir.

Kutsanmışlık bekliyor sizleri ve de güzel bir sığınak.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler” par.115, sayfa 109)
604. Ey Ahd’i Misâk’a sadakat gösteren!

Mektubun ulaştı ve büyük bir sevince yol açtı; çünkü sözlerinden anlaşıldığı üzere, Allâh’a şükürler olsun ki Ebhâ Cennetinin gençleri, semavi ihsan bulutlarından yağa duran sağanaklarla yeşermekte, semâvi kılavuzluğun Nisan yağmurlarıyla büyüyüp serpilmekte ve gün be gün aşama kaydetmekte.

Onlardan her birinin, birer kılavuz sancak ve İhtişamı her yanı sarmış bulunanın Saltanatından çağlaya duran ihsanların timsali hâline geleceklerine ne şüphe. Onlar, ilim bahçelerinde tatlılıkla şakıyan birer bülbül, Tanrı’nın sevgi ovalarında gezinen zarif ve alımlı birer ceylan olacaklar. Çocukların eğitimine olağanüstü önem atfetmelisiniz; zirâ çocuk eğitimi, Tanrı Yasasının temelidir; Onun Dini terbiyesinin temel taşıdır.

Eğer çocuklar için yaptıklarınızdan ötürü ne denli büyük bir sevince yol açtığınızı bilselerdi, bütün inanırlar muhakkak ki çocuklarını aynı yol üzere terbiye ederlerdi.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
605. Ey gerçek dostlar!

Bütün insanlık, bir okulun çocukları gibidirler; ve Işığın Doğuş Yeri, ilâhi beyânların Kaynağı olanlar birer öğretmendirler; hem de mükemmel ve de emsalsiz birer öğretmen. Onlar, hakikatlerin mektebinde bu erkek ve kız çocuklarını Tanrı öğretileriyle ahenk içinde eğitir, Sultânın merhamet kucağında besler ki, her biri tüm hassaları geliştirebilsin ve Mevlânın eksiksiz lütuf ve inayetlerini vücuda getirirken insan erdemlerini kendinde toplayabilsin; ve insani gayretlerin her safında, ister dış dünyada ister iç, ister görünür alemde ister saklı, ister cismani ister rahmani, tâ ki bu ölümlü dünyayı, ölümsüz olan öte alemin bir aynası haline getirene dek aşama kaydetsin.

... Nitekim bu ulu asırda, Gerçeklik Güneşi baharın en yüksek gündönümü noktasından doğarak huzmelerini her bir yana saça durduğundan, öylesi heyecanların alevlenmesine yol açacak, öylesi titreşimleri varoluş dünyasına salacak; öylesi bir büyüme ve gelişimin sebebini teşkil edecek, öylesi bir ışık seli halinde çağlayıp akacak, merhamet bulutlarından bereketli suların yağmasına, kırlar ve ovaların hoş kokulu bitkiler ve tomurcuklarla bezenmesine, bu aşağı toprak dünyasının Ebhâ Saltanatı haline gelip bu alt alemin üst aleme dönüşmesine vesile olacak. İşte o vakit bu toz toprak noktası göklerin engin çemberi olacak, bu insan diyârı Tanrı’nın mekânı ve bu çamur mahalli Rablar Rabbının hudutsuz ihsanlarının doğuş yeri olup çıkacak.

İşte bu sebepten, ey Tanrı’nın sevgilileri! Olağanüstü bir gayret sarf ediniz; tâ ki siz kendiniz bu ilerleme ve teyitlerin emsali, Tanrı lütuflarının odak noktası, Onun birlik ışığının doğuş yeri ve medeni yaşamın bağış ve ihsanları hâline gelesiniz. Sizler, o ülkedeki insani yetkinliklerin öncüleri olun; muhtelif ilim dallarını ilerletip keşif ve sanat alanında faaliyet gösterin, kendinizi geliştirin. İnsanlığın tutum ve davranışlarını düzeltme gayreti gösterin; ahlaki şahsiyet açısından tüm dünyanın ötesine geçmenin yollarını arayın. Çocuklarınız henüz küçük yaşlarındayken, onları semâvi bağış sinesinde besleyin; tüm kemallerin beşiğinde büyütüp Tanrı vergisi kucağında geliştirin. Onlara faydalı ilimlerden bir paye verin; bırakın her nevi yeni, ender rastlanır ve de muhteşem el sanatı ile diğer sanatları öğrensinler. Onları çalışıp gayretli olmanın yanı sıra mukavemetli olmaya alıştırmalı, yaşamlarını büyük önem arz eden meseleler uğruna fedâ etmeyi öğretmelisiniz; ve onlara, insanlığa fayda getirecek dallarda öğrenim görmeleri ile ilgili ilhamlar vermelisiniz.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler", par.102, sayfa 101-102)

606. Çocukların öğretim ve terbiyesi, insanlık aleminin en övgüye değer bir fiiliyatıdır; ve Rahman olan Tanrı’nın bağış ve lütuflarını cezbedici bir tesire sahiptir; çünkü eğitim, tüm insani melekelerin zaruri kaynağıdır ki, insanın ebedi ihtişam zirvelerine yükselmek üzere kendisine bir yol açabilmesine imkân tanır. Eğer bir çocuk erken yaşlarından itibaren eğitilecek olursa, İlâhi Bahçıvanın sevgi dolu bakımından ötürü, tıpkı aka duran ırmakların orta yerindeki bir ağaç misali ruhun ve bilginin billur sularından içecektir. Ve şüphesiz ki Gerçeklik Güneşinin parıldayan huzmelerini kendinde toplayarak onun ışıkları ve sıcaklığı sayesinde yaşam bahçesinde büyüyüp serpilecek, can bulacaktır.

Dolayısıyla eğitmen aynı zamanda bir tabip olmalıdır. Başka bir deyişle, çocuğu terbiye ederken, onun hatalarına şifâ olmalı; ona ilimleri kazandırırken, bir yandan da rahmani doğasını beslemelidir. Öğretmen, çocuğun şahsiyetini iyileştiren bir hekim olduğunda, dolaylı olarak insanlığın ruhani rahatsızlıklarını da iyileştirecektir.

Eğer ki bu elzem vazifeyle ilgili olağanüstü bir çaba sarf edilecek olursa, insanlık alemi çok daha farklı süslerle bezenip parıldayacak ve en alımlı bir ışığı saçacaktır çevresine. O vakit, bu karanlık mekân aydınlanacak, bu toprak diyârı Cennet haline gelecek. İblisler melek olacak, kurtlar koyunlara çobanlık edecek; yaban köpekleri ceylana dönüşüp birlik ovalarında otlayacak; ve yırtıcı hayvanlar barışçıl sürüler olup çıkarken, pençeleri bir bıçak kadar keskin olan yırtıcı kuşlar yerlerini, tatlı sesleri ile şakıya duran ötücü kuşlara bırakacak.

Lâkin insanın içteki hakikâti, gölgeyle ışık arasındaki hudut çizgisidir; iki okyanusun kavuştuğu yer (1) ve de iniş kavisindeki en aşağı noktadır (2); dolayısıyla insan o kavisin üst aşamalarındaki her mertebeyi kazanma yetisiyle donanmıştır. Eğitim sayesinde bütün mükemmelliklere ulaşabildiği gibi, eğitilmediği takdirde yetersizliğin en alt seviyesinde kalacaktır.

[1 Qur'an 25:55, 35:13, 55:19-25.

Bakınız: “O Tanrıdır! Ey Eşsiz Sultân! Sen, kudretli hikmetin ile evliliği….”

Sözleri ile başlayan, Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Nikâh Hutbesi]

[2 Bakınız: "Bazı Sorulara Cevaplar,'Hz. Abdu'l-Bahá'’nın iniş ve çıkış kavisiyle ilgili açıklaması….]

Her çocuk, yeryüzünü aydınlatmayı bekleyen muhtemel bir ışık olabileceği gibi, aynı yer küreyi karanlığa da maruz bırakabilir; o hâlde eğitim meselesi, en elzem bir mesele kabul edilmelidir. Bebeklik çağlarından başlayarak, her çocuğu Tanrı sevgisinin sinesinde beslemeli, Onun bilgi kucağında büyütmeli; ki böylelikle çevresine ışık saçsın, ruhaniyet kazanıp hikmet ve bilgi ile donansın; ve melekler ordusunun şahsiyet özelliklerine kavuşsun. Sen ki bu kutsal vazifeyi üstlendin, bu okulun her açıdan ünlenip dünyanın dört bir yanına ismini duyurması için elinden gelen her gayreti göstermelisin; dahası, onu, Sultânın Sözünü yüceltecek bir vesile haline getirmelisin.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler" par.103, sayfa 102-103)

607. İnsanın Kudretli Tanrı’ya sunabileceği en kıymetli hizmet, Ebhâ Cennetinin genç fidanları olan çocukların eğitim ve terbiyesidir; bu sayede çocuklar kurtuluş yolunun bağışlarıyla beslenerek, terbiye sedefindeki birer ilâhi lütuf incisi gibi büyür ve gün gelip ebedî yücelik tacını süsleyen bir mücevher olurlar. Fakat bu hizmete kalkmak oldukça güçtür; hattâ daha güç olanı bu hizmeti başarıya ulaştırabilmektir. Umut ediyorum ki sen bu mühim vazife hususunda başarılı olup süreklilik sağlayabilirsin ve Tanrı’nın sınırsız inayetinin timsali haline gelirsin; ki böylece kutsal Öğretilerle beslenen çocuklardan her biri, İhtişamı her yanı Sarmış Bulunanın bahçeleri içinden esen meltemler kadar tatlı huylar geliştirecek ve hoş kokularını dünyanın dört bir yanına saçacaktır.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler" par.106, sayfa 105)

608. Ebhâ Saltanatında yüzünün ışıldamasına yol açacak bir hizmetle meşgul olduğundan ötürü kutsanmışsın sen; bu hizmet ki, çocukların eğitim ve terbiyesinden başkası değildir. Eğer bir kimse, doğru bir yol üzere çocukları eğitip terbiye etmekle meşgul olursa, kutsal Eşikte daha kıymetlisi bulunmayan bir hizmet vermiş olacaktır. Duyduklarımıza bakılırsa bu konuda oldukça başarılısınız. Fakat bununla birlikte, kendinizi mütemadiyen geliştirip mükemmelleştirmek üzere mücadele etmeli ve hep bir nebze daha yüce hedeflere doğru yol almalısınız.

Her vakit Yüceler yücesi Tanrı’ya yönelerek, sizi o çocukların zihinlerini aydınlatacak, yüreklerine yaşam bahşedecek ve ruhlarını kutsayacak bir vasıta eylemesini diliyorum.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

609. Hz. Abdû’l-Bahâ, derin bilgiler okulunda bulunan genç ruhların, onlara sevgiyi öğretecek bir kimse tarafından eğitilmelerini umut etmektedir. Hepsi de, ruhun alanındaki tüm saklı gizemleri öğrensinler; onları o denli iyi öğrensinler ki, her biri, tıpkı konuşan bir bülbülmüşçesine Göklerdeki Alemin sırlarını İhtişamlı olan Rabblarının Saltanatında çağıra dursunlar. Ve sanki özlemle dolu bir sevgilinin dokunaklı gereksinimini ve Sevgiliye duyduğu arzuyu dile getirsinler.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler" par.107, sayfa 105)

610. Ey Tanrı’nın Cariyesi!

Semâvi bir mektep tesis et ve o irfan yuvasının mürebbisi ol. Çocukları Tanrı ile ilgili hususlarda eğit; ve onları, tıpkı birer inci gibi, ilâhi kılavuzluk sedefinin kalbinde besle. Yüreğin ve de ruhunla gayret et ki, çocuklar insanlığın en yüce erdemlerini aksettirecek bir terbiyeyi alabilsinler; gördükleri terbiye sayesinde her biri zihnini kullanma, bilgi edinme, tevazu ve alçakgönüllülük, asalet, gayret ve sevgi hususlarında ehil birer kimse haline gelebilsinler.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

611. Alabildiğine tevazu sahibi, yumuşak mizaçlı, tahammüllü ve terbiyeli olmasının yanı sıra İngilizce’ye tamamıyla hakim bir bayan mürebbi bulmaya çalışmalısınız.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

612. Sen okulunda, Tanrı’nın çocuklarını Melekûtî geleneklere göre eğitmelisin. Birlik okulundaki bir sevgi öğretmeni olup Tanrı dostlarının çocuklarını, Onun sevgi dolu şefkatinin hüküm ve usulleri uyarınca terbiye etmelisin. Ebhâ Cennetinin bu genç fidanlarını, Onun fazilet, sükunet ve sevinç bahşeden sıhhat suları ile beslemeli, Onun cömertlik çağlayanları altında kemâle ermeleri için gerekeni yapmalısın; ve bütün güçlerini vakfederek, bu çocukların diğerleri arasından seçilebilen, canlı, tatlı ve fevkalade birer Cennet bahçesi ağacı haline gelmesi için çaba sarf etmelisin.

Tüm bu bağış ve ihsanlar, İhtişamı her yanı Sarmış Bulunanın Cemâline duyulan sevgiye, bağlıdır; En Ulvi olanın öğretilerindeki lütuflara, En Yüce İçtimânın ruhani ilimlerine ve insanlık toplumunun ebedi haysiyetine yol açıcı her türlü vazife için gösterilen gayrete, coşku ve sevince bağlıdır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

613. Gündemdeki en ileri ilmi öğrenmek için gayret göstermelisiniz; ve ilâhi medeniyeti ileriye taşımak üzere bedeninizdeki her hücreyi harekete geçirmelisiniz. İyi bir düzen getireceğiniz okullar tesis etmeli, bilimin muhtelif dallarındaki ders temellerini saf ve mukaddes öğretmenler vasıtasıyla sağlamlaştırmalısınız; o öğretmenler ki, tutum ve davranışlarının yüceliği kadar faziletleri ile ayırt edilirler; onlar ki, imanlarının kuvveti ve de ilimler ile sanatlar hususundaki bilgilerinin derinliği ile bilinirler.

Bu okulları gözetip her konuda korumak ve her türlü ihtiyaçlarını temin etmek, Tanrı Emrinin Elleri olan yüce birimin üzerine vazife kılınmıştır. Bu sayede gelişim vasıtaları her vakit hazır bulunacak, ilim ışıkları tüm dünyayı aydınlatacaktır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
614. Ey Ahdi Misâk’a sadakat gösteren!

Mektubunu yanıtlarken, sözü kısa kesmek mecburiyetindeyim; Ebhâ Cennetinin genç ağaçları olan bu genç Bahâilerin öğretmeni olma muvaffakiyetini gösterdiğinden ötürü Tanrı’ya hamd etmelisin. Kaldı ki diğer çocuklar da bu hizmetinden fayda görmektedirler. İlâhi Metnin açık yazılarında belirtildiği üzere, çocukların eğitimi mecburi ve de kaçınılmazdır. Öğretmenler ise Tanrı’nın hizmetkârlarıdırlar; çünkü onlar, ibadetten hiçbir farkı olmayan bu hizmeti gerçekleştirmek üzere ayağa kalkmış olanlardır. İşte bu sebepten, sen ruhani çocuklarını terbiye ettiğin için her nefesinde senâlar etmelisin. Zirâ ruhani baba, cismâni babadan daha kıymetlidir; cismâni baba bu dünyanın yaşamına dair gereksinimleri giderirken, ruhâni baba çocuğu ebedi yaşama kavuşturur. Bu vesile iledir ki öğretmenler, Tanrı Yasasındaki varisler sırasına girerler.

Gerçekte sen bu ruhani çocukları hiçbir bedel ödemeksizin kazanmış bulunuyorsun; onlar cismâni çocuklardan daha hayırlıdır; zirâ cismâni evlât babasına sadakat göstermez; düşünür ki, babası ona mecburiyetten ötürü hizmet etmektedir... dolayısıyla o ne yaparsa yapsın onların takdirini kazanamaz. Oysa ruhâni çocuklar, babalarının sevgi dolu şefkatinden ötürü ona daima minnet duyarlar. Bu gerçekten de Senin Keremli Rabbının lütfundandır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
615. Ey Ahd-i Misâk’a sadakat gösteren!

Çocukların eğitimi uğruna inanılmaz gayretler gösterdiğinden dolayı sonsuz bir memnuniyet duymaktayım. Tanrı’ya senâlar olsun ki, bu alanda hizmet verme lütfuna erdin; Ebhâ Cennetinin teyitleri seni kuşatacak ve sen saadet ve muvaffakiyete kavuşacaksın, bundan hiç şüphen olmasın!

Bugün için inanırların çocuklarını eğitip terbiye etmek, seçkinlerin en öncelikli hedefidir. Bunun, Kutsal Eşiğe hizmet ederek Cemâli Mübârek’i beklemekten bir farkı yoktur. O halde sen, sevinç içinde olup kendinle bundan ötürü gurur duymalısın.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
616. Ey Tanrı Saltanatı’nın çocuklarını eğiten!

Sen öyle bir hizmete kalktın ki, bu hizmetinle yeryüzündeki tüm öğretmenlerin üzerine yükseldin. Zira bu dünyanın öğretmenleri, insanlığın maddi yahut manevi güçlerini geliştirmek arzusuyla, yine bu dünyanın eğitim imkanlarını kullanır; oysa sen, Tanrı’nın bahçelerindeki bu genç fidanları, gök semalarındaki ilim ve irfan uyarınca terbiye ediyorsun ve onlara, Saltanatın derslerini öğretiyorsun. Böylesi bir eğitim, Tanrı’nın inayetlerini cezbedecek, insanların mükemmele en yakın vasıflarını zahir ettirecektir.

Sen böylesi bir irfan ve terbiye yolunu tut ki, olağanüstü meyveler hasıl olsun. Çocuklar en erken yaşlarından itibaren ruhani ve Tanrısal vasıflara haiz birer Bahâi olarak yetişirlerse, her imtihandan güven içinde çıkarlar.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
617. Ey Tanrısal Lütuflara mazhar olanlar!

Bu yepyeni Asrın sarsılmaz temelleri, ilimler ile sanatların öğretilmesidir. Kutsal Yazıların sarih metinlerinde belirtildiği üzere, her çocuğa ihtiyaçlar nispetindeki bir zanaat ve sanat eğitimi vermek gerekir. Dolayısıyla her şehir ve her köyde okullar tesis edilerek, o şehir veya köyde yaşayan her çocuğun, gerekli olduğu nispette öğrenim görmesi zaruridir.

Bunu gerçekleştirmek uğruna yardım elini uzatacak her kim olsa, şüphesiz ki Semâvi Eşikte kabul görecek ve Yücelerdeki Mele-i Alâ’nın övgüsünü kazanacaktır.

Madem ki sizler bu mühim hedefe doğru meşakkatle çalıştınız, umudum sizlerin, aşikâr alamet ve işaretlerin Sultânından mükafat görebilip göksel merhamet bakışlarının yolunuza çevrilmesidir.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler" par.109, sayfa 106)

618. Ey haysiyetli gayeleri ve yüksek erekleri olan kimseler!

Mektubunuz belagâtli idi; içeriği ise özlü ve de hassasiyetle ifadeye dökülmüş olup erkek ve kız çocuklarının eğitimi yolundaki övgüye lâyık muhteşem gayretlerinizi belgelemekteydi. Mukaddes bahçenin genç fidanları olan Bahâi çocuklarına eğitimle ilgili tüm imkanlar sunulmalıdır; zirâ insanlığın aydınlanması tamamıyla buna bağlıdır.

Allâh’a senâlar olsun, Aşkabat’taki dostlar sağlam bir temel, istilâ edilemez bir zemin inşâ ettiler. O Sevgi Şehrinde ilk Bahâi İbadet Evi kurulmuştu; şimdiyse çocukların eğitimi için gereken vasıtalar yine bu şehirde geliştirilmektedir. Savaş yıllarında dahi bu vazife aksamamıştır; ve hattâ eksiklikler tamamlanabilmiştir. Bundan sonrasında gayretlerinizin çerçevesini genişletmelisiniz; ve yapacağınız tasarılar, yüksek öğrenim okullarını kurmaya yönelik tasarılar olmalıdır ki, bu sayede bu Sevgi Şehri, ilim ve sanat alanındaki Bahâi merkezi hâline gelebilsin. Cemâli Mübârek’in cömert yardımlarına şükürler olsun, bunun gerçekleşebilmesi için gerekli tüm imkânlar hazır bulunacaktır.

Siz özellikle de kızların okuluna ihtimam gösterin; çünkü bu muhteşem asrın büyüklüğü, kadınların dünyasındaki ilerleme olarak kendisini beyan ettirecektir. Her ülkede gözlemlenebilen, kadınların dünyasındaki bu hareketlilik, En Büyük Zuhurun tesiri ve Tanrı Öğretilerinin kudretinden ileri gelmektedir.

Okullardaki eğitim, dini eğitimle başlamalıdır. Dini talim ve terbiye ile çocuğun yüreği Tanrı Sevgisine bağlandıktan sonra, diğer ilim dallarındaki eğitime geçilmeli.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

619. Dostlardan biri, bize Aşkabat’taki okulla ilgili bir mektup yazmış; Tanrı’ya övgüler olsun, oradaki dostların, okulu bir düzene oturtabilmek için canla başla çalışmakta olduklarından, vazifesinin hakkını verebilecek ehil öğretmenler atamış bulunduklarından ve de bundan sonra en büyük bir itina ile okulun yönetim ve idaresi ile meşgul olacaklarından söz ediyor.

Umut ediyorum ki cömertlik Sultânı olan Tanrı’nın bağış ve ihsanları sizi sarar da, tüm dostlar her hususta diğerlerinden daha ileride olurlar.

En önemli fiiliyatlardan biri çocuk eğitimidir; nitekim saadet ve başarı, Mukaddes ve İhtişamlı olan Allâh’a yapılan hizmet ve ibadete bağlıdır.

Çocuk eğitimi ile muhtelif ilimlerin, zanaat ve sanatların ilerletilmesi, en büyük hizmetler arasındadır; Tanrı’ya senâlar olsun ki sizler bu hususta olağanüstü çaba sarf etmektesiniz. Bu vazifelerin en mühimi konusunda ne denli gayret gösterirseniz, Tanrı’dan gelen teyitlerin de o denli arttığına şahit olursunuz; hattâ bu teyitler o dereceye varır ki, kendiniz de hayrete düşersiniz.

Bu gerçekten de her nevi şüphenin ötesindeki bir mesele, kati surette kurtuluşa erecek olan bir davadır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

620. Te’yit Okulu için verdiğiniz destek mahiyetindeki hizmetler, gerçekten de en yüce övgüleri hak etmektedir. Tanrı’nın, cömertliğinden ötürü üzerinize mebzul miktarda semavi ihsanlar göndereceği şüphesizdir.

Çocukların bilgi edinebileceği okullar tesis etmek, inanırlar üzerine vazife kılınmıştır. Bu bağlamda fedakârlıklar yapma kararı alan ve Te’yit okulunu desteklemek üzere katkıda bulunan dostlar adına, Hz. Abdû’l-Bahâ mütevazılık ve teslimiyet içinde Gizemler Saltanâtına hamd-ü senâlar etmektedir. Üzerinize lütufların yağdırılıp zihninizde sükunete ermeniz için niyazda bulunmaktadır ki, bu sayede, böylesi takdire şayan bir hizmeti kolaylık ve sevinç içinde tamamına erdirebilesiniz.

Ey Hasıl Edici! Bu ruhlar hayır işlemektedirler. Onları her iki dünyada yakîn olanlardan eyle; onları, hudutsuz ihsanlara nail olan kimseler haline getir. Sen Kudretlisin, Sen Her Şeyi Mümkün Kılansın; Sen Vericisin, Takdir Eden ve Eşi bulunmayan bir Sultânsın.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

621. Okul ile ilgili olarak yazdıkların büyük bir sevinç veçhilesi oldu ve yürekleri memnun etti. Bu haberleri duyan bütün dostlardan her biri neşelenip canlandı.

Bu okul, insanlığın ıslah edilmesini destekleyip koruyan önemli ve esaslı kurumlardan biridir. Tanrı’nın rızası ile gelişecek ve her yönden mükemmelleşecektir. Gün gelip her yönüyle mükemmel olduğunda ve işlemeye başlayıp diğer okulların ötesine geçtiğinde, birbirini takip eden hep daha fazla okul açılmalıdır.

Demek istediğimiz, dostların İran’daki bütün çocukların eğitim ve terbiyesi ile ilgilenmesi gerektiğidir; ki her biri, gerçek eğitim okulunda anlayışın kuvvetine erip evrenin içsel hakikatlerini öğrendikten sonra Tanrı’nın alamet ve gizemlerini keşfetmeye başlasın; ve kendisini, Sultân olan Allâh’ın ilim ışıklarıyla ve Onun Sevgisiyle aydınlanmış bulsun. Bu hakikaten de bütün insanları eğitebilmenin en iyi yoludur.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

622. Terbiyet Okulunu geliştirmek ve böylesi bir kurum dahilindeki düzen ve disiplini sağlamak üzere elinizden gelen çabayı göstermelisiniz. Bu Okulu, Merhametliler Merhametlisinin bahçesi haline getirmek için her imkanı kullanmalısınız ki, buradan ilim ve irfanın ışıkları saçılabilsin; bu okulun çocukları, ister Bahâi olsun ister olmasın, öylesi bir eğitim görmelidir ki, Tanrı’nın insanoğluna sunduğu bir armağan, bir lütuf, insan ırkının övünç kaynağı haline gelmelidir. Bırakın kısa bir zaman aralığında olağanüstü aşamalar kaydedebilsinler; bırakın gözlerini alabildiğine açıp her şeyin en içteki hakikatini keşfetsinler; her sanat ve maarifet alanında uzmanlaşıp her şeydeki sırrı kendi oluş hali içinde anlayabilsinler... bu kabiliyet, Kutsal Eşiğe yapılan hizmetin açıkça görülebilen bir tesiridir... Bütün bunları gerçekleştirebilmek için her çabayı göstereceğiniz muhakkak; hattâ birkaç okul daha açmak için gereken tasarıları yapacağınıza da şüphe yok. Bu ilmi eğitim veren okullar, aynı zamanda tutum ve davranışları terbiye eden merkezler olmalı ve de güzel bir şahsiyet ile güzel huyları, ilim ve sanatlardan daha üstün tutmalı. Güzel davranışlar ile yüksek bir ahlak anlayışı kazandırılmadığı müddetçe, bilgi edinmek, hasara yol açmaktan öteye geçmez; nitekim bilgi, ancak ahlaklı bir tutum ve erdemli bir şahsiyet ile bütünleştiği zaman övgüye layık bir hâl alır; aksi takdirde ölümcül bir zehir, dehşete düşüren bir tehlikeden başkası değildir. Kötü huylu bir hekim, sayısız hastalık ve sakatlığın kaynağı olup ölümlere yol açabilir.

Sizler bu konuya olağanüstü önem atfedin; nitekim bir okulun en öncelikli ve temel ilkesi, her şeyden evvel ahlaki eğitimdir; şahsiyetin terbiye edilip davranışların düzeltilmesidir.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

623. Merhametliler Merhametlisi insanı, bu kaza alemini süslemek maksadıyla yaratmıştır; öyle ki, insan bu yeryüzünü Cennetin türlü nimetleriyle donatacaktır; insanın içteki hakikati, tıpkı ruhtan bir kandil misali, insan toplumunu yücelerdeki Mele-i Alâ’nın bir aynası haline getirecektir.

Şurası muhakkaktır ki, öğrenim Tanrı’nın en muhteşem lütuflarından biridir; ve bu sayede edinilenlerin tümü, Cennet’ten inen bir ihsandır. Dolayısıyla, Tanrı dostlarının ilahi bilgiyi, kültürü ve ilmi ilerletmek üzere ellerinden gelen tüm gayreti göstermeleri, onlara vazife kılınmıştır. Bu gayreti gösterirken duyacakları şevk seviyesi o denli yüksek olmalıdır ki, bugünün okul çocukları, hikmetliler camiâsının en allâme, en bilgin insanları haline gelmelidir. Bu bizzat Tanrı’ya sunulan bir hizmettir; ve Onun kaçınılmaz hükümlerinden biridir.

İşte bu sebepten sevgili dostlar, yüreğiniz ve ruhunuzla çabalayıp Terbiyet Okulu’nu bir aydınlanma merkezi ve gerçeklik pınarı haline getirmelisiniz; ki bu sayede, Tanrı’nın çocukları, hudutsuz irfan huzmeleri ile parlayacak, ilâhi bahçenin bu genç fidanları, gerçek anlayış ve ilim bulutlarından döküle duran mağfiret yağmurları ile büyüyüp serpilecek; ve bilenler ordusunu hayrete düşürecek derecede ilerleme kaydedecektir.

Tanrı’nın cömert hikmetine yemin olsun, eğer bu büyük mükafatı kazanacak olurlarsa, Terbiyet Okulunun azaları Tanrı’nın içtimâsına kabul buyurulacaklardır. Ve onlar üzerine, Onun şüphe ve zanların çok ötesindeki mağfiret kapıları ardına dek açılacaktır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

624. Tanrı’ya hamd olsun, Mihdiyabat’ta bir okul açmayı başardınız; ve büyük bir şevk ve kuvvet ile çocukları eğitme işiyle meşgul olmaktasınız.

Bu yeni ve muhteşem Emirde, bütün ilim dallarının ilerletilmesi, sabit ve de esaslı bir ilke konumundadır. Dostlardan her birinin, bu hedef uğruna her türlü çabayı sarf etmesi gerekir; ki bu sayede Beyân Işıklarının Emri uzak diyârlara kadar yayılabilsin; ve her çocuk, ilim ve sanatlardan kendi ihtiyacı kadar bir pay alabilsin... tâ ki, eğitim görmemiş tek bir köy çocuğuna rastlanamayacak olsun!

Esas olan, ilmin temellerini öğretmektir; esas olan, herkesin okuyup yazabilmesidir. Bu nedenden ötürü, bu yeni kurum takdire şayandır ve müfredatının teşvik edilmesi gerekmektedir. Umut edilir ki diğer köyler sizlerin kurduğu bu yapıyı örnek alırlar ve her nerede birkaç inanır bulunmaktaysa o köylere okul açarlar da, çocukların okuma, yazma ve temel bilgileri öğrenebilecekleri bir mekân oluştururlar.

Hz.Abdû’l-Bahâ’nın yüreğine sevinç getirecek, Onun ruhunu neşelendirip huzurla dolduracak olan işte budur.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

625. Allâh’ın Varlığına ve de tek olduğuna dair delilleri öğretmekle başlayıp Peygamberlerin ve Elçilerin vazifesi ile Öğretilerini ve bu evrenin mucizelerini konu aldığınız müfredat fazlasıyla yerinde bir üslup içermektedir. Bu şekilde devam etmelisiniz. Tanrı’nın teyitleri kesinlikle size ulaşacaktır. Levihlerin, ilâhi ayetlerin ve kutsal geleneklerin okunup ezberlenmesi de, takdir edilir uygulamalar arasındadır.

Eğitimin yanı sıra, anlayışı ilerletme konusunda elinizden gelen her çabayı sarf edeceğinize şüphe yoktur!

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

626. Çocuklara gelince: resmi eğitimleri 5 yaşında başlamalıdır. Gündüz vakitlerinde, öğretmenlerin bulunduğu bir mekânda olup güzel davranışlar edinmeyi öğrenmelidirler.

Yine burada, oyun esnasında bazı harf ve kelimeleri öğrenerek biraz olsun okumaya başlamalıdırlar... kimi ülkelerde çocuklara harf biçiminde tatlı kurabiyeler verilerek bu tür uygulamalara başvurulur. Meselâ “a” harfinden veya “b” harfinden bir şekerleme yapıp bunun “a” veya “b” harfi olduğu söylenir. Çocuklar bu yöntem sayesinde çok daha süratle öğrenir, alfabenin bütün harflerini kısa zamanda ezberlemeyi başarabilirler.

Çocuklar yatacakları zaman, anneleri onlara Cemâli Mübarek’in Ayetlerini okuyup terennüm etmelidir; ki böylelikle, erken yaşlarından itibaren kılavuzluk ayetleri ile terbiye edilmiş olurlar.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

627. Çocukların eğitimini suâl etmişsin. Mübarek Ağacın gölgesinde korunan ve de İman beşiğinde sallanıp kerem sînesinden beslenen çocuklar... daha en başından itibaren ruhani terbiyeyi annelerinden almalıdırlar. Başka bir deyişle, anneleri sürekli olarak Tanrı’nın ismini anıp Onu hatırlatmalı, Onun büyüklüğünden söz etmeli ve Onun korkusunu zerk edip çocuklarını olağanüstü şefkat ve yumuşaklıkla, tertemiz bir ortamda büyütmelidir. Böylelikle her çocuk, daha yaşamının başlangıcından itibaren Tanrı sevgisinin usul yelleri ile canlanacak ve semâvi kılavuzluğun tatlı rayihaları ile sevinç içinde titreyecektir. Sürecin başı işte bu evrede yatar; geriye kalan tüm evrelerin esas temeli bu aşamada atılır.

Ve ne zaman ki çocuk ayırımlar yapabileceği bir yaşa erişir, o vakit onu bir Bahâi okuluna gönderin; bu öyle bir okuldur ki, orada gün Kutsal Yazıların terennüm edilmesi ve de dini kavramların öğretilmesiyle başlar. Bu okulda çocuk okuma, yazma ve biraz da kaldırabileceği kadarıyla muhtelif ilim dallarının temelini öğrenir.

Başlangıçta, öğretmen çocukların eline bir kalem yerleştirir, onları gruplara ayırır ve her grubu kendi kabiliyeti nispetinde eğitmeye başlar. Çocuklar, belli bir mekanda sıralar halinde oturduktan ve de her birinin elinde kalemi, önünde kağıdı bulunup öğretmen onların karşısına bir tahta yerleştirdikten sonra, tebeşiriyle tahtaya yazdıklarının aynını kağıtlarına yazsınlar. Meselâ öğretmen tahtaya elif (a) harfini yazar ve der ki, “bu bir eliftir.” Ardından çocuklar bunu önlerindeki kağıda yazarlar ve derler ki, “bu bir eliftir.” Ve bu şekilde devam ederler, tâ ki bütün alfabeyi öğrenene kadar. Harfleri düzgünce birbirinden ayırabildikleri zaman, öğretmen harfleri birbirine ulayarak öğretme yoluna gider. Onlar birbirine ulanmış harfleri kağıtlarına yazdıkça bütün harfleri iyiden iyiye ayırt etmeyi öğrenirler. Ne zaman ki tek başına ya da bir başka harf ile birlikte her harfi okumayı tam anlamıyla sökerler, o vakit öğretmen cümleler yazmaya başlar; önce çocuklar bu cümleleri kağıtlarına kopya ederler; fakat daha sonra öğretmen onlara bu cümlelerin manasını öğretir.

Farsça dilinde beceri kazandıktan sonra, öğretmen, önceleri birer kelime yazıp öğrencilere bunun manasını sorar. Eğer öğrencilerden biri bu konuyu bir nebze olsun idrâk edebilip kelimeyi tercüme edecek olursa, öğretmen onu kutlar. Eğer bütün öğrenciler bunu yanıtlayamayacak olurlarsa, o vakit öğretmen kelimenin yabancı dildeki tercümesini karşısına yazar.Örneğin, öğretmen Arapça olarak semâ kelimesini yazar tahtaya ve şu soruyu yöneltir: “Bu kelimenin Farsça’daki karşılığı nedir?” Eğer ki bir çocuk “bu kelimenin Farsça tercümesi asiman-dır.” diyecek olursa, öğretmen onu överek teşvik eder. Eğer hiçbiri sorunun yanıtını veremeyecek olursa, öğretmen kelimenin tercümesini söyler ve onu tahtaya yazar; ardından, çocuklar bu kelimeyi kağıtlarına aynen kopya ederler.

Daha sonra öğretmen, “bunu Rusça, Fransızca veya Türkçe olarak nasıl ifade ederler?” diye sorar. Yanıtı bilebilirlerse ne alâ! Eğer bilemezlerse öğretmen onlara der ki: “bunun Rusça’sı veya Türkçe’si şöyledir.” Ve bu sözcüğü tahtaya yazarak çocukların onu aynen kağıtlarına geçirmesini bekler. Çocuklar, bu şekilde kelimelerin manalarını tercüme konusunda yeterlik kazandıkça, öğretmen kelimelerden cümleler kurma aşamasına geçer. Yazdığı cümleyi tercüme edemeyecek olduklarında kendisi onu tercüme edip tahtaya yazar. Öğretmenin, bu çalışma esnasında birden fazla yabancı dil kullanması elbette ki öğrencilerin lehine olacaktır.

Bu yolu izlemek kaydıyla, çocuklar 3 yıl gibi kısa bir sürede, kelimeleri yaza durmalarının doğal bir neticesi olarak birden fazla yabancı dili öğrenmeyi başaracaklardır. Böylelikle, bir dildeki paragrafı bir başka dile tercüme etme yeteneğini kazandıktan sonra, ilimin diğer dallarıyla ilgili unsurları öğrenmeye başlarlar. Bu eğitimi tamamlar tamamlamaz, derin bir arzu ile daha yüksek bir öğrenim kurumuna devam etmek isteyenler, ilim ve sanat alanındaki gelişmiş derslerin verildiği okullara yazılırlar.

Fakat her biri bu yüksek öğrenim kurumlarına gidemeyecektir; dolayısıyla bazı çocuklar, teknik becerilerini geliştirebilecekleri endüstri okullarına gönderilmelidir. Bir kez bu alandaki yetenekleri gelişti mi, çocuğun şahsi tercihleri ile eğilimleri doğrultusunda hareket etmesine müsaade edilmelidir. Eğer çocuk ticaretten hoşlanmaktaysa ticaret alanını seçmelidir; eğer endüstriden hoşlanmaktaysa endüstriye yönelmelidir; yok eğer daha yüksek bir eğitim görmek arzusunda ise ilimleri geliştirebileceği bir alanı yahut insanlığın faydası yolundaki daha farklı eğitim dallarını tercih etmelidir. Her çocuğun, kendi eğilimi, arzu ve yeteneği doğrultusundaki bir alanı seçmesine müsaade edilmelidir.

Bütün bu hususların temel şartı ise ruhani hassaların ve insanlığa yaraşır erdemlerin geliştirilmesidir. Bu en öncelikli bir konu olmalıdır. Nitekim bir insan okuma yazma bilmediği halde ilâhi faziletlerle donanmış ve de Ruhû’l-Kuds’ün nefesleri ile can bulmuş ise, ister istemez toplumun refahına katkıda bulunacaktır; dolayısıyla da onun okuma yazma bilmiyor oluşu, ne kendisine ne de başkalarına bir hasar vermeyecektir. Oysa sanat ve ilimin farklı dallarında hünerli olduğu halde dini bir hayat yaşamayıp Tanrı’nın sıfatlarını kazanmak için herhangi bir çaba sarf etmeyen ve saf bir niyet taşımayıp dünyevi yaşamın akışına kendisini bırakmış bulunan bir kimse, ziyânın ta kendisidir; ve edindiği onca ilim, kazandığı onca bilgi, felakete yol açmaktan ve ortalığı karışıklığa boğmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Halbuki, ruhani özellikleri ve ışıl ışıl erdemleri olan ve yaşamla ilgili manevi amaçlar güderek eğilimlerini Tanrı’dan tarafa yöneltmiş bulunan bir birey, ilmin farklı dallarında eğitim gördüğü takdirde, ışık üstüne ışıktır..... (1) Onun dıştaki varlığı nurludur; kendine has şahsiyeti ışıklar saçmaktadır; yüreği dindar, düşüncesi yüce, anlayışı süratli ve mertebesi haysiyetlidir.

[1 Qur'an 24:35]
Ne mübarektir bu yüce makama erenler.
(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

628. Çocuk okullarında öğretilecek konular oldukça fazladır; fakat zamanın kısıtlı oluşu nedeniyle, ancak az bir kısmına değinebileceğiz. İlk ve en önemli olan konu, davranış ve güzel huylara yönelik terbiyenin verilmesidir; vasıfların düzeltilmesi, erdemleri kazanarak mükemmelliğe ulaşma arzusunun uyandırılması, Tanrı dinine sarılıp Yasalarına sadakat gösterilmesi, her adil hükümete itâat edilmesi, zamanın liderine hürmet ve itimat gösterilmesi, insanlığın hayrını isteyen kimseler olup herkese karşı şefkatli davranılması.

Şahsiyetle ilgili eğitimin yanı sıra, fayda getirecek ilim ve sanatların ve de yabancı dillerin öğrenilmesi; yönetilen kadar yönetenin huzuru namına duâ okunması; doğadaki sebeplerden başkasını görmeyenler arasında yaygınlaşmış bulunan maddi işlerden, aşk masallarından ve şehveti artırıcı kitaplardan uzak durulması.

Kısacası, okul derslerinin hepsi de insanî mükemmelliklerin kazanılması uğruna vakfedilmelidir. İşte bunlar, bu tür okulların müfredatları için faydalı olacak hareket çizgileridir.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

629. Okulların düzenine gelince: mümkün mertebe bütün çocuklar, kumaşı farklı dahi olsa aynı kıyafeti giymelidirler; elbette ki kumaşın bir örnek olması, tercih edilir bir durumdur; fakat bunu gerçekleştirmek imkan harici ise, bunun da bir zararı yoktur. Çocuklar olağanüstü temiz olmalıdır; okulları ise havanın tertemiz ve arı olduğu bir mekânda bulunmalıdır. Çocuklar, olağanüstü nezaketli ve güzel huylu olma yolunda itina ile terbiye edilmeli, her türlü insanî yetkinliğin zirvesine ulaşma arzusu duymaya teşvik edilmelidir; öyle ki, erken yaşlarından itibaren yüksek amaçlar ve güzel huylar edinmeyi öğrenmeli, iffetli, saf ve temiz olmaya gayret ederken, her zaman mukavemetle çözüm arayan ve amacında sabit kalan bireyler hâline gelmelidirler. Yaşamı yalnızca alaya alarak, şakalaşarak yaşamalarına müsaade etmeyin; hedeflerine ulaşırken ciddiyet üzere olmaları için onları teşvik edin ki, böylelikle her koşul altında azimli ve istikrârlı davrananlardan olabilsinler.”

Ahlâklı ve iyi bir şahsiyet kazandırılması, kitap tahsilinden çok daha önemlidir. Temiz, uyumlu, iyi huylu ve şahsiyetli bir çocuk, cahil de olsa, nezaketsiz, yıkanmamış ve hasta ruhlu olup ilim ve sanat hususunda marifet kazanmış bir çocuktan daha değerlidir. Bunun hikmeti sebebi ise şudur: güzel huylu bir çocuk, cahil de olsa başkalarına faydası dokunacak yapıdadır; oysa özü habis olan bir çocuğun, davranışları da hastalıklı olacağından, istediği kadar tahsil görmüş bulunsun, başkalarına zarar vermesi işten bile değildir. Fakat bir çocuk hem bilgili hem de iyi huylu olursa, işte o zaman ışık üstüne ışıktır.

Çocuklar, henüz yeşermekte olan bir dal kadar tazedirler; onlara verdiğiniz terbiye ile biçimlenip yön bulacaklardır. Onlara ulvî emel ve amaçlar kazandırma hassasiyetini gösterin ki, yaşları erdiğinde, ışıklarını tıpkı ihtişâm içinde parlayan birer mum gibi dünyaya salabilsinler ve yüreklerini ebedî haysiyet yoluna, insanlığın tüm mükemmelliklerini kazanmak uğruna adayabilsinler.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler" par.110, sayfa 106)

630. Çocukların eğitimine gelince: her şeyden daha önemli olan bu konuyu ilerletmek için elinizden gelen her çabayı göstermelisiniz. Kızların da aynı şekilde eğitilip doğru bir gidişât konusunda terbiye edilmeleri gerekir; ki böylelikle güzel bir şahsiyet ve yüce davranış biçimleri edinerek yetişebilsinler. Çünkü anneler çocukların ilk öğretmenidirler; yaşamının ilk yıllarında her çocuk, ebeveyninin elindeki taze ve yaş bir dal gibidir; anne ile baba, onu kendi seçtikleri yol üzere eğitecek olanlardır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

631. Kızların okulu erkeklerinkine nazaran öncelikli olarak tesis edilmelidir; çünkü bu ihtişamlı asırda, ilmin muhtelif dallarında, bilim ve sanatların yanı sıra bu ulvi devir öncesindeki mucizeler konusunda ehliyetli kimseler haline gelmek, kızlar üzerine indirilmiş bir hükümdür. Böylelikle onlar, en erken yaşlarından itibaren çocuklarını, kamil birer insan olma yolunda eğitmeye başlayacaklardır.

Anne, kendisine bir hüküm olarak indirildiği üzere, insanlığın yetkinlikleri ile ilimlerini kazanmışsa, çocukları, tıpkı birer melek gibi bütün erdemleri alarak büyüyecek, doğru davranış ve güzellik hususunda terbiye edilecektir. İşte bu sebepten, o mekanda inşa edilmiş bulunan Kız Okulu, dostların yakından ilgilendiği ve yüksek gayretlerini vakfettiği bir kurum olmalıdır. O okulun öğretmenleri, Kutsal Eşiğe yakın duran birer cariyedir; çünkü onlar, Cemâli Mübârek’in emirlerine uyarak kız çocuklarını eğitmek için ayağa kalkmış olanlardır.

Gün gelecek ve o çocuklar birer anne olacak; içlerinden her biri, Kudretli Allâh’a duâ ve niyazlar ederken, kendilerini eğiten öğretmenlerin sonsuza dek sevinç ve huzur içinde olup Tanrı Saltanatında yüksek bir mertebe kazanmasını dileyecek.

Siz bu okula Mevhibet Okulu ismini verin... (Tanrı’nın İhsanı Okulu)

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

632. Kızlar okuluyla ilgili mektubunu alınca, yüreğimiz sevinçle doldu.

Tanrı’ya senâlar olsun, artık Tahran’da genç kızların gidebileceği ve de Onun cömertliği ile eğitim görebilip şevk içinde insani erdemleri kazanabileceği bir okul var. Bundan böyle kadınlar, erkeklerle her konuda başa baş gidecektir.

Bugüne değin İran’da, kadınların ilerlemesi için gereken vasıtalar yoktu; fakat şimdiden sonra, Kurtuluş Sabahının tan vaktinden beridir, Tanrı’ya şükürler olsun ki her gün biraz daha aşama kaydetmekteler. Onların bütün erdem ve yetkinlikler kadar, Kudretli Tanrı’nın Saltanatına yakınlık, iman ve eminlik hususlarında başı çekenler olması ve Doğu kadınlarının, Batılı kadınlar tarafından gıpta edilecek hale gelmesi umut edilir.

Senâlar olsun Allâh’a ki, sen hizmetinde teyit görmektesin ve bu iş konusunda olağanüstü çabalar harcayıp meşakkatli acılara göğüs germektesin; okuldaki bayan Miss Lillian Kappes’e en derin sevgi ve selâmlarımı iletiniz.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

633. Geçmiş devirlerde, İran’daki kız çocuklar bütün talim ve terbiyeden mahrumdular; ne okulları vardı ne yüksek eğitim veren kurumları; ne bir şefkatli eğitmenleri vardı, ne bir kolaylaştırıcıları. Şimdiyse, bu asırların en muhteşem olanı dahilinde Cömertliler Cömertlisinin ihsanı, kızları da çevrelemiş bulunmaktadır. İran’da tesis edilen bir çok okulda kızlara eğitim verilmektedir; fakat burada eksik olan husus, şahsiyetlerinin terbiye edilmesidir. Zirâ bu nevi terbiye, öğrenim görmekten daha önemlidir. Çünkü insanlığın, tamamına erdirilmeyi bekleyen öncelikli gayesi budur.

Tanrı’ya hamd olsun, Hamadan’da kızlar için bir okul kuruldu. Orada öğretmenlik yapan sizlerse, gayretlerinizin büyük bir kısmını şahsiyet ve davranışların terbiye edilmesi yoluna vakfetmelisiniz. Ve onlara ilimleri, diğer terbiyenin yanı sıra vermelisiniz.

Eğer bu sırayı takip edecek olursanız, İhtişamı her yanı sarmış bulunanın teyitleri bir fırtına misali yükselecek ve o okulun üzerinde gerekeni yapmaya başlayacaktır.

Bu konuda başarılı olmanızı umut etmekteyim.
(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

634. Bu mübarek Emirde, öksüzlerin meselesi her şeyden daha büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Yetim olan çocuklara olağanüstü bir ihtimam gösterilmeli, onlara gereken eğitim verilip terbiye edilmelidirler. Hz. Bahâ’u’llâh’ın Öğretileri, özellikle de bu çocuklara, mümkün olduğu ölçüde her vasıtaya baş vurularak iletilmeye çalışılmalıdır.

Tanrı’ya yakarıyor ve senin bu yetim çocuklara, Ruhû’l-Kuds’ün rayihalarıyla can bulduran şefkatli bir ebeveyn olabilmen için duâ ediyorum; ki bu sayede onlar olgunluk çağlarına erdiklerinde, gerçek birer kul ve insanlık içtimâsında parlayan birer kandil olabilsinler.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından
Seçmeler" par.112, sayfa 108)

635. Mektubunuz ulaştı ve en güzel sevinçlere vesile oldu; Tanrı’ya senâlar olsun, Hamadan’da bir refah ve kurtuluş derneği kurulmuş. Bu kurumun, genel saadet ve kılavuzluk kaynağı haline geleceğinden ve de fakirler ile muhtaçların yüreğini huzura kavuşturacak, yetimler kadar diğer çocukların eğitimi için gereken vasıtaları sağlayacak olduğundan endişe duymuyorum.

Çocukları eğitmek ve kimsesizlerin bakımını üstlenmek, her ne kadar önemliyse de, kız çocukların eğitiminden daha önemli değildir. Nitekim kız çocukları geleceğin anneleri ve kendi çocuklarının ilk öğretmenidirler. Bir çocuk, annesinden gördüğü terbiye yönünde biçimlenir; ondan aldığı ilk dersler, yaşamı boyunca kendisine kılavuz olurlar; ve bu ilk izlenimleri değiştirmekse olağanüstü güçtür. O halde, eğitilmemiş ve cahil kalmış bir annenin, çocuğunu eğitmesi mümkün müdür? Demek ki kızların eğitimi, erkeklere nazaran çok daha önemli neticelere gebedir. Bu husus fevkâlade önemli olup alabildiğine yüksek bir şevk ve adanmışlık hâli içinde ele alınmalıdır.

Tanrı Kurân’da, bilgili olanlarla olmayanları ayırarak, onların eşit olmaması gerektiğini söyler. (1) Öyleyse cehalet, ister erkek olsun ister kadın, kınanması gerekilen bir durumdur; hattâ bir kadın söz konusu olduğunda, vereceği hasar çok daha büyüktür. Bu sebepten, dostların, erkek ve kız çocuğu ayrımı yapmaksızın her birini eğitmek üzere sonsuz bir gayret gösterecekleri umudunu taşımaktayım. Bu, hakikatin ta kendisidir; hakikâtten gayrısı ise ayân beyân ziyândan başka bir şey değildir.

[1 Qur'an 39:12]

(Farsça ve Arapça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

636. İnanırlar arasında, kızlarını başka dinlerin okullarına gönderen şahıslardan söz etmişsin. Gerçekte az bir şeyler öğrendikleri bu okullardaki bayan öğretmenlerin şahsiyet ve davranışları, elbette ki çocuklar üzerinde belli bir tesir bırakmaktadır. Ve hattâ endişe ve ikilemlerin öğretilmesiyle, kızların fikirleri değişime uğramaktadır.

Bahâi kızlarının gidebileceği bir okul temin etmek, dostlara farz kılınmıştır ki, bu okullardaki bayan öğretmenler, çocukları Tanrı öğretileri uyarınca eğiteceklerdir. Orada kız çocukları ruhani ahlak öğrenmeli, kutsal yollar tanımalıdır.

Her çocuk genç bir bitkidir; onu hangi yöne doğru terbiye ederseniz o yöne doğru gelişecektir. Eğer onu, doğru sözlü, nezaketli ve dürüst bir kimse olarak yetiştirirseniz, doğru bir biçim alarak büyüyecek, taze ve yeşilken çiçek açmaya başlayacaktır. Aksi hâlde, yanlış bir terbiye görecek olduğunda, faydasız bir ot misali eğri büğrü bir şekil alacak ve onu değiştirme umudu kalmayacaktır.

Şüphesiz ki Avrupa’daki kadın öğretmenler, lisan ve yazı derslerinin yanı sıra ev işi, el işleri ve dikiş nakış konusunda eğitim vermektedirler; fakat buna rağmen öğrencilerin şahsiyeti, annelerine karşı düşüncesizce davranacak kadar değişkenlik göstermekte ve konumları sarsılıp yakışık almaz tavırlar sergilemeye ve kendilerinden başkasına ihtiyaç duymayan kibirli insanlar olmaya meyletmektedirler.

Daha ziyâde kız çocuklarının, her gün bir nebze daha kendinden vazgeçmeyi, hep daha alçakgönüllü olmayı, anne babası ile büyüklerine itâat ve hürmet etmeyi öğreneceği bir terbiye görmesi gerekir; böylelikle herkes için bir huzur ve teselli kaynağı olacaktır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

637. Düşünün ki, baba Dini inkâr etse bile, eğer anne inançlı ise çocuklar da inançlı olacaktır; eğer anne inançlı değilse, baba istediği kadar inancında sağlam ve sabit olsun, çocuklar inançsız olacaktır. İşte bu, kimi istisnalar dışında, karşılaşılan genel bir durumdur.

İşte bu sebepten, hem anneler hem babalar, küçük kız çocuklarını hassasiyetle gözetmeli ve yüksek niteliklere sahip öğretmenler tarafından eğitilebilecekleri okullara göndermelidirler. Bilim ve sanatların hepsini tanıyıp insani yaşam kadar bir ailenin sevinç ve saadetini temin etmek açısından gerekli olan her şeye aşina olmalı, her şeyi öğrenmelidir.

O halde, Aşkabat’taki Ruhani Mahfilin bu olağanüstü önem arz eden meseleye bir an önce ilgi göstermesi, ona bir vazife kılınmıştır; ki bu sayede Tanrı’nın bağış ve ihsanları ile kurulacak bu kurum, ebedi bir mutluluk ve emniyet kaynağı olacaktır.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

638. Ey Ebhâ Cemâlinin cariyeleri! Mektubunuz ulaştı ve okunurken büyük bir sevince yol açtı. Tanrı’ya hamd olsun ki kadın inanırlar, Emri tebliğ etmenin, Öğretilerin hoş kokularını etrafa yaymanın ve çocukları eğitmenin yollarını öğrenebilecekleri toplantılar düzenlemişler.

Bu toplantılar tam anlamıyla ruhani olmalıdır; konuşulan konular, Gerçeklik Güneşinin doğmuş bulunduğuna dair açık ve nihai deliller içermelidir. Orada hazır bulunan herkes, kız çocuklarını eğitmeye yarayacak vasıtaların bulunması üzerine odaklanmalıdır. Muhtelif bilgi dallarını öğretip güzel bir şahsiyet kazandırmanın, iyi davranışlar içinde olup temiz bir hayat yaşamanın, iffetli, fikirlerinde istikâmet üzere olan, sebatlı, mukavemetli, kararlı ve amacına sadık kimseler olarak yetiştirmenin yollarını aramalı, ev işlerini düzenleme, çocuk eğitimi ve kız çocuklarının ihtiyaç duydukları her konuyu aydınlatıcı derslerin işlenmesiyle ilgili fikirler geliştirilmelidir; öyle ki, bu kız çocukları tüm insani kemallerin kalesinde yetişip rahmani bir kişilik geliştirmiş olmanın güvencesi ile, anne olacak yaşa erdiklerinde, yaşamlarının ilk yıllarından itibaren iyi huylar ve güzel davranışlar sergileyen çocuklar yetiştirebilsinler.

Bu kız çocukları, beden sağlığını koruyup besleyecek ilimlerin yanı sıra, çocuklarını hastalıktan korumanın yollarını öğrenmelidirler.

Eğer ki bütün meseleler iyiden iyiye düzenlenmiş olursa, her çocuk, Ebhâ Cennet bahçelerinin emsalsiz bir çiçeği haline gelecektir.

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler" par.94)

639. Bugün için Tanrı dostlarına indirilmiş hüküm gereği, çocuklara okuma yazma öğretip çeşitli ilim dallarında eğitim görmelerine öncülük etmek, dolayısıyla da bilinçlerinin açılıma uğrayarak gün be gün her alanda aşama kaydetmelerine imkan tanımak, herkese farz kılınmıştır.

Anne, çocuğun ilk öğretmenidir; çünkü yaşamının başlangıç evresinde, her çocuk taze ve yeşil bir dal gibi, henüz arzu edilen biçimi kolayca alabilecek durumdadır. Eğer onu doğru bir yol üzere eğitirseniz, o da ileriye doğru, mükemmel bir simetri eşliğinde büyüye duracaktır. O halde, çocuğun ilk öğretmeni olan annenin, onun karakteri ile davranış temellerini tesis edeceği aşikârdır.

Ey sevgi dolu anneler, işte bu sebepten, biliniz ki Tanrı’nın nazarında Ona ibadet etmenin en güzel yolu çocuk eğitimi ve çocukların bütün insani mükemmellikleri kazanmasını sağlamaktır; bundan daha haysiyetli bir amel, hayal dahi edilemez. [1]

[1 Cf. "Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler" [revize edilmiş baskı]

(Haifa: Bahá'í World Centre, 1982), Sec. 114, p. 139.]

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
640. Ey Sultânın Cariyeleri!

O ışıklı şehirde kurduğunuz ruhani mahfil, olağanüstü büyük bir lütuf. Sizler fevkalade adımlar attınız ve diğerlerinin ötesine geçtiniz; Kutsal Eşiğe hizmet etmek üzere ayağa kalkıp semâvi bağışlara nail oldunuz. Bundan böyle, bütün ruhani çabalarınızı ortaya koyarak toplanacağınız bu ışıklı mahfilde, Kutsal Yazıları okuyacak ve Tanrı zikri ile meşgul olacaksınız. Onun burhan ve delillerini açıklamayı sürdürün; o ülkedeki kadınların kılavuzlanması için çalışıp genç kız ve çocukların eğitimiyle ilgilenin; ki bu sayede anneler, çocuklarını daha ilk günlerden başlayarak, derinlemesine terbiye edebilsin; onları güzel huylarla ve iyi bir ahlak anlayışı ile süslesin; onları, insanlığın bütün erdemlerine kılavuzlayıp kınanacak bir davranışı geliştirmekten alıkoysun ve onları, Bahâi eğitiminin kucağında büyütsün. Böylelikle bu küçük çocuklar, Tanrı bilgisi ile Onun Sevgi sinesinden beslenebilsin. Böylelikle onlar, büyüyüp serpilsinler; doğruluk ve insan haysiyetinin manasına vakıf olup gayret ve mukavemet üzere yaşamayı öğrensinler. Böylelikle onlar, her şeyde sebat etmeyi, gelişim arzusu duymayı, yüksek düşünceler içinde olup yüce amaçlara yönelmeyi, iffetli ve temiz bir yaşam sürmeyi öğrensinler. Böylelikle onlar, her ne yapacak olsalar başarılı neticeler alma yolunda desteklenmelidirler.

Anneler, çocuklarının eğitimiyle ilgili her şeyi önceden düşünmelidir; bu konu diğer her şeyden daha önemlidir. Zirâ bir dal henüz yaş ve yeşilken arzu edilen yöne doğru gelişecektir. Bu sebepten her anne, çocuklarına, tıpkı bir bahçıvanın genç fidanlarıyla ilgilenip baktığı gibi bakmakla yükümlüdür. O, gece gündüz çabalayıp çocuğunun iç dünyasına inanç ve ikânı, alemlerin Sevgilisi olanın sevgisini ve tüm iyi nitelikler ile özellikleri filizlendirmelidir.

Anne, her ne zaman çocuğunun iyi bir davranışını görse, onu kutlasın; övgülerle yüreğini sevindirsin. Eğer takdir edilmeyecek bir tutumun esintisi dahi belirmişse, çocuğuna nasihâtte bulunsun; onu, aklı başında vasıtalarla cezalandırıp gerekli gördüğü hâllerde, hafif de olsa bir tembih sözü ile uyarsın. Buna karşın, bir çocuğa vurmak yahut onu azarlamak, müsaade edilir bir davranış değildir; zirâ dayağa veya sözle tacize mâruz kalan çocukların şahsiyeti huysuzluğa ve inada meyleder.(5)”

("Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler" par.95)

641. ...Ey Merhametliler Merhametlisinin cariyeleri! Çocukları bebeklik çağlarının ilk günlerinden itibaren eğitmekle yükümlüsünüz. Onların ahlakını güzelleştirmekle yükümlüsünüz! Onları her koşul ve şart altında terbiye etmekle yükümlüsünüz; tıpkı İhtişamlı ve yüce Allâh’ın, onların ilk öğretmeni olmayı annelere bir vazife kıldığı gibi... İşte bu fevkalade önemli mesele, yüce bir makama haiz olup ihmaline kesinlikle müsaade edilmemiştir.

Eğer sen, bu doğru yolda yürüyecek olursan, çocuklarına hem maddi hem manevi bağlamda gerçek bir anne olmayı başarabilirsin.

("Tablets of Abdu'l-Bahá Abbas" vol. III (Chicago:

Bahá'í Publishing Society, 1916), Vol. III, p. 606)

642. Özlem ve selâmlarımı gözünün tesellisine ve küçük oğluna ilet.(1) İnan ki her ikisini de, kendi çocuklarını seven şefkatli bir baba gibi sevmekteyim. Sana gelince; onları alabildiğine çok sevmeli, onları terbiye etmek için elinden gelen gayreti göstermelisin; ki bu sayede onlar, Tanrı sevgisinin sütü ile beslenip büyüyebilsinler. Nitekim ebeveynlerin en öncelikli vazifesi, çocuklarını eksiksiz ve de tafsilatlı bir şekilde eğitmektir.

[1 "Gözünün tesellisi" – Farsça’da “çocuk”
anlamına gelen bir değimdir.]

Çocukların anne babalarına karşı yükümlü kılındıkları bazı kutsal vazifeler de vardır; bu vazifeler, Tanrı Kitábında yazılı olup Tanrı’ya aittirler. [1] Çocukların bu dünyadaki kadar Tanrı Saltanatındaki huzuru, ebeveynlerin hoşnutluğuna bağlıdır; aksi halde, onlar aşikâr bir ziyâna uğrarlar.

[1 Akdes Kitábının bir ilavesi olan Bazı Sorulara Cevaplar adlı eserde, Hz. Bahâ’u’llâh, çocukların anne babalarına hizmet etmesi gerektiğinden söz eder ve anne babanın hakkını gözetme vazifesini, Tanrı’nın birliğini tanıma yükümlülüğünden sonraki en önemli vazife olarak tanımlar.]

("Tablets of Abdu'l-Bahá Abbas", vol. II

(Chicago: Bahá'í Publishing Society, 1915), Vol. II, pp. 262-3)

643. ...Ey Abdû’l-Bahâ’nın sevgili dostu! Babanın oğlu ve onun ağacının meyvesi ol. Onun ruhundan doğmuş bir evlât ol ki, yalnızca toprak ve sudan ibaret kalma. Gerçek bir evlât, insanın ruhâni hassasından dallanıp budaklanmış olandır. Tanrı’ya yönelerek, senin her vakit teyit görüp mukavemet kazanman için duâ ediyorum.

("Tablets of 'Abdu'l-Bahá", Vol. II, p. 342)
644. Ey sevgili çocuklar!

Babanız şefkatlidir; o size karşı mülâyim ve merhametlidir; sizin için başarı, saadet ve Tanrı Saltanatında ebedi yaşam dileyendir. O hâlde sevgili çocuklar, onun hoşnutluğunu aramak, onun kılavuzluğu ışığında kılavuzlanmak, Tanrı sevgisinin çekim gücü yönünde yol almak ve Tanrı sevgisi kucağında büyümek, üzerinize vazife kılınmıştır. Öyle ki, her biriniz El-Ebhâ Bahçelerinde Tanrı lütfunun bereketli sularıyla yeşere duran güzel birer dalı hâline gelebilesiniz.

("Tablets of 'Abdu'l-Bahá", Vol. III, p. 622)

645. Gençlerin Hakim’in ayak izlerinden yürüyüp onun yollarında eğitilmesi, onlar üzerine indirilmiş bir hükümdür [1]; zirâ o ve onun benzeri ruhlar, Ebhâ Saltanatına yükselmiş bulunmaktadırlar. Gençler büyüyüp gelişerek babalarının yerini almak durumundadırlar; böylece, bu çağlayan fazıl ve inâyet, olağanüstü ıstıraplar çekmiş olan Tanrı sevgililerinin nesli boyunca gün be gün artsın; tâ ki yeryüzü ile Cennetteki meyvesini hasıl edinceye dek çoğalabilsin.

[1 Kazvin şehrinin hatırı sayılır bir inanırı]
(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)

646. Çocuklara Hz. Bahâ’u’llâh’ın Levihleri ile Öğretilerinin okunduğu ve de Tanrı Sözü’nün terennüm edildiği Pazar Okulları, gerçekten de mübarektirler. Sen bu düzenli faaliyeti aksatmadan sürdürmelisin; ona gereken önemi vererek, her gün biraz daha büyüyecek olan bu meseleyi Kutsal Ruhun nefesleri ile canlandırma çabasında olmalısın. Eğer bu faaliyet iyi bir düzene oturtulursa, olağanüstü neticeler alacağından emin olabilirsin. Fakat istikâmet ve kararlılık şarttır; aksi takdirde, bir müddet sürecek olan bu faaliyet, daha sonradan süratle unutulup gidecektir. Sebat etmek, en gerekli koşullardan biridir; her tasarı çerçevesinde gösterilecek kararlılık ve metanet, olumlu neticeler doğuracaktır; yok eğer bu koşullar mevcut değilse, birkaç günün sonunda unutulmaya mahkum olacaktır.

(Hz.Abdû’l-Bahâ’nın Yazılarından Seçmeler 124)
647. Ey Saltanatın Çocukları!

Mektuplarınız, fotoğraflarınızla birlikte bize ulaştı. Mektupları okurken, yüreğimize olağanüstü güzel duygular salındı; resimlerinize baktığımızda ise, ruhani bir sevinç ve memnuniyetin varlığını hissedebiliyorduk. Allâh’a hamd olsun, mektuplarda yüzlerinizin Saltanata çevrilmiş olduğuna delalet eden sözler vardı; ve anlaşılan şu ki, Tanrı sevgisinin ışığı o yüzlerdeki alınların üzerinde tüm açıklığı ve parlaklığı ile ışıldamaktadır.

Tanrı’ya dua ediyor ve Pazar okullarında semâvi bilgilere kavuşmanızı diliyorum; lütuflarla dolu bir şahsiyet kazanmanız, her gün bir nebze daha aşama kaydederek, İlahi Gül bahçesindeki, yaprak ve meyvelerle donanmış lekesiz birer fidan olabilmeniz için Ona niyazda bulunuyorum.

(Urbana Illinos eyaletindeki Bahâi çocuklar için yazılmış bir Levihten.."The Magazine of The Children of the Kingdom" (Saltanat Çocuklarının Dergisi” Vol. I, No.2 (Mart, 1920), p. 2)

648. Ey kılavuzluk çayırlarında büyüye duran eşsiz ve genç ağaçlar, narin bitkiler! Ey henüz yetişmekte olan Gerçeklik Kardeşleri!

Şimdilik yalnızca öğrenmekteyseniz de, merhamet bulutlarından saçıla duran sağanaklar sayesinde öğretmenler olup çıkacağınızı ve hem yüreğin hem aklın bilgi bahçesindeki hoş kokulu birer bahar, birer çiçek misali serpilmenizi umut etmekteyiz; her birinizin, hasadı bol, adil, taze, güçlü ve tatlı meyvelerle yüklü birer ağaç haline gelmenizi temenni ediyoruz.

Tanrı’nın gizlideki teyitleri, sizi bilginin doğuş yeri eylesin; yüreğiniz, yücelerdeki Ordular Tababetinin ilhamı ile dolsun; tek bir damla koca bir deniz haline gelip tek bir nokta güneş gibi parlasın.

Bâb Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Bu günde, küçücük bir karınca, Kurân’ın en muğlak en alt üst eden ayetini anlama kudreti ile donanmayı arzu etse, onun bu dileği muhakkak yerine gelir; kaldı ki, ebedi kudretin gizemi, yaratılmış her şeyin en içteki varlığında titreşe durmaktadır.”(1) Eğer ki böylesi çaresiz bir varlık, böylesine tesirli bir dirayet ile donanabiliyorsa, Hz. Bahâ’u’llâh’ın faziletinden akan hür kuvvetlerin tesiri ne kadar daha büyük olmalı! Ne teyitler istiflenecek, nice yürekler çağlayıp akacak!

[1 Cf. "The World Order of Bahá'u'lláh: Selected Letters"

[rev. ed.] (Wilmette: Bahá'í Publishing Trust, 1982), pp. 126-27.]

İşte bu sebepten, ey siz aydınlanmış olan gençler, gece gündüz çalışıp zihnin ve ruhun gizemlerini gün ışığına çıkarmak ve Tanrı Gününün sırlarını yakalamak için çaba sarf etmelisiniz. İsmi Azâm’ın doğmuş olduğuna dair delillerden haberdar olun. Dudaklarınızı övgü sözleriyle açın. İknâ edici ispatlarla gelin. Susamışları yaşam pınarına kılavuzlayın; gariplere gerçek sıhhat bahşedin. Tanrı’nın çırakları olun; Tanrı tarafından kılavuzlanan hekimler olup insanlar arasındaki hastaları iyileştirin. Dışlanmış olanları, samimi dostların çemberine getirin. Çaresizleri umutla doldurun. Uyuklayanları uyandırın; basiretsizleri basiret sahibi yapın.

İşte bunlar, bu yeryüzü yaşamının meyveleridirler. İşte bu, ihtişamlı bir şanın mertebesidir.

(Farsça’dan tercüme edilmiş bir Levihten alıntı)
HZ.ŞEVKİ EFENDİ’NİN YAZILARI İLE
MEKTUPLARINDAN SEÇMELER:

649. Çocukların Eğitimsel Çalışma Komitesi’nin üyeleri adına.... İlâhi Kılavuzluk diliyor ve Hz. Abdû’l-Bahâ’nın yüreğinde yatan ve ona çok yakın olan bu işle ilgili olarak yardım görmeleri ve de Tanrı Emri uğrunda ayağa kalkacak adanmış ve yetkin kimselere gelecek dönemlerde yol gösterebilmeleri için Ona yalvarıyorum.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada Milli Ruhani Mahfiline yazılmış 23 Aralık 1922 tarihli bir mektuptan... Kaynak: "Bahá'í Administration: Selected Messages 1922-1932"

[rev. ed.], (Wilmette: Bahá'í Publishing Trust, 1980), p. 29)

650. Onlar, imkanları dahilindeki her vasıtayı kullanarak, gençlerin maddi ve manevi aydınlanmasını teşvik etmelidirler; onlar, çocuk eğitimi için gereken araçları hazır etmeli, her ne zaman bir fırsat doğacak olsa Bahâi eğitim enstitülerinin işlerini düzenleyip yön vermelidirler; ve onların gelişim ve ilerlemesi yolundaki en iyi vasıtaları temin etmelidirler.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Amerika, Avustralya, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Japonya ve İsviçre’deki Bahâilere yazılmış, 12 Mart 1923 tarihli bir mektuptan..Kaynak: "Bahá'í Administration: Selected Messages 1922-1932", p. 38)

651. Amerika’daki “Saltanatın Çocukları”yla ilgili ruhani etkinliklere gelince, umut ve duâlarım, onların Hz. Bahâ’u’llâh’ın Emrindeki yetkin birer kul olarak yetişmesi yönündedir. Onların adanmışlığı ve kendinden vazgeçmişlik hâli, Bahâi Mabedine yardım etme iştiyakları, Bahâi Dergisiyle ilgili etkinlikleri, hepsi de, Emrin o ülkedeki ihtişamlı geleceğini müjdeleyen yanılmaz işaretlerdir. Semâvi Babanın şefkat ve sevgisi onlara yol göstersin; onları koruyup gelecekteki yaşam vazifelerinde onların yardımcısı olsun.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Amerika ve Kanada Milli

Mahfillerine yazılmış 26 Kasım 1923 tarihli bir mektuptan...)

652. Bu günlerin temel ve esaslı gereksinimlerinden biri, kız ve erkek çocuklarının eğitimi meselesidir. Ruhani Mahfil üyelerine düşen vazifelerden biri de, dostların desteğini alarak, kız ve erkek çocuklarına ruhani eğitim verebilecek, Emri tebliğ etmenin esaslarını öğretecek, Kutsal Yazılar ile Emrin tarihini okutacak, çeşitli ilim dallarının ikincil derslerini, farklı sanat ve beceri alanlarının yanı sıra yabancı dilleri kazandıracak bir okul tesis etmektir, ki böylelikle Bahâi eğitim yöntemleri alabildiğine geniş çevreler tarafından tanınabilsin; ve tanındıkça da, toplumun her kesiminden insanın çocuklarını göndermek isteyeceği Bahâi okulları, hem cismani bilginin hem de ilahi öğretilerin bir arada kazanıldığı bir yer haline gelsin; ve bu sayede, Tanrı Emrinin ilerlemesi için gereken vasıtalara bir yenisi daha eklenmiş olacaktır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Tahran’daki bir Mahalli Mahfile yazılmış

19 Aralık 1923 tarihli mektuptan – Farsça’dan tercüme edilmiştir)

653. Başlattığınız davanın yorulmak bilmez muhacirinden gelen “Saltanat Çocuklarının Dergisi” nin son sayısı, beni yepyeni umutlarla doldurdu; öyle ki, Emrin geleceği açısından sizlerin mukadderatında olup ortaya koyacağınız katkılar adına

size bu sevgi ve güven mektubunu yazmak ihtiyacı hissettim.

Bahâi gençliğinin ilk ve tek birimi olan bu dergide her ne yayımlanacak olsa, dünyanın dört bir yanında onu okuyan herkesi ve özellikle de her Bahâi çocuğunu, kendisini bekleyen gelecekle ilgili olağanüstü sorumluluk ve vazifelerin ne denli büyük birer fırsat olduklarını fark ettirecek duygulara yönlendirmesinin, yüksek bir önem arz ettiğini hissediyorum.

Bu yayının görevi, büyümekte olan bir neslin muhtelif etkinliklerini başlatmak, teşvik etmek ve yansıtmayı sürdürmektir; ister batıda ister doğuda olsun, Hz. Abdû’l-Bahâ’nın bütün çocukları arasında gerçek bir dostluk bağı kurup güçlendirmektir; ve kendilerini bekleyen altın değerindeki gelecekle ilgili görüşü gözlerinin önüne sermektir. Bu yayın onların yüreğine, henüz genç oldukları şu çağlarda, yaşamdaki vazifelerine dair sağlam temellerin atılmasının ivedi bir gereksinim olduğu gerçeğini zerk etmelidir.

Hz. Abdû’l-Bahâ’nın çok sevdiği ve ihsanları ile hudutsuz şefkatini üzerine yağdırdığı Saltanat Çocuklarının meselesi, halâ yüreklerimizdeki yerini korumaktadır; bundan emin olabilirsiniz. Dünya çapındaki bir Hareketle birlikte ortaya çıkan kahraman muhacirlerin soyundan gelen sizler, böylesi haysiyetli duygularla başladıkları bu vazifeyi sürdüreceğinize dair umutlar kendi içinizde yatmaktadır; söz konusu vazife, insanlığın hizmetinde olup kurtuluşu için çalışma sorumluluğunu üstlenmek olmuştu.

Benim hizmet ve destek bağlamındaki mütevazı katkım, ancak duâ saatlerimde üç Kutsal Makamda niyaz ederek, kılavuzluk, ihsan ve Hz. Bahâ’u’llâh’ın yol göstericiliğini dilemek ve sizlerin, gelecekteki mutlu günler boyunca Onun Saltanatını kurabilme ve Onun Sözünü yerine getirebilme hususlarındaki başarınız için yakarıda bulunmaktır. Umut ediyorum ki derginiz, bu hedefe ulaşmanızda size ilham kaynağı olur.

Saltanat Çocuklarının Dergisi, Boston- Amerika’ya gönderilmiş

30 Aralık 1923 tarihli bir mektuptan

654. Hz. Abdû’l-Bahâ her zaman çocuk eğitimine büyük önem atfetmiştir; biz de bu vesileyi bir fırsat biliyor ve sizleri bu hizmet sahanızdan ötürü kutlamak istiyoruz. Umudumuz, günün birinde yaptığınız için Doğu’ya kadar uzanmasıdır; nitekim orada bu hizmete duyulan ihtiyaç olağanüstü büyüktür.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
9 Nisan 1925 tarihli bir mektuptan)

655. Kutsal Topraklara yapacağınız ziyaretin masraflarını karşılayacak olan parayı, daha ziyâde eğitimini üstlenmiş bulunduğunuz gencin giderleri için harcamanızın daha doğru olup olmadığını sormuşsunuz. Hz. Şevki Efendi, kendisinin ve mübarek ailenin diğer üyelerinin, sizi burada, Hz. Abdû’l-Bahâ’nın evinde görmekten ve de Onun Makamının içi kadar çevresindeki ebedi Fazilet çağlayanlarını paylaşmaktan mutluluk duyacağını yazmamı isterken, eğitimini üstlenmiş bulunduğunuz genç delikanlıya yardım etmeyi sürdürmenizi daha önemli olarak nitelemektedir. Nitekim bu önerisinin kaynağında, Hz. Bahâ’u’llâh’ın en çarpıcı beyânlarından biri yatmaktadır; “her kim, kendisinin yahut bir başkasının çocuğunu eğitecek olsa, bizzat Hz. Bahâ’u’llâh’ın çocuklarından birini eğitmiş sayılır” buyurmuştur.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
29 Mayıs 1925 tarihli mektuptan)

656. Ruhani Mahfillere düşen kutsal görevler arasında, öğrenimin desteklenmesi, okulların tesis edilip her erkek ve kız çocuğuna kolaylık sağlayacak akademik vasıtaların tedarik edilmesi, gibi vazifeler vardır.

İstisnasız her çocuk, en erken yaşlarından itibaren okuma ve yazma sanatını tafsilatlı bir çalışma ile öğrenmeli, hoşlandığı ve meyilli olduğu konuların yanı sıra, yetenek ve güçlerini dikkate alarak bir seçim yapmalıdır; bu seçimiyle birlikte kendisini vakfettiği faydalı sanat ve ilimlerden başka, yabancı dilleri ve gündemdeki teknolojiyi öğrenmek üzere çaba sarf etmelidir.

Fakirlerin çocuklarına, temel konular başta olmak üzere bu kemalleri kazanmada yardımcı olmak, Ruhani Mahfillere verilmiş bir vazifedir ve her ülkedeki Tanrı eminlerinin vicdanına yüklenmiş bir zarurettir.

“Kim ki kendi oğlunu yahut bir başkasının oğlunu yetiştirecek olsa, bizzât Benim oğullarımdan birini yetiştirmiş sayılır; Sevgi dolu şefkatim ve kainatı saran Merhametim onun üzerine olsun.” [1]

[1 "Tablet of Bahá'u'lláh Revealed after the Kitáb-i-Aqdas", rev. ed.

(Haifa: Bahá'í World Centre, 1982), p. 128.]
(Hz.Şevki Efendi tarafından İran Milli Mahfiline
yazılmış 8 Haziran 1925 tarihli mektuptan)

657. Hz.Şevki Efendi, çocuklarınızın eğitimi konusundaki tasarılarınıza büyük bir ilgi duydu. Onun umudu, çocuklarınızın Bahâi Emrine sıkı sıkıya sarılacak olan ateşli birer inanır, Onun Mübarek Eşiğindeki ehliyetli birer kul ve de dini konular kadar sosyal konularda basiretle konuşan birer şahıs haline gelmesidir. Hz.Şevki Efendi onlarla birlikte sevgili babalarına da selamlarını iletmektedir.

Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
24 Aralık 1925 tarihli mektuptan

658. Çocuklarınızın, toplum içinde Emirden söz ederken kullandıkları muhteşem üslubun haberlerini birçok farklı vasıta kanalıyla öğrenmiş bulunuyoruz. Hz.Şevki Efendi, üçünün de Emrin yanı sıra Emirle bağıntısı olan tüm konularda, yetkin ve de adanmış birer konuşmacı haline gelmesi umudunu taşımaktadır. Bunu tam manasıyla başarabilmek için, bilim ve edebiyat alanında oldukça köklü bir bilgi edinmelerini sağlayacak eğitimden geçmelidirler ki, bu eğitimi halihazırda almaktadırlar. Bahâi gençlerinin iyi okullarda derinlemesine eğitim görmesi, ruhani olarak eğitilmeleri kadar önemlidir. Bir gencin etkin biçimde Emre hizmet edebilmesi için, hem zihinsel hem de ruhani yönlerinin gelişmiş olması kaçınılmazdır.

Hz.Şevki Efendi’nin notlarından:

Sevgili çocuklarınızın, sıhhatli bir eğitimin kılavuzluğunda kazanacakları istikametten ötürü, gelecekte de Tanrı Emrine hizmet eden etkin ve de başarılı bireyler olabilmeleri için Tanrı’ya duâ edeceğim. Onların, halihâzırda kendilerinde mevcut bulunan bağışları, iyi bir eğitim sayesinde Tanrı Dini yolunda kullanabilmeleri için duâ edeceğim.

Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
28 Kasım 1926 tarihli mektuptan

659. Hayır işleri ve hayır kurumlarının yanı sıra toplumun genel refahını sağlayacak ve istisnasız her kesimden insanı içine alan bir ilerlemeye öncülük edecek her türlü etkinlik hususunda, Tanrı dostlarının, cezbedici tesirler bırakması, dolayısıyla da diğerlerine yol gösteren konumunda olması arzu edilmekte.

Bırakın özgürce ve de para talep etmeksizin okulları ile daha yüksek öğrenim kurumlarının kapılarını Bahâi olmayan çocuklara, fakir ve çaresizlik içindeki gençlere açsınlar; ki böylelikle, fenlerin ve liberal sanatların okunabilmesini mümkün kılsınlar.

... ardından, Bahâi davranış kaidelerinin, uygulama yolları ile yasalarının öğrenilip yaygınlaştırılması gelir. Bu kez ulus, duyarsızlık uykusundan uyanıp da Hükümet, eğitsel yapılanmayı teşvik edecek ve açılımlara uğramasını sağlayacak adımları atmaya başladığında, o ülkedeki Bahâi temsilciler öyle bir ayağa kalksınlar ki, onların bu yüksek gayretleri neticesinde, her köy, kasaba ve şehirde, her il ve ilçede, ilimlerin, liberal sanatlar ile dini konuların okunup araştırıldığı kurumlar inşa edilmek üzere iptidai girişimlerde bulunulsun. İstisnasız her Bahâi çocuk, okuma yazmanın temellerini, davranış kaidelerini, Tanrı Kitábında sözü geçen gelenek, uygulama ve yasaları tanımalıdır; yeni ilim dalları, sanatlar ile güncel teknoloji, saf ve de takdire layık özellikler, Bahâi davranış biçimleri, Bahâi yaşam biçimi, gibi konularda öylesine farklılıklarla donanmış olmalılar ki, ister Müslüman, ister Zerdüşt, Hıristiyan yahut Yahudi olsun, her tür insan gönüllü olarak ve de memnuniyetle bu gelişmiş Bahâi öğrenim kurumlarına gelerek, çocuklarını hiç endişe duymaksızın Bahâi eğitmenlerin bakımına emanet edebilmelidir.

İşte Tanrı Kitábında yazılı bulunan yasaların yaşama aktarılması ve teşvik edilmesi de, bu yol üzere gerçekleşmelidir.

Hz.Şevki Efendi tarafından doğulu inanırlara yazılmış “Ocak 1929”

tarihli mektuptan- Farsça’dan tercüme edilmiştir.

660. Hz.Şevki Efendi’ye yazmış bulunduğunuz kısa fakat etkileyici mektup bize ulaştı. Mektubunuzu derin bir ilgiyle okuduktan sonra, kendisi adına size teşekkür etmemi ve de akademik eğitiminizi şevk içinde bitirebilmenizi umut ettiğini dile getirdi. Bir Bahâi olarak, Hz. Bahâ’u’llâh’ın, eğitimi gerçek bir medeniyetin en esaslı etkeni kabul ettiğini biliyor olmalısınız. Fakat bu eğitimin elverişli ve meyve veren bir yapıya ulaşması için, özünde anlaşılır olup insanın zihinsel ve fiziksel hassalarının yanı sıra ruhani ve ahlaki yönlerini de kapsamına almalıdır. İşte bu, Bahâi gençliğinin bütün dünyadaki programı olmalıdır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
9 Temmuz 1931 tarihli mektuptan)

661. Umut edilir ki Bahâiler, çok geçmeden Hz. Bahâ’u’llâh ile Hz. Abdû’l-Bahâ’nın yazılarında tasvir edildiği üzere, çocukları hem zihinsel hem de ruhani bağlamda eğitecek okullar açma muvaffakiyeti gösterirler.

(Hz.Şevki Efendi tarafından New York Mahalli

Ruhani Mahfiline yazılmış 25 Aralık 1931 tarihli mektuptan)

662. Sizlerin çocuk eğitimine bu denli önem atfettiğinizi bilmek, onu çok mutlu kılmaktadır; nitekim onların erken yaşlarında öğrenecekleri her şey, bütün yaşamlarına iz bırakacak derecede güçlüdür. Hepsi de onların doğasındaki olağan bir hassa haline gelecektir.

Emrin Velisinin tavsiye edebileceği özel bir kitap yoktur. Fakat bu amaca uygun alıntıları derlemek, orta yaştaki Bahaîlerin yapabileceği bir iştir; böylelikle birkaç deneme ve girişimden sonra iyi bir kitap ortaya çıkmış olacaktır.

Hz. Abdû’l-Bahâ, Hz. Bahâ’u’llâh ile Hz. Bâb’ın Levihlerini ezberleme hususuna büyük önem vermiştir. Yaşadığı günlerde, evin çocuklarının Levih ezberlemesi, her gün yapılan olağan bir iş haline gelmişti. Fakat o günün çocukları bugünün yetişkinleri olup çıkalı hiç birinin böylesi bir alışkanlığı sürdürecek vakti kalmamıştır. Oysa bu uygulama, çocukların zihnine o sözlerdeki fikir ve ruhu aşılama açısından fevkalade faydalıdır.

“Nebil Tarihi” elinizde olduğuna göre, çocukların hoşlanabileceği ve ilk yıllardaki Olayları anlatan öyküler derleyebilirsiniz. Onlara aynı zamanda Hz.İsa, Hz.Muhammet veya diğer peygamberlerle ilgili öyküler anlatarak, kısıtlı bir anlayış ışığında yaşamış bulunan eski zaman insanlarından öğrenmiş olabilecekleri dini ön yargıları kırıp geçmelerini sağlayabilirsiniz.

Farklı peygamberlerin yaşamıyla birlikte onların söylemlerini konu alan bu tür öyküler, Emrin edebiyatının daha iyi anlaşılmasına öncülük edecektir; çünkü Emri eserlerin birçoğunda onlara isnat edilmektedir. Fakat böylesi konuları bir araya getirerek ilginç çocuk kitapları derlemek, tecrübeli insanların işi olmalıdır.

Emrin içinden, bu ihtiyaçlara yanıt verebilecek insanlar çıkacaktır; bu yalnızca biraz daha zamana ihtiyacı olan bir meseledir. Bizlerse, farklı bireyleri teşvik ederek bu görevi üstlenme yeteneği olanları harekete geçirmeyi deneyebiliriz.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir Mahalli Mahfil ile

Milli Tebliğ Komitesine yazılmış 19 Ekim 1932 tarihli mektuptan)

663. Dostların Bahâi çocuklarının eğitim ve terbiyesi konusuna bu denli önem atfetmeleri, onu derin bir memnuniyet duygusuna sevk etti. Gençlerin eğitimi, şüphesiz her şeyden daha öncelikli bir önem taşımaktadır; nitekim gençlerin Emrî anlayışı bu sayede güçlenirken, kendilerindeki kuvvetleri en faydalı bir yola vakfetmeleri ihtimali artacaktır. Amerika’da, Emrin milli giderleri her gün biraz daha yükselirken, Komite üyelerinizin dikkatli olup etkinliklerini finans kaynaklarını aşacak boyutlara vardırmaması gerekir. Komitenizin tasarıları, Mabedin yapımını kısıtlayacak derecede ileri gitmemelidir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Çocukların Eğitim ve Terbiyesiyle ilgili bir komitenin üyelerine yazılmış 20 Nisan 1933 tarihli mektuptan)Bahâi News isimli dergide yayınlanmış "Bahá'í News" 77 (September 1933), p.2)

664. Hz.Şevki Efendi, dikkatinizi tamamıyla oğullarınızın eğitimine odaklamanızı arzu etmektedir; ki bu sayede onlar, samimi, sadık ve faal birer Bahâi haline gelebilsinler. Bizler, gençlerin yardımına koşmalıyız. O halde çocuklarına tafsilatlı bir Bahâi eğitimi vermek, her anne babaya düşen kutsal bir mecburiyettir.

Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
31 Mayıs 1931 tarihli mektuptan

665. Bahâi Dini... mecburi eğitim taraftarıdır....

(From a letter dated June 1933 written by Shoghi Effendi

to the High Commissioner for Palestine)

666. Maddi durumunuzun düzeliyor olduğunu öğrenmekten derin bir memnuniyet duyduğunu bildirirken, içtenlikle bunun sizin için bir fırsat olmasını.... onlara en güzel eğitim imkanlarını verebilmenizle birlikte, yakın bir gelecekte adanmış kullar ve Emrin muzaffer şahısları haline gelmelerini umut etmektedir.

Bir anne olarak, özellikle de kutsal vazifesi çocuklarının eğitimi ile ilgilenmek olup onları Bahâi çizgisinde büyütmekle yükümlü bulunan bir Bahâi anne olarak, sorumluluğunuz olağanüstü büyüktür. Umut edilir ki Tanrı’nın yardımı ve kılavuzluğu ile bütün vazifelerinizi yerine getirme muvaffakiyeti gösterebilesiniz.

Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış 22 Temmuz 1933 tarihli mektuptan

667. Hz.Şevki Efendi mektubunuzu alınca, kızınızın Emre karşı gösterdiği davranış ve genel tavrın yarattığı ciddi durumdan ötürü derin bir üzüntü duymuştur.

O bu vakanın acısını yaşayıp Emir açısından ileriki yıllara taşınacak etkilerinin farkında olmakla birlikte, dostların ve de bir anne olarak sizin vereceğiniz şefkatli ve sevgi dolu tavsiyelerden başka hiçbir şeyin bu durumu düzeltemeyeceğini hissetmektedir. Her şeyden evvel sabırlı olmalısınız; ve Hz. Bahâ’u’llâh’ın çabalarınızı destekleyip kılavuzladığından şüphe duymamalısınız. O sizin duâlarınızı duymaktadır; ve şüphe yok ki onları kabul buyuracak ve kızınız kadar Emir açısından duyabileceğiniz umut ve beklentilerin cismani alemde vücut bulmasını hızlandıracaktır.

Emrin Velisi, bu sebepten, kızınızın toplantılara katılmasıyla ilgili tepkisel bir yaklaşımda bulunmamanızın daha doğru olacağını düşünmektedir; nitekim baskı ile yahut herhangi tepkisel bir yöntem ile onu zorlamaktansa, şahsiyetinde bir değişime yol açma ihtimalini güçlendirecek olan budur. Sevgi ve şefkat, insan şahsiyetini geliştirmedeki, cezalandırma yönteminden çok daha tesirli bir yoldur.

Dolayısıyla Emrin Velisi, bu sayede kızınızın yaşamındaki köklü değişimlere tedricen ulaşabileceğinize ve de onun daha gerçekçi bir inanır olmasına yol açacağınıza itimat etmektedir. Onun adına hararetle duâ ederken, bu makama tam anlamıyla erebilmesini dilemektedir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
26 Ocak 1935 tarihli mektuptan)

668. Sevgili Emrin Velisi, inanırların şu anda düzenledikleri eğitim sınıfları ile konferansların, daha sonraki yıllarda eğitim birimleri yahut Bahâi sosyal düzeni dahilindeki eğitim enstitüleri haline gelmesinde bir sakınca görmemektedir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
12 Temmuz 1938 tarihli mektuptan)

669. Planlarınızla ilgili olarak: Emrin Velisi, tebliğ ile ilgili işiniz ne denli acil, ne denli elzem de olsa, çocuklarınızın eğitimini hiçbir koşul altında aksatmamanız gerektiği konusundaki görüşünüzü onaylamaktadır. Nitekim onlarla ilgili sorumluluğunuz, en az Emrî sorumluluğunuz kadar kutsaldır.

Emrin Velisi, hem ailevi görevlerinizi hem de Emri sorumluluklarınızı birlikte yürütebilmenizi sağlarken, gezici mübelliğ olarak etkin bir çalışma yapmanıza ve de çocuklarınızın Emri açıdan geleceklerini tehlikeye atmayarak onlarla yeterli ölçüde ilgilenmenize imkan tanıyacak her türlü tasarı yahut düzenlemeyi tüm kalbiyle teyit etmektedir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
17 Temmuz 1938 tarihli mektuptan)

670. Emrin Velisi, özellikle de çocuklarınız adına ettiği duâlar konusunda sizi temin etmemi arzulamaktadır; onların, İlahi teyitler ve kılavuzluk kadar sizlerin sevgi dolu bakımı ve koruması altında alacakları eğitimden ötürü dini tanıyabilmelerini ve onu açık yüreklilikle kabul edip gerekli olan ruhani vasıtalara kavuşmalarını diliyor, bu sayede gelecek yıllarda Emre hizmet konusunda sadakat göstereceklerini umut ediyor.

Bahâi bir anne olarak, onların Emirdeki gelişimi açısından üzerinize düşen sorumluluk oldukça ağır, fakat ağır olmakla beraber de kutsaldır. Onların kalbine şimdiden Hz. Bahâ’u’llâh’ın sevgisini zerk etmeli, dolayısıyla da Onun Makamını tanıyıp kabul edebilecekleri yaşa gelmeden onları hazırlamaya başlamalısınız.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
20 Nisan 1939 tarihli mektuptan)

671. Bahâi çocuklarının eğitim ve terbiyesiyle ilgili etkinliklerinize gelince: Emrin Velisinin bu tür etkinliklere ne denli yüksek bir önem atfettiğini söylemeye gerek yoktur; kaldı ki Toplumun kuvveti, refahı ve büyümesi bu yöndeki ilerlemeyle doğrudan bağıntı halindedir. Yeni bir inanır neslini yetiştirmekten, onların genç ve alıcı zihinlerine Emrin ilke ve öğretilerini telkin ederek Bahâi Toplumu içerisinde sürecekleri yaşamın ağır sorumluluk ve görevlerine tam anlamıyla hakim olabilmelerini sağlamaktan daha mübarek bir imtiyaz, bundan daha kıymetli bir sorumluluk var mıdır?

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir Milli Komite ile bir inanıra yazılmış

28 Nisan 1939 tarihli mektuptan)

672. Bahâi eğitim programına ilişkin ayrıntılı bilgi istemişsiniz: henüz bir Bahâi müfredatı ya da hususiyetle bu konuyu ele alan yayınlar yoktur; çünkü Hz. Bahâ’u’llâh ile Hz. Abdû’l-Bahâ’nın öğretileri, kesinliği olan tafsilatlı bir eğitim sistemini ortaya koymuş değildirler; onlar daha ziyâde, belli başlı ilkelerle birlikte kimi eğitimle ilgili hedefi konu alarak, gelecekteki Bahâi eğitimcilerin oluşturmaya çabalayacağı elverişli bir müfredatın hazırlanmasına öncülük etmektedirler. Bu müfredat ki, Bahâi Öğretileri ile tam bir uyum içerisinde bulunurken, çağdaş asrın ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılayacak bir yapı sergileyecektir.

Emrin kutsal yazılarında geçen bu temel ilkeler, dikkatlice incelendikten sonra muhtelif lise ve üniversite programına entegre edilmelidir. Fakat, Emrin resmi olarak kabul edeceği ve de Bahâi dünyasında tanınacak olan bir eğitim sistemi, bugünün inanırları tarafından değil, gelecekteki Bahâi eğitmenleri ile bilim adamları tarafından adım adım tamamlanacak olan bir sistemi kapsar.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
7 Haziran 1939 tarihli mektuptan)

673. Hz. Abdû’l-Bahâ’nın yazılarına isnat ederek değindiğiniz “sorunlu çocuk” meselesiyle ilgili olarak, Onun bu ifadelerine mana verirken, sözlerini harfiyen değil özü itibarı ile ele almak gerekir. Hz. Abdû’l-Bahâ, hiçbir şekilde bir çocuğu kendi haline bırakmanın doğruluğundan söz etmiş olamaz. Nitekim Bahâi eğitimi, diğer eğitim sistemleri gibi, her çocuğun iç dünyasında bazı doğuştan gelen aksaklıklar bulunduğu düşüncesinden hareketle, ne denli bağışlarla donanmış olursa olsun, eğitmenleri, ebeveynleri, okul öğretmenleri veyahut ruhani kılavuzları tarafından iyileştirilmeye muhtaç olduğunu ileri sürer. İster fiziksel, isterse de ahlaki veya zihinsel, bir disiplin şarttır; bu unsuru ret eden bir terbiye yöntemi eksiksiz ve de verimli olarak nitelenemez. Çocuk, bu dünyaya geldiği evrede, mükemmellikten çok uzaktır; çaresizliği bir yana, eksiklikleri olan ve hatta kötülüğe meyleden bir yapı sergilemektedir. Dolayısıyla, o terbiye edilmeli, doğal eğilimleri ahenkli kılınıp denetim altına alınmalı ve gerekli olduğu hallerde mücadele ile ortadan kaldırılmalıdır; yahut belli bir düzene konmalıdır ki, hem fiziksel hem de ahlaki açıdan sağlıklı biçimde gelişebilsin. Bahâi ebeveynlerin “dirençsizlik” gibi bir yaklaşımı benimsemesi, özellikle de doğası itibarıyla saldırgan ve itaatsiz olan çocukların gelişimi açısından pek de sağlıklı neticeler doğurmayacaktır. Onlar adına yalnızca dua etmeleri dahi yeterli değildir. Bundan ziyâde onların gencecik zihinlerine, sabırla ve şefkatle öylesi ahlaki ilkeler yerleştirmeli, onları Emrin öğretilerine aşina kılarken öylesi temkinli ve sevgi dolu bir yaklaşım içinde olmalıdırlar ki, her biri “Tanrı’nın gerçek oğulları” ve “Onun Saltanatının sadık ve akıllı bir vatandaşı” haline gelsin. İşte bu yüce gâye, Hz. Bahâ’u’llâh’ın bizzat kendi sözleriyle betimlediği, her eğitimin esas hedefi mesabesindedir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
9 Temmuz 1939 tarihli mektuptan)

674. Bir Bahâi çocuğunu yetiştirme görevi, Bahâi yazılarında sıklıkla tekrar edildiği üzere annenin esas sorumluluğudur; annedir ki evinde, çocuğunun hem maddi hem manevi anlamda gelişebilip sükunet içinde büyüyebileceği bir ev ortamı hazırlamakla yükümlüdür. Zirâ çocuğun annesinden aldığı ilk eğitim, onun gelecekteki gelişimine zemin hazırlayacak olan en güçlü etmendir; dolayısıyla, eşinizin en öncelikli düşünceleri bu konuya odaklanmalıdır... yeni doğmuş olan bebeğinize öyle bir ruhani terbiye vermelidir ki, daha şimdiden alacağı her şey, onu gelecekteki Bahâi yaşamıyla ilgili sorumluluk ve görevleri yerine getirmede mukavemetli ve dirençli kılsın.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
16 Ekim 1939 tarihli mektuptan)

675. Küçük kızınızla ilgili olarak... onu derin bir Bahâi terbiyesi ile yetiştirmek üzere gösterdiğiniz çabalar, Emrin Velisini yoğun bir sevinç ve şevk duygusuna sevk etmiştir. Kaldı ki, sizlerin hikmetli ve feragatli bakımıyla birlikte Hz. Bahâ’u’llâh’ın koruması ve kılavuzluğu sayesinde, gelecekte Emre hizmet eden sadık ve adanmış birer kul olacağından hiç şüphe duymamaktadır.

Bu bağlamda Hz.Şevki Efendi, onu yalnızca Katolik eğitimi veren bir okula yerleştirmenizin doğru olmayacağını düşünüyor; ona daha ziyâde, geniş bir penceresi olan ruhani ve de zihinsel bir eğitim verebilirseniz, gelecek yıllarda Emrin ruhunu çok daha derinden takdir edebilecektir. Bir yandan, onu her zaman dini bir ortamda yetiştirme gayreti içinde olmanızı tavsiye ettiği kadar, asla dini taassuplara ve ruhani anlayış ufkunu daraltabilecek görüşlere meyletmemesi için, onu belli tesirlerden uzak tutmanızın önemi üzerinde durmaktadır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından iki inanıra yazılmış
12 Aralık 1939 tarihli mektuptan)

676. Çocukların eğitimiyle ilgili suâlinize gelince; Hz. Bahâ’u’llâh ve Hz. Abdû’l-Bahâ’nın ısrarla üzerinde durduğu ve de çocukların henüz küçük yaşlarında iken anne babaları tarafından terbiye edilmelerinin gerekliliğine değinen sözlerinden hareketle, sizin çocuklarınızın da, herhangi bir anaokuluna gitmektense ilk eğitimi evde annelerinden almaları tavsiye olunmaktadır. Eğer ki şartlar, anaokulunda ders veren kişinin bir Bahâi annesi olabilmesine elverişli ise, o vakit oraya gönderilmelerinde bir sakınca yoktur.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
13 Kasım 1940 tarihli mektuptan)

677. Eşlerden birinin Bahâi olmaması durumunda çocuklara nasıl bir eğitim verilmesi gerektiği ile ilgili sorunuzu yanıtlarken, bu durumun yalnızca anne babayı ilgilendirdiğini söylemek gerekir. Çünkü ailenin birliğini koruyacak ve çocukların gelecekteki saadetini güvence altına alacak kararın hangisi olduğunu ancak kendileri bilebilirler. Fakat çocuklar kendi kararlarını verebilecekleri bir yaşa geldiklerinde, arzu ettikleri dini seçmelerine fırsat tanımalı, anne babanın arzu ve istekleri dikkate alınmaksızın, tamamıyla özgür bırakılmalıdırlar.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Hindistan-Burma’daki Milli Ruhani

Mahfile yazılmış 14 Aralık 1940 tarihli mektuptan)

678. Emrin Velisi, gençlik grubunuzla ilgili haberden ötürü büyük bir memnuniyet duydu. Hz. Bahâ’u’llâh’ın yeryüzünü saran öğretileriyle beslenip büyüyen çocuklar, hiç şüphe yok ki yeni bir insan ırkını yaratacak şahıslar olarak yetişeceklerdir. Onun umudu, bu gençlerin kendilerini hazırlayarak gelecekte onları bekleyen muhteşem vazifeyi omuzları üzerine alacak kadar güçlenmeleridir; bu vazife ki, dünyanın yeniden kurulması aşamasında Bahâi öğretilerinin ilham ve kılavuzluğu ile dünyanın yardımına hazır bulunmaktır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Avustralya’daki Hobart

Bahâilerine yazılmış 25 Aralık 1941 tarihli mektuptan)

679. Bu Bahâi çocuklar, gelecek açısından olağanüstü önem taşımaktadırlar. Onlar, büyüklerinin tecrübe etmemiş bulunduğu sorunlarla yüzleşecekleri zamanları yaşayacak olanlardır. Ve gelecek yıllarda, savaştan yorgun düşmüş, hayal kırıklığı ve mutsuzluk içindeki bir insanlığın ihtiyaçlarına tam anlamıyla yanıt verebilecek vasıtaları ancak Emir dahilinde bulabileceklerdir. O halde, onların vazife ve sorumluluğu fevkalade büyük olacağına göre, onların yetiştirilip hazırlanması uğruna gösterilecek ihtimam ve feragatkar bakım, ne denli yoğun olursa olsun yetersiz kalacaktır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
11 Ocak 1942 tarihli mektuptan)

680. ...Emrin Velisi, bu vazifenin ister Bahâi çocuklarının anneleri tarafından isterse de Mahfilinizin belirleyeceği bir Heyet tarafından üstlenilerek, herhangi sözlerden ziyade Kutsal Sözlerden alıntılar derlenmesini ve çocukların bu sözleri kullanmasını daha doğru bulmaktadır. Elbette ki bir duâ doğaçlama olarak söylenebilir; fakat Bahâi yazılarında geçen duâ nevinden cümle ve düşüncelerin özü kolayca kavranabilecek niteliktedir; kaldı ki beyân olunan Sözün kendi doğasında mevcut bulunan bir kuvvet vardır.

(Hz.Şevki Efendi tarafındanİngiliz Adaları Milli Ruhani

Mahfiline yazılmış 8 Ağustos 1942 tarihli mektuptan)

681. Siz Bahâi çocukları ve gençleri, sizi bekleyen muhteşem imtiyazların yanı sıra büyük sorumluluklarla karşılaşacak olanlarsınız. Çünkü sizin nesliniz, bu karanlık savaş yıllarının ardından, yeni ve daha güzel bir dünyayı kurma aşamasına yardım elini uzatacak olan bir nesildir. Eğer öğretileri, size öğretilen herhangi bir bilgi olarak kabul etmeyip onların gerçek manasını idrak etmeye çalışacak olursanız, kendinizi bu muhteşem vazifeye hazırlamayı başarabilirsiniz. Zirâ o öğretiler, henüz keşfolunma aşamasında bulunan olağanüstü güzellikteki bir düşünce dünyasına benzerler; ve ne zaman ki bizler, Hz. Bahâ’u’llâh’ın bu öğreti ve yasaları, gelecekteki bin yıllık bir süre için getirdiğini fark ettiğimizde, her yeni neslin yazılara bakıp bir önceki nesilden daha muhteşem anlamlar keşfedeceğini şimdiden görebiliriz.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bazı inanırlara yazılmış

14 Ekim 1942 tarihli mektuptan)

682. Emrin Velisinin, Amerika’daki “çocuklarla ebeveynler” ve “karılarla kocalar” arasındaki ilişkiye isnat eden yazısında, çocukların, anne babalarının arzu ve isteklerinden aşırı derecede bağımsız olduklarından ve onlara karşı saygı göstermekten uzaklaşmış bulunduklarından söz edilmektedir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
22 Temmuz 1943 tarihli mektuptan)

683. Dövüşen çocuklarla ilgili sorunuza istinaden: Hz. Abdû’l-Bahâ’nın, kimsenin vuruşuna karşılık vermemek, sözlerini harfiyen alıp Bahâi çocukları hırpalanmayı ve kendilerine kabaca davranılmasını kabullenmek durumundadırlar, gibi bir anlam çıkartmamak gerekir. Eğer ki onlar, kendini savunmaktansa tartışmayı durdurmanın daha iyi bir yolunu bulabiliyorlarsa, elbette ki bunu paylaşmalıdırlar.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
11 Mayıs 1945 tarihli mektuptan)

684. Tanrı korkusunu sormuşsunuz: belki de dostlar, insanlığın büyük çoğunluğunun davranışını düzeltebilmek için korku unsuruna ihtiyaç duyduğunu fark edememiş olabilirler? Her vakit, yalnızca sevgi yolu ile disiplin altına girebilen ve ileri derecede gelişmiş olan ruhların sayısı olağanüstü azdır. Kötülük ettiğimizde ceza göreceğimizden korkmak yahut Tanrı’nın öfkesinden korkmak, insanlığın ayağını dosdoğru yolda tutabilmek üzere gerekli olan duygulardır. Elbette ki Tanrı’yı sevmeliyiz; fakat Ondan, sanki ebeveynin haklı olarak göstereceği kızgınlıktan korkar gibi korkmalıyız; Onun karşısında, zalim bir hükümdarın önünde ezilip büzülürcesine değil, Onun merhametinin adaletinden daha aşkın olduğunu bilerek durmalıyız!

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
26 Temmuz 1946 tarihli mektuptan)

685. Küçük oğlunuzun sizi memnun edecek bir gelişme göstermediğini duymak, Onu üzüntüye sevk etti. Çok az sayıdaki çocuk gerçekten kötüdür. Kimilerinin karmaşık bir şahsiyeti vardır ve normal, ahlaklı ve mutlu birer yetişkin haline gelebilmek için hikmetli bir bakıma gereksinim duyarlar. Eğer ki siz, oğlunuzun gerçekten “Father Flanagan”ın okulundan bir fayda göreceği hususundan eminseniz, o halde onu oraya göndermelisiniz. Fakat genellikle, Bahâi çocuklarını Katolik veya Ortodoks olan dini okullara göndermemeyi tercih etmekteyiz; çünkü biz iman etmiş olanlar, orada kazanacakları dini inançların bugün artık bir geçerliliği bulunmadığını ve de bu asra hitap etmediğini bilen insanlarız. Emrin Velisi bu sorunun çözümü adına hususi olarak duâ edecektir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
30 Mayıs 1947 tarihli mektuptan)

686. Ona sorduğunuz soruya istinaden: henüz ezber yapamayan çocukların, bütün bir duâ yerine birkaç cümleyi öğrenmesinde bir sakınca bulunmadığını belirtmektedir.

Emrin Velisi, dostların şükür etmek üzere özel bir uygulama başlatmasının ya da bunu çocuklara öğretmesinin pek de gerekli olmadığını hissetmektedir. Bahâi Dinine mahsus bir şey olmayan bu uygulama, Hıristiyanlığın bir parçasıdır. Bu Emir bütün ırk ve dinlere mensup insanları kucakladığından ötürü, daha önceki inançlarımıza dair adet ve gelenekleri onun çizgisine katmamaya özen göstermeliyiz. Hz. Bahâ’u’llâh bize farz namazlarının yanı sıra, gece yatmadan, yolculuğa çıkmadan edebileceğimiz ve daha nice vesile için okuyabileceğimiz birçok duâ vermiştir. Mademki bizlere, sayısız olay karşısında okuyabileceğimiz bunca duâ bahşetmiştir, o halde Onun belirlemediği bir dizi yeni duâyı ortaya atmamız doğru bir yaklaşım değildir.

Çocuk eğitimiyle ilgili çalışmalarınız kesinlikle çok önemlidir; Emrin Velisi onları sürdürmenizi diliyor.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
27 Eylül 1947 tarihli mektuptan)

687. Sorunuzla ilgili olarak: Emrin Velisi bu meselenin, eşinizle birlikte karar vermeniz gereken bir durum arz ettiğini hissetmektedir; Bu konuda özellikle de kocanızın Emre karşı tutumunu göz önüne almalısınız. Çocuklarınız henüz ergen olmadıklarından sizin kaza hakkınıza tabidirler; dolayısıyla onların geleceğine dair kutsal hak ve sorumluluklar taşımaktasınız.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
24 Kasım 1947 tarihli mektuptan)
(Derlemelerden Derleme, vol.I- sayfa 268)

688. İster çocuk, ister yetişkin, her Bahâi Emrin Fonlarına bağışta bulunabilir. Bu konuyla ilgili bir izahata lüzum yoktur; çünkü Bahâi çocukları Emre her zaman, her yerde yardımda bulunmuşlardır. Bahâi olmayan çocukların katıldığı bir sınıfta hangi sorunla karşılaşılırsa karşılaşılsın, onu bertaraf edecek olan öğretmendir. Böylesi konuları kapsayan kural ve kaideler getirilmemelidir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Amerika’daki

Milli Mahfile yazılmış 18 Ağustos 1949 tarihli mektuptan)

689. Çocuk olmanız, Emre hizmet edemeyeceğiniz yahut onu kendi yaşamınızla örnekleyerek tebliğde bulunmayacağınız anlamına gelmez.

(Hz.Şevki Efendi tarafından Santa Monica

Çocuk Sınıflarına yazılmış 16 Mart 1952 tarihli mektuptan)

690. Genel ilke…. Bahâi Kutsal Günlerinde Okuldan izin alınmasının, arzu ediliyor olmasıdır. Bu ilke, her yaştaki Bahâi çocuğu için geçerlidir. Bahâi ebeveynlerin çocukları, 15 yaşından küçük de olsalar Bahâi’dirler.

Bir Bahâi ebeveynin yahut Mahfilin yapması gereken, Okul Heyetine başvurarak çocukların Bahâi Kutsal Günlerinde okuldan muaf tutulmaları için izin istemektir. Bu bağlamda, Okul Heyetinin vereceği karar her ne olursa olsun o karara saygı duymak ve hiçbir şekilde meseleyi zora koşmamak gerekir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
19 Ağustos 1952 tarihli mektuptan)

691. Hintli çocukları eğitmek üzere açılan enstitünün başarıları Sevgili Emrin Velisine neşe bahşetmiştir. Bu yöntemin, genç çocukların kalpleri ile zihinlerine Emrin öğretilerini yerleştirmede hassas bir yol olduğunu hissetmekte ve bu sayede onların Emre hizmet eden güçlü ve metanetli bireyler haline geleceklerini düşünmektedir. Emrin Velisi yine bu çabalarınızın daha başka ebeveynleri de cezbetmesi umudunu taşımaktadır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
18 Şubat 1954 tarihli mektuptan)

692. Emrin Velisi, sevgili oğlunuzun ruhani gelişimi için duâ edecektir. Zirâ Emrin geleceği, bugünkü gençlerin omuzları üzerinde duran bir sorumluluktur. Bu sebepten, onların yalnızca Emrin Öğretileri hususunda değil ikincil meseleler konusunda da eğitilmeleri gerekir.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
24 Mayıs 1954 tarihli mektuptan)

693. Emrin Velisi, çocukları eğittiğinizi görmekten büyük bir mutluluk duymaktadır; nitekim onların zihinlerinde yer edip sağlam temeller teşkil edecek olan Öğretiler, şahsiyetlerini biçimlerken olgunlaşma evresinde dengeli ve faydalı birer inanır olmalarına yol açacaktır.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
6 Mart 1955 tarihli mektuptan)

694. Çocuklara Tanrı korkusunu açıklarken, Hz. Abdû’l-Bahâ’nın sıklıkla yaptığı gibi hikayelere başvurmakta bir sakınca yoktur. Çocuk Tanrı’dan, zalim olduğu için değil adaletli olduğu için korkması gerektiğini anlayabilirse, ceza ile yanlış davranış arasındaki ilişkiyi de daha iyi anlayacaktır. Bir yandan sevmeli, bir yandan da korkmalıyız Tanrı’dan.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bazı inanırlara yazılmış

15 Şubat 1957 tarihli mektuptan)

695. Bahâi bireyler, devlet okullarında dini eğitim verilmesi için talepte bulunabilirler; fakat bunu resmi olarak yapmamalıdırlar, çünkü henüz yeterli derecede ağırlığımızı koyabilecek aşamada değiliz.

(Hz.Şevki Efendi tarafından bir inanıra yazılmış
15 Ağustos 1957 tarihli mektuptan)
HZ.ABDÛ’L-BAHÂ’NIN KONUŞMALARINDAN ALINTILAR

696. Bu çocuklar Bahâi Öğretilerine göre terbiye edildikleri takdirde, aralarından çıkacak olan mübarek ruhların sayısı oldukça fazladır. Eğer bir bitki, bahçıvanı tarafından ihtimamla beslenecek olursa, iyi bir yönde gelişerek daha lezzetli meyveler verecektir. Bu çocuklara en erken yaşlarından itibaren iyi bir eğitim verilmelidir. Onlara düzenli ve istikrarlı bir terbiye verilmelidir ki, günden güne aşama kaydederken iç görüşleri olağanüstü derinlik kazansın ve ruhani algıları alabildiğine açık olsun. Daha çocukken başlamalıdır dersleri; ana okul çağlarındaki bu çocuklar, kitaplar aracılığı ile değil oyun oynayarak, eğlenerek öğrenmelidirler bilimin temel derslerini. Düşüncelerin birçoğu onlara konuşma yoluyla aktarılmalıdır; kitaplar vasıtasıyla değil. Bir çocuk diğerine bu konularla ilgili sorular sormalı, diğeri de onu yanıtlamalıdır. Bu sayede fevkalade gelişme gösterecekleri şüphesizdir. Mesela matematik problemleri, soru ve yanıt biçiminde öğretilmelidir. Çocuklardan biri bir soru sormalı, diğeri onu yanıtlamalıdır. Daha sonraki evrede, çocuklar kendi aralarında gönüllü olarak bu nevi konuşmalar yapmaya başlayacaklardır. Sınıfın başını çeken çocuklar mükafatlandırılmalıdırlar. Her ne zaman aralarından biri bir gelişme gösterecek olsa, ona cesaret telkin edilmeli ve daha da ileriye gitmesi maksadıyla övülüp desteklenmelidir. Tanrısal meseleler de aynı üslup ile ele alınmalıdır. Yöneltilen sorular sözel olarak sorulmalı ve yanıtlar da sözel olarak verilmelidir. Birbirleriyle konuları bu yol üzere tartışmalıdırlar.

("The Bahá'í World", Vol. 9 (1940-1944)(Wilmette:
Bahá'í Publishing Committee, 1945, sayfa 543)

697. Çocukları daha ilk yıllarında öyle bir eğitmelisiniz ki, hayvanlara karşı olağanüstü şefkatli ve merhametli davranmayı öğrenmelidirler. Bir hayvan hastalandığında, onu iyileştirme çabasını göstermeli, acıktığında doyurmalı, susadığında susuzluğunu gidermeli ve yorgun düştüğünde dinlenmesini sağlamalıdırlar.

İnsan genel olarak günahkardır; oysa hayvan masumdur; masum olanlara karşı şefkat ve merhamet göstermenin doğruluğunu sorgulamaya gerek yoktur. Fakat kana susamış bir kurt, zehirli bir yılan yahut daha başka zararlı hayvanlar bundan müstesnadır. Çünkü onlara şefkat gösterdiğimiz takdirde, insanlara ve başka hayvanlara zulmetmiş oluruz.

("The Bahá'í World", Vol. 9, sayfa 544)

698. Müzik sanatı ilahidir ve tesirlidir. Müzik, ruhun ve canın gıdasıdır. Müziğin cazibesi ve kuvveti, insan ruhunu yüceltir. Çocukların yüreğine saldıkları nüfuz kuvveti ve etkiler olağanüstüdür; çünkü çocukların yüreği saftır ve ezgilerin onlar üzerindeki tesiri muhteşemdir. Bu çocukların yüreğinde gizli bulunan yetenekler, müzik vasıtası ile gün ışığına çıkarlar. Bu sebepten onları yetkin hale getirmek için çaba sarf etmeli, onlara mükemmel ve de tesirli bir şekilde şarkı söylemeyi öğretmelisiniz. Her çocuğun müzikle ilgili bir şeyler bilmesi, onun üzerine bir vazifedir; zirâ bu sanatın bilgisi olmaksızın, müzik aletleri kadar sesin ezgilerinden haz almak mümkün olmaz. Aynı şekilde okullarda öğretilmesi de bir zarurettir; ki bu sayede çocukların yüreği ve ruhu can bulup coşar, yaşamları ise sevinçle aydınlanır.

Bugün bu toplantıda, aydınlanmış ve ruhani çocuklar bir araya gelmiş bulunuyorlar. Onlar Saltanatın çocuklarıdırlar. Gök semâlarındaki Saltanat, onlarınki gibi, Tanrı’ya yakın olan ruhların meskenidir. Onlar temiz yüreklidir. Onların yüzleri ruhanidir. İlahi öğretilerin tesirleri, onların tertemiz yüreğindeki mükemmellik aynasında gün gibi aşikârdır; Hz.İsa’nın dünyaya seslenip şu sözleri söylemesi de bu sebeptendir: “Değişime uğrayarak küçücük çocuklar gibi olamadığınız müddetçe göklerdeki saltanata giremezsiniz...” çünkü insan saf bir yürek sahibi olmadıkça Tanrı’yı tanıyamaz. Öğretilerin tesiri muhteşemdir. Ruhani ruhlar! Mutedil ruhlar! Çocukların yüreği olağanüstü temizdir. Onlar, üzerine henüz toz tanecikleri düşmemiş olan birer aynadırlar. Fakat onların bu saflığı, zayıflık ve masumiyetten ileri gelir, mukavemet ve imtihanlara dayalı değildir; henüz çocukluklarının ilk evrelerinde bulunduklarından ötürü, yürek ve zihinleri dünyanın kirleri ile kirlenmemiştir. Onlar fevkâlade zeki olmayı başaramazlar; ne riya bilirler, ne hile; fakat bu durum onların zayıflıklarından ileri gelir. Oysa insan, kuvvetinden dolayı saflaşır; zekasının gücü ile sadeleşir. Onun samimiyetini artıran zayıflığı değil anlayış ve idrakinin kudretidir. Kemal mertebesine eriştiği vakit bu vasıflara kavuşur; yüreği arınır, varlığı aydınlanır, ruhu hassasiyet kazanıp uysallaşır ve bunların hepsi de onun güçlülüğünden ileri gelir. İşte bu, kamil bir insan ile çocuk arasındaki farklılıktır. Her ikisinde de sadelik ve samimiyet vasfı mevcuttur, fakat çocuğun saflığı zayıflığındandır, insanınki güçlülüğünün kudretindendir.

Benim size tavsiye edebileceğim şudur: “Bu çocukları ilâhi öğütlerle terbiye edin. En erken yaşlarından itibaren yüreklerine Tanrı sevgisini yerleştirin ki, Tanrı korkusu yaşamlarına aksedebilsin ve Tanrı’nın inayetlerine itimat eder olsunlar. Onlara, kendilerini insâni eksikliklerden arındırmanın ve insan yüreğinde uyuya duran ilâhi erdemleri kazanmanın yollarını öğretin. İnsan yaşamı, insani mükemmelliklere ulaşmayı başardığı takdirde faydalıdır; yok eğer eksikliklerin odağı haline gelirse, ölümü yaşamından, yokluğu varlığından daha değerlidir. Bu sebepten sizler bir gayret gösterin ki, bu çocuklar doğru bir eğitim ve terbiye görebilsin; ve her biri insanlık aleminin tüm erdemlerine kavuşabilsin. Bu çocukların kıymetini bilin, zirâ onların hepsi de benim çocuklarımdır.

("The Promulgation of Universal Peace”: Hz.Abdû’l-Bahâ’nın, 1912 yılında Amerika

Birleşik Devletleri ile Kanada’ya yaptığı ziyaretler sırasındaki konuşmalarından,

İkinci Basım (Wilmette: Bahá'í Publishing Trust, 1982), sayfa. 52-54)

699. Eğer ki bir çocuğa, arkadaşlarından daha akılsız olduğu söylenirse, bu onun gelişimini engelleyici ve hatta gerilemesine yol açıcı tesirleri beraberinde getirir. O ilerleme kaydetmesi yolunda teşvik edilmeli, cesaretlendirilmelidir.

("The Promulgation of Universal Peace", pp. 76-77)

700. ... Hz. Bahâ’u’llâh’ın öğretilerine göre, insani bir birliği temsil eden ailenin, kutsiyet kaideleri uyarınca eğitilmesi gerekir. Aileye bütün erdemler öğretilmeli, ailevi bağların uyumu üzerinde durulmalı ve bireylerin şahsi hakları ihlal edilmemelidir. Evladın, anne ve babanın hakları ... hiçbiri de ihlâle gelmemeli, hiçbiri keyfi olmamalıdır. Nasıl ki evladın babasına karşı bazı sorumlulukları bulunmaktaysa, babanın da evladına karşı bazı sorumlulukları vardır. Anne, kız kardeş ve ailenin diğer fertleri birtakım imtiyazlara sahiptirler. Bütün bu imtiyazlar korunmalı, ailedeki birlik sürekli kılınmalıdır. Birinin incinmesi diğer herkesin incinmesi olarak görülmeli, birinin saadeti herkesin saadeti, birinin şerefi hepsinin şerefi kabul edilmelidir.

("The Promulgation of Universal Peace", p. 168)

701. Erkek ve kadınların aynı eğitim derslerine tabi tutulmasını neşretmiştir. Erkek ve kız çocuklar aynı müfredatı takip etmeli, cinsiyetlerin birliğini teşvik etmelidir. Ne zaman ki bütün insanlar aynı eğitimi görebilme fırsatına kavuşur ve kadın erkek eşitliğini tecrübe eder, o vakit savaşın temelleri tamamıyla ortadan kalkar. Eşitlik olmaksızın bunun gerçekleşmesi imkansızdır, çünkü tüm farklılık ve ayrımlar, anlaşmazlık ve münakaşa sebebidirler. Oysa kadın ile erkek arasındaki eşitlik, savaşın mahvına vesile olur. Bunun nedeni ise, kadınların asla savaşı tasvip etmeyecek olmalarıdır. Anneler, oğullarını 20 yıl boyunca endişe ve sevgi dolu bir adanmışlık eşliğinde besleyip büyüttükten sonra, hangi maksadı savunmak uğruna olursa olsun onları savaş meydanına feda etmeyeceklerdir. Kadınlar eşit haklara kavuştuklarında, şüphe yok ki insanlık alemindeki savaşlar bütünüyle son bulacaktır.

("The Promulgation of Universal Peace", p. 175)

702. Gelişemediği gerekçesiyle hiçbir çocuk baskıya maruz bırakılıp kısıtlanmamalıdır; daha ziyâde sabırla terbiye edilmelidir...

("The Promulgation of Universal Peace, pp. 180-1)

703. Hz. Bahâ’u’llâh, insanlar arasındaki ayrılıklara sebebiyet veren cehalet ve eğitim eksikliğinin giderilmesi için herkesin eğitim ve terbiye görmesinin gerekli olduğunu bildirmiştir. Bu rızk sayesinde, insanlar arasındaki karşılıklı anlaşma eksikliği giderilecek ve insanlığın birliği teşvik olunup aşama kaydedecektir. Evrensel eğitim, evrensel bir yasadır...

("The Promulgation of Universal Peace, p. 300)

704. Bir çocuğun eğitimi zaruridir... dört bir yana salınmış bulunan eğitimin yanı sıra, her çocuk bir sanat veya ticaret alanında eğitim görmelidir ki, toplumun her üyesi kendi yaşamını kazanabilecek düzeye erişsin. Hizmet ruhu ile yapılan iş, ibadetin en yüce şeklini temsil eder...

("'Abdu'l-Bahá on Divine Philosophy, p. 83) (Compiled for inclusion with a letter dated 31 August 1976 written by the Universal House of Justice to all National Spiritual Assemblies)

Revised July 1990

(Compilations, The Compilation of Compilations vol. I, p. 245 )

??
??
??
??
1

Table of Contents: Albanian :Arabic :Belarusian :Bulgarian :Chinese_Simplified :Chinese_Traditional :Danish :Dutch :English :French :German :Hungarian :Italian :Japanese :Korean :Latvian :Norwegian :Persian :Polish :Portuguese :Romanian :Russian :Spanish :Swedish :Turkish :Ukrainian :