Announcing: BahaiPrayers.net


More Books by Telif Eserler

Abdulbahanin Yazilarindan Secmeler
Akdes Kitabinin Bahai Literatüründeki Yeri
Emre Toplu Giris
Gelecegi Kim Yaziyor
Hayati Yasamak
Hz.Bahaullah
Ikinci Dogum
Insan Ruhu ve Ruhun Ölümsüzlügü
Insanligin Refahi
Makalat
Molla Hüseyin
Ortak Bir Din
Tanri Gülmeyi Sever
Vaat Edilen Dünya Barisi
Free Interfaith Software

Web - Windows - iPhone








Telif Eserler : Abdulbahanin Yazilarindan Secmeler
Hz. Abdülbaha’nın
Yazılarından Seçmeler
ÖNSÖZ

ABDÜLBAHA (BAHA’NIN Kulu) diye tanınan ve babasının vefatıyla O’na halef ve kitaplarının açıklayıcısı olarak tayin edilen ABBAS Efendi 23.Mayıs.1844’de Tahran’da dünyaya geldi. ABBAS Efendi küçük yaşından itibaren babasının yakın bir arkadaşı, sürgün ve hapis yıllarında candan bir yoldaşı, sıkıntı, acı ve üzüntülü günlerinde vefalı bir yardımcısı oldu. 1908 yılına kadar Akka’da göz hapsinde kaldı. Gençtürk devrimiyle şehir kalesinin kalın duvarları arasından kurtularak Hayfa’ya yerleşti. 1910 yılında üç yıl süren büyük bir yolcuşuğa çıktı. Mısır’ı Avrupa’nın büyük şehirlerini ve Amerika’yı baştan başa dolaştı. Buralarda, BAHAULLAH’ın öğretilerini, insan birliği ile genel barışın gereğini Üniversite ve kurumların toplantı salonlarında, kilise ve sinagoklardaki konuşmalarında açıkladı. ABDÜLBAHA 28.Kasım.1921 yılında Hayfa’da vefat etti.

Hz. Abdülbaha’nın Yazılarından Seçmeler kitabını Türkçe’ye tercüme ederek bizlere kazandıran ve bu konudaki maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen Sayın MUHSİN MECİDİ (Mohssen Madjidi)’ye ve bu eserin baskı ve yayıma hazırlanmasında çok değerli emekleri geçen Sayın Zekiye Onat’a en derin şükranlarımızı sunarız. 1997

BAHA Basım
Dağıtım Sanayi ve Ticaret A.Ş.
ABDÜLBAHA'NIN YAZILARINDAN SEÇMELER

1 - Ey dünya halkı! Gerçeklik Güneşi, dünyayı aydınlatmak ve insanlık toplumuna ruhaniyet bağışlamak üzere doğmuştur. Bundan ortaya çıkan sonuçlar ve meyveler övgüye değerdir. Bu feyzden doğan kutsal belirtiler cömertçedir. Bu doğuş, merhametin ve Tanrı Bağışının özüdür. Bundan amaç; dünya ve halkının aydınlığıdır, arkadaşlık ve uyumdur, sevgi ve bağlılıktır, gerçekten merhamet ve birliktir, tam bir özgürlük ve vakarla yeryüzünün tüm insanlarıyla birlik içersinde olmaktır.

Hz. Bahaullah buyuruyor:"Hepiniz bir ağacın meyveleri ve bir dalın yapraklarısınız." O, varlık dünyasını bir ağaca ve onun halkını yapraklara, çiçeklere ve meyvelere benzetmiştir. Bu yüzden dal, yaprak, çiçek ve meyve, hepsi son derece tazelik içinde olmalıdırlar. Dal, yaprak ve çiçeğin canlı ve meyvenin tatlı olması ise bu parçalar arasındaki ilişki ve uyuma bağlıdır.

O halde herkes, sonsuz bir güçle birbirlerini korumalı, başkaları için ebedî yaşam dilemelidir. Tanrısal Dostlar ise varlık dünyasında Tanrı'nın Merhameti ve görünen ile görünmeyenin sahibi olan Allah'ın Bağışı olmalıdırlar. Görüşlerini arıtarak insanoğlunu yaratılış ağacının yaprağı, çiçeği ve meyvesi görmelidirler. Başkalarına daima iyilik, dostluk ve yardım etmek, sevgi ve saygı göstermek düşüncesinde olmalıdırlar. Kimseye düşman gözüyle bakmamalı ve kimseyi kötü niyetli saymamalıdırlar. Tüm insanları kendi arkadaşları bilmeli, kendilerinden olmayanları bile dost ve yabancıları tanıdık saymalıdırlar. Her şeyden arınmış ve her bağdan kurtulmuş olmalıdırlar.

Bugün, vefa kadehini sunan, düşmanlarına bağış mücevherini veren, zavallı zalime bile yardım elini uzatan ve azgın düşmanlarına seven bir dost olan kimse, Tanrı Eşiğinde beğenilen bir kimsedir. İşte budur Cemali Mübarek'in buyrukları. İşte budur En Büyük İsmin öğütleri.

Ey sevgili dostlar! Dünya savaş ve çarpışma halindedir. İnsanoğlu sonsuz düşmanlık ve kavga içindedir. Nefretin karanlığı basmış ve sevginin aydınlığı görünmez olmuştur. Dünyanın tüm milletleri ve toplulukları pençelerini keskinleştirerek birbirleriyle savaşıp çatışmaktadırlar. İnsanoğlunun temeli altüst olmaktadır. Binlerce aile evsiz yurtsuz kalmaktadır. Her yıl çatışma ve savaş alanlarında binlerce ve binlerce insanın vücutları kan ve toprakla bulaşmaktadır. Mutluluk ve yaşam çadırı devrilmektedir. Önderler, emir vermekte, kan dökücülükle övünmekte ve kışkırtma yaratmakla iftihar etmektedirler. Biri, "Ben bir milletin başını kılıçla kestim" der. Öbürü, "Ben bir ülkeyi toprakla bir ettim" söyler. Başkası, "Ben bir devletin temelini devirdim" der. İşte budur insanlar arasındaki iftihar ve övünme ölçüsü! Her yerde dostluk ve doğruluk kötülenmekte, uzlaşma ve gerçeğe tapma hor görülmektedir.

Dünyanın doruğunda çadırını kuran ve milletleri barışa, kardeşliğe, sevgiye ve güvenliğe çağıran din, Cemali Mübarek'in Dinidir. O halde ey İlâhî Dostlar; bu kıymetli Dinin değerini biliniz ve O'nun öğretileri gereğince davranınız. Bu doğru ve sağlam yolda yürüyünüz ve onu insanlara gösteriniz. Melekût şarkısının sesini yükseltiniz. Sevgili Tanrı'nın öğretileri ve öğütlerini yayınız. Böylece, dünya başka bir dünya olabilsin, karanlık âlem aydınlanabilsin, insanlığın ölü cesetleri yeni bir yaşam bulabilsin ve herkes Tanrısal bir nefesle ebedî hayat dileyebilsin.

Bu fani dünyanın yaşantısı kısa bir sürede sona erecektir. Bu dünyevi sevinç, rahatlık, zenginlik ve yücelik pek yakında yok olup gidecektir. Halkı Tanrı'ya çağırınız ve insanları Mele-î Alâ'yı kendi davranışlarına örnek almağa davet ediniz. Öksüzlere şefkatli baba ve zavallılara sığınacak bir yer olunuz. Yoksullara zenginlik hazinesi, hastalara ilâç ve şifa kaynağı, zulüm görenlere yardımcı, yoksunlara destekleyici ve tüm insanlara hizmet etme düşüncesinde olunuz. Karşı çıkma, inkâr, hor görülme, düşmanlık ve haksızlığa aldırmayınız ve önemsemeyiniz, bunların tersine davranınız. Dış görünüşle değil, içtenlikle sevgi gösteriniz. İlâhî Dostların her biri, düşüncesini, Tanrı'nın Bağışı ve Allah'ın Vergisi olmak, kime rastlasalar ona iyilik ve yarar sağlamak, fikirleri geliştirmek ve ahlâkı düzeltmek noktasında toplamalıdır. Böylece, yol göstericilik ışığı parlayabilsin, Tanrı Hazretlerinin Bağışları kapsayabilsin. Sevgi ışıktır, her evde parlar. Düşmanlık karanlıktır, her yerde yuva yapar. Ey İlâhî Dostlar! Bu karanlığın büsbütün yok olması ve böylece Gizli Sır'rın görünebilmesi ve şeylerin gerçeğinin apaçık ortaya çıkabilmesi için bir gayret gösteriniz.

2 - Ey Tanrım! Bu karanlık gecenin derinliğinde Sana yöneldim. Görünmez dille gizlice Seninle konuşuyorum ve Ebha Melekût'undan esen hoş kokulu yeller ile sevinçle titreyerek Sana sesleniyorum:

Ey Tanrım! Seni övmek için kelime bulamıyorum. Kutsallık Melekût'una uçabilmek için düşünce kuşuma bir yol göremiyorum. Senin özün her anma ve övmeden kutsaldır. Senin varlığının gerçeği yarattığın kimselerin övgülerinden arınmıştır. Sen daima Kendi özünün kutsallığında Mele-i Alâ'da olan bilginlerin algılamasından üstün olmuşsun ve Sen daima Gerçeğinin arınmışlığında Yüce Ceberût'ta Senin İsmini yüceltenlerin bilgisinden uzak olacaksın.

Ey Tanrım! Ey Tanrım! Bu erişilmezlikle Seni nasıl anıp vasıflandırabilirim? Sen her övme ve vasıflandırmadan kutsal ve yücesin.

Ey Tanrım! Ey Tanrım! Güçsüzlüğüme, çaresizliğime, yoksulluğuma, aşağılığıma ve zavallılığıma Sen acı. Senin lûtuf ve bağış kadehinden bana içirt. Senin sevginin hoş kokulu esintileriyle beni hareketlendir. Seni tanıma ışığıyla yüreğimi aydınlat. Birliğinin sırlarıyla ruhumu temizle. Senin merhamet bahçelerinden esen meltemlerle beni dirilt. Hattâ; Senden başka her şeyden elimi çektir, bana Yüce eteğini tuttur, Sana ait olmayan her şeyden arıt, bugünlerinde esen Senin güzel esintilerinle beni arkadaş et, Senin Kutsallık Eşiğindeki vefalılığa ulaştır, Senin Emrine hizmet etmeğe kaldır, Senin Dostlarının yanında beni alçak gönüllü yap ve Senin seçkinlerinin huzurunda beni faniliğe eriştir.

Sensin yardımcı, destekleyici, yüce ve cömert.

Ey Tanrım! Ey Tanrım! Dünyayı aydınlatan Senin Cemali'nin ışıklarının doğuşları, her şeyi kuşatan Senin acıma gözlerinin bakışları, her şeyi içine daldıran Senin bağış denizinin dalgaları, yaratılanların gerçeklerine yağan Senin vericilik bulutlarının yağmurları ve varlıklar var olmadan önce bulunan Senin rahmet nurlarının hatırı için dilerim ki; seçkinlerine vefalı olmalarında yardımcı olasın, dostlarını Yüce Eşiğe hizmet etmelerinde başarılı kılasın, her şeyi kuşatan Senin ordularının gücüyle onları zafere eriştiresin ve Mele-i Alâ'nın büyük dövüşçü bölüğüyle onları güçlendiresin.

Ey Rabb'im! İşte Senin kapına sığınanlar, Senin Eşiğinde olan yoksullar, Fazlını bekleyenler, Desteğine gereksinme duyanlar, Birlik Melekût'una yönelenler ve Bağışın cömertliğini özleyenler; Rabb'im! Senin Kutsallık Işıklarınla onların içlerini aydınlat, Desteğinin vericiliğiyle yüreklerini arıt, Mele-i Ala'ndan yayılan hoş kokulu Esintilerinle gönüllerini sevindir, yüce Ayetlerinin görünmesiyle gözlerini nurlandır, Onları kutsallık simgeleri ve yaratık dünyasının doruğunda dalgalanan arınmışlık sancakları et. Onların sözlerini, yürekleri taş gibi sert olanlara bile, etkili yap. Onlara yardımcı ol ki; Sana kulluk edebilsinler, Senin Tanrılık Melekût'undan başka her şeyden vazgeçebilsinler, kendiliğinden var olan Senin Saltanat alanına yönelebilsinler ve Senin Eserlerini yayabilsinler. Senin Işıklarınla aydınlanabilsinler. Senin Sırlarını anlayabilsinler. Senin Birlik Cennetinin ortasında, bağış Pınarından fışkırıp akan güzel sulara kılavuzlanabilsinler. Kurtuluş Gemisinde her şeyden vazgeçme yelkenini açabilsinler. Senin bilgi denizlerin üzerinde yüzebilsinler. Birlik kanatlarını açarak Teklik Melekût'una uçabilsinler. Mele-i Alâ sakinlerinin alkışlarını ve Ebha Melekût'unda olanların övgüsünü toplayan kullarından olabilsinler. Görülmez dünyadan En Büyük Müjdeyi Verenlerin sesini duyabilsinler. Tan vaktinde, Seni görmek özlemi içersinde, en güzel seslenişle Sana dua edebilsinler. Ey her şeyin Sahibi olan Rab! Onlar, Senin en büyük merhamet gölgene girebilmek ümidiyle gece gündüz ağlayıp durmaktadırlar.

Ey Tanrı! Her yönden Sen onlara yardım et. Dünyadaki orduları yenen ve görünmez bir ordu olan senin Kutsallık Meleklerinle her zaman onları destekle.

Sen güçlü, aziz ve kuvvetlisin. Sen her şeyi yapabilensin.

Ey arınmış olan Allah! Ey şefkâtli Tanrı! Biz hepimiz Senin çevrende dolaşan avareler, Senin Yüzünü görmeği özleyenler ve Senin Huyuna âşık olanlarız. Biz, çaresiz, düşmüş, hakir, hor görülmüş ve güçsüzleriz. Bizlere acı, bağışta bulun, kusurlarımıza bakma ve sonsuz olan hatalarımızı ört. Her ne isek Sen'deniz ve her ne söyleyip duysak, Senin vasfını söyleriz, Senin Yüzünü ararız ve Senin Yolunda yürürüz. Biz, yurdu yuvası olmayan günahkârlarız, Sen ise şefkâtli Tanrı'sın. O halde ey Merhamet Bulutu, üzerimize birkaç damla yağmur yağdır. Ey Bağışın Çiçek Bahçesi, hoş kokulu esintilerini yay. Ey Cömertlik Denizi, üzerimize dalgalan. Ey Vericilik Güneşi, bize bir demet ışın saç. Bize acı ve bizi bağışla. Senin Güzelliğine yemin olsun ki, hatalarımızdan başka sunulacak bir şeyimiz ve isteklerde bulunmaktan başka bir davranışımız yoktur. Senin örtücü perden bizi örtmedikçe, Senin koruman ve himayen bizi kapsamadıkça, bu güçsüzler hangi kuvvetle Senin hizmetine kalkabilirler ve bu yoksullar hangi zenginlikle büyüklük gösterisinde bulunabilirler? Sensin güçlü ve kuvvetli. Sen destekle ve başarılı kıl. Solmuş olan bu kişilere, Cömertlik Bulutlarının yağmurlarıyla tazelik ver. Bu aşağıda olan gerçekleri Birlik Güneşin ışınlarıyla aydınlat. Bu susamış balıkları Kendi Acıma Denizine at. Bu yolunu şaşırmış olan kervanı Kendi Birlik Konağına kılavuzla. Yolunu kaybedenlere doğru yolu göster. Yurtsuz yuvasız olanları Kendi Yüceliğine sığındır. Susamış olanları Vericilik Çeşmesinden içirt. Ölü olanları ebedî yaşamla dirilt. Körleri görür göze kavuştur. Sağırları işitir yap. Dilsizleri konuştur. Solmuşlara canlılık ver. Gafilleri ve uykuda olanları uyandır. Kibirlileri yapmış oldukları işlerde ikaz et.

Sen güçlüsün. Sen bağışlayıcısın. Sen şefkâtlisin. Sen gerçekten cömert ve en yücesin.

Ey Tanrısal Dostlar ve bu fani kulun yardımcıları! Gerçeklik Güneşi istekler ufkundan doğunca, sonsuz verimlilikle varlık dünyasını kutsallık ışıklarıyla aydınlattı. Kopkoyu karanlıkları yok edecek bir güçle parladı. Onun için toprak dünyası göklerin gıptasını kazandı ve aşağıda olan bu yeryüzü Yüce Melekût'u yansıttı. Kutsallık meltemleri esti. Arınmışlığın hoş kokuları yayıldı. Tanrısal Baharın hafif rüzgârları esmeye başladı. Sonsuz verimlilikleri taşıyan yeller Bağış Kaynağından esti. Parlak sabah doğdu. Tanrı'nın Büyük Bağışının müjdesi geldi. Tanrı'nın yeni baharı varlık âleminde çadırını kurdu. Yaratılış dünyası hareketlendi ve onda görülenler sevinçle coştular. Verimsiz toprak kalıcı bir bahçe oldu. Ölü dünya ebedî yaşama kavuştu. Tanrı bilgisi çiçekleri açıldı. Tanrı'nın tanınmasını belirten yeşillik işaretleri açığa çıktı. Varlık dünyası Tanrısal Bağışların doğuş yeri oldu. Görünen insan, Görünmeyen Saklı'yı yansıttı. Tanrısal Ses yükseldi. Öncesizlik sofrası kuruldu. Ahit kadehi elden ele dolaştı. Genel çağrı yapıldı. Halkın bir kısmı bu Tanrısal Şaraptan sarhoş oldular, diğer bir kısmı ise bu en büyük bağıştan yoksun kaldılar. Bazıları bu Bağışın ışınlarıyla kendi yürek ve gözlerini aydınlattılar. Bir başka topluluk ise Birlik Nağmeleriyle coşarak oynadılar. Kuşların bir bölümü kutsallık bahçesinde şarkılar söylemeye başladılar. Bülbüllerin bir kısmı Tanrısal gül ağacının dalları üzerinde ağlayarak bağırdılar. Dünya ve melekût süslendi ve bu âlem cennetin gıptasını kazandı. Fakat yazıklar olsun ki, habersizler hâlâ gaflet uykusunda, bilgisizler bu kutsal Tanrı Bağışından kaçmakta, körler perdelenmiş, sağırlar yoksun ve ölüler ümitsizdirler. Bu konuda şöyle buyurulur:"Kabirlerde olan kâfirler gibi, onlar da, Ahiret'ten ümitsizdirler."

Siz ey İlâhî Dostlar! Tanrı'ya şükrediniz ve Tapılan Cemâl'i övünüz. Çünkü bu halis kâdehten sarhoş ve bu şaraptan neşelenip ona müptela olmuşsunuzdur. Kutsallık esintilerinin güzel kokularını aldınız ve vefalı Yusuf'un elbisesinden yayılan hoş kokuları duydunuz. Vefa balını Biricik Sevgili'nin elinden tattınız. Ebedî yemeği Tanrı'nın nimet sofrasında yediniz. Bu bağış, Tanrı'nın özelliğindendir. Bu cömertlik ve fazıl, Allah'ın nadiren verdiği armağanlarındandır. İncil'de şöyle buyrulur:"Çağrılanlar çok, fakat seçilenler azdır." Demek, çok kişi davet edilecektir, fakat Tanrı Bağışı olan doğru yola erişmenin başarısını çok az kişi elde edecektir. "Bu, Tanrı'nın cömertliğindendir, kime isterse onu bağışlar, büyük cömertliklerin sahibi ancak Tanrı' dır."

Ey İlâhî Dostlar! Misak'ın mumunu dünya halkının ayrılık rüzgârları sarmıştır. Ayrılık yaratan vefasız kargalar, Vefa Bülbülü'ne saldırmışlardır. Düşüncesiz baykuşlar, Tanrı'yı anan Güvercini yok etmeğe çalışmakta ve yırtıcı hayvanlar ise Tanrı sevgi sahrası Ceylanı'nın peşinde koşmaktadırlar. Bu yüzden büyük bir tehlike ve acı veren bir ıstırap vardır.

Tanrısal Dostlar dağ gibi sabit ve ele geçirilmez bir kale gibi sağlam olmalıdırlar. Belaların şiddetli oluşundan ıstıraba düşmesinler ve sıkıntıların büyüklüğünden üzülmesinler. Tanrı'nın ululuk eteğine yapışsınlar. Yüce Cemâl'e tevekkül etsinler, öncesiz olan Melekût'un tükenmez yardımlarına dayansınlar ve cömert Tanrı'nın koruma ve himayesine güvensinler. Bağış çiyleriyle her anda tazelik ve güzellik kazansınlar. Her nefes alışlarında, Ruhulkuds'ün esintileriyle canlılık, zindelik ve ferahlık elde etsinler, Tanrı'nın hizmetine kalksınlar. Tanrı Emrini yaymak için sonsuz bir gayret göstersinler. Kutlu Emir için sağlam bir kale olsunlar. Kıdem Cemali'nin askerleri için ele geçirilmez bir hisar olsunlar. Tanrı Emrine her yönden güvenilir koruyucular olsunlar. Tanrı Dininin ufkunda parlayan yıldızlar olsunlar. Çünkü milletler karanlık saldırılarını sürdürmekte ve dünya toplulukları bu belirgin Işığı yok etmek düşüncesindedir. Toplumların bu saldırılarına karşı, bir an bile, kayıtsız kalınabilir mi? Kesinlikle uyanık ve dikkatli olunuz ve Tanrı Dinini koruyunuz.

Bugün en gerekli olan işler; ahlâk, kişilik ve davranışların düzeltilmeleridir. Tanrı Dostları öyle bir ahlâk ve davranışla halk arasına çıkmalıdırlar ki, Kutsallık Bahçesinin hoş kokularını bütün dünyada yayabilsinler ve ölü ruhları diriltebilsinler. Çünkü, Tanrısal Zuhur'un ve sonsuz görünmez Işıkların doğuşundan amaç, ruhların terbiye edilmesi ve dünyadaki tüm insanların ahlâkının düzeltilmesidir. Böylece bununla kutlu kişiler hayvansal karanlık dünyasından kurtulup insanlık gerçeğini süsleyen sıfatlarla açığa çıkabilsinler. Dünyada olanlar semavî olsunlar. Karanlıkta olanlar aydınlansınlar. Yoksulluğun özü olanlar Melekût'un sırlarını anlayabilsinler. Sırf yokluk olanlar sönmez Zuhur'un dostluğunu kazansınlar. Bir pay almayanlar sonsuz denizden nasiplerini alsınlar. Bilgisizler bilgi çeşmesinin suyundan doysunlar. Yırtıcılar, yırtıcılığı bıraksınlar. Saldırganlar, son derece yumuşak huylu olsunlar. Savaşçılar, gerçek barışı arasınlar. Tırnakları keskin olan yırtıcılar, gerçek ahilikten paylarını alsınlar. Lekelenmiş olanlar, Kutsallık nehrinden yararlansınlar.

Eğer bu Tanrısal Feyzler insanlık gerçeğinden açığa çıkmazsa, Zuhur'un vericiliği bir sonuç sağlamaz ve Gerçeklik Güneşinin doğuşu bir eser yaratmaz.

O halde ey Tanrısal Dostlar! Kutlu Cemâl'in huy ve ahlâkından pay almak ve O' nun kutsal feyzlerinden yararlanmak için bütün can ve gönlünüzle gayret gösteriniz. Gösteriniz ki, birlik simgeleri ve arınmışlık bayrakları olasınız. Bir olma gerçeğini arayasınız. Bu Tanrısal Bahçede, Rahmanî nağmelerle şarkılar söyleyesiniz. Şükranlarını bildiren kuşlardan olasınız. Akılları ve bilinçleri hayrete düşüren bir melodiyi varlık çiçekleri üzerinde çalasınız. Bağış rüzgârlarıyla dünyanın doruğunda dalgalanan Tanrı Bağışı bayrağını yükseltesiniz. Varlık tarlasında ve görünen dünya bahçesinde son derece tatlı ve canlı bir meyve yetiştiren fidanı diktiresiniz.

Gerçek Eğitici'ye yemin olsun ki, eğer Tanrı'nın nurlu Levihlerinde indirilen Tanrısal Öğütlerle davranılırsa, bu kara toprak yüce Melekût'un aynasına dönüşecek ve bu aşağıda olan varlık, Ebha Melekût'unu keşfedecektir.

Ey İlâhî Dostlar! Tanrı'ya övgüler olsun ki, Gerçeklik Güneşi'nin görünmez ışıkları her yönü kaplamıştır, rahmet kapıları tümüyle açılmıştır. İşte feyz alma ve yararlanma zamanıdır. Bu zamanın değerini biliniz. Bu fırsatı kaçırmayınız. Bu karanlık dünyanın bağlılıklarından kurtulunuz. Melekûtî Gerçeklerin eserleri ve davranışlarıyla ortaya çıkınız. Ancak böyle olunca, Tanrı güneşi Işınlarının ne kadar aydın ve parlak olduğunu ve Görünmez Birlik'ten saçılan bağış eserlerinin nasıl apaçık göründüğünü anlayacaksınız.

3 - Ey Tanrı'yı sevenler! Ey Tanrı Melekût'unun çocukları! Gerçekten yeni bir yer ve yeni bir gök gelmiştir. Kutsal Şehir, yeni Orişelim, süslenmiş güzel, biricik ve kavuşmayı özleyen bir huri gibi Tanrı Katının göğünden inmiştir. Mele-i Alâ'nın melekleri yüksek ve gür bir sesle yerde ve gökte olanlara şöyle sesleniyorlar: "İşte Tanrı Şehri ve O'nun meskeni. Bunda, Tanrı'nın zeki ve kutsal kulları yerleşeceklerdir. O, onlarla yaşayacaktır. Çünkü onlar O'nun halkıdırlar ve O, onların Tanrısıdır."

O, onların gözyaşlarını silmiş, ışıklarını yakmış, gönüllerini sevindirmiş ve yüreklerini ferahlandırmıştır. Artık onlar, ölmeyecekler, üzüntü ve sıkıntı çekmeyecekler ve ağlamayacaklardır. Ceberût'un Sultanı, Melekût'un Tahtı üzerine yerleşmiş ve her şeyi yenilemiştir. İşte budur gerçek; hangi gerçek kutsal Yuhanna Vahyi'nin sözlerinden daha büyük olabilir?

O, Alfa ve Omega'dır. O, susamış olanlara yaşam çeşmesinin suyundan içirten ve hasta olanlara kurtuluş ilacıyla şifa verendir. O, Melekût'un vericiliğiyle desteklenir. O, kutsal olanlar ve Tanrı Elçilerinin en büyük mirasçısıdır. Rab, O'nun Tanrı'sıdır ve O, Tanrı'nın çok sevilen oğludur".

Ey Tanrı'yı sevenler ve O'nun seçkinleri! Ey Tanrı'nın çocukları ve O'nun topluluğu! Sevininiz ve yüce Tanrı'yı anıp övmek için seslerinizi yükseltiniz. Çünkü, O'nun Işıkları parlamıştır, O'nun Eserleri açığa çıkmıştır, O'nun Denizleri dalgalanıp çok değerli incileri kıyılara saçmıştır.

4 - Övgüler olsun O'na ki, varlık dünyasını yarattı, varolanları şekillendirdi, samimî olanları şerefli bir makama yükseltti, görünmez olanları görünür alana çıkarttı, fakat herkes kendi sarhoşluğu, içinde dolaşıp durmaktadır.

O, yüksek Köşkün temelini atmıştır, Yüce bir Devri başlatmıştır, açıkça görünen Mahşer'de yeni bir halk yaratmıştır, fakat insanlar hâlâ kendi gaflet sarhoşluğu içersindedirler.

Sûr'a üflenmiştir, Boru çalınmıştır, Münadi'nin sesi yükselmiştir, yeryüzünde olanlar bayılıp düşmüştür, fakat ölüler hâlâ kendi bedenlerinin mezarlarında yatmaktadırlar.

Sonra, İkinci Üfleyişin sesi yükselmiştir, İkinci Boru sesi Birincisini takip etmiştir, facia açığa çıkmıştır, emziren anneler bebeklerine süt vermeği unutmuştur, fakat insanlar hâlâ kendi şaşkınlığı içerisinde bunu anlamamaktadırlar.

Kıyamet kopmuştur, Saat çalmıştır, Sırat Köprüsü yapılmıştır, Terazi kurulmuştur ve yeryüzünde olanların tümü bir alanda toplatılmıştır, fakat insanlar hâlâ yolun işaretini görmemektedirler.

Işık parlamıştır, Tur dağı aydınlatılmıştır, yarlıgayıcı Tanrı'nın Bahçesinin meltemi esmiştir, ruhsal soluklar üflenmiştir ve mezarlarda yatanlar ayağa kalkmıştır, fakat gafiller hâlâ kendi kabirlerinde yatmaktadırlar.

Cehennem'in ateşleri alevlendirilmiştir, gök yakına getirilmiştir, Semavî bahçe çiçeklerini vermiştir, tatlı sular akmıştır ve Cennet kendi güzelliğiyle parlamıştır, bilgisizler hâlâ kendi kuruntularının çukuruna düşmektedirler.

Örtüler atılmıştır, perdeler kaldırılmıştır, bulutlar dağıtılmıştır, her şeyin sahibi olan Rab tecelli etmiştir; fakat suçlular hâlâ bakıp geçmektedirler.

İşte O, sizi yeniden yaratmıştır, en büyük acıyı getirmiştir, kutsal olanları yüce Melekût'ta bir araya toplatmıştır. Gerçekten burada gözü görenler için işaretler vardır.

O'nun işaretlerinden; delillerin ve alâmetlerin görünmesi, simgeler ve müjdelerin açığa çıkması, önceden haber verilen ve beklenen eserlerin yayılmasıdır. Doğruluğu ve iyiliği sevenler, işte onlar, amaçlarına erişmişlerdir.

O'nun işaretlerinden; Birlik Ufkundan parlayan ışıkların, Yüce Matlâ'dan ışıldayan nurların ve biricik Müjdeci'si tarafından haber verilen En Büyük Müjde'nin zahir olmasıdır. Gerçekten burada anlayanlar için deliller vardır.

O'nun işaretlerinden; O'nun bir zuhur olması, herkes tarafından görülmesi, Kendini ispatlaması ve her yönden O'na saldırıcı kurtlar gibi saldıran topluluklarda ve tüm şehirlerin tanıkları arasında hazır bulunulmasıdır.

O'nun işaretlerinden; her anda ve her yerde O'nun temelini yıkmağa çalışan kanına susamış düşmanlarına, ezici devletlere ve güçlü milletlere karşı dayanılmasıdır. Gerçekten burada Tanrı Ayetleri üzerinde düşünenler için incelemeye değer konular vardır.

O'nun işaretlerinden; O'nun konuşmasının harika ve O'nun söylediklerinin mükemmel ve etkili olması; Kendi hikmetle dolu sözlerini, âyetlerini, hitabelerini ve dualarını hızlı bir şekilde nazil etmesi ve Kur'ân'daki `müteşabih' (benzetmeli) ve `mühkem' (kesin anlamlı) âyetleri yorumlamasıdır. Senin hayatına yemin olsun, insaf gözüyle bakanlar için bunlar açık ve görünen şeylerdir.

O'nun işaretlerinden; O'nun bilimlerin güneşinin doğması, sanatların ayının parlaması ve tüm davranışlarında O'nun olgunluğunun ispat edilmesidir. İşte bunlara söz sahibi milletlerin bilim adamları tanıktırlar.

O'nun işaretlerinden; düşmanlarının O'na karşı kullandıkları binlerce keskin ok, mızrak ve kılıçlara rağmen O'nun insansal vücudunun ve güzelliğinin tüm parıltılarıyla korunulmasıdır. Gerçekten burada insaf sahibi olanlar için uyarılar vardır.

O'nun işaretlerinden; O'nun zincirler ile boyun lâleleri altında acılar, kederler ve belâlar karşısında sabır göstermiş olması ve her anda: "Bana gelin, Bana gelin" ey doğru olanlar! "Bana gelin, Bana gelin" ey iyiliği sevenler! "Bana gelin, Bana gelin" ey ışığın doğuş yeri olanlar!, diye çağrılarda bulunmuş olmasıdır. Gerçekten sırların kapıları açılmıştır; fakat kötü olanlar kendi boş lâflarıyla eğlenmektedirler.

O'nun işaretlerinden; İlân edilen O'nun Kitábıdır. O'nun hükümdarlara gönderdiği uyarıcı kesin Kutsal Çağrılarıdır. Zorlayıcı gücü ve fethedici kuvvetiyle dünyayı kuşatan ve sonra kısa bir sürede kendi büyük saltanat tahtından düşen kimseye verdiği O'nun korkunç uyarılarıdır. Bu konu herkesçe bilinen ünlü bir konudur.

O'nun işaretlerinden; zindan ufkundan, O'nun güzelliğinin parlaması; O'nun büyük görkeminin, yüksek makamının ve yüce ululuğunun görünmesidir. Orada, O' nun huzurunda başlar eğiliyor, sesler alçalıyor ve yüzler alçak gönüllülük içinde oluyordu. İşte bu, geçmiş çağların ona hiç tanık olmadığı bir delildir.

O'nun işaretlerinden; O'nun bulutundan aralıksız sağanak gibi yağan olağanüstü işlerin Kendisinde görülmesi, O'nun mucizeler göstermiş olması ve O'nun etkileyici ışığından habersiz kalanlar tarafından bile bu konuların itiraf edilmesidir. O'nun hayatına yemin olsun! Diri Kayyum'un huzuruna varanlar, hangi topluluktan olursa olsun, tümü için bu konu açıktı ve ispatlanmıştı.

O'nun işaretlerinden; O'nun devrine ait güneşin kendi ışınlarını saçması, O' nun zamanına ait ayın çağların göğünde parlaması ve O'nun asrının, asırların en yüksek doruğunda bulunmasıdır. Çünkü bu asır, kendine özgü ve her tarafa yaygın olan durumları, işleri, bilimleri, sanatları ve teknikleriyle dünyanın gözünü kamaştırmış ve insanların akıllarını hayrete düşürmüştür.

İşte bu, kesinlikle gerçekleşmiş bir konudur.

5 - Sonsuza dek parlamak üzere, tüm insanlığı aydınlatan dünyanın en büyük Işığı Ebha Ufkundan ve yüce Melekût'tan doğmuştur. Onu sevenlerin üzerine ışıklarını saçmakta, onların gönüllerine ve ruhlarına yaşam solukları bağışlamaktadır.

Dünyanın dört bir yanına beyan edilen Rüya Levhi'nde O'nun size haber verdiği sözler üzerinde düşününüz. O söylüyor ve O'nun söylediği gerçektir. Orada çığlıkla şöyle sesleniyor:"Ey yerin ve göğün Sultanı! İzin ver ki dünya ve ondaki her şey Senin kederlerin için bir fidye olsun. Ne sebeptendir ki Kendi Kendini bu mahbes şehri Akka sekenesinin ellerine terk ettin? Kendini üzerini isimler zümresinin gözlerinin asla görmediği, Senin için yukarı çekilmiş mülklere doğru hızlandır." Biz başka bir şey demeyip gülümsedik. Siz, bu en yüce sözler üzerinde düşününüz ve bu gizli ve görünmez sırları kavrayınız.

Ey Tanrı'yı sevenler! Sakın sakın tereddüt ve şüpheye düşmeyesiniz ve endişe duymayasınız. Bu felâketli günde çok dikkatli olunuz, içinizdeki gayret ve ümit alevleri sönmesin. Bugün, en büyük dayanma ve sebat günüdür. Ne mutludur o kişiler ki, bu fırtınalı zamanda kaya gibi sağlam ve sabit kalır ve yiğitçe bu baskılı ve şiddetli rüzgârlara karşı koyarlar. İşte onlar, Tanrı' nın teyidini görecekler; işte onlar, Tanrısal başarıyı sağlayacaklar ve işte onlar, gerçekten zafer kazanacaklardır. Onlar, Ululuk Çadırı'nda oturanların övdükleri nurlarla insanlık ufkunda parlayacaklardır. Onlara, Tanrı Katından inen Akdes Kitábı'nda şu Tanrısal Çağrı yapılmıştır: "Ey insanlar! Benim huzurumun görkemi görünmeyip ve Benim söz denizimin dalgaları durduğu zaman, ıstıraba kapılmayınız. Benim sizler arasındaki huzurumun bir hikmeti ve görünmeyişimin ise başka bir hikmeti vardır; bunu, her şeyi bilen Eşsiz Tanrı'dan başka kimse bilmez. Biz, Ebha Melekût'tan sizi görüyoruz; her kim Bizim Emrimizin zaferi için kalkarsa, Biz, Mele-i Alâ'nın orduları ve seçkin meleklerle ona yardım edeceğiz."

En Büyük Işık olan Gerçeklik Güneşi, ölümsüz ışınlarıyla parlamak üzere, dünya ufkundan batmış ve Sonsuz Melekût'un ufkundan doğmuştur. O, Akdes Kitábı' nda sebat ve dayanma gösteren dostlarına şöyle sesleniyor:"Ey Dünya halkı! Benim Cemâlimin Güneşi batınca ve Benim Heykelimin göğü gözlerden gizlenince ıstıraba düşmeyiniz. İnsanlar arasında Emrimi ilerletmeye ve Sözümün yüceltmeye kalkınız."

6 - Ey Melekût'un halkı! Nice insanlar yaşamları süresince ibadet edip kendilerine zorluk çektirerek Melekût'a girmeyi arzu ettiler, ancak bunu başaramadılar. Fakat siz, zahmet ve zorluk çekmeden buna eriştiniz ve Melekût'a girdiniz.

Hz. İsa'nın zamanında da Ferisîler ve ibadet edenler yoksun kaldılar. Oysa Petrus, Yuhanna ve Andrus, kendilerine zorluk çektirenler ve ibadet edenlerden olmadıkları halde buna eriştiler. O halde, bu bitmez bağışlarda bulunan ve başınıza ebedî yücelik tacını koyan Tanrı'ya şükrediniz.

Bu bağışlara karşı şükranlarınızı belirtmek üzere, günden güne daha çok Tanrı'ya yönelmenizin ve yaklaşmanızın zamanı gelmiştir. Öylesine Tanrı'ya cezbolup alevlenmeniz gerekir ki, O'nun övgü ve kutsama şarkısının sesini Mele-i Alâ'ya yetiştirebilmelisiniz, bu Tanrısal Bahçede her biriniz bir bülbül gibi Orduların Rabbı'nı övebilmelisiniz ve varlığın terbiyesine neden olabilmelisiniz.

7 - Ey Abdülbaha'nın ruhani dostları! Güvenilir haberci ulaştı ve ruhani dünyadan Tanrısal dostların mesajını getirdi. Bu kutlu haberci, ateşi alevlendiren bir esinti olan ve canlılık veren Tanrı Sevgisinin meltemidir. Gönülleri sevindirir ve ruhları coşku ve neşeyle doldurur. Tanrısal Birliğin tecellisi o dereceye kadar gönülleri ve ruhları etkilemiştir ki, herkesi ruhanî bağlarla bağlayarak hepsini tek bir ruh ve yüreğe sahip gibi yapmıştır. Onun için, ruhanî yansımalar ve İlâhî izlenimler, en büyük şiddetiyle, gönüllerde açığa çıkıp parlamaktadır. Günden güne, bu ruhanî bağların güçlendirilmesini ve bu Tanrısal Birliğin daha fazla parlamasını Tanrı'dan dilerim. Bu suretle, herkes Tanrı Kelimesi'nin gölgesinde sıralanan ordular gibi Misak bayrağının altında toplanabilsin ve dünyadaki gönüller arasında ruhanî bağlılık, içten olan bir sevgi ve genel kardeşliği meydana getirmek için herkes tüm gücüyle çaba gösterebilsin. Bu ışıldayan Yeni Feyz sayesinde bütün insanlık bir araya gelebilsin. Kavga ve çatışma yeryüzünden silinsin. Yüceler Yücesi olanın Yüzünün sevgisi herkesi kapsasın. Anlaşmazlığın yerini anlayış ve uyuşmazlığın yerini uyum alsın. Kötü niyetin temeli ve düşmanlığın esası kaldırılsın. Birliğin aydınlığı, sınırlamaların karanlığını yok etsin Göksel tecelli insanların gönüllerini Tanrısal sevginin kaynağı yapsın.

Ey İlâhî Dostlar! İşte, tüm milletlerle sonsuz sevgi içersinde arkadaşlık etmenizin; Tanrı'nın bağışlama kaynağı, dünyanın canlılığı ve insanlık vücuduna yaşam ruhu olmanızın zamanı gelmiştir. Kıdem Cemâli ve İsm-i Azâm'ın sonsuz ışınlarla dünya ufkundan parladığı bu yepyeni Devir'de, Tanrı'nın Sözü, beşeri nitelikleri etkisiz bırakacak bir güç ve kudreti insan gerçeğine vermiş ve her şeyi yenen bir kuvvetle tüm insanları birlik denizinde toplatmıştır.

Şimdi, Tanrı'yı sevenlerin birlik bayrağını kaldırıp güzel sesle kardeşlik ezgilerini okuyarak herkesi Tanrısal Feyzin tekliğine kılavuzlamak zamanı gelmiştir. Böylece, kutsallık tapınağı dünyanın doruğunda yükselebilsin ve tüm insanlar Birlik Kelimesinin gölgesinde toplanabilsinler. Bu Tanrısal Bağış ise İlâhî dostların Tanrısal Öğretiler gereğince davranarak genel sevginin güzel kokularını yaydıkları zaman dünyanın zirvesinde görünecektir.

Her devirde arkadaşlık ve sevgi gösterme emrolunmuştu. Ancak bu emir, karşı çıkan düşmanları değil, sadece uyan dostları kapsıyordu. Fakat, Tanrı'ya övgüler olsun, bu yepyeni Devir'de Tanrısal emirler bir sınırla sınırlandırılmamış, toplumun bir zümresine özgü kalmamıştır ve bütün dostlara, tüm milletlerle sevgi, saygı, şefkât, iyilik ve arkadaşlık gösterilmesi emrolunmuştur. Şimdi, Tanrı'yı sevenler bu Tanrısal Öğretiler gereğince davranmalıdırlar: Onlar, insan cinsinin çocuklarına şefkâtli baba, gençlerine acıyı paylaşan kardeş ve yaşlılarına canını uğruna feda eden evlât olmalıdırlar. Amaç, herkese, düşmanlara bile, sonsuz sevgi, şefkât, sevinç ve canlılıkla davranılmasıdır. Yapılan zulüm ve baskılara karşı son derece vefa gösteriniz. Kötü niyetle karşılaştığınız zaman, temiz bir yürekle davranınız. Size atılan ok ve mızraklara ayna gibi bir göğüsle hedef olunuz. Alaylı, kötü ve gönül kıran sözlere karşılık sonsuz sevgi gösteriniz. Böylece, tüm insanlar İsm-i Azâm' ın gücünü görebilsinler ve bütün milletler, Kıdem Cemâli'nin kudretini itiraf etsinler. O'nun, anlaşmazlığın temelini nasıl devirdiğini, yeryüzü milletlerini birlik ve beraberliğe nasıl kılavuzladığını, insanlık âlemini nasıl aydınlattığını ve toprak dünyasını nasıl parlattığını görsünler.

Yaratılan bu insanlar, çocuklar gibi endişesiz ve coşkuludurlar. Bu çocukları sonsuz sevgiyle eğitmek ve merhamet kucağında şefkâtle yetiştirmek gerekir. Böylece bunlar, Tanrısal sevginin ruhanî tatlılığını tadabilsinler, bu karanlık dünyada mum gibi parlayabilsinler ve İsm-i Azâm, Kıdem Cemâli'nin-ruhum O'na feda-nasıl değerli bir mücevher ve parlayan bir tacı Kendi ahbaplarının başına koyduğunu, Kendi dostlarının gönüllerine nasıl bir feyz bağışladığını, insanların yüreklerinde nasıl bir sevgi yarattığını ve insanlık dünyasında nasıl bir arkadaşlık meydana getirdiğini açık ve seçik olarak görebilsinler.

Tanrım! Tanrım! Sana inanan kullarının sevgi ve şefkâtle dolu bir yüreğe kavuşmalarını sağla. Mele-i Alâ'dan gelen yol gösterici Işığı, tüm dünya insanları arasında yayabilmelerine Sen yardımcı ol.

Sen gerçekten güçlü, aziz, kuvvetli, her şeyi yapabilen ve vericisin. Sen gerçekten cömert, lûtuf sahibi, acıyan ve bol bağışlayansın.

8 - Ey Abdülbaha'nın sevgili dostları ve ey Rahman'ın cariyeleri! Sabahtır ve Ebha Cenneti'nin canlılık veren tatlı rüzgârı tüm varlıklar üzerine esmektedir. Fakat, temiz yürekler etkilenmekte ve beşeri kokulardan arınmış duyular, hoş kokuları alabilmektedir. Güneşin ışınlarını sadece gören göz görebilir. Mele-i Alâ'nın şarkısının sesini sadece işiten kulak duyabilir. Baharın rahmet yağmuru ve göksel bağış, her yere yağdığı halde, ancak temiz toprağı yeşertir ve tuzlu araziden, onda vericiliğin eserleri ortaya çıkmayıp görünmediğinden, hoşlanmaz.

Şimdi ise Ebha Melekût'un kutsallığının hoş kokuları her ülkede yayılmıştır, fakat, anlayış sahipleri buna yönelmiş ve ondan yararlanmaktadırlar. Bu Mazlum'un, Diri Kayyum'un fazlından olan ümidi; her şeyi yenen Tanrı Kelimesi' nin gücüyle, habersiz kalanların koklama duyularının açılması ve sır bahçesinden yayılan hoş kokulardan yararlanıp pay almalarıdır.

Ey Tanrısal ahbaplar! Hakiki dostlar, uzman doktorlardır; İlâhî öğretiler ise insanların bilinçlerini iyileştiren Tanrısal İlâçlardır. Bunlar, koku alamayan duyuları açarlar ve güzel kokulardan sonsuzca pay verirler. Bunlar, uykuda olanları uyandırırlar, habersiz kalanları uyarırlar, yoksunlara bir pay ve ümitsizlere bir ümit bağışlarlar.

Eğer bugün, bir kimse Tanrısal öğütler ve buyruklar gereğince davranırsa, insanlık âlemine ruhanî doktor ve dünyada ölü yatanlara İsrafil Sûru olacaktır. Çünkü, Ebha Melekût'unun destekleri arka arkaya gelecek ve Mele-i Alâ'nın yardımları her dürüst olana eşlik edecektir. Böylece, güçsüz sivrisinek güçlü kartal ve zayıf serçe eski yüceliğin doruğunda uçan şahin olacaktır.

Onun için, siz, kendi yetenek ve istidadınıza bakmayınız,- ruhum O'nun ahbaplarına feda- Hz. Bahaullah'ın vericilik, fazıl, bağış ve yardımlarına güveniniz. Bu geniş alandan bağışların hepsinden pay almak için, gayret atını fedakârlık meydanında koşturunuz.

Ey Rahman'ın cariyeleri! Dünyanın nice kraliçeleri toprağın altına girip yok oldular. Onlardan ne bir eser ve ne bir sonuç; ne bir isim ve ne bir işaret kalmıştır. Onlar, artık ne armağan verebilirler ve ne de gönüllerde yaşatılabilirler. Fakat, Tanrı Eşiğindeki cariyelerin her biri eski yücelik ufkunda ışıldayan bir yıldız gibi çağlar ve asırlarda parladılar. Onlar, Ebha Melekût'unda tüm isteklerine eriştiler ve görüşme balını Rabb'in toplantısında tattılar. Bu kişiler, kendi yaşamlarının payını ve meyvesini aldılar ve `Hiç hakkında konuşulmayan bir şey olduklarının zamanına gerçekten onlar eriştiler.'

Ey bu Mazlum'un dostları! İnsanları kendinizden farklı gören gözünüzü temizleyiniz. Yabancı görmeyiniz ve herkesi tanıdık biliniz. Gözünüzü yabancılığa çevirdiğiniz zaman, sevgi ve birlik zor sağlanır. Bu yepyeni Devir'de, Tanrısal Yazılar gereğince, tüm milletler ve topluluklarla birlik içersinde olunmalı; zorbalığa, adaletsizliğe, kötü niyete, baskı ve düşmanlığa değil, eski yücelik ufkuna bakılmalıdır. Çünkü, bu yaratıkların her biri Tanrı'nın bir işaretidir ve Tanrısal Feyz ile İlâhî Güç sayesinde varlık alanına çıkmışlardır. Onun için, yabancı değil tanıdıkdırlar, düşman değil dostturlar. Böyle bir görüşle davranmak gerekir.

O halde ahbaplar; ister yabancı olsun ister dost, herkese sonsuz şefkât ve sevgiyle dostluk gösterip arkadaşlık etmelidirler. Asla kimsenin hakkı olduğu şeye ve onun yeteneğine bakmamalı, her bir durumda sonsuz sevgiyle davranmalıdırlar. Halkın düşmanlığı, kötü niyeti, inadı ve saldırısının şiddetli oluşuna yenilmemelidirler. Eğer onlar mızrak atsalar, ahbaplar süt ve bal vermelidirler. Eğer onlar zehir verseler, bunlar tatlı vermelidirler. Eğer onlar acı çektirseler, bunlar şifanın yolunu öğretmelidirler. Eğer onlar yara açsalar, bunlar merhem sürmelidirler. Eğer onlar zehirli iğne batırsalar, bunlar canlandırıcı ilâç sunmalıdırlar.

Ey Tanrım! Ey Tanrım! İşte Senin sadık ve güçsüz kadın ve erkek kulların: Yüce Kelimene karşı alçak gönüllülük içersinde ve parlayan Eşiğinde büyüklenmeden durmuş, gün ortasındaki Güneşin parlayışını ortaya çıkartan Birliğini itiraf etmiş, saklı Melekût'undan gelen Sesine kulak vermiş ve sevgi ile sevinç içinde titreyen bir yürekle Senin Çağrına uyarak cevap vermişlerdir.

Ey Rab! Kendi Rahmet sağanaklarını onların üzerine boşalt ve Bağışın bulutundan onlara yağdır. Onları, Kendi göksel bahçende yeşeren güzel bitkiler yap. Senin dolu olan rahmet bulutlarının yağışı ve bol olan bağış sularının akışıyla bu bahçede çiçek yetiştirilmesini sağla ve onu daima yeşil, güzel, taze, parlak ve canlı tut. Gerçekten, yerde ve göklerde kayyum, aziz, yüce ve güçlü ancak Sensin. Senden başka ayetlerin Rabbı yoktur.

9 - Ey yüreğini Allah'ın sevgisiyle dolduran kimse! Sana bu kutlu makamdan sesleniyorum. Tanrı birliğine inananların gönüllerini mutluluk doruğunda uçturan böyle bir söylevle sana hitap ettiğimden dolayı sevin.

Kendi ulu Melekût'una girmek için seni başarılı kılan Tanrı'ya şükret. Tanrı' nın bağışları devamlı olarak senin üzerine insin ve Tanrı, gerçeği arayanlar için seni yol gösterici bir işaret yapsın. Rabb'in Misak'nı tut ve günden güne artan bir aşkla Tanrı'yı sevenleri sev. Rahman'ın kullarına karşı şefkâtle eğil. Yaşam denizinde yüzen barış gemisinde bile sevgi yelkenini açtır. Hiçbir şeyden üzülme ve hiçbir kimseye öfkelenme. Allah'ın rızasına uy. Ayrıcalık göstermeksizin tüm insanlara doğruluk, açık gönüllülük, bağlılık ve vefa ile davran. İşte budur içten olanların sıfatı, kutsalların yolu, Tanrı birliğine inananın simgesi ve Bahai'lerin giysisi.

Senin Hukukullah sunmanı kabul eden Tanrı'ya teşekkür et. Bu, gerçekten Allah tarafından sana bağışlanan bir başarıdır. Öncesiz Tanrı'nın Kitábı'nda yazılı olan bu emir için O'nu öv.

Gerçekten cömert ve bağışlayan Tanrı O'dur.

10 - Ey Tanrı'nın sevgili Cariyesi mektubun ulaştı ve içindeki konulardan bilgi edinildi. Senin nasıl davranman gerektiğini sormuştun. Tanrı'ya inan, Yüce Melekût'a yönel, Ebha Cemâli'ne âşık ol, Misak'ı sağlam tut. Ufukların Işığı'nın Göğüne çıkmayı özle. Dünya bağlılıklarından kendini kurtar, yüce Melekût'tan esen kutsallık esintileriyle diril. Sevginin çağrıcısı ve insan cinsine şefkât göstericisi ol. İnsanoğlunu sev ve yeryüzündeki tüm insanların acılarını paylaş. Barışı besleyenlerden ol. Arkadaşlık ve doğruluğu ara. Her yaraya merhem ve her derde deva ol. Kişilerin kardeşliğine neden ol. Yol gösteren âyetleri olduğu gibi anlat. Tanrı'nın ibadetiyle uğraş. İnsanlara yol göstermeğe kalk. Dilini duyuru yapmak için aç. Yüzünü Tanrı sevgisinin ateşi ile aydınlat. Bir an bile dinlenme. Rahat bir soluk arama. Böylece, Tanrı Sevgisinin simgesi ve Tanrı Bağışının bayrağı olabilesin.

11 - Ahbaplara hizmet, Tanrı Melekût'una hizmettir. Yoksulları gözetmek ise Tanrısal Öğretilerden biridir.

12 - Bunu kesinlikle bil ki: Sevgi, Tanrısal Düzenin kuruluş sırrıdır. Sevgi, İlâhi Tecellidir. Sevgi, ruhanî feyzin kaynağıdır. Sevgi, Melekût'tan parlayan ışıktır. Sevgi, insan ruhunu dirilten Ruhulkuds'ün esintisidir. Sevgi, insanlık dünyasında Tanrı Zuhurunun nedenidir. Sevgi, Tanrı tarafından yaratılan şeylerin gerçeklerinden doğan zorunlu bağlardan ibarettir. Sevgi, ruhanî ve maddî dünyada en büyük mutluluğun aracıdır. Sevgi, karanlıkta yol gösteren ışıktır. Sevgi, Yaradan'ı yaratılana bağlatan yaşam zinciridir. Sevgi, tüm aydın insanların ilerlemelerinin sebebidir. Sevgi, bu Tanrısal ulu Devrin en büyük yasasıdır. Sevgi, madde dünyasının çeşitli elemanlarını birleştiren tek güçtür. Sevgi, göksel alanda bulunan kürelerin arasında mevcut hareketi yönlendiren en yüksek mağnetik kuvvettir. Sevgi, sınırsız ve duyulmaz bir güçle, evrenin içinde gizlenen sırların keşfine nedendir. Sevgi, insanlığın süslenmiş vücuduna yaşam ruhudur. Sevgi, bu fani dünyanın gerçek uygarlığının kurucusudur. Sevgi, amaçlarını yüksek tutan milletlere bozulmaz onurun vericisidir.

Tanrı'nın lûtfunu kazanan kimselerin adları; Mele-i Alâ'nın sakinleri, göksel melekler ve Ebha Melekût'unda bulunanlar tarafından, gerçekten yücelikle anılacaktır. Rahman'ın Zuhuru olan bu Tanrısal Sevgi'den başka bir yöne gönüllerini çeviren kimseler ise; doğru yoldan sapmanın acısını çekecekler, ümitsizliğe düşecekler ve tamamen yıkılmış olacaklardır. Onlar için sığınılacak bir yer bulunmayacak ve kendi alçaklıklarının utancını taşıyan yeryüzünün en kötü yaratıkları olacaklardır.

Ey Tanrı'yı sevenler! Allah'ın sevgisine kaynaklar ve insanlığa barış ve sevgi ışıklarıyla aydınlatan yol gösterici, lâmbalar olunuz.

Bu yüce ışığı saçanlar üzerine övgüler olsun.

13 - Ey Melekût'un kızı! 5 Aralık 1918 tarihli mektubun ulaştı. İçinde sevinç verici haberler vardı. Mektupta; Tanrı'nın dostları ve Rahman'ın cariyelerinin Green Acre'de bir araya gelerek gece gündüz Tanrı'yı andıklarını, insanlık dünyasının birliğine hizmet ettiklerini, tüm dinlere sevgi gösterdiklerini, bütün dinî taassuplardan uzak kaldıklarını ve tüm milletlere şefkatle davrandıklarını yazmıştın. Tanrısal dinler; insanlar arasındaki birliğin nedenleri, kardeşlik ve sevginin araçları genel barışın yayıcıları olmalıdırlar. Bunlar; insanların taassuplardan uzak kalmalarını sağlamalı, neşe ve sevinç yaratmalı, tüm insanlara sevgi göstermeği öğretmeli ve ayrılık ile üstünlüğü ortadan kaldırmalıdırlar. Hz. Bahaullah, insanlık dünyasına hitap ederek şöyle buyuruyor:"Ey İnsanoğlu! Hepiniz bir ağacın meyveleri ve bir dalın yapraklarısınız." Çoğu zaman; bazı kimseler bilgisizdirler, onlara öğretilmelidir; bazıları hastadırlar, onları iyileştirmek gerekir; bazıları çocukturlar, onları erginliğe eriştirmeli ve onlara son derece sevgi gösterilmelidir. İşte budur Baha Ehli'nin tutumu.

Senin erkek ve kız kardeşlerinin hepsinin insanlık dünyasını sevenlerden olmalarını umarım.

14 - Ey kutlu iki kişi! Mektuplarınız ulaştı. Bunlar, sizin gerçeği araştırdığınızı, kuruntu ve taklitlerden kurtulmuş olduğunuzu, başkalarının gözleriyle değil kendi gözlerinizle baktığınızı, başkalarının kulaklarıyla değil kendi kulaklarınızla duyduğunuzu ve başkalarının vicdanlarıyla değil kendi vicdanlarınızla gerçekleri keşfettiğinizi kanıtlıyor. Çünkü taklitçi kimse, "Filan şahıs görmüştür, filan kulak duymuştur ve filan vicdan keşfetmiştir" der. Bu demektir ki, kendisi bir iradeye sahip değildir ve başkalarının gözüne, kulağına ve vicdanına güvenmektedir.

Şimdi, Tanrı'ya övgüler olsun, siz, irade gücünüzü açığa çıkarttınız. Gerçeklik Güneşi'ni tanıdınız. Gönüllerinizin alanı Melekut Rabb'ının ışıklarıyla aydınlandı, doğru yolu buldunuz, Melekût'a giden caddede yürüdünüz, Ebha Cenneti'ne girdiniz ve Yaşam Ağacının meyvelerinden pay ve nasibinizi aldınız.

Ne mutlu size! Güzel bir konut sizi bekliyor. Üzerinize selâm ve övgü olsun.

15 - Ey Tanrı sevgisinin tutsağı! Gitme zamanında, yazmış olduğun mektubu aldım. İçeriği beni sevindirdi. Melekût sırlarının gerçeklerini açık ve aşikâr olarak görebilecek şekilde iç gözünün açılmasını umarım.

Mektubun başlangıcında "Ben Hıristiyanım" diye kutlu bir cümle yazmıştın. Keşki tüm dünya gerçek Hıristiyan olsaydı! Çünkü sözde Hıristiyan olmak kolay, gerçekten Hıristiyan olmak ise zordur. Bugün yaklaşık olarak beş yüz milyon kişi Hıristiyan'dırlar. Fakat gerçek Hıristiyan çok seyrektir: Böyle bir kişinin yüzünden Hz. İsa'nın ışıkları parlar ve o, Melekût'a ait yetkinlikleriyle kendini gösterir. Bu bütün erdemlikleri kendinde toplayan büyük bir iştir. Senin de gerçek bir Hıristiyan olabilmeni ümit ederim. Tanrı'ya övgüler olsun ki, sonunda, Tanrısal öğretilerin aracılığıyla en büyük sağgörü ve aydınlığa kavuştun, inancında ve kesin bilginde dimdik durdun. Başkalarının da aydın bir göze, işitir bir kulağa kavuşmalarını ve ebedî bir yaşama erişmelerini umarım. Böylece, çeşitli ve ayrılmış bölgelerde akmakta olan bu nehirler okyanusa dönüş yolunu bulabilsinler, tek bir deniz haline gelsinler, beraberce dalgalansınlar, tam bir birlik ve bağlılık içinde olsunlar. Böylelikle gerçeğin birliği, Tanrısal güçle, bu hayalî ayrılıkları ortadan kaldırsın. Ana temel işte budur. Eğer bu sağlanırsa, başka sorunlar kendiliğinden çözülmüş olacaktır.

Ey saygıdeğer bayan! Bu aydın devirde İlâhî Öğretiler şöyledir: Konuşurken "Sen bilmiyorsun, ben biliyorum" denilmemeli, hiç bir kimse küçültülmemeli ve bilmezlikle suçlanmamalıdır. Tersine, herkese saygı gözüyle bakılmalıdır, konular açıklanıp ispatlanmak istendiği zaman, "Geliniz ortada olan meseleleri ele alalım, gerçeği araştıralım, neler ve ne şekilde olduklarını görelim" diyerek gerçeği araştırıcı bir şekilde konuşulmalıdır. Tebliğ yapan bir kimse, kendini bilgili ve başkalarını bilgisiz saymamalıdır. Bu düşünce kibirlenmeye yol açar, kibirlenme ise konuşmanın etkisiz kalmasına nedendir. Tebliği yapan, kendinde bir üstünlük görmemeli, başka kişilerle sonsuz sevgi ve alçak gönüllülükle konuşmalıdır, böyle bir sözün etkisi vardır ve insanların eğitilmesine nedendir.

Ey saygıdeğer bayan! Tüm peygamberler bu amaç için gelmişlerdir. Hz. İsa bunun için zahir olmuştur. Hz. Bahaullah bu gaye için Tanrısal Çağrıyı yükseltmiştir ki: İnsansal âlem, göksel dünya ve ölümlü kişi, ölümsüz olsun; karanlıkta olan aydınlansın, Şeytana uyan Rahman'a uysun; dünya halkının tümü arasında sevgi, kardeşlik ve birlik sağlansın, gerçek beraberlik kendini göstersin, anlaşmazlıkların temeli ortadan kalksın, ebedî yaşam ve sonu bulunmayan Tanrı Bağışı elde edilsin.

Ey saygıdeğer bayan! Varlık dünyasına bak: Bir araya gelme, uzlaşma ve birlik hayata; uyumsuzluk ve ayrılık ise ölüme sebeptir. Tüm varlıklara bakıldığında, evrende bulunan her varlığın çeşitli öğelerin bileşimi ve bir araya toplanmasıyla oluştuğu, bu bileşimin ayrışmaya yüz tuttuğu, öğeleri arasında uyumsuzluk ve ihtilâf göründüğü zaman o varlığın yok olacağı görülür.

Ey saygıdeğer bayan! Eski devirlerde her ne kadar insanlar arasında uyum sağlanmış ise de, yeryüzünde olan tüm insanları kapsayan bir uyum mümkün değildi. Çünkü birliği yaratan araçlar ve vasıtalar yoktu. Dünyanın beş kıtası arasında ulaşım ve bağlantı mevcut değildi. Bunun için, dünya milletlerinin tümünün aynı noktada toplanmaları, birleşmeleri, haberleşmeleri ve düşünce alışverişinde bulunmaları imkânsızdı. Ama şimdi, ulaşım ve haberleşme araçları çoktur ve gerçekten dünyanın beş kıtası bir kıta haline gelmiştir. Herkes için tüm ülkelere seyahat ederek halklarıyla kaynaşıp görüş alışverişinde bulunulmasında kolaylıklar sağlanmıştır. Bugün herkes yayın araçlarının kanalıyla bütün dünya milletlerinin düşünceleri, dinleri ve durumları konusunda bilgi edinebilir. Milletler, devletler, şehirler ve köyler birbirlerine gereksinme duymakta ve hiçbirisinin kendi kendine yeterli olması mümkün değildir. Çünkü, tümü arasında siyasî ilişkiler vardır; ticarî, sanayi, tarımsal ve kültürel bağlar son derece güçlenmiştir. Bu yüzden tüm insanlığın birlik ve beraberliği sağlanabilir. Bu imkânlar, geçmiş çağların yoksun kaldığı ve bu yüce devir ile bu büyük asra ait olan mucizelerdendir. Çünkü bu ışıklarla dolu devir, bambaşka bir güç ve aydınlığa sahip olan dünya devirlerinin biridir. Bundan dolayı her gün yeni bir mucize görünmektedir. Ve sonunda bu devir, insanlık toplumunda parlayan mumlar yakacaktır.

Bu büyük ışığın eserleri tan vaktindeki parıltılar gibi dünya ufuklarında görünmüştür. Birinci mum, siyaset alanında birliktir ve bunun az bir belirtisi açığa çıkmıştır. İkinci mum, büyük işlerde görüş birliğidir; pek yakında onun eserleri de görünecektir. Üçüncü mum, özgürlük birliğidir; o da kesinlikle sağlanacaktır. Dördüncü mum, din birliğidir; bu ana temeldir, Allah'ın gücüyle bu birlik dünyada gerçekleşecektir. Beşinci mum, ülke birliğidir. Bu çağda bu birlik ve beraberlik son derece güçlü olarak görünecektir. Sonunda, dünyanın tüm milletleri kendilerini tek bir ülkenin halkı olarak sayacaklardır. Altıncı mum, insan cinsinin birliğidir; yeryüzünde olan insanlar aynı cinsten gibi olacaklardır. Yedinci mum, dil birliğidir. Şöyle ki, tüm insanların onu öğrenip onunla birbirleriyle konuşacağı bir dil seçilecektir. Burada söylenen konuların tümü kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü, Tanrı Melekût'unun gücü bunu destekleyecektir.

16 - Ey nurlu dostlar ve Rahman'ın cariyeleri! Allah'tan perdelenme, Tanrısal dünyadan habersizlik ve cehaletin karanlığı yeryüzüne basınca, aydın bir sabah doğdu ve parlayan bir ışın Doğu ufkunu aydınlattı. Bundan sonra Gerçeklik Güneşi doğdu ve Melekût ışıkları Doğu ile Batı'ya parladı. Görür gözü olanlar en büyük müjdeyle sevinip "Ne mutlu bize, ne mutlu bize!" diyerek seslerini yükselttiler, şeylerin gerçeğini gördüler, Melekût'un sırlarını keşfettiler, kuruntular ve şüphelerden kurtuldular, gerçeklik ışığını gördüler, Kendilerini ve dünyayı tamamen unutacak derecede Tanrı Sevgisinin kadehinden sarhoş oldular. Sonsuz sevinç ve neşe içinde oynayarak şehit edilecekleri alana koştular, bu aşk meydanında canları ve başlarını verdiler.

Fakat gözleri görmeyenler, bu kargaşalıkta şaşkınlık ve hayret içinde bağırarak "Işık nerededir? Biz bir ışık ve doğmuş olan bir güneş görmüyoruz, bu kuruntudur, gerçeği yoktur" dediler. Yarasa gibi yeraltındaki karanlığa doğru uçtular; orada, kendi düşüncelerine göre huzur ve rahatı buldular.

Şimdi doğuşun tan vaktidir, Gerçeklik Güneşi'nin ısısının gücü daha tam olarak etkisini göstermemiştir. O, göğün ortasına varınca ısısı, toprak altındaki haşaratı bile harekete getirebilecek bir güçte etkili olacaktır. Işığı görmeyecekleri halde ısının etkisi onların tümünü harekete getirecektir.

O halde, Ey tanrı'nın dostları! Doğuş gününde Dünya Güneşi'ne yönelip nurlarını görerek Gerçeklik Işığı'ndan ve ebedî Feyzlerden pay ve nasiplerinizi aldığınız için şükrediniz. Bu Tanrı Bağışına karşılık teşekkürünüzü belirtmek üzere, bir an bile dinlenmeyiniz, durgun ve sessiz durmayınız, Melekût'un müjdesini kulaklara duyurunuz, Tanrı Sözü'nü yayınız.

Tanrısal öğütleri ve buyrukları uygulayarak dünya bedenine ruh verecek bir davranışla hareket ediniz. Çocukluk çağında olan insanlığı erginlik yaşına eriştiriniz. Her toplulukta yapabildiğiniz kadar sevgi mumunu yakınız, her yüreği sonsuz şefkâtle sevindirip memnun ediniz. Yabancılara kendiniz gibi bakınız. Dostunuz olmayanları vefalı bir arkadaşınız gibi seviniz. Eğer biri savaşmak isterse siz onunla barışınız, gönlünüzü yaralarsa, bunu yapanın yarasına siz merhem sürünüz, hakaret ederse siz sevgi gösteriniz, alay ederse siz onu övünüz, öldürücü zehir verirse siz ona kaliteli bal sununuz, canınıza kıymak isterse siz ona ebedî şifa veriniz. O, dert olursa siz derman olunuz, diken ise siz gül ve çiçek olunuz. Eğer, bu şekilde söyler ve davranırsanız bu karanlık dünya aydınlanır, bu toprak âlemi göksel ve bu şeytansal zindan Tanrısal köşk olur, savaş ve kavga ortadan kalkar, sevgi ve vefa çadırı dünyanın doruğunda kurulur. İşte budur Tanrısal öğütler ve buyruklar; işte budur Bahai Devrine ait öğretilerin özeti.

17 - Ey Ebha Melekût'unun seçkinleri! Orduların Rabbı'na şükrediniz ki; bulutlara binmiş olarak görünmez gökten yere indi, Gerçeklik Güneşi'nin ışığıyla Doğu ile Batı aydınlandı, Melekût'un Çağrısı yükseldi, Melekût'un habercileri Mele-i Alâ'nın melodisiyle Zuhur'un müjdesini verdiler ve varlık dünyası sevince geldi. Fakat, Hz. İsa'nın buyurduğu gibi, o anda, tüm insanlar uykuda idiler. Halk, Orduların Rabbı'nın iniş ve görünme gününde, gaflet uykusuna dalmışlardı. Bu konuda İncil'de şöyle buyrulur: Benim gelişim, evde bulunmasına rağmen ev sahibinin ondan habersiz kaldığı hırsızın gelişine benzer.

O, sizi insanların arasından seçti, gözleriniz yol göstericilik ışığıyla aydınlandı, kulaklarınız Mele-i Alâ'nın ezgisinin sırrını duydu, gönülleriniz dirildi, ruhlarınız yeni bir yaşama kavuşarak ulu Tanrı Bağışından pay ve nasibini aldı. Parlayan mücevherleri, sonsuza dek, asırlar ve çağlara ışık saçacak bir tacı Tanrı Bağışının eli, başınıza koyduğu için Tanrı'ya şükrediniz.

Buna karşılık şükranlarınızı belirtmek için gayretinizi yükseltiniz, amacınızı yüce tutunuz, inanç gücüyle Tanrısal Öğretilerce davranınız, İlâhi Hükümlere uygun olarak hareket ediniz. "Saklı Sözler"i okuyarak içindeki konulara dikkat ediniz ve ona göre davranınız. Terazat (Süsler), Kelimat (Uçmak Sözleri), Tecelliyat (Belirtiler), İşrakat (Parıltılar) ve Beşarat (Müjdeler) Levihlerini okuyup üzerinde durunuz ve Tanrısal Öğretileri uygulamağa kalkınız. Böylece her biriniz, toplulukta herkesi kendi çevresinde toplatan, parlayan bir mum gibi olasınız ve gül bahçesinin çiçekleri gibi güzel kokuları yayasınız.

Deniz gibi coşkulu ve hareketli olunuz. Bulut gibi göksel bağış yağdırınız. Ebha Melekût'unun şarkılarını söyleyiniz. Savaşın ateşini söndürünüz. Barışın bayrağını kaldırınız. İnsanlık âleminin birliğini yayınız. Dini, bütün insanlara kardeşlik ve sevgi göstermek için bir araç sayınız. Tüm insanoğlunu Tanrı'nın Koyunları biliniz; Tanrı'yı ise, bütün koyunları besleyen, Kendi merhamet yeşillikleri ile çayırlarında otlatan ve yaşam çeşmesinden içiren şefkâtli bir Çoban olarak tanıyınız. İşte bu Tanrı'nın Siyasetidir. İşte bu İlâhî Bağışlarıdır. İşte bu, Tanrısal Öğretilerden olan insanlık dünyasının birliğidir.

Tanrı vericiliğinin kapıları açık, Tanrısal âyetler belirgin, Gerçeklik ışığı parlak ve lûtuflar sonsuzdur. Bu zamanın değerini biliniz. Bütün yüreğinizle coşup çalışınız ki: Bu karanlık dünya aydınlansın, bu dar ve ışıksız yer genişlesin; bu ölümlü dikenlik ölümsüz güllüğün aynası olsun, bu maddî dünya İlâhî Feyzlerden pay ve nasip alsın, düşmanlığın temeli ortadan kalksın, ayrılık binası yıkılsın, birlik esası yükselsin.

Böylece; Kutlu Ağaç, Doğu ve Batı'yı gölgesinin altına alsın, insanlık âleminin birlik çadırı varlığın doruğunda kurulsun, sevgi ve kardeşlik bayrağı tüm ufuklarda dalgalansın, Gerçeklik denizinin dalgaları yükselsin; bütün dünya, yüce bağışın bitkileri ve çiçeklerini yetiştiren Ebha Cenneti'ne dönüşsün.

Abdülbaha'nın öğütleri işte budur. Orduların Rabbı'nın bağışlarından umarım, siz, insanlığın aydınlık ve ruhaniyet kaynağı olasınız, insanların gönüllerini sevgi bağıyla birbirlerine bağlayasınız, istek ve nefis kabirlerinde yatan ölüleri Tanrı Sözü'nün gücüyle diriltesiniz, iç gözü görmeyenleri Gerçeklik Güneşi'nin ışığıyla görür göze kavuşturasınız, ruhaniyet yönünden hasta olanlara Tanrısal şifa veresiniz. Allah'ın vericilik ve lûtuflarından böyle olmasını ümit ederim.

Daima sizi düşünüp anıyorum; bütün bu Tanrısal Bağışları size vermek, gönüllerinizi sevindirmek, ruhlarınızı neşe ve sevince kavuşturmak ve sizi mutluluğa eriştirmek için ağlayarak Melekût'un Rabbı'na yalvarıyorum...

Ey şefkâtli Allah! Bu kişiler, Melekût'un çağrısını duydular, Gerçeklik Güneşi'nin ışıklarını gördüler ve sevginin ferahlık verici göğünde uçtular. Bunlar Senin Yüzüne âşık, Senin Huyunun cazibesine kapılan, Senin Meskenini arayan, Sana yönelen, Senin Nehrinin suyuna susayan ve Seni anan kişilerdir.

Sen vericisin, bağışlayıcısın ve şefkâtlisin.

18 - Ey iç gözü görür olan kimse! Maddî gözün görmez olduğu halde, Tanrı' ya şükürler olsun, iç gözün açıktır, senin gönlünün gözü görür ve ruhun duyar. Vücuttaki göz, bin çeşit hastalığa yakalanabilir ve sonunda kesinlikle kör olur, bunun için önemi yoktur. Fakat iç göz aydın olup Tanrısal Melekut' u keşfeder ve sonsuza dek kalıcıdır. O halde, iç gözün aydın ve akıl kulağın duyarlı olduğundan Tanrı'ya şükürler sun. Düzenleyip içinde göksel hisler duyduğunuz ve anlamlar ile gerçekleri kavradığınız toplantılar, göğün fezasına ve bu toplantılara katılanlar ise yol göstericilik ışığıyla aydınlanan parlayan yıldızlara benzerler.

Bu nurlu çağda Göksel öğretilere uyana ne mutlu. Tanrı Sevgisine yönelen ve heyecana gelen yüreğe ne mutlu.

19 - Tanrı'ya övgüler olsun ki, O, yer ve göğü Işığıyla aydınlattı, seçkinlerin yüreğini Kutsallık Bahçesinin hoş kokulu esintilerinin sevinciyle titretti, Kendi nurunu parlattı ve gökyüzünü O'nunla nurlandırdı. Gerçekten ışıldayan, aydınlatan ve parlayan nurlu yıldızlar yüce ufukta doğdular ve Ebha Melekût' unun feyzlerinden yararlanıp aydınlandılar. Ondan sonra ise, yol göstericilik yıldızları yeryüzünü parlattılar.

Tanrı'ya övgüler olsun ki, her şeyin gerçeği, onda açığa çıkan bu yüce ve yeni çağı getirdi. Şimdi, cömertlik bulutları yağmakta ve sevgili Rabb'ın bağışları zahir olmaktadır. Görünmeyen ve görünen dünya aydınlanmıştır. Beklenen Kişi zuhur etmiştir. Tapılan'ın güzelliği görünmüştür.

Her şeyi içine alan Gerçeğe, Mükemmel Söze, Aşikâr Kitába ve en yüce gökte parlayan Işığa salât, selâm, övgü ve sena olsun. O Işık ki; ümmetlere yol gösterir, dünyayı aydınlatır, varlığı Kendi feyz denizinin dalgaları içine alır ve böylece onun parlayan incilerini bu görünür dünyanın kıyısına saçar. Şimdi, Gerçek zahir olmuş, bâtıl kaybolmuş, Işık doğmuş ve neşe ile sevinç yaratılmıştır. Bununla, insanların içleri kutsanmış, ruhları temizlenmiş, yürekleri sevinmiş, gönülleri arınmış, iç düşünceleri güzelleşmiş, bilinçleri kötülükten yıkanmış ve kişilikleri yüceltilmiştir. Kıyamet Günü bile gerçekleşmiş ve yarlıgayıcı Rabb'ın lûtufları her şeyi kapsamıştır. En yüce gökten ışınlarını saçan nurlu ve parlak yıldızlara ve Ebha Melekût'un yakınında bulunan gök kürelere övgü ve sena olsun. Onların üzerine Baha olsun.

Şimdi, ey Büyük Haber'e kulak veren saygıdeğer kişi! Ebha Melekût'undan gelen etkileyici güç ve Mele-i Alâ'nın ruhundan esen esintilerle Tanrı Emri'nin hizmetine kalk. Ferisî'lerin ve söylenti çıkaranların Baha hakkında gazetelerde yazdırdıkları yazılardan üzülme. Hz. İsa'nın günlerini, O'na halk tarafından yapılan eziyetleri ve O'nun Havarilerine çektirilen zorluklar ile sıkıntıları hatırla. Madem ki siz Ebha Cemâli'nin âşıklarısınız, O'nun sevgisinin uğruna halkın sizi ayıplamasına katlanmalısınız ve geçmiş çağlarda bulunanların başına gelen şeyler dahi başınıza gelmelidir. Ondan sonra, seçkinlerin yüzleri Tanrı Melekût'unun ışıklarıyla çağlar ve asırlar boyunca parlayacak ve zamanın tüm devrelerinde bile bu parlayış kalacaktır; fakat, inkâr edenler, aşikâr olan bir hüsrana uğrayacaklardır. Bu, Hz. İsa'nın "Benim ismimden ötürü halk size zulmedecektir." diye buyurduğu gibidir.

Bu sözleri onlara hatırlatınız ve şöyle söyleyiniz: Ferisî'ler gerçekten Hz. İsa'ya karşı ayaklanıp O'nun güzel yüzüne ve O'nun iyi görünüşüne hakaret ederek O'nun Mesih (İsa) değil, Mesikh (canavar) olduğunu söylediler; çünkü O, En Büyük Tanrılık ve En Ulu Rablık iddiasında bulunmuştu. Onlara, O,"Ben Tanrı'nın Oğluyum, işte Baba tüm kemâlleri ve sıfatlarıyla biricik Oğlunun gerçeğinde ve Kendi Yüce Gözetleyicisinde açık seçik olarak görünmektedir." diye söyledi. Onlar ise, "Bu söylenenler, Tevrat'ın açık ve kesin âyetlerine göre Tanrı'ya küfür ve iftiradır." dediler. Bundan dolayı O'nu yargılayıp kanının dökülmesine karar vererek çarmıha gerdiler. O, böyle bir durumda şöyle sesleniyordu:"Ey sevgili Rabb'ım! Sen beni ne zamana kadar onların ellerine bırakacaksın? Beni Kendine yükselt, Kendi yakınlığına sığındır ve Kendi yüce Arşı'nın sakinlerinden et. Gerçekten Sen dualara cevap verensin, Sen merhametli ve acıyansın. Ey Rabb'ım! İşte bu dünya bütün büyüklüğüyle artık daha fazla beni kendisinde tutamaz; Senin güzelliğini sevdiğim, Senin Melekût'unu özlediğim ve Senin kutsallık esintilerinle yüreğimdeki ateş alevlendiğinden dolayı ben bu çarmıhı severim. Ey Rab! Sana yükselmem için bana yardım et, Senin Kutsallık Eşiğine erişmem için beni başarılı kıl, Ey Şefkâtli Tanrım! Gerçekten Sen acıyansın, bol fazıl ve cömertlik sahibisin. Gerçekten Sen bağışlayansın. Gerçekten Sen merhametlisin. Gerçekten Sen her şeyi bilensin. Senden başka güçlü ve kudretli Tanrı yoktur."

Ferisîlerin bu büyük iftiraları O'na atmaları ve O'nu ağır günahlarla suçlamaları; onların, sırların gerçeğine olan bilmezlikleri, O'nun ışıklarını görmedikleri ve O'nun eserlerine dikkat etmediklerinden ileri gelmiştir. Yoksa onlar; O'nun sözlerini kabul ve O'nun âyetlerine tanıklık edecek, O'nun ifade ettiği gerçekleri tanıyacak, O'nun bayrağının koruyucu gölgesine sığınacak, O'nun simgelerini öğrenecek ve O'nun müjdelerinden sevineceklerdi.

Bil ki, vicdanın kavrayışının ötesinde olan, vasıflandırılamayan ve Görünemezlerin Görünmezi olarak yorumlanan Tanrısal Gerçek; her anma, anılma, işaret, vasıflandırma ve övmeden kutsaldır. Anlatımda O'dur, O'dur, denilince; akıl hiçbir zaman bu O'yu algılayamaz ve arayıcı ruhların bilgileri bu O'yu kavramak yolunu bulamaz. "Gözler O'nu idrak edemez; fakat O, tüm gözleri idrak eder. O Latif ve her şeyden Haberdardır."

Fakat, sen her şeyin gerçeğine ve varlıkların özüne göz attığın zaman, her şeyde Senin Rabb'ının merhamet eserlerini ve varlıkta O'nun Sıfat ve İsmi'nden saçılan ışınların tanıklarını, habersizler ve inatçılar hariç olmak üzere, hiçbir kimsenin inkâr edemeyeceği bir şekilde göreceksin. Ondan sonra sen, evrene, O'nun Levh-i Mahfuz'unda görünüp saklanan sırları açıklayan tomarı olarak bakacaksın. Mevcut olan zerrelerden her bir zerre ve varlıklardan her bir varlık, ancak ve ancak, O'nun övgüsünü söylemekte, O'nun isim ve sıfatlarını anlatmakta, O'nun ulu yüceliğinden kaynaklanmakta ve O'nun merhamet ve birliğini kanıtlamaktadır; bunu, sağduyuya, işitir kulağa ve görür göze sahip olanlar inkâr etmeyeceklerdir.

Sen, zerrelere ve tüm varlıklara dikkatle baktığın zaman Gerçeklik Güneşi'nin ışınlarının parlayıp her şeyde göründüğünü ve her şeyin bu Güneş'in ışıklarını, sırlarını, parlayışını ve ışınlarını anlattığını göreceksin. Sen, ağaçlara, çiçeklere ve meyvelere, hatta taşlara, bak; Güneş'in ışıklarının onlarda parladığını, onlarda göründüğünü ve onlarla açığa çıktığını yine göreceksin.

Bununla beraber sen dikkatli bakışını Tanrısal Güzelliği kendinde yansıtan temiz ve parlak Ayna'ya çevirdiğin zaman, Güneş'i; O'nun ışınlarını, tam olan dairesini ve tüm çekiciliğini O'nda göreceksin. Her şey Güneş'in ışıklarından bir pay almakta ve O'nu kanıtlamaktadır; ama, ışıldayan Tüm Gerçek ve temiz Ayna'da görünen eserler, O'nda yansıyan Güneş'in eserlerine uymakta ve Tecelli Kaynağı'nın niteliklerini tümüyle taşımaktadır. İşte bu Tümel Gerçek, göksel Varlık ve ebedî Zat olan bir İnsan'dır. "Söyle, Allah'ı çağır veya Rahman'ı çağır, sen hangisini çağırırsan çağır, en güzel olan O'nun İsimleridir."

Bu, Hz. İsa'nın "Baba, Oğul'dadır" diye söylediği sözlerin anlamıdır. Acaba sen, temiz bir aynanın "İşte güneş, tüm nitelikleri, sıfatları ve eserleriyle bende parlamaktadır" diye söyleyebileceğini hiç kabul edemez misin, acaba onun söylediği sözler yanlış ve aldatıcı mıdır? O'nu Yaratana, O'na şekil verene, O'nu biçimlendirene ve O'nu Kendi Tecelli Kaynağı'nın niteliklerine uygun bir gerçek yapana yemin olsun ki hayır. O'nu Yaratana övgüler olsun! O'na Şekil Verene övgüler olsun! O'nu Zahir Edene övgüler olsun!

Bunun gibi sözleri Hz. İsa söylemişti. O, "Gerçekten Oğul Baba'da ve Baba Oğul'dadır" dediğinden dolayı O'nu suçlayarak O'na karşı çıktılar. Sen bunu bil ve kendi Rabb'ının sırlarını öğren. İnkâr edenler ise, Tanrı'dan perdelenmişlerdir. Onlar, görmüyor, işitmiyor ve anlamıyorlardır. "Bırakın onlar kendi suçlarıyla eğlensinler." Bırakın onlar susuz nehrin kenarlarında dolaşsınlar. Onlar, otlayan hayvanlar gibi inciyi sahte mücevherden ayırt edemezler. Acaba onlar, senin Bağışlayan ve Acıyan Tanrı'nın sırlarından perdelenmemiş midirler?

Gerçekten sen, bu en büyük müjdelerden sevin, Tanrı Kelimesi'nin yükseltilmesine kalk ve Tanrı'nın Esintilerini geniş ve büyük başka ülkelere yay. Kesinlikle bil ki, senin Rabb'ın, Mele-i Alâ'nın sakinleri ve Ebha Melekût'unun ordularıyla sana yardım edecektir. Bunlar, cehalet ve körlük güçlerine şiddetle karşı koyup onlara saldıracaklardır. En Yüce Ufuk'tan saçılarak her yeri kapsayacak olan sabah parıltısını pek yakında göreceksin. O, ışıksızlığı giderecek, kapkaranlık gece sona erecek, Din'in parlayan ışınları görünecek, Güneş doğacak ve nuru dünyayı kaplayacaktır. İşte o günde, müminler sevinecekler, sebat gösterenler mutluluğa erişeceklerdir; fakat, iftiracılar ve kararsızlık göstermiş olanlar, tan vaktindeki ilk ışıkla yok edilen karanlıklar gibi onlar da yok olup gideceklerdir.

Senin üzerine övgü ve sena olsun.

Ey Tanrım! Ey Tanrım! İşte Senin nurlu kulun ve Senin ruhanî kölen; Sana yönelmiş ve Senin huzuruna yaklaşmıştır. O, yüzünü Senin Yüzü'ne çevirmiş, Senin birliğini tanımış, Senin tekliğini itiraf etmiş, ümmetler arasında Senin İsminle çağrıda bulunmuş ve insanları akmakta olan Senin rahmet suyuna kılavuzlamıştır, ey en cömert Tanrı! O, arayıcılara Senin vericilik şarabından doldurulan yol göstericilik kadehini, içsinler diye sunmuştur.

Ey Rab! Ona her şeyde yardım et, Senin saklı sırrını ona öğret ve Senin gizli incilerini onun üzerine saç. Onu, kalelerin doruğunda Senin Teyid rüzgârlarınla dalgalanan bir bayrak yap ve onu bir billûr su çeşmesinin kaynağı et.

Ey yarlıgayıcı Tanrım! Halk arasında Senin fazlını ve cömertliğini kazananların yüreklerini, her şeyin gerçeğini göstererek onlara ışınlarını saçan, lambanın nurlarıyla aydınlat.

Gerçekten Sen güçlü, kudretli, koruyucu, aziz ve cömertsin. Gerçekten Sen merhametli Tanrı'sın.

20 - Yirmi asır önce Hz. İsa zuhur ettiği zaman, Yahudiler O'nun gelişini sabırsızlıkla bekledikleri ve her gün "Ey Tanrı! Mesih'in zuhurunu çabuklaştır." diye ağlayarak dua ettikleri halde O, Gerçeklik Güneşi'nin doğuşundan sonra O'nu inkâr ederek sonsuz düşmanlıkla O'na karşı çıkıp sonunda O Tanrısal Ruh ve Allah'ın Kelimesi'ni çarmıha gerdirdiler ve İncil'in yazısına göre O'na şeytan anlamında olan Balzebub adını taktılar. Bunun nedenleri şundan ileri geliyordu ki onlar, "Tevrat'ın açık yazısına göre, Mesih'in Zuhuru birçok işaretlere bağlı olup bu işaretler görülmedikçe her kim Mesih'lik iddiasında bulunursa yalancıdır" diye söylüyorlardı. Onların ileri sürdükleri işaretlerin biri şudur: Mesih, bilinmeyen bir yerden gelmelidir; oysa biz hepimiz onun Nasırah'taki evini biliyoruz; acaba Nasırah'tan hiç iyi bir kişi çıkabilir mi? İkinci işareti budur: O'nun değneği demirden olmalı, demek ki, O, kılıçla hüküm sürmelidir, oysa bu Mesih'in elinde ağaç değneği bile yoktur. Başka koşullar ve işaretlerden biri ise şudur: O, Davud'un tahtına oturmalı ve Davud'un saltanatını kurmalıdır. Şimdi, Davud'un tahtı bir yana, O'nun üzerine oturabilecek bir hasırı bile yoktur. Koşullardan biri; Tevrat'ın tüm yasalarını yaymasıdır, şimdi bu kişi Tevrat'ın bütün yasalarını kaldırmış ve Sebt gününü bile bozmuştur. Oysa Tevrat'ta, "Eğer bir kimse peygamberlik iddiasında bulunup mucizeler bile gösterse, fakat Sebt gününü bozarsa onu öldürün" diye açıkça yazılıdır. Koşullardan biri budur: O'nun saltanatı zamanında adalet o dereceye kadar varacaktır ki, doğruluk ve dürüstlük insansal dünyasından hayvansal âleme yayılacaktır; yılan ile fare aynı deliği paylaşacak, kartal ile keklik aynı yuvada kalacak, aslan ile ceylan aynı çayırda otlayacak ve kurt ile kuzu aynı çeşmeden su içeceklerdir. Fakat şimdi, O'nun zamanında adaletsizlik ve zulüm onların O'nu çarmıha germelerine kadar varmıştır! Şartlardan biri budur: Yahudiler, Mesih zamanında dünyanın tüm milletlerine galip ve üstün geleceklerdir, şimdi ise Yahudiler, sonsuz horluk içersinde Romalılar İmparatorluğuna kölelik etmektedirler. O halde bu Mesih, Tevrat'ta vaad olunan kişi nasıl olabilir?

İşte O Gerçeklik Güneşi'ne böyle itiraz ediyorlardı; oysa O Tanrısal Ruh, Tevrat'ta vaad olunan kişi idi. Fakat Yahudiler bu işaretler ve koşulların manasını anlamadılar ve Allah'ın Kelimesi'ni çarmıha gerdiler. Şimdi ise Bahai'ler şöyle diyorlar: Bu işaretlerin tümü Hz. İsa'nın zuhurunda gerçekleşmiştir, fakat Tevrat'ta sembolik olarak ifade edilen bu işaretlerin gerçeğini Yahudiler anlamadılar ve bu yüzden Tanrısal Ruh'u inkâr ederek O'nu çarmıha gerdiler. Örneğin, işaretlerden biri saltanattır. Bahai'ler; Hz. İsa'nın saltanatının kısa bir sürede yok edilen Napoleon saltanatı gibi değil, göksel, Tanrısal ve ebedî bir saltanat olduğunu söylerler. Hz. İsa'nın saltanatı yaklaşık olarak iki bin yıldır kurulmuştur, şu ana kadar kalmıştır ve sonsuza dek O Kutsal Zat bu ebedî taht üzerinde oturmuş olacaktır.

Bunun gibi başka işaretler de hepsi açığa çıkmıştır, fakat Yahudiler bunları anlamadılar. Hz. İsa, Tanrısal bir tecelliyle yaklaşık olarak iki bin yıldır zahir olduğu halde, Yahudiler hâlâ Mesih'in zuhurunu beklemekte, kendilerini hak ve İsa'yı batıl bilmektedirler.

21 - Ey gerçeği arayan saygıdeğer kişi! Senin 4 Nisan 1921 tarihli mektubun ulaştı ve sonsuz bir sevgiyle okundu.

Tanrılık varlığı akılsal kanıtlarla ispatlanmıştır, fakat Tanrılık gerçeği idrak edilemez. Çünkü, dikkatli bir bakışla baktığın zaman, hiçbir alt aşamanın kendi üst aşamasını idrak etmediğini göreceksin. Örneğin, alt bir aşama olan mineral dünyası bitki dünyasını algılayamaz, bu algılama büsbütün imkânsızdır. Aynı şekilde, bitki dünyası her ne kadar ilerlerse ilerlesin yine de hayvan dünyasından habersizdir ve onu hiç algılayamaz; çünkü hayvanın aşaması bitkinin aşamasının üstündedir. Bu ağaç, görme ve işitme işlemlerini tasavvur edemez. Hayvan dünyası her ne kadar ilerlerse ilerlesin, görünmez gerçekleri algılayan ve her şeyin içini keşfeden, aklın gerçeğini tasavvur edemez; çünkü insan aşaması, hayvan aşamasına nazaran daha üst bir aşamadır. Bütün bu varlıklar yaratılış dünyasında bulundukları halde, aşamaların farklı oluşu algılamayı önlemektedir; hiçbir alt aşama üst aşamasını algılayamaz ve bu iş tamamen imkânsızdır, fakat üst aşama alt aşamasını algılar. Örneğin hayvan; o, bitki ve mineral aşamalarını algılar. Fakat, mineralin insanlık âlemini algılaması imkânsızdır. Bu varlıkların tümü aynı yaratılış dünyasında bulunmalarına rağmen, hiçbir alt aşama üst aşamasını algılayamamaktadır.

O halde, sonradan yaratılma bir gerçek olan insan, kadim olan Tanrılık Gerçeği'ni nasıl algılayabilir? Tanrılık Gerçeği ile insan arasındaki aşamaların farkı, bitki ile hayvan arasında bulunan farktan yüz bin kere daha büyüktür. İnsanın tasavvur ettiği şeyler, insanın kendi zihninde yarattığı kuruntulu görüntülerdir; çevreleyen değil, çevrelenmiştir ve insanın kendisi bu kuruntulu görüntülerine çevreleyendir. Oysa Tanrılık Gerçeği çevrelenemez, tersine o tüm varlıkları çevreler ve bütün varlıklar ise çevrelenmiştir. İnsanın tasavvur ettiği Tanrılık Gerçeği, hakikî bir varlığa değil, zihnî bir varlığa sahiptir. Fakat insanın kendisi, hem zihnî ve hem de hakikî, her iki varlığa sahiptir; o halde insan, tasavvur edilen o kuruntulu gerçekten daha büyüktür.

Topraktan olan kuş, bu sonsuz mesafenin sadece bir kısmını uçabilir ve onun, yüce gökte olan Güneş'e ulaşması imkânsızdır. Fakat insan idrakının seviyesinde, Tanrılık Varlığına aklî ve ilhamî deliller getirilmelidir.

Bütün varlıkların insan vücudundaki organlar gibi mükemmel bir şekilde birbirlerine bağlı oldukları açıktır. İnsan vücudundaki organlar ve parçalar birbirlerine nasıl bağlı ise, bu sonsuz evrenin parçaları da aynı şekilde birbirlerine bağlıdırlar. Örneğin; ayak ve adım, kulağa ve göze bağlıdır; ayağın adım atması için gözün görmesi, gözün dikkat etmesi için ise kulağın duyması gerekir. İnsan vücudundaki parçaların her biri eksik ise başka parçalarda da bezginlik ve eksiklik meydana gelir. Beyin, kalbe ve mideye; akciğer ise tüm organlara bağlıdır. Başka organlar da bunlar gibidir.

Bu organların her birinin bir görevi vardır. O akıl gücü, ister ona kadim diyelim ister sonradan yaratılma, her organın sonsuz düzen içerisinde kendi görevini yerine getirmesi için, insan vücudunun tüm organlarının işlerini yönetir. Eğer akıl gücünde bir eksiklik varsa, tüm organlar kendi esas görevini yapmaktan alıkonulur, insan vücudunda ve organların işleyişlerinde noksanlık meydana gelerek bir sonuç sağlanmaz.

Bunun gibi de, bu sınırsız evrene bak: Bu sonsuz olan evrenin tüm parçalarını düzenleyen, yöneten ve çevreleyen bir Tümel Güç vardır. Eğer bu Düzenleyen ve Yöneten olmasaydı, evren işlemez hale dönerdi ve deli insana benzerdi. Mademki sen, bu sınırsız evrenin sonsuz bir düzen içinde olduğunu, her bir parçasının kendi görevlerini son derece mükemmel olarak yerine getirdiğini ve hiçbir eksiklik bulunmadığını görüyorsun; o halde, bu sınırsız evreni düzenleyen ve yöneten bir Tümel Güc'ün varlığı belli ve aşikâr olur. Her akıl sahibi bunu idrâk eder.

Bundan başka, tüm varlıklar gelişip yetişmekte oldukları halde yine de dış etkenlerin etkisi altındadırlar. Örneğin, insanın gelişip büyümesi için güneş ısı verir, yağmur besler ve rüzgâr yaşam bağışlar. O halde, insan vücudunun dış etkenlerin etkisi altında bulunduğu belli oldu; o etkenler olmadan gelişemez büyüyemez. O dış etkenlerin kendileri ise başka etkenlerin etkisi altındadırlar. Örneğin, insan vücudunun gelişip büyümesi suya bağlıdır; su, yağmurun varlığına bağlıdır; yağmur, bulutun varlığına bağlıdır; bulut ise, deniz ve karayı buharlaştırarak bundan bulutu oluşturan güneşin varlığına bağlıdır. Bunların her biri aynı zamanda hem etken, hem de etkilenendirler. O halde başka bir varlıktan etkilenmeyen Bir Etken'le bu durum son bulmalı ve zincirleme kesilmelidir. Fakat, O Varlığın gerçeği bilinmediği halde, O'nun eserleri açık ve aşikârdır.

Ayrıca, bulunan tüm varlıklar sınırlıdırlar ve varlıkların bu sınırlı oluşu Sınırsız bir Gerçeğin kanıtıdır; çünkü sınırlının varlığı, sınırsızın varlığının delilidir.

Kısacası, O Tümel Gerçeği kanıtlayan bunun gibi deliller çoktur. O Tümel Gerçek, kadim bir Gerçek olduğundan, sonradan yaratılmış olanların durumları ve şartlarından kutsal ve arınmıştır; çünkü olayların ve şartların etkisine bağlı olan her bir gerçek kadim değil, sonradan yaratılmalıdır.

O halde bil ki, başka milletlerin ve kavimlerin hayal ettikleri Tanrılık, tasavvur alanının üstünde değil altındadır; oysa O Tanrılık Gerçeği, tasavvur alanının üstündedir.

İlâhî Kutsal Mazharlar ise, O Mukaddes ve Kadim Gerçeği'n eserleri ile yetkinliklerinin tecelli yerleridirler. Onlar, ebedî bir feyz ve göksel bir tecelli olup insanlık dünyasının ölümsüz yaşamı onlara bağlıdır. Örneğin Gerçeklik Güneşi, hiçbir kimsenin ulaşamayacağı bir yüce ufuktadır; tüm düşünceler ve akıllar O'na erişemez; O, herkesin idrakından arınmış ve kutsaldır. Fakat İlâhî Kutsal Mazharlar, Gerçeklik Güneşi'nden ışık alarak başka yaratıkları nurlandıran temiz ve parlak aynalara benzerler. Güneş, tüm görkem ve yetkinliğiyle bu parlayan aynada açıkça görünmektedir. İşte bu yüzden eğer aynadaki Güneş, "Ben Güneşim" derse doğrudur, veya eğer "Ben Güneş Değilim" diye söylerse yine doğrudur. Eğer Güneş bütün yüceliği, güzelliği ve mükemmelliğiyle bu temiz aynada açıkça görünürse, bu O'nun yukarı âlemdeki Kendi yüksek makamından aşağı inip bu aynaya girmiş demek değildir; O, ezelden beri daima Kendi Kutsallık ve Arınmışlık yüceliğinde kalmış ve kalacaktır.

Dünyadaki tüm yaratıkların güneşten yararlanmaya ihtiyaçları vardır; onların varlığı güneşin ışığına ve ısısına bağlıdır. Eğer onlar güneşten yoksun kalsalar yok olup gideceklerdir; Kutsal Kitaplarda "İnsan, Tanrı ile olmalıdır" diye yazılıdır ve işte bu, Tanrı ile birlikte olmanın anlamıdır.

O halde Tanrının Gerçeğinin, Tanrı'nın yetkinlikleriyle açığa çıktığı; O'nun yetkinlikleriyle aynada yansıyan Güneşin ise görünen bir şey ve İlâhi Feyzleri açıklayan temiz bir varlık olduğu belli oldu.

Senin görür bir göze, işitir bir kulağa kavuşmanı ve senin gözünün önünden perdelerin kaldırılmasını umarım.

22 - Ey Tanrı'ya yönelen! Gözünü O'ndan başkasına kapat ve Ebha Melekût'una aç.

Her ne dilersen O'ndan dile ve her ne istersen O'ndan iste. Bir bakışla yüz bin ihtiyacını temin eder ve bir iltifat ile yüz bin dermansız derdine ilaç olur ve bir teveccüh ile yaralara merhem, bir nazarla kalpleri gamdan azad eder.

Her ne yapsa, O yapar. Biz ne yapabiliriz. O istediğini yapar ve istediği gibi hükmeder. O halde rahim olan Rabb'a teslim ol ve tevekkül et.

23 - Ey gerçeği arayan! Senin göndermiş olduğun 13 Aralık 1920 tarihli mektubun ulaştı.

Tanrısal dinler, Adem'in devrinden bugüne dek birbirlerinin ardından gelmiş, her biri yapması gerekeni uygulamış, insanlığı diriltmiş, aydınlatmış ve eğitmiştir. Onlar, insanları doğa dünyasının karanlığından kurtararak Melekût'un aydınlığına kavuşturdular. Zuhur eden her din ve şeriat, birçok çağlar boyunca insanlık dünyasının mutluluğunu sağlayan bol meyveli bir ağaç idi. Fakat çağlar ve asırların geçmesiyle bu ağaç yaşlanınca bir daha eser ve meyve yetiştiremedi ve onun için tekrar yenilendi.

Tanrı'nın dini birdir, fakat yenilenmesi gerekir. Örneğin, Hz. Musa zahir olunca bir din kurdu. İsrail oğulları Musa Dini'nin sayesinde cehaletten kurtulup aydınlığa eriştiler; aşağılıktan çıkıp sonsuz yüceliğe vardılar. Ama uzun bir süre sonra ışıklar battı, o aydınlık kalmadı, gündüz gece oldu ve karanlık çok koyulaşınca Hz. Mesih'in parlayan yıldızı doğdu; dünya yeniden aydınlandı.

Amacımız şudur: Tanrı'nın dini birdir, ve o, insanlık dünyasının eğiticisidir, fakat onun yenilenmesi gerekir. Sen bir ağacı diktiğin zaman, günden güne büyüyüp gelişir, yaprak ve çiçek verir ve taze meyve yetiştirir. Fakat uzun bir süre sonra yaşlanır ve meyve vermez olur. Bu yüzden Gerçekliğin Bahçıvanı, aynı ağacın tohumunu alıp temiz bir toprağa eker ve yeniden aynı önceki ağaç meydana çıkar.

Varlık dünyasında her şeyin yenilenmesi gerekli olduğuna dikkat et. Maddî dünyaya bak, şimdi nasıl yenilenmiştir. Düşünceler değişmiştir, gelenekler başkalaşmıştır, bilim ve teknikler yeni bir güç kazanmıştır, yepyeni keşifler ve icatlar yapılmıştır ve idrakler yenilenmiştir. O halde, insanlık dünyasının olağanüstü ilerlemesini sağlayan, ebedî yaşama neden olan, sonsuz erdemlikleri yayan ve iki dünyanın aydınlığı olan din gibi büyük bir şey, nasıl olur da yenilenmesin? Bu, Tanrı'nın vericilik ve fazlına aykırıdır.

Din, akideler ve geleneklerden ibaret değildir. Din, insanlık dünyasında ebedî yücelik ilkelerini yayan, ahlâkı düzelten, yüksek düşünceler yetiştiren ve insanlığı dirilten Tanrısal Öğretilerden ibarettir.

Sen dikkatle bak; insanlık dünyasının asayişini büsbütün bozan bu düşüncelerde ortaya çıkmış bulunan heyecanın, milletler arasındaki düşmanlığın, kinin, savaşın, insanların birbirlerine karşı gösterdikleri zulüm ve saldırının ateşinin alevlerini acaba tanrısal Öğretilerin sularından başka bir şey söndürebilir mi? Kesinlikle hayır!

Bu karanlığı aydınlığa çevirecek ve bu düşmanlık, kin, çatışma ve savaşı tüm insanlar arasındaki bir sevgiye ve kardeşliğe dönüştürecek doğaüstü bir güce gerek olduğu apaçıktır .işte bu güç, Ruhulkuds'ün esintileri ve Tanrı kelimesinin etki gücüdür.

24 - Ey ruhanî genç! Parıldayan Melekût'un yolunu bulup, kendi gözlerinden kuruntu perdelerini yırtarak sırların gerçeğini kavradığın için Tanrı'ya şükret.

Bu halkın tümü, kendi düşünce dünyasında bir tanrı tasavvur edip ve kendilerinin yarattığı o tasavvura tapmaktadırlar. Oysa, o tasavvur çevrelenmiş, insan aklı ise onu çevreleyendir; kuşkusuz çevreleyen, çevrelenmiş olandan daha büyüktür. Çünkü, akıl asıl ve tasavvur daldır; şüphesiz asıl daldan daha büyük olacaktır. O halde, tüm milletler ile ümmetler kendi düşüncelerine taparak, kendi aklında bir tanrı yaratıp ve o tanrıyı her şeyin Yaradanı olarak bildiklerine dikkatle bak. Oysa bu tasavvur kuruntudur; o halde bütün bu insanlar kuruntu karşısında eğilip ona ibadet etmektedirler.

Fakat, O Birlik Zatı ve Görünmezlerin Görünmezi'nin gerçeği düşünceler ile tasavvurlardan kutsaldır ve vicdan O'na erişemez. O Kadim Gerçek, sonradan yaratılma olan bir gerçeğin kavrayışında sığdırılamaz. O, başka bir dünyadır ve anlaşılamaz; O'na ulaşmak ve O'na varmak hiç mümkün değildir. Sadece, Varlığı kesin ve ispatlanmıştır, fakat O'nun niteliği bilinemez.

Bütün filozoflar ve bilginler O'nun varolduğunu bildiler; ama O'nun varlığını öğrenmeğe çalıştıklarında şaşkınlık içinde kalıp en sonda ise bu konuda umutlarını yitirerek sonsuz bir ümitsizlikle bu dünyadan göç edip gittiler. Çünkü, O Gerçeklerin Gerçeği ve Sırların Sırrı'nın durumlarını ve esrarını algılamak için bambaşka bir güce ve duyuya gerek vardır; bu güç ve duyu insanoğlunun tahammülünün üstündedir; bu yüzden onlar, O'ndan haber alamadılar.

Örneğin, eğer bir insanda işitme, tatma, koklama ve dokunma güçleri mevcut olduğu halde görme gücü bulunmazsa, bu insanın eşyaları görebilmesi imkânsızdır; çünkü işitmek, tatmak, koklamak ve dokunmakla bir şey görülemez. Aynı şekilde, insanoğlunun dünyasında var olan bu güçler ve duyularla, inanmazların şüphelerinden kutsal ve arınmış olan O Görünmez Gerçeği algılamak hiç mümkün değildir. Bunun için başka güçlere ve başka duyulara gerek vardır. Eğer bu güçler ve duyular sağlanırsa haber alınabilir, yoksa bu iş imkânsızdır.

25 - Ey Tanrı'nın cariyesi! Doğu tarihlerinde şöyle yazılıdır: Sokrat, Filistin ve Suriye'ye seyahat ederek orada bazı Tanrısal konuları, Tanrı birliğine inanan bilginlerden öğrenip Yunanistan'a döndüğünde iki akide kurdu; biri Tanrısal birlik, öbürü ise bedenlerden ayrıldıktan sonra ruhların ölümsüzlüğü idi. Bu konu Yunanistan halkının inancına aykırı olduğundan, onların öfkesine yol açtı ve onlar sonunda onu zehirleyip öldürdüler.

Bu konu doğrudur; çünkü Yunanlıların inancı çok tanrılıydı ve Sokrat, Yunanlıların inancına açıkça aykırı olan Tanrı'nın Birliğini ispatlamıştı.

Tanrı Birliğinin kurucusu Hz. İbrahim idi ve bu inanış sürekli olarak İsrail oğulları arasında yaygındı; Okrat zamanında bile bu inanış vardı.

Fakat bu konu Yahudi tarihinde yoktur; birçok konular Yahudi tarihinde yazılı değildir. Bir Yahudi olan Yusuf us Tarihinde Hz. İsa'nın hayatındaki olayların tümü kaydedilmemiştir, oysa bu şahıs, Hz. İsa'nın zamanında cereyan eden tarihi yazmıştır. O halde Hz. İsa'nın zamanına ait olmasına rağmen Yusufus Tarihinde bulunmuyor diye bu olaylar inkâr edilemez.

Doğu tarihinde, Hipokrat'ın (Hippocrates) Sur (Tyre) şehrinde bir süre kaldığı yazılıdır; Sur, Suriye'nin şehirlerinden biridir.

26 - Ey Tanrı Melekût'unu arayan kimse! Senin mektubun ulaştı ve içeriğinden bilgi edinildi.

Tanrı'nın Kutsal Mazharları iki makama sahiptirler; biri bedensel makam, öbürü ise ruhanî makamdır. Başka bir deyişle, biri insansal varlığın, diğeri ise Tanrısal Gerçeği makamıdır. Eğer Tanrı Elçilerine bir imtihan söz konusu ise, bu O'nların Parlayan Gerçeğine değil, sadece insansal makamına uygulanır.

Bu imtihan ise insanoğlunun bakış açısından yapılır. Şöyle ki insanlar, Kutsal Mazharların insansal yönlerinin görünürde imtihana düştüğünü ve böyle bir durumda nasıl sonsuz bir sebat ve dayanma gösterdiklerini görünce, onlar da, uyanarak imtihan anında nasıl bir sebat ve dayanma göstermeleri gerekli olduğunu öğrenirler. Çünkü Tanrısal Öğretici; hem sözü, hem de davranışıyla; her ikisiyle öğreterek gerçek ve doğru yolu göstermelidir.

Fakat benim makamım, Ebha Cemâli'nin Eşiğindeki kulluğunu belirten Abdülbaha' dır.

27 - Geçmiş devirlerde, Tanrı Zuhurlarının her biri, varlık dünyasında Kendine özgü bir mertebeye sahiptiler ve insanlığın gelişiminin bir aşamasını tanıttılar. Fakat İsm-i Azam'ın zuhuru -ruhum O'nun ahbaplarına feda- bu varlık dünyasında olan insanlık gerçeğinin erginlik çağına erişme aşamasıdır. Güneş, ışığın ve ısının kaynağı ve nurların merkezi olduğundan, dünya ufuklarında doğmuş bulunan yıldızların tüm yetkinliklerini kapsar. Sen, bu parlak Işık' tan büyük bir pay alma ve O'ndan bol yararlanmanın makamına erişebilmek için bir gayret göster. Sana gerçekten söylüyorum; sen bu makama erişince, O'nun karşısında kutsalların alçak gönüllülük ve kurumsuzlukla baş eğdiklerini göreceksin. Sen; ölüm gelmeden önce yaşamak için acele et, sonbahar yetişmeden önce baharı kaçırmamak için acele et, hastalık baş göstermeden önce şifa için acele et. Hatta, bu tanınmış ve parlak çağda, Kutsal Ruh'un esintileriyle tüm hastalara şifa veren bir ruhanî doktor ol.

28 - Ey Yaşam Ağacı'nın yaprağı! Mukaddes Kitap'ta anılan Yaşam Ağacı, Hz. Bahaullah'tır; Melekût'un kızları ise, O Kutlu Ağaç'ın yapraklarıdırlar. O halde sen, sonsuz bir güzellik, tazelik, canlılık ve yeşillik içinde bu Ağaç' a mensup olduğundan dolayı Tanrı'ya şükret.

Melekût'un kapıları açıktır ve Tanrı Emri'ni kabul eden her kimse, Göksel sofranın başında hazır bulunarak O ruhanî yemeklerden pay ve nasibini almaktadır. Tanrı'ya övgüler olsun; sen, bu sofranın başında hazırsın, göksel nimetten payını almaktasın, Melekût'a hizmet etmektesin ve Ebha Cenneti'nin esintilerini yakından tanımaktasın.

Gücün yettiği kadar insanlara yol göster ve gökten inen ekmekten ye. İşte bu, Hz. İsa'nın "Ben gökten inen yaşam ekmeğiyim... Her kim bu ekmekten yerse hiçbir zaman ölmeyecektir" diye buyurduğu sözlerin anlamıdır.

29 - Ey gerçeğin tutkunu ve Tanrı Melekût'unun cazibesine çekilen kimse! Senin uzun mektubun ulaştı ve onun okunmasından sonsuz bir sevinç meydana geldi; çünkü o, senin yüksek gayretini ve yüce niyetini açıkça gösteriyordu. Tanrı'ya övgüler olsun; sen, insanlık dünyasının iyiliğini isteyensin, Baha Melekût'unun cazibesine çekilensin ve beşeriyetin ilerlemesine âşık olansın. Umarım, bu yüksek düşünceler, bu vicdanın yüce belirtileri ve bu göksel müjdeler aracıyla öylesine aydınlanabilesin ki Tanrı Sevgisi ışığıyla asırlar ve çağlara parlayasın.

Sen, ruhanî ilerleme okulunun öğrencisi olduğunu yazmıştın. Ne mutlu sana! Eğer bu ilerleme okulları Melekût üniversitesine dönüşürse öyle bilgiler ve bilimler ortaya atılacaktır ki: İnsan; varlık tomarının levhini sınırsız görecek; tüm yaratıklara o yazının harfleri ve kelimeleri gibi bakacak, manevî aşamaların dersini okuyacak, Tanrı birliğinin işaretlerini evrendeki atomların her birinde müşahede edecek, Melekût Rabbı'nın çağrısını işitecek, Ruhulkuds'ün yardımlarını görecek, dünyanın geniş alanı onu kendisinde tutamayacağı kadar onda sevinç ve coşku yaratılmış olacak, Melekût'a gitmeği arzulayacak ve ölümsüz dünyaya koşacaktır. Herhangi bir kuş, kanatları çıkınca artık yer üzerinde durmaz, yüksek göğe uçar. Fakat, ayağı bağlı veya kanadı kırık veyahut da suya ve çamura bulaşmış olan kuşlar bundan müstesnadır.

Ey gerçeği arayan! Melekût dünyası tektir. Ancak bahar tekrarlanır ve tüm yaratıklarda yeni ve büyük bir hareket ile heyecan oluşturur. Dağ ve ova dirilir; ağaçlar yemyeşil olur; yaprak, çiçek ve meyve sonsuz bir canlılıkla kendini gösterir. Bu yüzden geçmiş çağlarda gelmiş olan Tanrısal Zuhurlar ile O' nların ardından gelenler, birbirleriyle ilgilidirler ve gerçekten aynıdırlar; fakat, dünya ilerledikçe ışık daha şiddetli ve feyz daha büyük olur ve güneş öğle vaktindeki gücüyle parlar.

Ey Melekût'u arayan! Her Tanrısal Zuhur, dünyanın ruhu ve her hastanın uzman doktorudur. İnsanlık dünyası hastadır, O uzman Doktor ise yararlı ilâcı sunarak her hastalığa derman ve her yaraya merhem olan öğretileri, buyrukları ve öğütleriyle tedavi eder. Akıllı doktor kuşkusuz hastanın her mevsimdeki ihtiyaçlarını bularak ona göre tedaviyi uygular. Onun için sen, Ebha Cemâli'nin öğretilerini bugünün gerekleri ve ihtiyaçlarına uyguladığın zaman, onun, hasta dünya vücudunu derhal düzelten ilâcı ve gerçekten ebedî şifanın iksiri olduğunu göreceksin.

Geçmişte gelmiş olan uzman doktorların ve onlardan sonra gelenlerin tedavi şekilleri aynı değil ve hastanın hastalığına göredir; her ne kadar ilâç başkalaşıp değişirse de, bu iş daima hastanın sıhhati için uygulanır. Geçmiş Tanrı Zuhurlarının zamanında dünyanın zayıf vücudu daha üstün ve güçlü bir ilâca dayanamazdı. İşte bundan dolayı Hz. İsa buyuruyor: "Benim size söyleyecek birçok şeylerim vardır, fakat siz onları işitmeye şimdi tahammül edemezsiniz. Bununla beraber, Baba'nın göndereceği O Teselli Verici Ruh gelince, gerçeği size açıklayacaktır."

Onun için bu ışıklarla dolu çağda, Tanrı'nın rahmetinin Doğu ile Batıyı kapsaması, insanlık âlemi birliğinin tüm güzelliğiyle açığa çıkması ve gerçeğin nurunun vicdan dünyasını aydınlatması için, özel olan öğretiler genelleştirilmiştir.

Yeni Orişelim'in inişi, Tanrısal Dünyasının tecellisi ve insanlığın mutluluğunun sağlayıcısı olan Göksel bir Din'den ibarettir.

Emmanuel gerçekten Hz. İsa'nın ikinci gelişinin müjdecisi ve Melekût yolunun Çağrıcısı idi. Harfin, Kelime düzeninin bir üyesi bulunduğu açıktır. Bu Kelime'deki üyelik ise Harfin Kelime'ye olan bağlılık değerini ifade eder, şöyle ki, bu Harf Kelime'den feyz alır, Kelime ile ruhanî bir bağı vardır ve Kelime'nin bir parçası sayılır. Havariler Harflere, Hz. İsa ise ebedî feyz ışığını Harflere saçan Kelime'nin özü ve anlamına benzerdi. Harf, Kelime düzeninin bir üyesi olduğundan onun iç anlamı da Kelime'ye uygundur. Bugün Emmanuel'in müjdesini verdiği işleri uygulamağa senin kalkacağını umarız. Bunu başaracağına emin ol. Çünkü, Ruhulkuds'ün yardımları sürekli olarak gelmektedir ve Kelime'nin gücü öylesine etkileyecektir ki; Harf, Kelime Güneşi'nin temiz aynası haline gelecek ve Kelime'nin feyz ve ışıkları dünyayı aydınlatacaktır.

Fakat, dünya doruğunda yerleşen Göksel Orişelim ve kendi bayrağını kaldıran Tanrı Kutsallarının Kutsalı, tüm yetkinlikler ve geçmişteki öğretileri kendisinde toplamıştır. Bundan başka, O, insanlık dünyasının birliğini müjdeleyendir. O, genel barışın sancağı, ebedî yaşamın ruhu, Tanrısal yetkinliklerin ışığı, varlık dünyasının tümünü kuşatan bağışı, yaratılışı bezeyen süsü ve insanoğlu dünyasının huzurunun nedenidir.

Kutsal Levihlere başvurunuz; İşrakat, Tecelliyat, Uçmak Sözleri, Beşarat, Terazat ve Akdes Kitábı'nı okursanız bu Tanrısal Öğretilerin bugünkü insanlık dünyasının hastalığına bir ilâç, varlık vücudunun yarasına bir merhem, yaşam ruhu, kurtuluş gemisi, ebedî yüceliğin mıknatısı ve insansal gerçeği etkileyen bir güç olduğunu göreceksiniz.

30 - Varlık iki çeşittir: Biri, insanoğlunun idrakinden kutsal olan Tanrı'nın varlığıdır. O; görünemez, algılanamaz ve yücedir. Sebep, O'ndan önce olamaz; O, sebeplerin sebebinin Yaradanı'dır. O, başlangıçsız Kadim ve mutlak Zengin' dir. İkinci varlık ise insanoğlunun varlığıdır. Bu, genel bir varlıktır; insan aklı bunu algılar, sonradan yaratılmadır, bağımlıdır ve bir sebeple sonradan oluşmuştur. Bunun için sonradan yaratılma olan, kadim veya kadim olan, sonradan yaratılma olamaz; yaratılan, Yaradan veya Yaradan, yaratılan olamaz. Mahiyetin değişimi imkânsızdır.

Akıl gücünün algılayabildiği ve sonradan yaratılma olan varlık dünyasının içinde aşamalar vardır: Birinci aşama mineral dünyası, ondan sonra ise bitki dünyasıdır. Bitki dünyasında mineral dünyası da vardır; fakat o, ayırt edici bitkisel bir özellik taşır. Hayvan dünyasında ise mineral ile bitki özellikleri bulunur ve bunlara ilâveten hayvansal özellikler de vardır; bu özellikler, görme ve işitme gibi imkânlardır. İnsan dünyasında mineral, bitki ve hayvan özellikleri mevcuttur ve ayrıca genel ilkeleri algılayan ve şeylerin gerçeğini keşfeden akıl özelliği de vardır.

O halde insan, yaratılış alanında en mükemmel varlıktır. İnsandan maksat ise mükemmel bir bireydir; bu mükemmel birey aynaya benzer ve Tanrısal Yetkinlikler bu aynada yansıyıp görünür. Ama güneş kendi yüce makamından inip bu aynaya girmez, ancak bu ayna temiz olduğundan Gerçeklik Güneş inin karşısında, ışık ve ısıdan ibaret olan Gerçeklik Güneş inin Yetkinlikleri bu aynada yansıyıp zahir olacaktır. İşte bu kişiler, Tanrı'nın Kutsal Mazharları'dırlar.

31 - Ey akıllı ve sevgili olan kimse! Senin yazmış olduğun 27 Mayıs 1906 tarihli mektubun ulaştı; içeriği son derece güzeldi ve sonsuz bir sevinç yarattı.

Sen, "Acaba bu yeni ve yaşayan Emir, İngiltere'deki ölü dinin sürdürülmesinin yerini alabilecek mi; oysa dini ilimlerde ve Tanrısal konularda yüksek makamları elde eden çeşitli gruplar kurulmuştur; bunlar, geçmişte bulunanlardan çok daha üstün bilgi sağlamışlardır; bununla beraber acaba bu yeni Emir, bu grupların üyelerini kendi koruyucu gölgesine sığdırıp onların gönüllerini kendine yöneltebilecek bir güçle etkili olabilecek mi?" diye sormuştun.

Ey sevgili dost! Bil ki, her çağın Seçkin Bireyi, Kendi çağının yetkinliklerine göre donatılır. Geçmiş çağlarda bulunan Birey, Kendi zamanının erdemliklerine göre gerekeni sunmuştur. Fakat bu nurlu çağ ve bu Tanrısal asırda, yüce Zat, ışıldayan Güneş ve seçkin Birey, tüm toplumlar ve grupların akıllarını sonunda hayrete düşürecek bir yetkinlik ve güçle parlayacaktır. O, ruhanî yetkinlikler ve Tanrısal erdemliklerde başkaların tümünden üstün bulunduğu ve gerçekte İlâhî Bağışın merkezi ve ışık dairesinin ekseni olduğundan başkalarını kapsayacak ve herkesi Kendi koruyucu gölgesinde barındıracak bir güçle parlayacağına hiç kuşku yoktur.

Sen dikkatle konuya baktığında bu düzen ve yasanın her şeyde uygulandığını göreceksin; bütün, parçayı kendine çeker ve dairede merkez ise pergelin eksenidir. Hz. Ruh hakkında düşün: O, ruhanî gücün merkezi ve Tanrısal bağışın kaynağı olduğundan, başlangıç ta çok az birkaç kişiyi Kendi çevresinde toplayabildi ise de sonradan, her şeyi yenen o gücüyle, tüm mezhepleri Hıristiyanlık Çadırı'nın gölgesinde barındırmıştır. Bugünü geçmiş zamanla kıyas et ve ne kadar birbirinden farklı olduğunu gör; böylece sen gerçeği kavrayıp emin olabilirsin.

Dünyada bulunan mezhepler arasındaki ihtilâf, kavrayışların farklı oluşundandır. Algılama güçleri farklı olduğu sürece düşünceler ve görüşler de farklı olacaktır. Eğer her şeyi çevreleyen genel bir kavrayış gücü meydana gelirse bu değişik düşünceler birleşecek ve ruhanî bir uyum ve birlik görünecektir. Örneğin Hz. İsa'nın zuhur ettiğinde; Romalılar, Yunanlılar, Suriyeliler ve İsrailliler gibi çağdaş değişik toplumlar vardı. Fakat O'nun genel gücü ortaya çıkınca, üç yüz yıl sonunda, bütün farklı düşünceleri tek bir Merkezin gölgesinin altında topladı ve gönüller aynı ruhanî duyguları paylaştı.

Mecazî bir örnek veriyorum: Bir ordu, değişik görüşlere sahip komutanların yönetimine geçince kuşkusuz onlar, askerlerin savaşma ve harekât yönünün tayininde ayrılığa düşerler. Fakat savaş tekniğinde tecrübeli ve usta olan En Yüksek Komutan gelince bütün o değişik görüşler yok olur, görüş birliği sağlanır ve O Komutan, ordunun tümünü kendi yönetiminin gölgesine getirir. Bu gerçek olan bir misal değil, sadece mecazî bir örnektir. Şimdi eğer sen, "Bu ordunun generallerinin her biri savaş tekniğinde tecrübeli, bilgili usta olmalarına rağmen; anlatılmaz bir beceriklilik sahibi olsa bile, nasıl kendilerini tek bir kişinin yönetimine bırakabilirler?" diye söylersen, bu sözün savunulabilir bir söz değildir; çünkü yukarda verilen örnekte anlatılan konu, ispatlanan ve şüphe götürmez bir konudur.

Tanrı'nın Kutsal Mazharları'nın durumu da aynıdır. Bu husus özellikle, İsmi Azam, Ebha Cemâli'nin gerçeğine uyar. O, dünya topluluğuna açığa çıkınca; Yusuf gibi, ruhanî Mısır'da öyle bir güzellik ve çekicilikle tecelli edecektir ki yeryüzünde bulunan âşıkları Kendisine köle edecektir.

Bu dünyaya güzel ve parlak kişiler olarak doğmuşken kendi fazla kişisel işlerine olan bağlılıklarından ötürü büyük ve gerçek yararlardan yoksun kalarak bu âlemden göç edenlerin konusuna gelince, gerçekten bu üzüntü verici bir konudur. İşte Tanrı'nın Tümel Mazharları bundan dolayı bu dünyada örtüleri kaldırırlar, her belâ ve sıkıntıya katlanırlar ve Kendilerini feda ederler ki böylece, bu yetenekli kişileri ışığın doğuş yerleri etsinler ve onlara ebedî yaşam bağışlasınlar. İşte bu, Hz. İsa'nın Kendisini feda etmesi gibi, dünya yaşamı uğruna gerçek bir kurban olmaktır.

Ruhanî Kutsal Kişilerin etkileri ve O'nların kendi insansal vücutlarından ayrılmalarından sonra insanlığın üzerine feyzlerinin devam etmesinin konusuna gelince, bu husus Bahai'lerce kesinlikle kabul edilen bir konudur. Gerçekten, Tanrı'nın Kutsal Mazharları'nın bu dünyadan suud etmelerinden sonra şiddetli ışıkları ve büyük feyzleri parlar. Hz. İsa'nın Sözü'nün yükselmesi, Tanrısal Gücünün açığa çıkması, anlayışlı kişileri Kendi inancına kavuşturması ve ebedî yaşamı bağışlaması; O, şehit edildikten sonra daha büyük ve daha fazla oldu. Bunun gibi de Cemâli Mübarek'in suudundan sonra O'nun feyzleri daha çok, ışıklarının parlayışı daha şiddetli, İlâhî Gücü'nün zuhuru daha büyük ve Sözü'nün etkisi daha güçlüdür; ve çok geçmeden O'nun Gerçeklik Güneşi'nin hareketi, ısısı, ışığı ve vericiliği tüm dünyayı kapsayacaktır.

Bahai Emri'nin o ülkedeki az ilerleyişinden üzülme. Bu, doğuşun başlangıcıdır. Hz. İsa'nın Emri'ne bak; büyük bir etkileyişi ancak üç yüz yıl geçtikten sonra ortaya çıktı. Şimdi ise bu Emrin doğuşundan altmış yıl bile geçmemiş olmasına rağmen O'nun ışıkları tüm dünyaya parlamıştır.

Senin üyesi bulunduğun sağlık kurumu ise bu Emrin gölgesine girecekse, onun etki gücü yüz misli daha fazla olacaktır.

Bahai'ler arasında sevgi bağının nasıl kuvvetli olduğunu görüyorsun ve esas ise sevgidir. Bahai'lerin sevgi gücü son derece yüksek ve başka dinlerde olanlardan daha üstün bulunduğu gibi, onlar diğer konularda da bu duruma sahiptirler; çünkü her şeyin temeli sevgidir.

Cemâli Mübarek'in Kitapları ve Levihlerinin tercüme konusuna gelince; pek yakında bu tercümeler bütün dillerde son derece güzel, düzgün, açık ve etkili olarak yapılacaktır. Hz. Bahaullah'ın Levihleri aslına uygun olarak sonsuz belâgat ve fesahat ile tercüme edilince, işte o zaman anlamların ışıkları parlayacak ve tüm gözleri aydınlatacaktır. Sen, gücün yettiği kadar tercümeyi aslına uygun olarak yapmaya çalış.

Cemâli Mübarek, Hayfa'ya çok teşrif ettiler. O'nu ziyaret ettin; fakat o zaman O'nu tanımıyordun. Umarım, gerçek görüşmeye eresin; bu ise dış gözle değil, iç gözle O'nu görmektir.

Hz. Bahaullah'ın Öğretilerinin özü; insanlık dünyasının bütün erdemliklerini ihtiva eden, ebedî yaşam bağışlayan ve insan bireylerinin tümünün ilerlemesine yol açan herkesi kapsayıcı bir sevgidir. Bu Göksel Öğretilerin, gerçeklik ışığı gibi, bütün dünya ufuklarını içine alarak aydınlatacağını pek yakında göreceksin.

Kendi mektubunun sonunda yazmış olduğun dua, gerçekten yeni, etkileyici ve güzeldi. Her zaman onu oku.

32 - Ey Tanrı'nın cariyeleri! Ulu Rabb'ın çağı olan bu çağda, Yüce Güneş, Gerçeklik Işığı, parlayışının en şiddetli olduğu noktasından tüm dünyayı aydınlatmaktadır. Çünkü bugün, Kıdem Cemâli'nin zuhur çağı ve -ruhum O'nun ahbaplarına feda- İsm'i Azam'ın gücü ve kudretinin açığa çıktığı gündür.

Tanrı'nın Emri gelecek çağlarda yüz kat daha fazla gelişip ilerleyerek Sidret-ül Münteha'nın gölgesi tüm insanlığı kapsayacak olmasına rağmen, bugünkü çağ eşsiz kalacaktır; çünkü O Güneş'in doğuşuna ve parlayışına tanık olmuştur. Bu çağ, O'nun Işığı'nın kaynağı ve O'nun Parlayışı'nın başlangıç günüdür. Gelecek çağlar ve nesiller O'nun ışığının saçılışını ve Zuhur'un eserlerini göreceklerdir.

O halde, O'ndan bol yararlanmak ve payınızı tam olarak almak üzere büyük bir gayret gösteriniz.

33 - Ey Tanrı'nın kulu! Sayın İbn-i Abhar'a yazmış olduğun yazılar görüldü; sen, "Her kim tam bin yıl bitmeden Tanrı Mazharlığı iddiasıyla ortaya çıkarsa yalancı bir müfteridir." âyetinden sormuştun.

Bu âyetin anlamı şudur: Yorum yapılmaksızın, halkın açıklıkla bildiği yıllardan tam bin yıl bitmeden önce, eğer bir kimse Tanrı tarafından bir Emir getirdiğini iddia ederse, âyetler gösterse bile, yine de o kesinlikle yalancıdır.

Burada anılan Emir'den amaç Küllî Zuhur değildir; çünkü böyle bir Zuhur'un yeniden zâhir olması için çağların ve binlerce yılların geçmesi gerekli olduğu Kutsal Ayetlerde açıkça yazılıdır.

Fakat, bin yılın bitiminden sonra bazı Kutsal Kişilerin bir Emir getirmeği başaracakları muhtemeldir; ama bu bir Küllî Zuhur olmayacaktır. Onun için, Cemâli Mübarek devrinin her günü gerçekte bir yıla ve her yılı bin yıla eşittir.

Örneğin güneşe bak; onun bir burçtan öteki burca geçişi kısa bir sürede gerçekleşir, fakat güneşin ısısı ve ışığı en şiddetli olduğu Aslan burcundan yeniden parlaması uzun bir zamanı gerektirir. Güneşin tekrar Aslan burcuna varması ve böylesine bir tecelli ve zuhur ile parlaması için başka bütün burçlarda tam olarak bir devir yapması gerekir. Ancak onun ısısı ve parlayışı öteki burçlarda Aslan burcundaki gibi şiddetli olmayacaktır.

Sözün esası şudur; bir iddiada bulunmak üzere, bin yılın bitiminden önce hiçbir kimse bir nefes alamaz. Herkes, emirlere bağlı olanlardan olmalı ve Tanrı'nın buyrukları ve Adalet Evi'nin hükümlerine alçak gönüllülükle baş eğmelidir. Eğer bir kimse, Umumî Adalet Evi'nin hükmünü iğne ucu kadar aşarsa veya O'na uymakta duraksarsa, o kişi reddedilen ve tard olunanlardandır.

Cemâli Mübarek'in devri, İsm-i Azam'ın zamanları, ise bin yılla veya iki bin yılla sınırlandırılmamıştır...

Bin yılın süresi Cemâli Mübarek'in zuhuru ile başlar ve bunun her günü bin yıla eşittir, diye açıklanan ibarenin gayesi, Cemâli Mübarek'in devri ve zamanıdır ki buna göre çok uzun bir süre ve pek çok çağlarda devam edecektir.

34 - Ey insanlık dünyasına hizmet eden kişi! Mektubun ulaştı ve içeriğinden çok sevindik. O, kesin bir kanıt ve parlayan bir delil idi. Bu nurlu ve insanlık dünyasının ilerleme çağında, insana kendi canını herkes için feda etmesi ve insanlık âlemine hizmet yapması yaraşır. Her genel iş Tanrısal ve her özel iş ise dünyevîdir. Bunun için Tanrısal Kutsal Mazharların ilkeleri genel idi ve insanlığın tümünü kapsamıştı.

Her eksik insan bencildir; kendi rahatı ve yararını düşünür. Fakat onun düşüncesi biraz genişlerse kendi ailesinin refah ve menfaatını düşünecektir. Onun düşünme alanı biraz daha genişlerse kendi hemşehrilerinin mutluluğuyla ilgilenecektir. Onun fikir sahası daha da fazla genişleyince kendi ülkesini ve milletini düşünmeye başlayacaktır. Onun düşünceleri tam olarak genişleyip yetkinlik aşamasına varınca; insanoğlunun yücelmesi konusuyla ilgilenecek, bütün insanların iyiliğini isteyecek ve tüm ülkelerin huzuru ve mutluluğunu arzu edecektir. İşte bu, yetkinliğin kanıtıdır.

Bu yüzden Tanrısal Kutsal Mazharlar herkesi düşünüyorlardı. Onlar, herkesin yaşamı için çalıştılar ve herkesin terbiye görmesi için uğraştılar. Onların gayeleri sınırlı değildi, tersine, umumu kapsayacak bir genişlikte idi.

O halde siz de insanların tümünü düşünmelisiniz ki böylece insanoğlu terbiye olabilsin, ahlâk büsbütün düzeltilebilsin ve yeryüzü Cennet Bahçesi'ne dönüşebilsin.

Siz, bütün dinlere inanan ve bütün milletleri gerçek ve içten olan bir sevgiyle seviniz ve bu sevginizi dille değil, davranışınızla gösteriniz. Çünkü dille belirtmek önemli değildir; insanların çoğu sözde iyilik dilerler, ancak bir imtihan niteliğinde olan davranış, bu sözün doğruluğunu kanıtlayabilir.

35 - Ey Allah'ın Hizbi! Hepinizin imzalarını taşıyan mektubunuz ulaştı. Yazılar sonsuz güzellik, belâgat, açıklık ve tatlılıkta idi, onun okunması büyük bir sevinç yarattı.

Siz oruç ayının konusunu yazmıştınız. Tanrı hükmünü yerine getirerek kutlu günlerde oruç tuttuğunuz için ne mutlu size! Çünkü bu cismanî oruç, ruhanî orucun bir simgesidir, bu; kendini nefsin tüm isteklerinden uzak tutmanın, ruhanî ahlâkla davranmanın, göksel esintilere yönelmenin ve Tanrı sevgisinin ateşiyle alevlenmenin bir sembolüdür.

Ayrıca mektubunuz, gönüllerinizin birliği ve birbirlerinize olan bağlılığınızı gösteriyordu. Bu yeni çağda, Tanrı'nın vericilik ve fazlından olan ümidim şudur: Batı, Gerçeklik Güneşi'nin doğuşuna doğu olsun; Tanrı ahbapları, ışıkların ve Tanrısal eserlerin doğuş yerleri olsunlar; gafillerin kuşkularından korunsunlar; Ahit ve Misak'ı tutsunlar; uykuda olanları uyandırmak ve gafilleri uyarmak üzere gece gündüz çalışsınlar, yoksunları sırrın sırdaşı etsinler, kimsesizlere ebedî feyzden pay bağışlasınlar, Melekût'un çağrıcısı olsunlar ve ölümlü dünyanın halkını ölümsüz âleme davet etsinler.

Ey Allah'ın Hizbi! Bugün dünyanın her bir topluluğu kendi kuruntu çölünde dolaşıp durmakta, kendi heves ve isteğiyle hareket etmekte ve kendi hayalinin peşini izlemektedir. Dünya toplulukları arasında, bu İsm-i Azam'ın Topluluğu her kötü düşünce ve bencil amaçtan arınmış ve uzaktır. Bu Toplulukta olanlar, temiz bir niyetle hizmete kalkmışlar ve Tanrısal Öğretileri bu gaye için sonsuz bir istekle uygulamaktadırlar ki; yeryüzü Cennet Bahçesi'ne dönüşsün, bu aşağı âlem Melekût'un aynası ve bu dünya başka bir dünya olsun; insanoğlu bambaşka bir terbiye, tavır ve davranış kazansın.

Ey Allah'ın Hizbi! Cemâli Mübarek'in -ruhum O'nun ahbaplarına feda- bağışı ve yardımının sayesinde başka insanlar arasında güneş gibi parlayacak bir tavır ve davranışla ortaya çıkmalısınız. Sizlerden her biri, herhangi bir şehre vardığı zaman insanların tümüne göstereceği güzel ahlâk, iyi huy, doğruluk, vefa, sevgi, sadakat, dine bağlılık ve şefkât ile o şehirde bulunan herkesin dikkatini kendisine çekmelidir ve o şehrin halkı, "Bu kişi kesinlikle Bahai' dir; çünkü bu şahsın davranışları, hareketleri, tavırları, terbiyesi, ahlâkı ve huyu Bahai'lerin sıfatlarını yansıtıyor." diye söylesin. Siz bu makama varmadıkça Ahit ve Misak'a vefa göstermiş olmayacaksınız. Çünkü reddedilmez kutsal Yazılar gereğince, Tanrısal öğütler, buyruklar ve öğretilere göre davranmamız için O, bizden kesin Misak'ını almıştır.

Ey Allah'ın Hizbi! İsm-i Azam'ın eserleri ve yetkinliklerinin bu yüce çağda açığa çıkıp aşikâr olmasının zamanı işte gelmiştir ki böylece, bu çağın Hz. Bahaullah'ın çağı ve bu asrın tüm asırlardan üstün olduğu ispatlansın.

Ey Allah'ın Hizbi! Siz, herhangi bir kimsenin Tanrı Emri'ne tam olarak yöneldiğini, amacının Tanrı Sözü'nü yaymak olduğunu, gece gündüz Emre hizmet ettiğini, davranışı ve tavrında bencillik kokusu ve kişisel garez bulunmadığını ve gerçekten Tanrı sevgisi çölünün avaresi olduğunu, Tanrı'yı tanıma kâdehinden sarhoş bulunduğunu, sadece Tanrı esintilerini yaymakla uğraştığını ve Tanrı Melekût'unun âyetlerine âşık olduğunu görünce, kesinlikle biliniz ki o, Melekûtî bir başarı kazanacak, göksel bir yardım alacak ve bir sabah yıldızı gibi ebedî vericilik ufkunda sonsuz aydınlık ve ışıkla parlayacaktır. Fakat eğer bir kimsede azıcık bir bencillik ve kötü arzu varsa, böyle bir kişinin çabaları sonunda neticesiz kalacak ve o kendini yoksunluk ve ümitsizlik içinde bulacaktır.

Ey Allah'ın Hizbi! Tanrı'ya övgüler olsun ki Hz. Bahaullah, insanlığın boynundan zincirleri kaldırıp insanları tüm bağlardan kurtararak onlara şöyle buyurdu: Hepiniz bir ağacın meyveleri ve bir dalın yapraklarısınız. İnsanlık dünyasına şefkât gösteriniz. İnsanoğlunu seviniz. Yabancılara tanıdık gibi davranınız. Sizden olmayanlara kendi arkadaşınız gibi bakınız. Düşmanı dost gibi görünüz. Şeytanları melekler gibi sayınız. Vefalı olanlara davrandığınız gibi, vefasızlara da sonsuz sevgi ile davranınız. Yırtıcı kurtların da Hetâ ve Huten'in ceylanları gibi misk'in hoş kokularını yayabilmelerini sağlayınız. Korkaklara sığınak olunuz. Huzursuzlara gönül rahatlığı bağışlayınız. Kimsesizlere yardım elini uzatınız. Yoksullara zenginlik hazinesi olunuz. Acı çekenlere ilâç, hastalara ise doktor ve hastabakıcı olunuz. Barışla ve kardeşçe hizmet ediniz. Dostluğu, doğruluğu, Tanrı'ya tapmağı ve barışı bu yokluk dünyasında koruyunuz.

Ey Allah'ın Hizbi! Bir gayret gösteriniz; bu insanlık dünyası aydınlansın ve bu toprak âlemi Ebha Cenneti olsun. Karanlık basmış ve yabanilik huyu üstün gelmiştir. İnsanlık dünyası yırtıcı vahşilerin egemenlik alanına ve anlayışsız cahillerin meydanına dönüşmüştür. Kişiler, ya kana susamış kurtlara veya idraksiz kavrayışsız hayvanlara benzemişler ya da öldürücü zehir veyahut da yararsız ot olmuşlardır. Ama bu kişilerin az bir sayısı bundan müstesna olarak gerçekten hepsi iyi niyete sahip ve insanlık dünyasının huzuru ile refahını sağlatmak düşüncesindedirler. Şimdi siz bu konuda, yani insanlık dünyasına hizmet konusunda, fedakârlık göstermelisiniz ve bu davranışınızdan ötürü sevinip mutluluk duymalısınız.

Ey Allah'ın Hizbi! Hz. Báb -ruhum O'na feda- Kendi canını feda etti. Hz. Bahaullah her an yüz can feda ederek şiddetli belâlar ile sıkıntılara katlandı. O, mahpus edilerek zincirlerle bağlandı. O, evsiz bırakıldı ve uzak ülkelere sürgün edildi. Sonunda En Büyük Mahpes'te hayatını geçirdi. Bunun gibi de, Tanrı Dostlarının büyük bir topluluğu ise bu yolda şahadet balını tattılar; kendi canlarını, mallarını, ailelerini, hepsini feda ettiler. Nice aile ocakları yıkıldı. Nice aileler yağma edildi. Nice evler temelden devrildi. Nice güzel köşkler yıkılmış kabirlere çevrildi. Bütün bunlar şunun içindi ki: İnsanlık dünyası aydınlansın. Bilmezlik bilgiye dönüşsün. İnsanoğlu Tanrısal sıfatları kazansın. Kavga ve çatışma temelden yok olsun Barış Melekût'u insanların tümünü kaplasın. Şimdi siz, bu arzular sevgilisinin dünya topluluğunda tecelli edip bu Tanrı Vergisinin ortaya çıkabilmesi için bir gayret gösteriniz.

Ey Allah'ın Hizbi! Sakın; kimsenin gönlünü kırmayasınız, kimseyi üzmeyesiniz; ister tanıdık olsun ister yabancı, ister dost olsun ister düşman, kim olursa olsun, hiçbir kimsenin hakkında kötü söz söylemeyesiniz. Herkes için dua ediniz. Herkes için bağış ve yarlıgama dileyiniz. Sakın, sakın; kanınıza susamış düşmanınız olsa bile, hiçbir kimseden intikam almayasınız. Sakın, sakın; kötü niyetli ve davranışlı olsa bile, hiçbir kimseyi gücendirmeyesiniz. Yaratıklara değil, Yaradan'a yöneliniz. İnatçı halka değil, Orduların Rabbı'na bakınız. Toprağı değil, her kara toprağı aydınlatarak açığa çıkartan parlayan güneşin ışıklarını görünüz.

Ey Allah'ın Hizbi! Siz bir belâya uğrayınca sabır, sebat ve kararlılık gösteriniz. Sıkıntılar her ne kadar şiddetlenirse de yine ıstıraba düşmeyiniz. Sonsuz güven içinde Tanrı'nın fazlına dayanarak belâların ve sıkıntıların fırtınasına karşı koyunuz.

Geçen yılda, hem tanıdık ve hem yabancılardan, her iki tarafın bazı vefasızları bu avareler hakkında Osmanlı Padişahına iftiralar göndererek bizim onlardan tamamen uzak bulunduğumuz gerçek dışı ithamlarla bizi suçladılar. Hükümet, kendi tedbirleri gereğince konuyu incelemek ve araştırmak üzere bir Müfettiş Kurulunu bu şehre gönderdi. Kötülüğümüzü isteyenlerin nasıl bir fırsat buldukları ve nasıl bir fırtına koparttıkları artık açıktır, bu konu anlatılamaz ve yazılamaz. Eğer bir kimse orada hazır bulunsaydı onların nasıl bir kargaşa yarattıklarını ve ortaya nasıl bir sarsıntı ile sıkıntının çıktığını anlayabilecekti. Bununla beraber sonsuz sakinlik, güven, sabır ve kararlılıkla Tanrı'ya tevekkül edilerek beklenildi. Şöyle ki eğer biri konuyu bilmeseydi bizim son derece vicdan huzuru, can ve gönül rahatlığı, sevinç ve mutluluk içersinde bulunduğumuzu sanacaktı.

Daha sonra, davacılar ile iftiracılar inceleme ve araştırma konusunda Müfettiş Kurulunda görevli memurlarla ortaklaşa çalışarak davacı, yargıç ve tanık hepsi aynı kişiler oldular; nasıl bir sonuç meydana geldiği artık bellidir. Bütün bunlara rağmen haşmetli Osmanlı Padişahının bu iftiralara, söylentilere, hikâyelere ve ithamlara şimdiye dek önem vermeyerek insaf ve adaletle davrandığını açıklamak gerekir...

Ey Tanrı! Kendi Ruhulkuds'ün hoş kokularından Batıdaki dostlara pay bağışladın. Batı ufkunu yol göstericilik Işığıyla aydınlattın. Uzakta olanları yakına getirdin. Yabancıları şefkâtli dost yaptın. Uykuda olanları uyandırdın. Gafilleri uyardın.

Ey Tanrı! Bu saygıdeğer ahbapları Kendi rızana eriştir. Onları, her ikisinin, tanıdık ve tanıdık olmayanların iyiliğini isteyenlerden eyle; ebedî Melekût' un dünyasına ulaştır ve ölümsüzlük feyzinden paylarını ver. Onları, gerçek bir Bahai yap, Tanrı'ya içtenlikle inananlardan et ve mecazdan kurtararak gerçeğin içinde yerleştir. Onları, Melekût'un işaretleri ve bu ölümlü dünya ufkunda parlayan yıldızlar yap. Onları, insanlık dünyasının huzuru ile rahatının sebebi ve genel barışın hizmetçileri yap. Herkesi Kendi öğütlerin ve buyrukların şarabından sarhoş et ve herkesi Kendi öğretilerinin yolunda yürüt.

Ey Tanrı! Senin Eşiğindeki bu kulun isteği; batı ahbaplarının Doğu ahbaplarını kucakladıklarını, insanlık dünyasının bireylerinin sonsuz sevgiyle aynı kurumda toplandıklarını ve hepsinin aynı denizin damlaları, aynı çiçek bahçesinin kuşları, aynı Denizin incileri, aynı ağacın yaprakları ve aynı güneşin ışıkları olduklarını görmektir.

Sensin güçlü ve kudretli. Sensin her şeyi yapabilen, aziz ve gören.

36 - Ey Tanrı'ya yakın olan iki cariye! Mother Beecher'in mektubu ulaştı ve gerçekte her ikinizin durumunu dile getirmişti. Bu yüzden ben de her ikinize beraberce hitap etmeği uygun buldum. Çünkü çok değerli olan her ikiniz tek bir mücevher gibisiniz, tek bir ağaçtan yeşeren iki dalsınız, tek bir Sevgili'ye âşıksınız ve tek bir parlayan Güneş'i özleyensiniz.

Umarım; o bölgedeki Tanrı cariyelerinin tümü sonsuz bir denizin dalgaları gibi olalar; çünkü onlar, olayların rüzgârlarından dolayı, sayılı olmalarına rağmen gerçekte sınırsız bir denizdirler.

Ahbapların ışınlar demeti gibi teklik içinde olmaları ve birlik, beraberlik ve sebat göstermeleri ne güzeldir. Çünkü, Tapılan Birlik olan Varlık Güneşi' nden gerçeklik ışınları parlamış ve sonsuz feyzleriyle tüm insanları Kendi geniş kapsamlı koruyuculuğunun altına toplamıştır. O halde, ruhlar bir ruh ve gönüller bir gönül gibi olmalıdır. Herkes çeşitli kötü istek ve heveslerden kurtulup Tanrı sevgisinin birliği sayesinde yeni bir yaşam kazanmalıdır.

Ey Tanrı'nın iki cariyesi! Şimdi sizin, bağışla dolup taşan bir kadeh gibi olmanızın ve Ebha Cenneti'nin misk kokan canlandırıcı esintilerini o ülkede yaymanızın zamanı işte gelmiştir. Kendinizi dünya bağlılıklarından kurtarınız, her aşamada yokluğu özleyiniz; çünkü ışın güneşe varınca yok olur, damla denize girince görünmez olur ve vefalı âşık Sevgilisine ulaşınca canını verir.

İnsan, feda makamına adım atmadıkça herhangi bir Tanrı bağışından yoksun kalır. Feda makamı, Tanrı varlığının tecelli edebilmesi için, yokluğa ve faniliğe erişme makamıdır. Şehit olma meydanı; sonsuzluk ezgilerinin çalınabilmesi için, kendinden kesilme alanıdır. Gücünüzün yettiği kadar büsbütün kendinizden vazgeçerek O Parlayan Yüz'e bağlılıkla yöneliniz. Siz bu kölelik makamına erişince tüm varlıkları kendi gölgenizde toplanmış olarak bulacaksınız. İşte budur en büyük Tanrı Bağışı. İşte budur en yüce saltanat. İşte budur sonsuz yaşam. Bunun dışında olan her şey en sonunda büyük bir kayba ve açık bir hüsrana uğramaktır.

Tanrı'ya övgüler olsun, en büyük Tanrı bağışının kapısı açıktır, göksel sofra kurulmuştur, Rahman'ın kulları ve Tanrı'nın cariyeleri bu yemek sofrasının başında hazır ve oturmuşlardır. Her iki dünyada aziz olabilmeniz için yapabildiğiniz kadar bu ölümsüz nimetlerden pay ve nasibinizi alınız.

37 - Ey Abdülbaha'nın sevgili dostları! Ruhanî Mahfilin seçimini belirten mektubunuz ulaştı. Tanrı'ya övgüler olsun, o bölgedeki ahbapların sonsuz birlik, beraberlik ve sevgi içinde bu yeni seçimi yaptıkları ve Tanrı Eşiği'nde beğenilen ve ahbaplar arasında Ahit ile Misak'ı tutanlar olarak bilinen kutsal kişileri seçebilme başarısını gösterdikleri haberi memnunluk yarattı.

Şimdi bu seçilenler, sonsuz bir ruhaniyet, sevinç, temiz bir niyet, Tanrı'nın hoş kokularına âşık ve Ruhulkuds'ün yardımları ile hizmete kalkmalıdırlar. Onlar, Tanrı'nın Sözü'nün yükseltilmesinde, Allah'ın hoş kokularının yayılmasında, insanların eğitilmesinde ve En Büyük Barışın kurulmasında yol göstericilik sancaklarını kaldırmalı ve Mele-i Alâ'nın orduları olmalıdırlar.

Gerçekten kutlu kişiler seçilmişlerdir. Onların adlarını okuyunca hemen ruhanî bir sevinç içimde doğdu; çünkü, Tanrı'ya övgüler olsun, o ülkede Melekût' a hizmet eden ve Eşsiz Tanrı'ya canlarını veren kişiler ortaya çıkmıştır.

Ey sevgili dostlarım! Mahfili Tanrı sevgisinin ışığıyla aydınlatınız. Onu kutsallık Melekût'unun müziğiyle coşturarak sevindiriniz. Onu Tanrısal sofranın göksel yemekleriyle canlandırınız. Sonsuz sevinç içerisinde toplanarak başlangıçta bu duayı okuyunuz:

Ey Melekût'un Rabb'ı! Bir araya toplanmış olmamıza rağmen Sana âşık ve Senin ışıldayan yüzüne tutkunuz. Güçsüz olmamıza rağmen Senin kudret ve gücünün zuhurunu bekleriz. Fakir ve yoksul olmamıza rağmen Senin Melekût'unun hazinesinden yardım görürüz. Bir damla olmamıza rağmen Senin sınırsız denizinden pay alırız. Bir zerre olmamıza rağmen Senin parlayan Güneşi'nden aydınlanırız.

Ey Tanrımız! Bize teyidini gönder ki; her birimiz bu toplantıda yanan bir mum, herkesin dikkatini kendine çeken bir kişi ve Melekût'un çağrıcısı olalım ve bu değersiz dünyayı Senin Cenneti'nin aynasına dönüştürelim.

Ey sevgili dostlarım! O bölgelerdeki mahfiller birbirleriyle ilişki kurarak haberleşmelidirler; ayrıca dünya üzerinde bir birlik ve beraberliği yaratmak üzere Doğudaki mahfillerle bile haberleşmelidirler.

Ey ruhanî dostlar! Sizin sebat göstermeniz o dereceye kadar varmalıdır ki eğer kötülük isteyenler bütün müminleri öldürseler ve sadece tek bir kişi kalsa, bu kişi tek başına yeryüzündeki tüm insanlara karşı koyabilmeli ve Tanrı'nın kutsal ve hoş kokularını yayabilmelidir. Onun için eğer Arz-ı Akdes'ten kaygı verici haberler ve korkunç olaylar bildirilirse siz asla korkmayınız, üzülmeyiniz ve kederlenmeyiniz. Tersine, hemen sonsuz bir sebat ile Melekût'un hizmetine kalkınız.

Bu Tanrı Eşiğindeki Kul, her zaman tehlikede idi ve şimdi de tehlikededir. Benim için hiçbir vakit güvenlik ümidi yoktu ve benim en büyük arzum şehit olma alanında bağışların kâdehinin dolup taşması ve Tanrı bağışı şarabının kendi en yüce neşesini yaratmasıdır. İşte budur benim en büyük arzu ve isteğim.

Duyduğumuza göre Işrakât (Parıltılar), Terazât (Süsler), Beşarât (Müjdeler), Tecelliyât (Tecelliler) ve Kelimât (Uçmak Sözleri) Levihleri o yörelerde tercüme edilerek basılmıştır. Siz, nasıl bir ahlâk ve tavırla davranılması gerekli olduğunu bu Levihlerde bulacaksınız.

38 - Ey körpe bir dal gibi Allah'ın sevgi meltemiyle titreyen Tanrı'nın cariyesi! Senin sevginin şiddetini, senin bağlılığının gücünü ve senin Tanrı'yı anmakla uğraşmanı gösteren mektubun okundu.

Tanrı'ya güven. Sen kendi isteğini bırak ve Tanrı'nın isteğine yapış, kendi rızandan vazgeç ve Allah'ın rızasına sarıl ve Tanrı'nın cariyeleri arasında Melekût'tan olan ruhanî kutsal bir örnek ol.

Bunu bil ey Tanrı'nın cariyesi ki, Baha'nın görüşünde kadın ve erkek her ikisi aynı değere sahiptirler ve Tanrı tüm insanları Kendi suretinde ve Kendine benzer yaratmıştır. Kadın ve erkek her ikisi Tanrı'nın adları ve sıfatlarının doğuş yerleridirler ve ruhanî bakış açısından onlar arasında bir fark yoktur. İster erkek olsun ister kadın, hangisi Tanrı'ya daha yakınsa o daha beğenilendir. Tanrı Emri'ne bağlı nice kadınlar Baha'nın gölgesine sığınmış olarak erkeklerden üstün geldiler ve şöhretleri dünyanın ünlülerini bile geçti.

Fakat Tanrı Yasası gereğince Adalet Evi erkeklere mahsustur; bu ise, Tanrı' nın bir hikmetidir ve gelecekte bunu hikmeti öğle vaktindeki güneşin ışığı gibi açıkça belli olacaktır.

Ey Tanrı'nın hoş kokularına âşık olan sen ve diğer kadınlar! Ruhanî Mahfiller ve kutsal toplantılar düzenleyiniz. Çünkü bunlar, Allah'ın melteminin yayılması, Tanrı Sözü'nün yükselmesi, Tanrı'nın vericilik lambasının ışığının parlaması, Tanrı Dini'nin ilerlemesi ve Tanrı Öğretilerinin duyurulması için temellerdirler. Hangi bağış bundan büyük olabilir? Bu Ruhanî Mahfiller, Tanrı' nın Ruhu'ndan yardım görür. Onların koruyucusu Abdülbaha'dır. Tanrı, onların üzerine Kendi kanadını germiştir. Hangi bağış bundan daha büyük olabilir? Bu Ruhanî Mahfiller, ışıldayan lambalar ve Melekût'tan olan bahçelerdirler; onlardan kutsallığın güzel kokuları her tarafa yayılır ve onlardan bilginin ışıkları tüm yaratıklar üzerine parlar. Onlardan, yaşam ruhu her yöne eser. Onlar, gerçekten tüm durumlar ve şartlar altında insanın ilerlemesinin sebepleridirler. Hangi bağış bundan daha büyük olabilir?

39 - Ey Tanrı'nın cariyesi! Senin mektubun ulaştı; o şehirdeki bir Mahfilin kuruluşunu yazmıştın.

Sayının azlığına bakmayınız ve daha ziyade temiz yürekleri arayınız. Bir kutsal kişi diğer bin kişiden daha iyidir. Eğer sayılı birkaç kişi sevgi içinde bir mahfilde Melekûtî duygular, Tanrı'ya yönelik sevgiler, gönül temizliği, tam bir kutsallık ve arınmışlık ile toplanarak birbirlerine sonsuz uyum, kardeşlik ve sevinçle davransalar böyle bir kurum bütün dünyaya kendi etkisini gösterecektir. Toplanan bu kişilerin durumları, sözleri ve davranışları ebedî mutluluğun ipucunu ve Melekûtî bağışların örneğini verecektir. Ruhulkudüs onları destekleyecek ve Mele-i Alâ'nın orduları ile arka arkaya yetişen Ebha Melekût'unun melekleri onlara yardım edecektir.

`Melek'ten amaç Tanrı'nın teyidleri ve Tanrısal güçlerdir. Ayrıca melekler, bu aşağı dünyanın bağlarını koparmış, heves ve istek bağlılıklarından kurtulmuş ve İlâhî Dünyaya ve Tanrısal Melekût'a gönül vermiş kutlu kişilerdirler. Onlar, Melekût'tan ve gökseldirler. Onlar, Tanrı'dan olan ve ruhanîdirler. Onlar, Allah'ın feyzinin doğuş yerleridirler. Onlar, ruhanî bağışların kaynaklarıdırlar.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Allah'a hamdolsun, senin sevgili kocan, Melekût bahçesinden esen hoş bir koku almıştır. Şimdi senin, Tanrı sevgisi ile ve gösterdiğin güzel davranışınla onu günden güne daha fazla Emre yaklaştırman gerekir.

San Francisco'da meydana gelen olaylar korkunçtu. Bunun gibi olaylar insanların uyarılmalarına yol açmalı ve onların gönüllerinin bu fani dünyaya olan sevgilerini azaltmalıdır. Çünkü bu aşağı dünya böyle feci olaylara sahiptir ve acı şarabın kadehlerini sunar.

40 - Ey Abdülbaha'nın sevdiği kişiler! Sizin raporlarınızı sonsuz sevinçle okudum. Bunlar, yürekleri neşelendirip canlandırır ve kişileri ferahlandırır. Eğer Rahman'ın esintileri ve Tanrı'nın teyidi sayesinde bu Ruhanî Mahfil çalışmasını devam ettirip sağlamlaşırsa üstün eserler yaratacak ve büyük işleri başaracaktır.

Bu Tanrısal çağ ve kutsal asırda kurulan Ruhanî Mahfillerin örnekleri ve benzerleri geçmiş çağların hiçbirinde gerçekleşmemiştir. Çünkü eski çağların güçlü kurumları toplumun kudretli önderlerinin koruyuculuğu altında idi. Fakat bu Mahfiller Ebha Cemâli'nin koruyuculuğu altındadırlar. O kurumların yardımcısı ve destekleyicisi, ya bir hükümdar, ya bir kral, ya bir dinî önder veyahut da bir yığın halk idi. Fakat bu Ruhanî Mahfillerin dayanağı, koruyucusu, yardımcısı ve ilham vericisi kudretli Tanrı'dır.

Siz bugüne bakmayınız ve gelecek olan zamanı gözünüzün önüne getiriniz. Çekirdek başlangıçta çok ufaktır, fakat sonunda büyük bir ağaç olur. Çekirdeğe değil ağaca, onun çiçeğine, yaprağına ve meyvesine bakmak gerekir.

Hz. İsa'nın zamanını inceleyiniz; küçük bir topluluk O'na inanmışken sonra bakınız o çekirdek nasıl büyük bir ağaç oldu ve nasıl meyveler yetiştirdi. Şimdi ise daha büyük bir olay vardır; çünkü, bu Orduların Rabbı'nın çağrısıdır, bu Diri Kayyum'un Sâfur sesidir, bu dünyanın barışı ve huzurunun ezgisidir, bu çeşitli ülkelerin milletleri arasındaki uzlaşma, iyilik ve doğruluk bayrağıdır, bu Gerçeklik Güneşi'nin ışığıdır, bu tek olan Tanrı'nın ruhaniyetidir. Bu en büyük devir, bütün dünyayı kapsayacak ve sonunda tüm insanlar bu sancağın gölgesinde toplanacaklardır. O halde, Gerçek Çiftçi'nin merhamet eliyle İlâhî tarımsal toprağa saçılan, vericilik yağmurunun bağışından sulanan ve Gerçeklik Güneşi'nin ısısı ve ışığıyla yetiştirilmekte olan bu çekirdeğin önemini kavrayınız.

O halde ey Allah'ın dostları! Sizi böyle bir bağışın ve merhametin doğuş kaynağı yapan biricik Tanrı'ya şükrânlarınızı sununuz. Bu büyük fazıldan ötürü ne mutlu size, müjdeler olsun size.

41 - Ey Misak'ı1 sağlam tutan kimse! Senin ...'ya yazmış olduğun mektup görüldü, onda belirtilen düşünce çok uygundu. New York'un Ruhanî Danışma Mahfili, Chicago'daki ile sonsuz birlik ve uyum içinde olmalıdır ve bu her iki danışma mahfili yayınlanmaya uygun olan konuları birlikte kararlaştırmalıdırlar. Bundan sonra tutanağın bir kopyasını Akkâ'ya gönderip konular burada da onaylanarak geri gönderildikten sonra basılıp yayınlanmalıdır.

Chicago ile New York Ruhanî Mahfillerinin birlik ve dayanışma konusu çok önemlidir; Washington'da ise gereken şekilde bir Mahfil kurulduğu zaman, o iki Mahfil bu Mahfile birlik ve beraberlik elini uzatmalıdırlar. Kısacası, Tanrı'nın isteği, Batıdaki İlâhî dostların ve Rahman'ın cariyelerinin uyum ve birliğinin günden güne daha fazla artmasıdır. Bu böyle olmadıkça iş asla ilerleyemez. Ruhanî Mahfiller, birlik ve uyumun kurulması için en büyük araçları sağlar. Bu konu çok önemlidir ve Tanrısal teyidin mıknatısıdır. Eğer bu İlâhî Sevgili, yani ahbapların birliğinin güzelliği, Ebha Melekût'unun süsüyle tecelli ederse kuşkusuz kısa bir sürede o ülke Ebha Cenneti olacak ve birlik ile beraberlik ışıkları Batıdan tüm dünyaya parlayacaktır.

Biz, insanlık dünyasını Tanrısal birliğin aynasına dönüştürmek üzere hiç dinlenmeden, gece gündüz durmadan, can ve gönülle çalışmaktayız. Acaba Tanrısal ahbaplar bu birliği ne kadar daha fazla yansıtmalıdırlar? Tanrı'nın gerçek dostları Ebha Cemâli'nin -ruhum O'nun ahbaplarına feda- Öğretileri gereğince davranmadıkça bu istek ve arzu açığa çıkmayacak ve parlamayacaktır. Öğretilerden biri şudur: Sevgi ve vefa insanların yüreklerine o dereceye kadar egemen olmalıdır ki; onlar yabancıyı tanıdık görsünler, suçluyu sırdaş saysınlar, tanıdık olmayanı arkadaş bilsinler ve düşmana acı ve paylaşan bir dost gibi baksınlar. Katile yaşam bağışlayan kimse desinler, kendilerinden yüz çevireni kendilerine yönelen kimse gibi saysınlar ve inkâr edene inanan kimseye baktıkları gibi baksınlar. Yani onlar tüm insanlara kendi dostları, tanıdıkları ve din kardeşleri gibi davransınlar.

Eğer bu meşale gereği gibi dünya topluluğunda alevlenirse, yeryüzüne hoş kokuların yayılacağını, yerin yüce ve güzel cennete dönüşeceğini, dünyanın bir VATAN olacağını, çeşitli insanların aynı cinsten ve batı ile doğunun milletleri ve ümmetlerinin tek bir aile gibi olacaklarını göreceksiniz.

Umarım, böyle bir gün doğsun, böyle bir ışık parlasın ve sonsuz güzellikte olan böyle bir yüz kendi örtüsünü kaldırsın.

42 - Ey Ebha Melekût'unun ordularıyla desteklenip birlikte çalışanlar! Ne mutlu size; çünkü Tanrı Kelimesi'nin koruyucu gölgesinde toplandınız, Tanrı Misak'ının sığınağında barındınız, Ebha Cenneti'nde evinizi yapmakla gönüllerinize huzuru getirdiniz, Tanrı İnayeti'nin kaynağından esen tatlı rüzgârla ferahlandınız; Allah'ın Emri'ne hizmet etmeğe, Tanrı Dini'ni yaymağa ve Tanrı Sözü'nü ilerletmeğe kalktınız ve kutsallık sancaklarını yakın ve uzak bölgelerde kaldırdınız.

Baha'nın hayatına and olsun! Gerçekte İlâhî Hakikat'in mükemmel gücü Ruhulkuds'ün feyzlerini size bağışlayacak ve yaratılışın gözü benzeri hiç görülmemiş olan bir kahramanlık göstermenize yardımcı olacaktır.

Ey Misak'ın Birliği! Ebha Cemâli, Misak'ı sağlam tutan ahbaplarını en büyük kuvvetiyle destekleyeceğine ve en şiddetli gücüyle zafere ulaştıracağına söz vermiştir. Pek yakında parlayan kurumunuzun insanların gönülleri ve ruhlarında açık eserler yaratacağını göreceksiniz. Tanrı elbisesinin eteğine sarılınız, tüm çabalarınızı Tanrı Misakı'nın ilerletilmesinde harcayınız, Tanrı sevgisi ateşiyle alevleniniz ve yüreğiniz Abdülbaha'nın gönlünden yayılan tevazu esintileriyle sevinçle çarpsın. Yüreklerinizi güçlendiriniz, adımlarınızı sağlamlaştırınız ve Ebha Melekût'undan üzerinize saçılan ebedî feyzlere güveniniz. Siz, o parlayan mahfilde bir araya geldiğiniz zaman Baha ışıklarının üzerinize saçıldığını kesinlikle biliniz. Bu, sizin birlik, beraberlik, uyum ve bağlılıklarınızı sağlar. Bu, sizi Süreyya yıldızları, ışıldayan bir dizi inciler ve tek bir beden ile ruha sahip kişiler gibi yapar. Bununla, temeliniz kurulur, kanıtınız üstün gelir, yıldızınız parlar ve gönlünüz ferahlanır...

Siz Ruhanî Mahfile girdiğiniz zaman Tanrı'nın sevgisiyle çarpan bir yürek ve Tanrı'nın anısından başka her şeyden arınmış olan bir dille bu duayı okuyunuz ki En Güçlü'nün teyidleri sizi en büyük zafere ulaştırsın:

"İlâhî! İlâhî! Bu görkemli gününde, biz, kendimizi Senden başka her şeyden kesmiş ve Senin Kutsal Yüzüne tam bir bağlılıkla yönelmiş kullarız. Senin Kelimen'i insanlar arasında yükseltmek amacıyla birbirlerimizle uygun bu Ruhanî Mahfilde düşünce ve görüşlerimizde birleştik. Ey Rabbımız! İlâhımız! Bizi, Senin İlâhî yol göstericiliğinin işaretleri, insanlar arasında Ulu emri' nin sancağı ve kudretli Misakı'nın kullarından eyle. Ey bizim Ulular Ulusu Rabbımız! İlâhî Mazharlarının Birliği ve Ebha Melekûtu'nun parlak yıldızlarının ışıkları her diyarın üzerinde parlamaktadır. Ey Rab! Bizi hayret verici rahmet denizi dalgalarının çalkantısı, Ebha yüksekliğinden akan ırmaklardan ve Emir göğünden inen İlâhî Bağ'ın esintileriyle iyi meyve veren ağacın meyvelerinden olabilmemiz için Sen bize yardım eyle. İlâhî! Ruhlarımızı, Senin İlâhî birlik âyetlerine dayanır kıl. Gönüllerimizi bağışının serpintileriyle sevindir ve biz bir denizin dalgaları gibi birleşelim ve parlayan Nurunun ışınları gibi birbirimizi kucaklayalım. Öyle ki, düşüncelerimiz, görüşlerimiz, duygularımız bir hakikat gibi birleşsin ve dünyanın her tarafında birlik aşikâr olsun. Sen cömert, iyilik yapan, verici, güçlü, bağışlayan ve acıyansın.!

43 - Birlikte danışan kişilere gereken ilk şeyler; niyetin temizliği, ruhun aydınlığı, Tanrı'dan başka her şeyden kesilme, Tanrı'nın hoş kokularına gönül verme, ahbaplar arasında alçak gönüllü ve gösterişten uzak olma, belâya karşı sabır ve dayanma gösterme ve Tanrısal Yüce Eşiğe kölelik etmekdir. Onlar bu sıfatları sağlamağı başarınca görünmez Ebha Melekûtu'nun zaferi onları kapsayacaktır.

44 - Üyeler bir dargınlık ve anlaşmazlığa yol açmadan birbirleriyle görüşerek danışmalıdırlar. Bu ise toplantı sırasında herkesin kendi düşüncesini sonsuz özgürlük içinde açıklayarak kanıtlarını ortaya koymakla sağlanır. Eğer biri başkasına karşı çıksa o asla gücenmemelidir, çünkü konular üzerinde tam bir görüşme yapılmadan doğru düşünce belli olmaz. Gerçeğin parlayan kıvılcımı, düşüncelerin çarpmasından doğan ışınıdır. Eğer görüşmelerin sonunda oy birliği sağlanırsa, işte amaca ulaşılmıştır; fakat, Tanrı korusun, bir görüş ayrılığı ortaya çıksa o zaman karar oy çoğunluğuyla alınmalıdır.

45 - Birinci koşul, mahfil üyeleri arasında tam bir sevgi ve uyumun bulunmasıdır. Onlar, birbirlerinden uzak olmaktan kaçınmalı ve Tanrı Birliği'ni kendilerinde göstermelidirler. Çünkü onlar, bir denizin dalgaları, bir ırmağın damlaları, bir göğün yıldızları, bir güneşin ışınları, bir meyve bağının ağaçları ve bir bahçenin çiçekleridirler. Eğer düşüncelerin uyumu ve kesin birlik ortaya gelmezse o topluluk dağılacak ve o mahfil hiçbir işe yaramayacaktır. İkinci koşul, onlar bir araya toplandıkları zaman yüce Melekût'a yönelip Ebha Ufuk'undan yardım dilemelidirler. Ondan sonra onlar sonsuz bir bağlılık, saygı, ağırbaşlılık, ilgi ve itidal ile kendi görüşlerini açıklamalıdırlar. Onlar, her konuda gerçeği aramalı ve kendi düşünceleri üzerinde ısrar etmemelidirler, çünkü, bir görüş üzerindeki inat ve ısrar; sonunda anlaşmazlık ve tartışmaya yol açar ve gerçek saklı kalır. Fakat saygıdeğer üyeler kendi düşüncelerini sonsuz özgürlük içerisinde açıklamalıdır, hiçbir kimsenin bir başkasının düşüncesini küçük düşürmek hakkı asla yoktur; hayır, her birey itidal içerisinde gerçeği söylemeli, eğer bir görüş ayrılığı belirlenirse çoğunluğun oylarına başvurulmalı ve herkes çoğunluğun kararına uyarak ona baş eğmelidir. Yine saygıdeğer üyelerin hiçbirisi, toplantının içinde veya dışında, hiçbir yerde, onaylanan bu karara itiraz edemez ve onu eleştiremez; çünkü bu eleştirme herhangi bir kararın yürütülmesini önler. Kısacası, temiz niyet, sevgi ve uyum içerisinde yapılan işlerin sonucu ışıktır, eğer en ufak sevgisizlik izi ortaya çıksa, bunun sonucu karanlık üzerinde karanlıktır... Eğer öyle olursa o Mahfil Tanrı'nındır; yoksa, Şeytansal soğukluk ile dargınlığın sebebidir... Eğer onlar bu konuda ve bu koşulların uygulanmasında bir gayret gösterseler Ruhulkuds'ün yardımları onlara bağışlanacak; o mahfil Tanrısal bereketlerin merkezi olacak, Göksel ordular onları destekleyecekler ve onlar her gün yeni bir zafere ulaşacaklardır.

46 - Ey Mis akı sağlam tutanlar! Tanrı'nın bağışı sayesinde kurulan ve üyeleri sonsuz bağlılık içinde Tanrı Melekûtu'na yönelik ve Allah'ın Mis akını sağlam tutmuş olan herhangi bir Ruhanî Mahfil, Abdülbaha ile daima manevî haberleşme halindedir. O, tüm yüreğiyle ve ebedî bağlarla onlara bağlıdır. Böylece bu mahfille olan haberleşme içtenlikle, devamlı ve süreklidir.

Her anda sizin için yardım, lûtuf, fazıl ve bağış diliyorum ki Hz. Bahaullah' in teyitleri deniz gibi üzerinize dalgalansın, Gerçeklik Güneş inin ışıkları size saçılsın ve böylece siz hizmet etmeği başarasınız, vericilik kaynağı olasınız, her biriniz tan vaktinde Arz-ı Akdes'e yönelesiniz ve ruhanî duyguları tüm şiddetiyle duyasınız.

47 - Ey gerçek dostlar! Sizin mektubunuz ulaştı ve içeriği büyük bir sevinç yarattı. Tanrı'ya övgüler olsun, siz bir ağırlama hazırlayarak her on dokuz günde bir yapılan ziyafeti uyguladınız. Sonsuz bir sevgiyle kurulan ve katılanları Tanrı Melekûtu'na yönelmiş olan, içinde Tanrısal Öğretilerin konusu konuşulan ve hazır bulunanların ilerlemesini sağlatan her toplantı Tanrısal'dır ve sofrasında bulunan yiyecekler gökseldir.

Umarım, bu ziyafet her on dokuz günde bir uygulansın, çünkü arkadaşlığa sebeptir, birliğe nedendir ve sevginin yaratıcısıdır.

Dünyada çatışma ile kavgaların ne dereceye kadar ulaştıklarını ve milletlerin nasıl büyük sorunlarla karşı karşıya geldiklerini görüyorsunuz, Belki Tanrısal ahbaplar, insanlık dünyasının birlik sancağını kaldırmağı başarırlar, Tanrı Melekûtu'nun tek renkte olan çadırı tüm dünyayı kendi gölgesine alır, yanlış anlamalar milletlerin arasından kalkar ve onlar bir seven ve sevilen gibi birbirlerine davranırlar.

Sizin tüm insanlara şefkât göstermeniz gerekir. Siz herkesin iyiliğini dilemelisiniz, insanlık dünyasının yücelmesi için çalışmalısınız, ölü bedenlere ruh bağışlamalısınız ve Hz. Bahaullah'ın öğretileri gereğince hareket ederek davranmalısınız ve böylece, insanlık âlemini Melekût dünyasına dönüştürebilesiniz.

48 - Ey Kıdem Cemâli'nin sadık kulları! Her devir ve zamanda ziyafet, beğenilen ve sevilen bir şey ve bir sofranın Tanrı'yı sevenler için kurulması övgüye değer bir davranış olmuştur. Özellikle bu büyük devir ve yüce zamanda bu konu çok övülmüştür; çünkü, bunlar gerçekten Tanrı'yı anmak ve O'na tapmak üzere yapılan toplantılar olarak sayılır. Zira, ziyafet toplantılarında Tanrı'nın âyetleri okunur, Tanrısal övgüler ve kasideler söylenir ve kişilerin gönülleri sonsuz bir canlılık kazanır.

Asıl amaç ruh belirtilerinin açığa çıkmasıdır, fakat bu arada katılanların bir yiyecek yemeleri de olağandır, böylece beden dünyası ruh dünyasına uygun olur; vücut, ruhun niteliğini kazanır ve ruhanî nimetler bolca bulunduğu gibi maddî nimetler de mükemmelleşir

Bu güzel hükmü uygulayarak Tanrı ahbapların ruhlarının uyanmalarına, uyarılmalarına ve sevinmelerine sebep olduğunuz için ne mutlu size.

49 - Senin mektubun ulaştı. On dokuz gün ziyafetinin konusunu yazmıştın, sevinç yarattı. Bu toplantılar göksel yiyeceklerin inmesine ve Tanrısal teyidlerin sağlanmasına sebeptirler. Umarım, Ruhulkuds'ün esintileri üzerinize essin, her biriniz güzel ve etkili bir dille ve Tanrı sevgisi dolu bir gönülle büyük topluluklarda ve toplantılarda, Gerçeklik Güneşi'nin doğuşunu ve dünyayı aydınlatan Işığın parlayışını müjdeleyesiniz.

50 - Siz, her Bahai ayındaki ziyafet konusunu sormuştunuz. Bu ziyafetten amaç, arkadaşlık ve sevgi yaratmak, Tanrı'yı anmak, O'na bağış dileyen bir yürekle yalvarmak ve hayırlı işleri yapmağa teşvik etmektir.

Şöyle ki ahbaplar orada Tanrı'yı anarak kutsal âyetleri ve duaları okumalıdırlar.

51 - On dokuz gün ziyafeti yüreklerin çok ferahlanıp sevinmelerine sebeptir. Eğer bu ziyafet gereği gibi uygulanırsa, ahbaplar her on dokuz günde bir yeni bir ruh bularak ruhanî bir güç kazanacaklardır.

52 - Ey Hakk'ın kulu! Tanrı'ya övgüler olsun, her yerde Tanrı ahbapları bulunmakta ve hepsi Yaşam Ağacı'nın gölgesinde toplanmaktadırlar. Allah'ın lûtufları sonsuz bir deniz gibi dalgalanmakta ve Melekût'un inayetleri bahar yağmuru gibi arka arkaya yağmaktadır.

Biz, Tanrı'ya dua ederek O'nun feyzlerini daha fazla artıracak ve O'nun görünmez yardımlarını çoğaltacak sebep ve araçlara başvurmalıyız.

Bu araçların en büyüklerinden biri ise toplumda olan ahbaplarla gerçek bir arkadaşlık ve sevgi içinde bulunmaktır. Nasıl ki söylenmiştir:"En Büyük Hac, kırılan bir gönlü almaktır."

53 - Abdülbaha; onda Allah'ın Sözü konuşulduğu, dünyayı aydınlatan deliller ile kanıtların getirildiği ve Tanrı Misakı'nı bozanların ellerinden Abdülbaha'nın çektiği belâların anlatıldığı tüm toplantılardan gerçekte Tanrı sevgisinin hoş kokularını alır.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Sen politikadan hiç söz etme, senin görevin ruhların yaşamıyla ilgilenmektir; çünkü bu, insanları Tanrısal Dünyasındaki mutluluğa kılavuzlar. Dünyadaki krallar ile hükümetleri iyi sözlerden başka bir şeyle anma. Sen kendi sözlerini ancak Tanrı Melekûtu'nun müjdelerini vermek, Allah' ın Kelimesi'nin etkisini göstermek ve Tanrı Emri'ni kutsamak için kullan. Sen, ebedî mutluluğu, ruhanî sevinç ve neşeyi, Tanrısal nitelikleri, Gerçeklik Güneşi'nin yeryüzü ufuklarından nasıl doğduğunu ve yaşam ruhunun dünya bedenine nasıl üflendiğini anlat.

54 - Siz, ahbapların toplantısından ve orada duyulan sonsuz huzur ve sevincin konusunu yazmıştınız. Kuşkusuz böyledir; çünkü, ruhaniyeti önemseyenlerin toplantısına Hz. Bahaullah tanıktır. Bu böyle olunca kuşkusuz sonsuz bir sevinç ve huzur orada yaratılmış olacaktır.

Bugün herkesin görevi, her anmayı unutup her olayı hatırdan silmektir. Herkesin durumu ve konuştukları bu sözlere uymalıdır:

"Benim yaptığım tüm anmalar ile duaların sözlerini tek bir sözcük et ve benim hayatımın tümünü Senin hizmetinin uğruna geçirt." Demek ki herkes, bütün düşünceleri ile sözlerini Tanrı Emri'nin duyurulması, Tanrı Dini'nin yayılması; insanları Allah'ın sıfatlarınca davranmağa ve tüm insanlığı sevmeğe teşvik etmesi, bütün işlerde arınmışlık kazanılması, insan yaşamının içini ve dışını kutsallaması; doğruluk, özgürlük, canlılık ve sevgi elde edilmesi konuları üzerinde toplamalıdır. Tanrı'yı anmadan başka her anma geçersizdir, O'nun övgüsünden başka her övgü değersizdir. Bugün, yaratılış dünyasını Mele-i Alâ' nın şu şarkısı coşturacaktır:"Ebha Rabb'ıma övgüler olsun!" Bunu biliniz ki bu Tanrısal nağmeden başka hiçbir nağme varlığa etki edemez ve Tanrı Bahçesi' nde gerçeği öten bülbülün bu ötüşünden başka bir melodi gönüllere neşe ve sevinç getiremez. "Dost'un adını söyleyen bu Şarkıcı nerededir?"

55 - Dostlara; bir araya gelmeleri, bir toplantı yaparak orada Tanrı'yı düşünüp anmaları, Cemâl-i Mübarek'in -ruhum O'nun ahbaplarına feda- kutsal eserleri ile yazılarını okumaları yaraşır. Ebha Melekûtu'nun ışıkları ve En Yüce Ufkun ışınları böyle nurlu toplantılarda parlayacaktır. Bu toplantılar, En Yüce Kalem'in tüm köyler ile şehirlerde kurulmasını belirleyip kararlaştırılan Meşrul-ül-Ezkâr'lardır... Bu ruhanî toplantılar sonsuz arınmışlık ve kutsallık içerisinde düzenlenmelidirler ki böylece onun yöresi, yeri ve havasından Ruhulkuds'ün güzel kokuları duyulsun.

56 - Bir yerde toplanarak Tanrı'yı anmakla uğraşan ve Tanrısal sırların konusunda birbirleriyle görüşen bir topluluk kesinlikle Ruhulkuds'ün esintilerinden paylarını alacaktır.

57 - Duyduğumuza göre, Ulu Rabb'i yüceltmeleri için siz kendi evinizi bazen Bahai'lerin toplantılarıyla süsletmek niyetindesiniz... Bu kadarını bil ki, eğer böyle yapsan topraktan olan o ev göksel ve taştan olan o yapı Rahmanî bir toplanma yeri olacaktır.

58 - Siz, mabetlerin hikmetinin ne olduğunu sormuştunuz. Onun hikmeti şudur: Verilen belli bir toplanma saatinde kişiler bir araya gelerek tümü birlik içerisinde dua edeceklerdir ve böylece bu toplanmadan kardeşlik ve birlik duyguları gönüllerde artırılacaktır.

59 - Abdülbaha, o bölgede bir Meşrek-ül-Ezkâr'ın inşa edilmesini çoktan beri arzu ediyordu. Tanrı'ya övgüler olsun, bugünlerdeki ahbapların gayretli girişimlerinin sayesinde bunun müjdesi gelmiştir. Bu hizmet Tanrı'nın Eşiğinde çok beğenilendir. Çünkü Meşrek-ül-Ezkâr, Tanrı ahbaplarının canlandırılmaları ile sevinçlerine sebeptir ve seçkinlerin sebat ile dayanma göstermelerini sağlar.

Bu konu çok önemlidir. Eğer umuma açık bir yerde yapılan bir Mabet binası kötü insanların itirazlarına yol açıyorsa, gizli olarak her yerde kurulmalıdır. Hattâ her köyde, yerin altında olsa bile, bir yer Meşrek-ül-Ezkâr için bulunmalıdır.

Şimdi, Allah'a hamdolsun, siz bunu gerçekleştirmeği başardınız. Seherlerde Tanrı'yı anmakla uğraşıp O'nu övmeye ve yüceltmeye kalkmaktasınız. Meşrek-ül-Ezkâr'ı kurduğunuz için ne mutlu size, müjdeler olsun size! Gerçekten Tanrı'dan dilerim ki sizi vadiler ile tepeler üzerinde dalgalanan kurtuluş sancakları ve yol göstericilik bayrakları yapsın.

60 - Meşrek-ül-Ezkâr, görünürde her ne kadar maddî bir yapıysa da fakat ruhanî bir etkisi vardır, gönülleri birbirlerine bağlar ve insanların bir araya toplanmalarını sağlar. Zuhur'un günleri sırasında hangi şehirde bir mabet kurulmuşsa oradaki ahbapların güvenine, sebatına ve huzuruna yol açmıştı. Çünkü o binalarda, Tanrı sürekli olarak anılmaktaydı ve insan yüreği ancak Tanrı'yı anmakla rahata kavuşur. Suphanallah! Meşrek-ül-Ezkâr'ın binasının yaşamın bütün kısımlarına büyük bir etkisi vardır. Doğuda bu konu denendi ve böyle bir sonuç açığa çıktı. Hattâ eğer ufak bir köyde bir ev Meşrek-ül-Ezkâr olarak adlandırılmışsa başka bir etkisi olurdu; bu iş için özel olarak yapılan binanın tesiri ne kadar daha büyüktür.

61 - Ey Tanrı! Sen, ey Misak'ı tutmakta sebat gösterenleri başarıya ulaştıran, Dünya Işığı'na olan sevgilerini açığa çıkartan, Senin eserlerinin göründüğü yeri ve Senin nurlarının doğuş kaynağı olan Meşrek-ül Ezkâr'a teberrularda bulunmalarını sağlatan Tanrı; hem bu hem de öbür dünyada dine bağlı bu doğru olanlar ve iyilik edenlerin senin kutsal ve arınmış Eşiği'ne yaklaşabilmeleri için Sen onlara yardımcı ol ve göz kamaştırıcı Işığın ile onların yüzlerini aydınlat.

Gerçekte her şeyi bağışlayan cömert Sensin.

62 - Ey benim Melekûtî sevgili kızım! Senin Sayın Dr. Esslemont'a yazmış olduğun mektubunu, o Arz-ı Maksud'a göndermiştir. Onu çok dikkatli olarak okudum. Sen güzel saçını bu dünyadan kesilme ve fedakârlık makasıyla Tanrı Melekûtu'nun yolunda kestiğin için bir yandan çok üzüldüm. Öbür yandan ise o sevgili kızın böyle bir fedakârlıkta bulunarak vücudunun en değerli parçasını Tanrı Emri'nin yoluna sunduğu için çok sevindim. Eğer benden sormuş olsaydın, senin canlı ve güzel saçının bir kılını bile kesmene razı olamazdım ve senin yerine ben Meşrek-ül-Ezkâr için teberruda bulunurdum. Fakat senin bu davranışın sonsuz fedakârlığın yüce bir kanıtıdır. Sen, gerçekte kendi hayatını feda ettin ve büyük ruhanî sonuçlar elde edeceksin. Sen, günden güne ilerleyeceğinden ve sebat ile dayanma gücünün artacağından emin ol. Hz. Bahaullah' ın lütufları seni kapsayacak ve görünmez müjdeler sana arka arkaya gelecektir. Her ne kadar kendi saçını feda ettinse de fakat bir ruh kazanacaksın; her ne kadar vücudun bu fani parçasını kaybettinse de Tanrısal Bağışı bulacaksın, Melekûtî Cemâl'e kavuşacaksın, sonsuz yüceliğe erişeceksin ve ebedî yaşamı kazanacaksın.

63 - Ey kutlu kişiler! Sayın Rahmetullah'a yazılan mektubunuz dikkatle okundu. İçinde "İnanç ve Misak'a gösterilen sebat güçleriyle birçok toplantılar düzenlenmiştir ve ahbaplar her yerde coşkun ve hareketlidirler" diye çeşitli müjdeler iletilmişti.

Abdülbaha, Emrin başlangıç günlerinde bahar yağmurunun feyzinden yeşerip canlanan o kutlu toprağın bugün gül ve çiçek yetiştirmesini son derece arzu ediyor, şimdi bunun gerçekleşmesi herkesi sevindirecektir.

Tanrı'ya övgüler olsun, Allah'ın Emri Doğu ile Batıda öylesine ilerleyip yükselmiştir ki Tanrı'nın hoş kokularının bunca kısa bir sürede tüm bölgelere yayılabileceğini kimse asla düşünemezdi. Bu, ancak Cemâli Mübarek'in mükemmel inayetleri ve arka arkaya yetişen O'nun yardımı ve zafer kazandıran O'nun gücü sayesindedir.

Hayret verici olaylardan biri, Amerika'nın kalbinde bir Meşrek-ül-Ezkâr binasının yapılışına başlanması ve her taraftan bu kutsal Mabede teberruların gönderilmesidir. Bu arada, Manchester şehrinden de saygıdeğer bir bayan teberruda bulunmak istedi.

Fakat dünya malından hiçbir şeyi olmadığından para gönderemezdi, bundan dolayı yüzünü süsleyen çok güzel ve uzun saçlarını kendi eliyle keserek satışa çıkarttı ve bunun parasını Meşrek-ül-Ezkâr için teberru etti.

Bakınız, bayanların gözünde hiçbir şey güzel ve canlı bir saç kadar değerli değildir ve o saygıdeğer bayan bu davranışıyla mükemmel bir fedakârlığın örneğini göstermiştir.

Her ne kadar bu davranış gerekmezdi ve Abdülbaha asla buna razı değildi fakat sonsuz bir fedakârlığın belirtisi olduğundan, Abdülbaha'yı derinden etkiledi. Batıdaki bayanların gözünde saç çok değerlidir ve canlarından daha kıymetlidir; o, bunu Meşrek-ül-Ezkâr'ın uğruna feda etti.

Hz. Resul zamanında O'nun kutlu iradesinin bir ordunun belli bir yöne gönderilmesini arzu ettiği hikâye edilmiştir, bu cihat için teberruda bulunmaları müminlere önerildi. Biri bin devesini buğday yüküyle birlikte bağışladı; öbürü kendi mal varlığının yarısını sundu, bir başkası ise bütün mallarını teberru etti. Bu arada bir avuç hurmadan başka hiçbir şeyi bulunmayan bir yaşlı kadın bunu getirerek kendi teberrusu olarak sundu. Hz. Resul, -ruhum O' na feda- "Bu azıcık hurmanın tüm bağışlananların üzerinde durması için onu verilenlerin en üstünde koyunuz" diye buyurdu. Bunun nedeni ise o yaşlı kadının bu bir avuç hurmadan başka hiçbir mala sahip bulunmayışı idi.

Şimdi de bu saygıdeğer bayanın güzel saçından başka sunabilecek bir şeyi yoktu, onu da Meşrek-ül-Ezkâr'ın uğruna feda etti.

Tanrı Emri'nin ne dereceye kadar güçlü ve etkili olduğuna bakınız! Bir batılı bayan kendi saçını Meşrek-ül-Ezkâr için feda ediyor.

Bunda düşünenler için dersler vardır.

Kısacası, ben Necefabad ahbaplarından çok memnunum, çünkü onlar Emrin doğuşunun ilk günlerinden bugüne dek daima fedakârlık göstermişlerdir.

Zeynul Mukarrebın, kendi hayatı boyunca her zaman Necefabad ahbapları hakkında temiz bir yürekle dua ederek onlar için Tanrı teyidini ve başarı diliyordu.

Tanrı'ya övgüler olsun, o yüce kişinin duaları kabul edildi ve bunun eserleri her tarafta açığa çıktı.

64 - Meşrek-ül-Ezkâr insanlık dünyasındaki kuruluşların en büyüklerinden biridir ve onun ayrıntıları çoktur. Meşrek-ül-Ezkâr bir ibadet yeri olduğu halde hastane, eczane, yolcuların konak yeri, öksüzlerin okulu ve yüksek bilimleri okutan bir üniversite ile de bağlantısı vardır. Her Meşrek-ül-Ezkâr bu beş şey ile bağlantılıdır. Umarım, Amerika'da şimdilik Meşrek-ül-Ezkâr kurulsun ve zamanla hastane, okul, üniversite, eczane ve yolcuların konak yeri de sonsuz düzen içinde yapılsın. Meşrek-ül-Ezkâr'ın ne kadar önem taşıdığı, sadece bir ibadet yeri olmayıp her yönüyle mükemmel olduğunu anlamaları için siz bu konuları İlâhî ahbaplara iyice açıklayınız.

Ey Tanrı'nın sevgili cariyesi! Eğer dünyadan ellerini çekenler, Emre bağlananlar ve Emri duyuranlar için Hz. Bahaullah'ın gölgesinde nasıl yüksek bir makam ayrıldığını bilseydiniz kuşkusuz sonsuz bir neşe ve ferah kazanıp böyle bir yolda yürüdüğünüz ve böyle bir Melekût'a yöneldiğiniz için sevinçten coşarak uçacaktınız.

Mektubumda, "Kendini Tanrı Emri'nin hizmetine ayırt." diye yazdığım ibareden amaç, senin düşünceni Emri duyurmak için ayırman ve gece gündüz Hz. Bahaullah'ın buyrukları, öğütleri ve öğretileri gereğince davranmandır. Bu ise evlenmek için bir engel değildir. Sen kendine bir eş seçerek aynı zamanda da Tanrı Emri'ne hizmet edebilirsin, bunların hiçbiri öbürüne önleyici değildir. Bugünlerin değerini bil ve fırsatı elden kaçırma. Sen, bu karanlık dünyada aydınlatan bir mum ve büyük bir topluluğu doğru yola kılavuzlayan bir kişi olabilmeni Tanrı'dan iste.

65 - Ey Tanrı Melekûtu'nun beğenilen cariyesi! Senin yazdığın mektup ulaştı. İçeriğinden yüksek bir gayretin ve yüce bir amacın bulunduğu anlaşıldı, şöyle ki, Uzak Doğuya seyahat etmeği düşünüyorsun, büyük zorluklara katlanmak istiyorsun ve böylece insanlara yol göstererek Tanrı Melekûtu'nun müjdesini vermeği arzuluyorsun. Bu amaç, Tanrı'nın sevgili cariyesi olan senin pek çok yüksek bir gayrete sahip olduğunu gösterir.

Müjde verilirken bütün milletlerin Mevud'unun zuhur ettiği söylenmelidir. Çünkü tüm milletler ile dinler hepsi bir Mevud'u beklemektedirler ve Hz. Bahaullah herkes tarafından beklenen Mevud'dur. Bundan dolayı Bahaullah'ın Emri, insanlık âleminin birlik çadırının dünyanın doruğunda kurulmasına ve insanoğlunun genel kardeşliği sancağının tüm tepeler ile dağların üzerinde dalgalanmasına yol açacaktır. Sen bu müjdeyi vermek için ağzını açsan işte bu Emri duyurmak için araç olacaktır.

Tasarladığın bu yolculuk çok uzak ülkeleri kapsıyor, fakat bir topluluk bulunmazsa müjdenin orada fazla bir etkisi olmayacaktır. Eğer uygun görsen İran'a bir seyahat yaparak dönüşte Japonya ve Çin'e geç. Bu daha iyi ve güzel görünüyor. Bununla beraber, sence hangisi mümkünse onu uygula, o makbul olacaktır.

66 - Ey yol göstericilik ışığıyla aydınlanan kişi! Tanrı'ya şükret ki O seni Gerçek Işığa kılavuzladı ve seni Ebha Melekût'una girmeğe çağırdı. Senin gözün aydınlandı ve gönlün bir gül bahçesine yöneldi. Ben, senin günden güne kendi inanç ve güvenini artırarak toplantılarda bir meşale gibi parlayıp orada bulunanların üzerinde yol göstericilik ışığını saçabilmen için hakkında dua ediyorum.

Tanrı ahbaplarının katılmalarıyla ışıldayan bir toplantı yapılınca, Abdülbaha orada cismen görünmediği halde canı ve ruhuyla hazırdır. Ben daima Amerika' nın bir yolcusuyum, ruhanî ve aydın dostların yanında ve onlarla birlikteyim. İki kişinin gönülleri arasında bir bağ sağlanırsa, bunlar iki ayrı ülkelerde olsalar bile, mesafenin uzaklığı onların içlerindeki yaklaşmalarını ve birleşmelerini önleyemez. Onun için ben senin yakınında bulunan bir dostum ve senin ruhunla aynı birlik ve uyum içersindeyim.

67 - Ey Melekûtî bayan! Senin New York'tan gönderdiğin mektup ulaştı. İçeriği sevinç yarattı, çünkü, Paris'e bir yolculuk yaparak o karanlık şehirde Tanrı sevgisinin ateşini yakmağı ve oradaki doğa dünyasının karanlığında bir mum gibi yanmağı temiz bir niyet ve sağlam bir iradeyle düşündüğünü gösterdi. Bu yolculuk çok uygun ve övgüye değerdir. Paris'e varınca, birkaç sayılı kişiden olsa bile, bir Misak mahfili kurmalısın ve Misak'ın gücüyle kişileri diriltmelisin.

Paris son derece ruhsuz ve cansız kalmıştır ve bugüne dek bir alev çıkartmamıştır, oysa Fransız milleti hareketli ve yaşayan bir millettir. Fakat doğa dünyası tüm anlamıyla Paris'in üzerine çadırını kurmuş ve dinî duygular yok olmuştur. Ama bu Misak gücü her soğuk olanı ısıtır, her karanlığı aydınlatır ve doğaya tutsak olana Melekûtî bir özgürlük bağışlar.

Şimdi sen, Melekût'tan olan bir güç, Tanrısal bir teyid, bilinçsel bir gayret ve Tanrı sevginin ateşiyle Paris'te hizmete kalk. Gür bir sesle bağır ve sayılı olan bu birkaç kişinin arasında Tanrı Melekûtu'nun övgüsünü kazanacak ve şiddetli teyidleri sağlatacak bir coşku ve sevgiyi ortaya çıkart. Emin ol, eğer böyle yapsan ve Misak'ın bayrağını diksen Paris alev alacaktır. Hz. Bahaullah'ın teyidlerine daima bağlı kal, çünkü O'nun teyidleri damlayı deniz ve sivrisineği kartal yapar.

68 - Ey Ahit ve Misak'ı sağlam tutanlar! Mektubunuz ulaştı ve sizin kutlu adlarınız birer birer okundu. Mektubun içeriği görünmez ilhamlar ve sonsuz feyzler idiler, çünkü ahbapların birliğini ve tüm gönüllerin arasındaki sevgi ve kardeşliği kanıtlıyordu.

Bugün Tanrı'nın verdiği en büyük bağış ahbapların birliği ve uyumudur ki böylece bu birlik ve beraberlik sayesinde insanlık âlemi birliğinin ilerlemesi sağlanıp dünya bu şiddetli düşmanlık ve kinin karanlığından kurtularak Gerçeklik Güneşi tüm ışığıyla parlayabilsin.

Bugün dünyanın bütün halkı bencilliğe kapılmış ve kendi maddî yararlarını ilerletmek için sonsuz çalışma ve çaba içersindedir. Onlar Tanrı'nın Zatı'na ve insanlık dünyasına değil, kendilerine tapıyorlar. Onlar toplumun yararını değil, kendi yararlarını arıyorlar. Bu ise onların doğa dünyasına tutsak olmaları; Tanrısal Öğretilerden, Melekûtî feyzlerden ve Gerçeklik Güneşi'nin ışıklarından habersiz kalmalarından ileri gelir. Şimdi, Tanrı'ya övgüler olsun, siz bu lûtufla bir özellik kazandınız, seçkinlerden oldunuz, göksel öğretilerden haber aldınız, Tanrı Melekûtu'na girdiniz, sonsuz bağışların doğuş yeri oldunuz; Hayat Suyu, Tanrı sevgisi ateşi ve Ruhulkudüs ile vaftiz edildiniz.

O halde, dünya kurumunun aydınlatan mumları, Gerçeklik ufkunun parlayan yıldızları ve Melekût ışıkların yayıcıları olabilmeniz için can ve gönülle çalışınız ki, böylece insanlık âlemi Tanrısal dünyaya dönüşebilsin, aşağı dünya yüce dünyayı yansıtabilsin, Tanrı'nın sevgisi ile Rabb'ın rahmeti kendi çadırını dünyanın doruğunda yükseltebilsin, insanlar gerçeklik denizinin dalgaları olabilsinler, insanlık dünyası tek bir kutlu ağaç haline gelebilsin, birlik âyetlerinin şarkısı okunabilsin ve kutsallık melodisinin sesi Mele-i Alâ' ya ulaşabilsin.

Ben, gece gündüz Tanrı'nın Melekût'una yalvarıp dua ederek sizin için sonsuz başarı ve teyid diliyorum. Siz kendi yetenek ve istidadınıza değil, damlayı deniz ve yıldızı güneş yapan mükemmel feyze, Tanrısal bağışa ve Ruhulkuds'ün gücüne bakınız.

Tanrı'ya övgüler olsun, Mele-i Alâ'nın orduları zafer kazandırır, Melekût'un gücü yardım eder ve destekler. Eğer siz her an buna şükretseniz bile yine de bu lûtufların şükrânını belirtmekten aciz kalacaksınız.

Bakınız, ünleri tüm dünyayı saran büyük kişiler bu göksel feyzden yoksun olduklarından pek yakında hepsi yok olacaklardır; onlardan ne bir ad ve ne de bir işaret, ne bir eser ve ne de bir sonuç kalacaktır. Fakat sizin üzerinize Gerçeklik Güneşi'nin ışınları saçıldığı ve siz ebedî yaşama eriştiğiniz için sonsuza dek varlık ufkundan parlayıp ışıldayacaksınız.

Hz. Petrus bir balıkçı ve Meryem Mecdeliye ise sade bir köylü idi, fakat Hz. İsa'nın lütuflarıyla bambaşka bir özellik kazandıklarından inanç ufkunu aydınlattılar ve ebedî yüceliğin ufkundan şimdiye dek parlayıp gelmişlerdir. Bu makamda yetenek ve istidat göz önüne getirilmemeli ve bu aynaları aydınlatan Gerçeklik Güneşi'nin ışınlarına bakılmalıdır.

Siz beni Amerika'ya davet ediyorsunuz. Ben de o nurlu yüzleri görmeği ve o gerçek dostlarla birlikte olup görüşmeği çok özlüyorum. Fakat beni o ülkeye çekebilecek mıknatıs gücü, ahbapların birliği ile beraberliği, onların Tanrı öğretileri gereğince davranıp hareket etmeleri ve Ahit ile Misak'a sebat göstermeleridir.

Ey Tanrı! Bu topluluk Senin dostlarındandırlar, Senin Cemâli'ne yönelmiş ve Senin sevginle alevlenmişlerdir. Bu kişileri göksel melekler yap, onları Ruhulkuds'ün esintileriyle dirilt, onlara konuşkan bir dil bağışla, sebat gösteren bir yürek ihsan et, göksel güç ver, merhamet bağışlarını üzerlerine saç, onları insanoğlu birliğinin yayıcısı ve insanlık dünyasındaki kardeşlik ve sevginin yaratıcısı et, ki böylece cahilce taassupların tehlikeli karanlığı Gerçeklik Güneşi'nin nurlarıyla kaybolabilsin, bu ışıksız dünya aydınlanabilsin, bu cismanî dünya ruhanî âlemin ışınlarını alabilsin, bu değişik renkler tek bir renge dönüşebilsin ve övgü ezgisinin sesi Senin kutsallık Melekût'una erişebilsin.

Sensin güçlü ve kudretli.

69 - Emri teşkilât hakkında yazmıştın. Bu konudaki Tanrısal öğretiler ve Hz. Bahaullah'ın buyrukları ile öğütleri apaçıktır. Bu Melekûtî bir teşkilâttır, ona uymak gerekir. Ondan azıcık bir sapma ise gerçeğin dışına çıkmaktır.

Benim Amerika'ya yolculuk yapmam konusunda yazmıştın. Eğer işlerin deniz gibi nasıl dalgalandığını bilseydin yolculuk yapma fırsatı bir yana, burada bile dinlenme zamanımın bulunmadığını görecektin. Tanrı isterse, umarım, Hz. Bahaullah'ın inayetiyle düşüncemi ve gönlümü ferahlatacak sebepler meydana gelebilsin, işte o zaman yolculuğa karar vereceğim ve durumu sana bildireceğim.

70 - Ey yanan mum! Senin mektubun ulaştı, Onun içeriği ruhanî bir sevinç yarattı, çünkü ruhanî duyguları ileterek senin gönlünün bağlılığının, Tanrı Melekût'una olan sevgini ve Tanrısal Öğretilere olan aşkını kanıtlıyordu.

Gerçekten yüksek bir gayretin, kutsal ve temiz bir niyetin vardır; Tanrı rızasından başka bir amacın yoktur, sonsuz bağışlardan başka bir şeyden feyz almağı arzu etmiyorsun, Tanrısal öğretileri yaymağı düşünüyorsun ve kavraması zor olan doğaötesi sorunları açıklıyorsun. Hz. Bahaullah'ın lûtufları sayesinde, umarım sen ve saygıdeğer eşin, günden güne sebat ve kararlılığınızı artırasınız ve böylece o yüce ülkede dikilmiş iki sancak ve aydınlatan iki lamba olasınız.

Tanrı sevgisinin mumu Mrs. Maxwell ile birlikte güneye, kuzeye, doğuya ve batıya Ekim ayı için tasarladığınız yolculuk çok uygundur. Eşinizin tam olarak sağlığına kavuşmasını umarım, bu Tanrı'nın sevgili cariyesi ateşin alevi gibidir, gece gündüz Tanrı'ya hizmet etmekten başka bir düşüncesi yoktur. Siz şimdi kuzey illere ve kışın ise güney illere yolculuk yapınız. Sizin hizmetiniz, toplantılarda çok güzel ve etkili bir şekilde Tanrısal öğretileri konuşup onları yaymanızdır. Eğer mümkünse bir ara Hawaiian Adalarına da bir seyahat düzenleyiniz.

Meydana gelmiş olan tüm olaylar, elli yıl önce inen, basılan ve bütün dünyada yayımlanan Hz. Bahaullah'ın öğretileri bu çağın ışığı ve bu asrın ruhudur. Onları birer birer her yerde açıklayınız.

Birincisi, gerçeği aramaktır,
İkincisi, insanlık dünyasının birliğidir,
Üçüncüsü, genel barıştır,

Dördüncüsü, bilim ve vahyin birbirlerine uymasıdır,

Beşincisi, ırksal, dinî, dünyasal ve siyasal taassupların terk edilmesidir, çünkü bu taassuplar insanlık temelinin yıkıcısıdırlar,

Altıncısı, hak ve adalettir,

Yedincisi, ahlâkın düzeltilmesi ve göksel eğitimdir,

Sekizincisi, kadın ve erkek eşitliğidir,

Dokuzuncusu, bilgi ve eğitimin yaygınlaştırılmasıdır,

Onuncusu, iktisat sorunudur,

ve bunlar gibi başka öğretiler. Kişilerin yol gösterici ışığa yönelmeleri ve Hz. Bahaullah'ın eteğine yapışmaları için çaba gösteriniz.

İlişikteki mektup okundu. İnsan ruhu arınmışlık kazanınca ruhanî bağlantılar kurularak bu bağlantılardan bilinçsel duygular ortaya çıkacaktır. İnsanın gönlü aynaya benzer. O temizlenince gönüller arasında uyum ve yansımalar sağlanmış olacak ve ruhanî duygular meydana gelecektir. Bu aynen rüya dünyasında olduğu gibidir; insan rüya âlemindeyken duyulur şeylerden arınmıştır ve ruhun idrakları ortaya çıkar. Nice hayret verici yasalar geçerli olur, nice büyük keşifler sağlanır ve belki de ayrıntılı haberleşmeler gerçekleşir.

Son olarak, umarım, ahbaplar Chicago'da birlik içerisinde olsunlar ve orayı aydınlatsınlar. Çünkü bu Emir başlangıçta Chicago'da ilân edildi ve o şehir bu üstünlüğe sahiptir. Bu yüzden ona saygı gösterilmelidir, şayet, Tanrı isterse, bu şehir tüm ruhanî hastalıklardan kurtularak genel bir sağlığa kavuşup Ahit ile Misak'ın merkezi olabilsin.

71 - Ey Tanrı'nın sevgili cariyesi! Senin mektubun ulaştı ve içeriğinden ahbapların sonsuz bir güç ve canlılıkla göksel öğretileri yaymakla uğraştıkları belli oldu. Bu haber büyük bir sevinç ve neşeye yol açtı. Çünkü her çağın bir ruhu vardır, bu parlayan çağın ruhu ise Hz. Bahaullah'ın öğretileridir. Zira bunlar, insanlık dünyasının birliğinin kurucusu ve genel kardeşliğin yayıcısıdırlar. Bunların temeli bilim ile dinin birliği ve gerçeğin araştırılması üzerine kurulmuştur. Bunlar, dinin insanlar arasındaki dostluğa, sevgiye ve uzlaşmaya neden olması gerekliliğini açıklarlar. Bunlar, kadın ve erkek arasındaki eşitliği kurarak tüm bireylerin mutluluğu için gerekli olan iktisadî ilkeleri ileri sürerler. Bunlar, herkesin mümkün olduğu kadar bilimden kendi payını alabilmesi için genel eğitim ve öğretimi yayarlar. Bunlar; dinî, ırksal, siyasal, vatansal, iktisadî ve buna benzer taassupları geçersiz kılarak ortadan kaldırırlar. Levihlerde verilen öğretiler, bu devirdeki insanlık dünyasının yaşamına ve aydınlanmasına sebeptirler. Bu öğretileri yaymağa kalkan her kimse Tanrı Melekût'u tarafından desteklenecektir.

O ülkenin cumhurbaşkanı Dr. Wilson, gerçekten Tanrı Melekût'una hizmet etmektedir, çünkü, hiç dinlenmeden gece gündüz tüm insanların haklarının korunup güvence altına alınması için çaba göstermekte ve küçük milletlerin bile büyük milletler gibi hak ve adaletin himayesinin altına girerek huzur ve barışa kavuşmaları için çalışmaktadır. Bu gaye çok yücedir. Umarım, eşsiz Tanrı böyle kişileri her hususta destekleyip başarıyla ulaştırsın.

72 - Ey gerçek dost! Tanrı okulunda ruhun derslerini oku ve sevgi Öğretmen' inden gerçekler ve anlamları öğren. Melekût'un sırlarını ara ve Tanrı feyzleri konusunda konuş.

Bilim ve fen öğrenimi insanlık dünyasının en yüce onuru olmasına rağmen, eğer bu insansal ırmak en büyük Deniz'e bağlanıp Kıdem'in feyzinden yararlanırsa işte o zaman kendi yüksek değerini kazanacaktır. Böylece her öğretmen sonsuz bir deniz ve her öğrenci bilim ve irfanın kaynağı olacaktır. O halde eğer bilimin öğrenimi, Bilimlerin Sahibi olan Cemâl'e giden yolu gösterirse, işte bu en güzelidir; fakat böyle değilse, bu damla insanı bol feyzden yoksun ettirebilir; çünkü böyle bir bilgi kibir ve gurur yaratır, yanlışlığa ve Tanrı'ya kayıtsız kalmağa yol açar.

Bu dünyanın bilimleri gerçeğin damlacıklarıdırlar, o halde eğer gerçeğin yolunu göstermezlerse, mecazdan ne sonuç ve meyve sağlanabilir? Hak olan Tanrı' ya and olsun! Eğer bilim, Belli Olan'a erişebilmenin aracı olmazsa aşikâr bir hüsrandır.

Senin bilimleri öğrenmen ve Belli Olan Cemâl'e yönelmen gereklidir ki böylece sen, dünyadaki insanlar arasında kurtuluş yolunu gösteren işarete ve sırlara erişenler, ışıkların Melekût'una girenler, saklı sır ve korunmuş simgeyi anlayanlar hariç olmak üzere başka hiçbir kimsenin akıl erdiremediği, dairenin anlama merkezi olabilesin.

73 - Ey Melekût'un kızı! Mektubun ulaştı ve içeriğinden, senin tüm düşünceni sadece sırların Melekût'undan ışıklar almak yönüne çevirmiş olduğun anlaşıldı. İnsanın düşüncesi dağınık olduğu sürece asla bir sonuç sağlanamaz, fakat düşünceler bir noktada toplanırsa büyük neticeler meydana gelir.

Örneğin, güneşin ışığı düz bir aynada yansıdığı zaman tam bir etkisi bulunmadığı halde aynı ışık içbükey bir aynaya veya dışbükey bir merceğe düştüğü zaman bütün ısısı bir noktada toplanacak ve o noktada ateşten yüksek bir yakıcı güç olacaktır. O halde düşüncenin etkileyici bir güce erişebilmesi için bir noktada toplanması gerekir.

Sen, Rızvan Gününde bir toplantı düzenleyerek bir bayram havası yaratıp ve o toplantıda hazır bulunanların sonsuz bir sevinç ve neşe içerisinde Levihler okumalarını ve o günde okunmak üzere benim bir mektup göndermemi arzu etmiştin. Mektubum aşağıdadır:

Ey dostlar ve Rahman'ın cariyeleri! Bugün, Gerçeklik Güneşi'nin varlık ufkundan doğduğu, ışığı parladığı ve ışınları saçıldığı bir gündür. O, bu gücüyle yoğun bulutları dağıtarak sonsuz bir parlayışla dünya göklerini aydınlatmıştır. İşte bu yüzden yaratıklarda yeni bir canlılık görüyorsunuz.

Bakınız, bu çağda bilim ve tekniğin alanı ne dereceye kadar genişlemiştir, nice hayret verici keşifler ve sanayi ortaya çıkmış, düşünce güçleri nasıl ilerlemiş ve nice büyük icatlar meydana gelmiştir.

Bu çağ, başka yüz çağa bedeldir, eğer yüz çağın eserlerini bir yana ve çağımızın eserlerini ise başka bir yana toplarsanız, bu çağın getirdikleri geçmiş olan yüz çağın eserlerinden daha üstündür. Örneğin, eğer geçmiş asırlarda yazılan kitaplar ve risalelerle bu çağda yazılanları karşılaştırırsanız, bu çağdaki kitapların sayısı geçmişin iki mislisidir. Bakınız, dünya Güneş'inin ışıkları varlıkların gerçekleri üzerinde nasıl bir etki yapmıştır.

Fakat ne yazık ki gözler görmüyor, kulaklar duymuyor ve akıllar ile gönüller bu en büyük bağıştan habersizdirler. O halde siz, uykuda olanların uyanabilmeleri, körlerin görür göze kavuşabilmeleri ve ölülerin dirilebilmeleri için tüm can ve gönlünüzle çaba gösteriniz.

74 - Ey Ebha Cemâli'nin güzel sesli kuşu! Bu yepyeni devir, kuruntuların perdelerini yırtmış ve Doğu halkının taassuplarını mahkûm etmiştir. Bazı Doğu milletleri arasında müzik kötü sayılmıştı; fakat bu yepyeni çağda, Belirgin Işık, Kendi Kutsal Levihlerinde müzik ve şarkının ruhlar ve gönüllere ruhanî bir gıda olduğunu özellikle açıklamıştır.

Müzik sanatı, övgüye değer sanatlardan biridir ve üzgün yürekleri canlandırır. O halde ey Şehnaz ruh verici güzel bir ahenkle Tanrı'nın sözlerini ve âyetlerini toplantılarda oku ve çal ki bunu duyanların gönülleri üzüntü ve kederin bağlarından kurtularak yürekleri ve ruhları heyecana gelebilsin ve onlar alçak gönüllülük içerisinde Ebha Melekût'una dua edebilsinler.

75 - Zenci ve beyaz arasında kardeşlik ve uyum yaratmağa can ve gönülle çalışınız ve Bahai dünyasının birliğini ispatlayarak bunda renklerin asla üstün bir yeri olmadığını ve kalplerin önem taşıdığını gösteriniz. Tanrı'ya övgüler olsun, ahbapların gönülleri birlik ve beraberlik içerisindedir; gerçi bunların biri Doğulu, biri Batılı, biri Güneyli ve biri Kuzeylidir veya biri Alman, öbürü Fransız, ötekisi Japon ve bir başkası Amerikalıdır veyahut da biri beyaz, biri siyah, öbürü kızıl, biri sarı ve bir başkası esmerdir. Bahai Dininde renklerin, vatanların ve ırkların çeşitli oluşu bir önem taşımıyor, gerçekte Bahai birliği her şeye galiptir ve bütün bu kuruntuları yok eder.

76 - Ey aydın bir yüreğe sahip olan kişi! Sen, ışığın kaynağı olan gözbebeğine benzersin, çünkü yüreğinde Tanrı sevgisinin ışığı parlamıştır ve Tanrı Melekût'una yönelmişsin.

Amerika'da siyah ve beyaz arasında şiddetli bir nefret hüküm sürüyor; fakat umarım, Melekût'un gücü bunları uzlaştırıp aralarında bir kardeşlik yaratsın.

İnsanın rengine değil, gönlüne bakınız. Eğer gönül aydınsa, o kişi Ulu Tanrı' nın Eşiğine yakındır, aksi halde, ister beyaz olsun ister siyah, kişi kendi Tanrı'sından gafildir.

77 - Ey Tanrı'nın saygıdeğer cariyesi! Los Angeles'tan gönderdiğin mektubun ulaştı. Hizmet etmeği başarıp insanlık dünyasının birliğinin yayılmasına yol açarak ve böylece insanlar arasındaki ayrılıkları ortadan kaldırarak milletlerin birlik çadırının gölgesini tüm bölgelere yaymaya çalıştığın için Tanrı'ya şükret. Böyle bir birlik bulunmadan genel bir huzur, barış, asayiş ve dostluk sağlanamaz. Bu aydın çağ, buna gerek duyuyor ve onu kazanma yeteneğini taşıyor. Her çağda, o çağın gereklerine göre bir konu önemlidir ve Tanrı desteğini görür. Bu parlayan çağda ise insanlık dünyasının birliği bu desteği görmektedir. Bu birliğe hizmet eden her kimse, kuşkusuz desteklenecek ve başarı kazanacaktır.

Senin toplantılarda duaları güzel bir sesle terennüm ederek herkesin sevinç ve neşesine sebep olmanı umarım.

78 - Ey yüreği temiz, ruhu yüce, kişiliği eşsiz ve yüzü güzel olan şahıs! Senin son derece güzel ve mükemmel bedeninin şeklini gösteren fotoğrafın ulaştı. Senin vücudun kara, karakterin ise aktır. Sen, siyah fakat ışığın kaynağı olan ve varlık dünyasının görülmesini sağlayan gözbebeğine benzersin.

Ben seni hiç unutmadım ve asla da unutmayacağım. Tanrı'dan dilerim ki seni insanlar arasında Kendi bağışının simgesi etsin; şefkâtli Rab senin yüzünü Kendi lûtuflarının ışığıyla aydınlatsın ve tüm geçmiş çağlar ve asırlardan üstün olan bu çağda seni Kendi'sini sevmek için seçsin.

79 - Ey saygıdeğer şahıs! Sizin "Servetin Müjdesi" adlı eserinizi okudum, onda gerçekten insanlığın huzuru için uygun ve sağlam tavsiyeler vardı.

Kısacası, Hz. Bahaullah'ın Öğretilerinde müvasat (Yardımlaşma-başkasının yararını kendininkinden üstün saymak) vardır, bu ise eşitlikten daha büyüktür. Çünkü eşitlik mecburi fakat müvasat kişinin isteğine bağlı olan bir iştir.

Bir insanın mecburi olarak değil, gönüllü olarak iyi bir iş yapması yetkinliktir. Müvasat ise gönüllü olarak yapılan bir iştir, şöyle ki, zenginler yoksullara bağış ellerini uzatarak mali yardımda bulunmalıdırlar; fakat bu işi yoksulların onları zorladıklarından dolayı değil, ancak kendi istek ve arzuları ile bunu uygulamalıdırlar. Çünkü zorlamadan anlaşmazlıklar doğar ve toplumdaki işlerin düzeni bozulur. Fakat kendi isteğiyle bir malı paylaşmak olan müvasat toplumun huzur ve barışına yol açar, dünyanın aydınlığına ve insanlığın yücelmesine sebeptir.

Amerika'nın çeşitli şehirlerine yaptığım seyahatim sırasında sizin hayırseverlik eserlerinizi bazı üniversitelerde, barış kurullarında ve bilgi artıran kurumlarda görmüştüm. Bundan dolayı hakkınızda dua ederek göksel bereket ve bağışların sizi daima kapsamasını ve Doğu ile Batıda hayırseverlik işleri yapmanızı dilerim, ki böylece siz, Tanrı'nın Melekût'unu aydınlatan bir mum gibi olasınız, ebedî bir yaşam ve yücelik kazanasınız ve ölümsüzlük ufkundan bir yıldız gibi parlayasınız.

80 - Ey Tanrı'ya yönelen! Senin mektubun ulaştı. İçeriğinden senin yoksullara hizmet etme isteğin belirlendi. Hangi istek bundan daha iyidir! Melekût'tan olan kişilerin sonsuz isteği, yoksullara bir hizmette bulunmayı başarmak, fakirlerle ilgilenmek, düşkünlere şefkât göstermek ve kendi yaşamlarının bir meyve vermesini sağlamaktır. Senin böyle bir isteğin olduğu için ne mutlu sana.

Kendi iki çocuğuna benim tarafımdan sonsuz sevgi ve şefkât göster. Onların mektupları ulaştı, fakat zamanım olmadığından ötürü onlara ayrı ayrı mektuplar yazmak mümkün değildir. Tarafımdan sen sonsuz sevgimi ilet.

81 - Savaş günlerinde yoksullara hizmet etmiş ve Kızıl Haç'ta çalışmış olanların hizmetleri Tanrı'nın Melekût'unda çok beğenilen ve onların ebedî yaşamlarına nedendir. Bu müjdeyi onlara veriniz.

82 - Ey Misak'ta sebat gösteren! Mektubun ulaştı. Hapiste olan o şahıs için iyi bir çaba gösterdin, eğer bir sonuç sağlanabilirse. Bununla beraber ona şunları söyle:"Dünya halkının tümü, sonsuza dek kalıcı olan, doğa zindanında tutukludurlar. Şimdi eğer sen geçici bir zindanda bulunuyorsan üzülme, senin doğa zindanından kurtulmanı ve ebedî yaşamın sarayına ulaşmanı umarım. Gece gündüz Tanrı'ya dua et, af ve yarlıgalama dile. Tanrı'nın gücü her sorunu çözer."

83 - Sen Abdülbaha tarafından kendi saygıdeğer karına benim Ebha selamlarımı ilet ve şöyle de: Hapiste olanlara sevgi göstermek, onları eğitmek ve onlara öğretmek çok önemli bir iştir. Sen bu hususta bir gayret göstererek bazı tutukluları uyandırıp onların Tanrı Melekût'una yönelmelerine sebep olduğun için bu övgüye değer davranışın çok uygundur. Bu işe kesinlikle devam et. San Quentin'in cezaevinde tutuklu olan o iki kişiye benim tarafımdan şefkât göster ve onlara, "Hapishane akıllı şahıslar için öğretim ve gelişme okuludur. Siz ahlâk düzelişi ve bilim öğrenimi konularında ünlü kişiler olmak için can ve gönülle çalışınız." diye söyle.

84 - Ey Tanrı'nın sevgili cariyesi! Mektubun ulaştı ve içeriği belli oldu.

Halk arasında evlenme, cisimsel bir bağdan ibarettir ve sonunda cisimsel ayrılmanın mukadder olduğundan bu birleşme ve dayanışma geçicidir.

Fakat Baha Ehli'nin evlenmesi, hem cisimsel ve hem ruhsal, her ikisinin birleşimi olmalıdır; çünkü karı ile koca her ikisi aynı kadehden sarhoş, aynı eşsiz Yüz'e aşık, aynı ruhtan diri ve aynı ışıktan aydındırlar. Onların arasındaki bu bağ ruhanî olduğundan ötürü ebedî bir birliktir. Ayrıca cisimsel dünyada da onların sağlam ve kuvvetli bağları vardır. Eğer evlenmenin temeli, hem beden ve hem ruh, her ikisinin üzerinde kurulursa işte o gerçek bir beraberliktir ve bundan dolayı ebedîdir. Fakat eğer bu, sadece bedensel bir bağ ise kuşkusuz geçici olup sonunda ayrılmakla son bulacaktır.

O halde Baha Ehli evlenince, onlar arasında gerçek bir birlik ve manevî bir bağlılık sağlanmalı, bedensel ve ruhsal olarak bir araya gelmelidirler ki böylece, yaşamın tüm aşamalarında ve Tanrı'nın bütün dünyalarında bu birleşme ebedî olabilsin; çünkü bu gerçek birlik Tanrı sevgisinin ışığının bir tecellisidir.

Aynı şekilde, eğer kişiler gerçek müminler olabilseler aralarında ruhanî bir bağlılık doğar ve birbirlerine semavî bir şefkât gösterirler. Onların tümü Tanrı sevgisinin kadehinden sarhoş olacaklar ve kuşkusuz bu birlik ve bağlılık da ebedî olacaktır. Kendilerini unutan, insanlık dünyasının eksikliklerinden arınan ve dünyevî bağlardan kurtulan kimseler şüphesiz Tanrı'nın birlik ışıklarının parlayışından aydınlanacaklar ve ebedî âlemde gerçek bir birliğe erişeceklerdir.

85 - Tanrı Yasası gereğince evlenmenin konusuna gelince: İlk önce sen birini beğenmelisin, ondan sonra anne ve babanın buna rıza göstermelerine bağlıdır. Sen birini seçmeden önce, onların buna karışma hakları yoktur.

86 - Bahai evliliği, iki taraf arasındaki bağlantıdan ve gönüller ile düşüncelerin karşılıklı bağlılığından ibarettir. Fakat her iki taraf, son derece dikkat ederek birbirlerinin huylarını tanımalıdırlar ve aralarında bozulmaz bir anlaşma ve ebedî bir bağ sağlanmalıdır. Onların amacı, birbirlerine sevgi göstererek eşlik etmek, birlik içerisinde bulunmak ve ölümsüz hayata kavuşmak olmalıdır...

Bahai'lerin gerçek evliliği şöyledir: Karı ile koca bedensel ve ruhsal olarak birleşmelidirler, ki böylece, Tanrı'nın tüm dünyalarında ebedî bir birlik içinde bulunup birbirlerinin ruhanî yaşamlarını ilerletebilsinler. İşte budur Bahai evliliği.

87 - Ey Cemâli Mübarek'in uğruna kendisini feda edenden kalan hatıra! Senin o parlayan yaprakla yaptığın evlenmenin çok sevindirici haberi bugünlerde ulaştı ve Tanrısal topluluktaki kişilerin gönüllerini sonsuz bir neşeyle doldurdu. Bu evlenmenin dostların yüreklerini ferahlandırarak ebedî bir bağlılık olması ve ondan sonsuz sonuçlar ve meyveler doğması için tam bir alçak gönüllülükle Tanrı Eşiği'ne yalvarıldı.

Her çeşit zarar ayrılmadan doğar, fakat yaratıkların birleşmelerinden daima övgüye değer sonuçlar sağlanır. Varlıkların en ufak parçalarındaki birleşme Tanrı'nın bağışı ve fazlının açığa çıkmasına nedendir ve mertebeler yükseldikçe birleşmenin önemi de daha fazla artmış olacaktır. "Bütün çiftleri Yaradan suphandır; o çiftler ki yer, onun içindeki insanlar ve akıl erdirilemeyen şeyler ondan meydana gelmiştir." İki insan arasındaki birleşme, özellikle Tanrı sevgisiyle gerçekleşirse, en üstünü olacaktır, bundan asıl birlik tecelli edecek ve göksel bir sevgi doğacaktır. Sizinki gibi böyle bir evlenme, kuşkusuz Tanrı lûtuflarının bağışlanmasına yol açar. Onun için sizi tebrik edip kutlu olmasını dileyerek bu düğünün herkesi sevindirmesini ve bu şölenin Göksel birlikle süslenmesini Cemâli Mübarek'in yardımı ve bağışından rica ederiz.

Ey Tanrım! Ey Tanrım! Bu iki parlayan ay Senin sevginde birleşip Senin kutsallık Eşiğine olan kullukta ortaklaşarak Senin Emri'ne hizmet etmek için sözleştiler. Bu evliliği Kendi feyzlerinin bir tecellisi yap, ey Rahman olan Rab; Kendi cömertlik ışıklarından ona saç, ey Kerim, ey Bağışlayan; Kendi bol vericilik bulutundan o ağaca yağdır ki ondan yemyeşil ve güzel dallar yetişebilsin.

Gerçekten Sensin cömert, Sensin büyük, Sensin esirgeyen ve Sensin acıyan.

88 - Ey sevgili iki çocuğum! Sizin evlenmenizin haberini duyunca son derece memnun oldum ve sevindim. Tanrı'ya övgüler olsun, o iki vefalı kuş bir yuvada barındılar. Onların saygıdeğer bir aile kurmalarını Tanrı'dan dilerim, çünkü evlenmenin önemi çok bereketli bir ailenin meydana gelişindedir, ki böylece, onlar sonsuz sevinç içerisinde mumlar gibi insanlık dünyasını aydınlatabilsinler. Zira bu dünyanın aydınlığı insan varlığına bağlıdır. Eğer bu dünyada insan bulunmasaydı dünya meyvesiz bir ağaca benzeyecekti. Şimdi umarım, siz ikiniz bir ağaç gibi olabilesiniz, inayet bulutunun serpintilerinden canlılık ve sevimlilik kazanabilesiniz, çiçek açıp meyve yetiştirebilesiniz ve böylelikle soyunuz sonsuza dek sürüp kalabilsin.

Ebha'nın Baha'sı üzerinize olsun.

89 - Ey Misak'ı sağlam tutan! Yazmış olduğun 2 Mayıs 1919 tarihli mektubun ulaştı. Allah'a şükret ki imtihan zamanlarında sebat göstererek dayanabilmektesin ve Ebha Melekût'una sarılmaktasın. Sen hiçbir belâdan sarsılmamakta ve hiçbir felâketten yılmamaktasın. Bir insan sınanmadıkça, halis altın sahtesinden ayırt edilemez. Şiddetli sıkıntı imtihan ateşidir ve bunda halis altın parlayacak, sahtesi ise yanıp kararacaktır. Şimdi Tanrı'ya şükürler olsun, sen imtihanda sebatlı ve dayanıklısın ve asla sarsılmamaktasın.

Senin karın seninle uyum içerisinde bulunmadığı halde, Tanrı'ya övgüler olsun, Ebha Cemâli senden razıdır ve senin üzerine Kendi sonsuz inayeti ve lütuflarını bağışlamaktadır. Bununla beraber, gücün yettiği kadar karına saygı ve sabırla davran ki, o değişebilsin ve yüreği aydınlanabilsin. Tebliğ için yaptığın bağış çok makbule geçmiştir, o sonsuza dek Tanrı'nın Melekût' unda anılacaktır, çünkü hoş kokuların yayılmasına ve Tanrı Sözü'nün yücelmesine sebeptir.

90 - Ey Tanrım! Ey Tanrım! İşte Senin cariyen, Sana yalvararak Sana tevekkül edip Sana yönelmiştir; Senin göksel lütuflarının onun üzerini kapsamasını, Senin ruhanî sırlarının ona ifşa edilmesini ve Senin Tanrısal ışıklarının ona saçılmasını diler.

Ey Rabbım! Kocamın gözlerini nurlandır. Onun yüreğini Seni tanıma ışığıyla ferahlandır, onun gönlünü Kendi parlayan güzelliğine çek, onun ruhunu Kendi ışıldayan nurunla sevindir.

Ey Rabb'ım! Onun gözünün önünden perdeyi kaldır. Kendi bol bağışını üzerine saç, onu Kendi sevgi şarabından sarhoş et; onu, ruhu gökte uçan fakat kendisi yerde yürüyen Senin meleklerinden biri eyle. Onu Kendi irfan ışığınla halk arasında parlayan bir lamba yap.

Gerçekten Sen bağışlayan, aziz ve cömertsin.

91 - Ey yalvarı ve yakarı ile Tanrı Melekût'una yönelen! Ne mutlu sana, çünkü, senin gönlün Tanrı Güzelliğine çekildi, irfan ışığıyla aydınlandı ve onda Melekût ışınları parladı. Bil ki, Allah her bir durumda seninledir. O seni dünyevî işlerden korur ve seni Kendi yüce hizmet alanında çalışan bir cariye yapar...

Senin saygıdeğer kocana gelince: Ona en iyi şekilde davranman, isteğine saygı göstermen ve onunla tüm durumlarda uzlaşman gerekir ki böylece, senin Tanrı Melekût'una yönelmenin sayesinde ona olan şefkâtinin arttığını, Allah'a olan sevginin çoğaldığını ve tüm hallerde onun istekleriyle ilgilendiğini görebilsin.

Tanrı'dan, seni Kendi sevgisinde sabit kılmasını ve her yere O'nun hoş kokulu kutsal esintilerini yaymakta başarılı olmanı yalvararak dilerim.

92 - Ey Allah'a inanan iki kişi! Eşsiz Tanrı, kadın ile erkeği sonsuz sevgi içerisinde birbirlerine eşlik ederek yaşamak ve tek bir ruh halinde bulunmak üzere yaratmıştır. Kadın ve erkek iki yakın dost ve arkadaştırlar ve birbirlerinin yararıyla ilgilenmelidirler.

Eğer böyle olsalar, sonsuz sevinç, mutluluk, can ve gönül rahatlığıyla bu dünyada yaşayıp göksel Melekût'ta ise Tanrı'nın lütuflarını kazanacaklardır. Yoksa, son derece acı içinde yaşantılarını sürdürüp her an ölmeği arzu ederek İlâhî âlemde de utanç duyacaklardır.

O halde, bir yuvada yaşayan iki güvercin gibi birbirlerinize can ve gönülle davranmağa çalışınız. İşte budur iki dünyanın mutluluğu.

93 - Ey Tanrı'nın cariyesi! Allah'ın cariyesi olan her kadının dünya imparatoriçelerinden üstün bir onuru vardır; çünkü, Tanrı'ya mensuptur ve onun saltanatı ebedîdir, oysa dünya imparatoriçelerinin isim ve ünlerini bir avuç toprak silip götürür. Başka bir deyişle, onlar mezarlarına girer girmez yok olup gideceklerdir. Fakat Melekût'tan olan cariyelerin, çağlar ve nesillerin etki edemeyeceği ölümsüz bir saltanatları vardır.

Hz. İsa'nın zamanından bugüne dek nice imparatoriçelerin gelip geçtikleri üzerinde düşün. Onların her biri bir ülkenin hükümdarı idiler, ama şimdi adları ve şöhretleri büsbütün unutulmuştur; Meryem Mecdeliye ise basit bir köylü kadın fakat Tanrı'nın bir cariyesi olduğundan onun yıldızı ebedî yüceliğin ufkundan hâlâ parlamaktadır. O halde, gücün yettiği kadar Tanrı'nın bir cariyesi olmağa çalış.

Konvenşın'ı övmüştün. Bu Konvenşın gelecekte önem kazanacaktır, çünkü, Tanrı Melekût'una ve insanlık dünyasına hizmet eder. O, genel barışın yayıcısı ve insanlık birliğinin kurucusudur. O, insanları dinî, ırksal ve dünyevî taassuplardan kurtararak tek bir renkte olan Tanrısal Çadırı'n gölgesinde toplayıp barındırır. O halde, Konvenşın'da hazır bulunup Tanrı'nın öğretilerini dinlediğin için Allah'a şükürler sun.

94 - Ey Ebha Cemâli'nin cariyeleri! Mektubunuz ulaştı ve okunmasından büyük bir sevinç meydana geldi. Tanrı'ya övgüler olsun ki o inanan kadınlar tebliğle ilgili dersleri almak, Tanrı'nın hoş kokularını yaymak ve çocukların terbiyesi üzerinde düşünmek için toplantılar düzenlemişlerdir.

Bu topluluk sırf ruhanî olmalıdır. Şöyle ki, görüşmeler Gerçeklik Güneşi'nin doğuşunu kanıtlayan açık ve kesin delillerin konusu üzerinde yapılmalıdır. Ayrıca, kız çocukların eğitimini sağlatan, onlara bilimleri, yaşantı yollarını, iyi ahlâkı, güzel davranışı, iffet ile ismeti, sebat ile dayanmayı, irade gücünü, niyetin kararlılığını, ev işlerinin yönetimini, çocukların terbiyesini ve kızlar için gerekli olan başka hususları öğreten konular üzerinde durulmalıdır. Ve böylece bu kızlar yetkinliklerin kalesinde ve güzel ahlâkın merkezinde büyüyüp yetişerek ilerde anne olduklarında kendi çocuklarını küçük yaştan itibaren güzel bir ahlâk ve tavırla eğitebilsinler.

Onlar, vücudun sağlığı, bedenin güçlendirilmesi ve çocukları hastalıklardan koruma yollarını bile öğrenmelidirler.

İş bu iyi düzene varınca, çocukların her biri Ebha Cenneti'nin eşsiz bir fidanı olacaktır.

95 - Ey Rahman'ın cariyeleri! O aydın şehirde kurmuş olduğunuz ruhanî topluluk çok yerinde ve uygundur. Gerçekten bir gayret gösterdiniz, başkalarından öne geçtiniz, Ululuk Eşiğine hizmet etmeğe kalktınız ve Tanrı bağışını kazandınız. Şimdi sonsuz bir himmet ve ruhaniyet içerisinde o parlayan toplulukta hazır bulunarak Kutsal Yazıları güzel sesle okuyup Hakkı anmakla uğraşmalı ve O'nu kanıtlayan delilleri açıklamalısınız. O diyardaki kadınların doğru yola kılavuzlanmaları ve genç kızlar ve çocukların terbiye görmeleri için çalışınız ki böylece, anneler kendi çocuklarını küçük yaştan başlamak üzere mükemmel bir terbiyeyle eğitebilsinler, onlara güzel ahlâkı öğreterek insanlık dünyasının erdemliklerini kazandırabilsinler, onların kötü davranışlarda bulunmalarını önleyebilsinler, ve onları Bahai terbiyesinin kucağında yetiştirebilsinler. Böylelikle onlar, Tanrı'yı tanıma ve sevme sütünden emzirilerek büyüyebilsinler ve iyi davranışı, yüce himmet ile huyu, işlerdeki anlayış ile kararlılığı, her şeyde sebat gösterilmesini, düşüncelerin yüksek tutulmasını, ilerlemelerin sevilmesini, yüce bir gayretin kazanılmasını ve iffet ile doğrulukla hareket edilmesini öğrenebilsinler. Böylece başladıkları her işin üstesinden gelebilsinler.

Anneler, çocukların terbiyesi konusuna son derece önem vererek onda çaba göstermelidirler. Çünkü, dal körpe olduğu sürece istenilen şekilde geliştirilebilir. O halde anneler küçük çocuklarını, bahçıvanın yetiştirdiği fidanlar gibi, yetiştirmelidirler. Onlar, çocuklarda inancı, kesin bilgiyi, Tanrı korkusunu, dünyaların Sevgilisi'nin aşkını, ahlâkın erdemliklerini ve davranışların güzelliğini meydana çıkartmak için gece gündüz çalışmalıdırlar. Eğer anne çocuğunda beğenilen bir hareket görse, onu övüp alkışlamalı ve çocuğun gönlünü almalıdır; fakat çocukta en ufak bir yararsız davranış görse onu öğütleyerek cezalandırmalı, akla dayalı araçlara başvurmalı ve gerekirse hafif acı veren sözler söylemelidir. Ama çocuğa vurmak ve dövmek asla caiz değildir, çünkü bu hareket çocukların ahlâkını büsbütün bozacaktır.

96 - Ey Rahman'ın cariyeleri! Bu ulu çağ ve parlayan devirde bir araya toplanabildiğiniz için Kıdem Cemâli'ne şükürler sununuz. Bu lütuflara karşı şükranlarınızı belirtmek üzere Ahit ve Misak'ta sebat gücünüzü gösteriniz, Tanrısal Öğretiler ve Kutsal Yasalar gereğince davranınız, çocukları küçük yaşlarından itibaren genel terbiyenin sütüyle emzirtip yetiştiriniz. Böylelikle, Tanrısal Öğretilerce yaşama, emzirme çağından başlamak üzere, kendi etkisini çocukların içlerinde ve huylarında gösterebilsin.

Çünkü anneler, ilk eğitmen ve ilk öğretmenlerdir; onlar gerçekten çocukların mutluluklarını, yücelmelerini, terbiyelerini, ilim ve bilgi edinmelerini, anlayışlı ve dirayetli olmalarını ve dine bağlanmalarını sağlayanlardır.

97 - Tanrı Dini'nin sağlam temeli üzerinde sarsılmaz direkler kurulmuştur. Bunların en büyüğü bilim, kavrayış, akıl, zekâ, evrendeki gerçekleri ve Tanrısal Sırları anlamadır.

Bu yüzden bilim ve irfanın yayılması tüm ahbaplar için gerekli ve farzdır. O halde, Tanrısal bir kuruluş olan o Ruhanî Mahfil tüm gücüyle çocukların terbiye görmeleri için çalışmalıdır, ki böylece onlar, Tanrısal töreler ve Bahai davranış ve tavrıyla küçüklükten itibaren eğitilsinler ve bir fidan gibi Cemâli Mübarek'in öğütleri ve buyruklarının hafif hafif akan sularıyla gelişip büyüsünler.

98 - Eğer eğitici olmazsa herkes yabani kalacak ve eğer öğretici bulunmazsa tüm çocuklar cahil yaratıklar gibi olacaklardır.

Bundan dolayı bu yepyeni devirde, öğretme ve eğitme isteğe bağlı değil zorunlu bir iş olarak Allah'ın Kitábı'nda yazılıdır. Demek ki, her baba ve anneye, sonsuz bir gayret göstererek kendi kız ve erkek çocuklarını eğitmeleri, onlara öğretmeleri ve bilgi memesinden onları emzirterek bilim ve sanat kucağında yetiştirmeleri kesin olarak emredilmiştir. Eğer bu konuda ihmal gösterirlerse Rabb'ın huzurunda sorumlu tutulacaklar ve azarlanmayı hak edeceklerdir.

99 - Çocuklar konusunda yazmıştın; çocukları ilk önce Tanrısal Terbiye ile yetiştirip daima Allah'ı anmalarını onlara hatırlatmak gerekir, ki böylelikle, Tanrı sevgisi onların içlerine girip kalarak annenin sütüyle karışsın.

100 - Çocukların hem bu dünyada ve hem de Melekût'ta ilerleyerek senin can ve gönlünün sevincine yol açabilmeleri için onların Bahai terbiyesi görmelerini isterim.

Gelecekte genel ahlâk çok bozulacaktır. İki dünyanın mutluluğunu kazanmaları için çocukları Bahai terbiyesiyle yetiştirmek gerekir. Yoksa zorluk ve sıkıntılara düşeceklerdir, çünkü, insanlık âleminin mutluluğu Rahmanî ahlâka bağlıdır.

101 - Ey kesinlikle inanıp güvenenler! Gerek Akdes Kitábı'nda ve gerekse başka Levihlerdeki Tanrı'nın Nasları şöyledir: Baba ve anne kendi çocuklarına terbiye ve bilim konularını öğretmelidirler, şöyle ki, bilim öğrenimi, ister kız olsun ister erkek, çocuğu okuma yazmadan yoksun bıraktırmayacak gerekli seviyede olmalıdır. Eğer baba bunu ihmal ederse sorumluluğunu yerine getirmek için zorlanmalıdır, fakat bu görevi yapmaktan âciz ise, Adalet Evi çocukların öğretim konusunu üstlenir ve her bir durumda çocuk öğretimsiz kalmamalıdır. Bu kesinlikle uygulanması gereken emirlerden biridir ve onda ihmal gösterilmesi Tanrı'nın öfkesi ve gazabına yol açar.

102 - Ey gerçek dostlar! Tüm insanoğulları okul çocuklarına, Işık Matlaları ve yarlıgayıcı Rabb'ın vahiy kaynakları ise yüce, hayret uyandıran ve eşsiz olan öğretmenlere benzerler. Onlar bu çocukları gerçeklerin okulunda Tanrısal öğretilerle eğiterek lütuf kucağında yetiştirirler, ki böylece bunlar, bütün aşamalarda ilerleyerek Tanrı bağışı ve vericiliğinin kaynağı ve insansal yetkinliklerin toplandığı yer olabilsinler; maddî ve manevî, görünür ve görünmez, cismanî ve ruhanî, her alanda gelişebilsinler ve bu fani dünyayı ölümsüzlük âlemini yansıtan ayna haline getirebilsinler.

O halde ey Hakk'ın dostları! Bu ulu devirde Gerçeklik Güneşi baharın en yüksek gündönümü noktasından doğarak ışınları her tarafa saçıldığından öylesine bir canlılık verecek, varlık dünyasında öyle bir hareket ve heyecan yaratacak, öylesine her şeyi geliştirecek, öylesine bir ışıkla parlayacak, öylesine O'nun inayet bulutu yağacak, öylesine O'nun rahmet yağmuru inecek ve öylesine kırlar ile ovalarda güzel çiçekler ve hoş kokulu bitkiler çıkartıp yetiştirecektir ki, bu aşağı dünya Ebha Cenneti'ne dönüşecek, bu ufak yer göklerin geniş çemberi haline gelecek, bu varlık âlemi Tanrı'nın alanına çevrilecek ve bu toprak noktası Rabların Rabb'ının lütuflarının kaynağı olacaktır.

O halde ey Tanrı'nın ahbapları! Bu ilerlemeler ve teyidlerin kaynağı, Tanrı Bağışlarının merkezi, O'nun birlik ışıkların doğuş yeri ve uygarlığın verimliliğinin yayıcısı olabilmeniz için büyük bir çaba gösteriniz. O ülkede insanlık yetkinliklerinin önderi haline geliniz, bilimler ve sanatları yayınız, icatlar ve sanayiyi ilerletme alanında çalışınız. İnsanların ahlâkını düzeltmeye uğraşınız, huy ve karakter yönünden tüm dünya halkından öne geçiniz. Çocukları emzirme çağından itibaren terbiyenin memesinden içirtiniz, erdemliklerin beşiğinde yetiştiriniz, Tanrı Vergisinin kucağında geliştiriniz. Her yararlı bilimden onlara bir pay sağlatınız. Her yeni, nadir ve harika sanat ile hünerden onları nasiplendiriniz. Onlara çalışmalarda himmetlerini yüksek tutma huyunu kazandırınız ve onları zorluklara alıştırınız. Onlara önemli işlere girişmesini öğretiniz ve onları faydalı konuları öğrenmeye teşvik ediniz.

103 - Çocukların öğretim ve eğitimi, insanlık dünyasının en övgüye değer hareketi ve Rahman olan Tanrı'nın bağışı ve lütuflarının çekicisidir, çünkü bu, insanlık erdemliklerinin esas temeli ve ebedî yücelik doruğuna yükselişin sebebidir. Çocuk, küçük yaşta terbiye görünce Kutsal Bahçıvan'ın bağışı sayesinde bir fidan gibi ilim ve bilginin deresinden anlamların berrak sularını içmiş olacaktır ve kuşkusuz Gerçeklik Güneşi'nin ışınlarını kendine çekerek O' nun ışığı ve ısısıyla yaşam bahçesinde sonsuz bir canlılık ve güzellikle yetişecektir.

O halde eğitmen bir tabip olmalıdır, yani çocukları yetiştirerek onların ahlâkını düzeltmeli, onlara bilimleri öğretmeli ve onlara ruhanî bir huy kazandırmalıdır. İnsanoğlunun çocuklarını ruhanî hastalıklardan kurtararak sağlığa kavuşturabilmesi için, eğitmen ahlâk tabibi olmalıdır.

Eğer bu büyük konuda yüce bir gayret gösterilirse, insanlık dünyası görmedik bir süsle süslenecek, bambaşka bir ışığa kavuşacaktır. Karanlık olan bu âlem aydınlanacak, yeryüzü Ölümsüz Cennet'e dönüşecektir. Hatta devler, melekler olacaklar; kurtlar, koyun çobanlarına dönüşecekler; yabani köpekler, birlik ovasında otlayan ceylanlar haline gelecekler; yırtıcı hayvanlar, barışçı sürülere ve keskin tırnaklı kuşlar, güzel ötüşlerle öten türe dönüşeceklerdir.

Çünkü insansal gerçek, karanlık ile aydınlık arasındaki sınır çizgisi; iki denizin birleştiklerinin yeri, ve inme kavsinin son noktasıdır, bundan dolayı tüm aşamalardaki istidatlara sahiptir. Eğer eğitim görürse erdemlikleri kazanacak, aksi halde eksikliklerin en aşağı seviyesinde kalacaktır.

Her çocuk, ya dünyanın aydınlığına veya onun karanlığına neden olabilir; bu yüzden eğitim konusuna önem verilmelidir. Çocukların aydınlanmaları, ruhanî bir huy kazanmaları, bilim ve hikmeti öğrenmeleri ve meleklerin karakter ve ahlaklarını edinmeleri için onları bebekken Tanrı sevgisinin memesinden emzirtmek ve Tanrı'yı tanıma kucağında eğitmek gerekir.

Şimdi siz, bu kutsal göreve atanmış bulunduğunuzdan dolayı, o okulun dünya üzerinde her konuda üne kavuşarak Tanrı Kelimesi'nin yücelmesine yol açabilmesi için kuşkusuz sonsuz bir gayret göstermelisiniz.

104 - Ey Tanrı'nın dostları ve Rahman'ın cariyeleri! Bilginlerin büyük bir çoğunluğunun kanısı, akıllar ve görüşlerin farklı oluşu eğitim ve törelerin öğretimin farklılığından ileri geldiğidir. Demek isterler ki, akıllar aslında eşittir, fakat eğitim ve törelerin öğretimi akılların çeşitlenmelerine ve idraklerin değişik seviyelerde bulunmalarına yol açar, bu farklılık yaradılışta olmayıp eğitim ve öğretimin sonucudur ve hiçbir kimse diğerlerine göre doğuştan üstün değildir...

Tanrı Elçileri de, eğitimin insanoğlunu son derece etkilediğini açıklayarak akıllar ile idraklerin temelde ve yaradılışta da farklı olduğunu söylerler, bu konu ise apaçık ve inkâr edilmez bir gerçektir. Nasıl ki görüyoruz; eğer aynı yaştan, ayni ülkeden, aynı ırktan ve hatta aynı aileden olan çocuklar aynı kişinin eğitimi altında yetiştirilirlerse yine de onların akılları ve idrakleri çeşitli olacaktır. Biri çabucak ilerleyecek, öbürü tedricî olarak öğrenecek, bir başkası ise en alt aşamada kalacaktır. Her ne kadar parlatılırlarsa parlatılsın, sedef parlayan inci ve kara taş dünyaya ışık saçan mücevher olamaz. Zakkum ve Hanzel her ne kadar besletilip yetiştirilirse yine de Mübarek Ağaç haline gelemez. Demek, eğitim insanın iç özünü değiştiremez, fakat tümel bir etkisi vardır ve bu nüfuz edici gücüyle insansal gerçekte saklı bulunan istidatlar ve yetkinlikleri açığa çıkartır. Çiftçinin yetiştirme ve uğraşması bir buğday tanesini harman yapar, bahçıvanın çabası bir tohumu kocaman bir ağaca dönüştürür. Öğretmenin gayreti ilkokul çocuklarını başarının en yüksek doruğuna ulaştırır, eğitmenin ihsanı hor görülen çocuğu yüce bir tahta oturtur. O halde, akılların yaradılışta farklı oldukları, eğitimin ise gelişmelerinde büyük bir rol oynayarak güçlü bir etkisi bulunduğu apaçık belirlendi.

105 - Bugün yürürlükte olan maddî uygarlık ile Adalet Evi'nin sayesinde meydana gelecek olan Tanrısal Uygarlık arasındaki farka gelince; o şundadır: Maddî uygarlıkta halkın suç işlemeleri ceza ve kısas yasaları uyarınca önlenir, işte bu yüzden daima cezalandırma ve acı çektirme yasalarının çoğaltıldığını ve mükâfatlandırma yasasının asla ortada bulunmadığını görüyorsunuz. Avrupa ve Amerika'nın tüm şehirlerinde suçluları cezalandırmak üzere geniş hapishaneler yaptırılmıştır.

Tanrısal Uygarlık ise toplumun tüm bireylerini öylesine eğitir ki, önemsiz birkaç kişi hariç, başka hiçbir kimse suç işlemeyecektir. O halde, insanları cezalandırma, kısas ve öç alma gücü sayesinde suç işlemelerini önlemek ile kişileri eğitip aydınlığa kavuşturarak kendilerine ruhaniyet bağışlamak ve böylelikle onların ceza, öç ve kısas korkusu duymadan suç işlemekten kaçınmaları arasında büyük bir fark vardır. Burada kişiler, suçun kendi varlığını gerçekte büyük yüzkarası ve en şiddetli ceza sayarlar. Onlar insanlık topluluğunun erdemliklerine âşık olacaklar, dünyanın aydınlığına ve Tanrı Eşiği' nde beğenilen sıfatların yayılmasına sebep olan konularda fedakârlık göstereceklerdir.

O halde, maddî uygarlık ile Tanrısal Uygarlık arasında ne kadar büyük bir fark vardır. Maddî uygarlık insanlara kısas uygulayarak ceza çektirmekle onları topluma zarar vermek, rahatsız etmek ve suç işlemekten önler. Oysa Tanrısal Uygarlık insanları o dereceye kadar eğitip yetiştirir ki onlar, içlerinde cezalandırma korkusu bulunmadan suç işlemeyecekler, suça en büyük azap gözüyle bakacaklar, sonsuz sevgi ve istekle insanlığın erdemliklerinin elde edilmesi ve insanoğlunu ilerleterek dünyayı aydınlatan şeylerin kazanılması için uğraşacaklardır.

106 - Çocuklara öğretmek ve Ebha Cenneti'nin fidanlarını yetiştirmek Ulu Tanrı'nın Eşiği'ne sunulabilen en büyük hizmettir, ancak bu yolla çocuklar göksel bağışın incileri gibi terbiye sedefinde yol göstericilik feyzinin sayesinde gelişebilecekler ve ebedî yücelik tacının mücevheri olabileceklerdir.

Fakat bu hizmete kalkmak çok zor ve onda başarıya ulaşmak ise daha da güçtür. Umarım siz bu en büyük hizmeti başararak beceresiniz ve Tanrı Bağışı'nın kaynağı olasınız; böylelikle tüm çocuklar Tanrı'nın Terbiyesiyle eğitilsinler, ahlâk ve huyları Ebha Bahçesi'nde esen hoş kokulara benzesin ve güzel esintileri dünya üzerine yaysınlar.

107 - Abdülbaha'nın umudu şudur: İrfan okulunda olan o gençler sevgi öğreten öğretmenin yanında öylesine eğitilip yetişsinler ve manevî makamlarda anlamlar ile sırları öylesine öğrensinler ki, onların her biri Ebha Cenneti'nde öten bir bülbül gibi sırların ötüş seslerini yükselterek özleyişle Sevgilisi' nden olan isteğini dile getirsin.

108 - Ahlâk konusuna çok önem veriniz. Tüm babalar ile anneler devamlı olarak çocuklarını öğütleyerek onları ebedî yüceliğe yol açan şeylere kılavuzlamalıdırlar.

Okul çocuklarını küçük yaşlarından itibaren mükemmel söylevler öğrenmeye, kendi boş zamanlarında belâgatla konuşmaya ve etkileyici sözler söylemeye özendiriniz.

109 - Ey Tanrısal lütuflara mazhar olanlar! Bu yepyeni Devir'de, sağlam temel bilimler ile sanatların öğretimidir. Açık Nas gereğince, bütün çocuklar gerektiği ölçüde fenleri öğrenmelidirler. Bundan dolayı her şehir ve köyde okullar kurularak şehirde ve köyde yaşayan tüm çocuklar bulundukları yerin gereği kadar öğrenim görmelidirler.

O halde, bu iş için bağışta bulunan her kimse kuşkusuz Birlik Eşiği'nde beğenilen bir kişi olacak ve Mele-i Alâ'nın övgü ve senasını kazanacaktır.

Bu çok önemli konuda büyük bir çaba gösterdiğinizden ötürü mükâfatınızı açık simgeler ve işaretlerin Rabb'ı olandan almanızı ve göksel merhamet bakışlarının üzerinize çevrilmesini umarım.

110 - Okulların düzenine gelince: Eğer mümkünse çocuklar, kuması farklı da olsa, bir tek çeşit elbise giymelidirler. Bunun aynı cins kumaştan olması daha iyi olduğu halde bunu sağlamak imkânsız ise bir zararı yoktur. Öğrenciler son derece temizlik içinde olmalıdırlar, temizlik ne kadar fazla ise o denli iyidir. Okul, havası gayet temiz ve güzel olan bir yerde bulunmalıdır. Öğrencilerin iyi terbiye görmelerine çok dikkat edilmelidir. Çocukları insanlık dünyasının erdemliklerini kazanmaya özendirip heveslendiriniz ki böylece, küçük yaştan itibaren yüksek himmetli, doğru, iyi davranışlı, iffetli ve arınmış olarak eğitilsinler; tüm işlerde güçlü bir irade ve kuvvetli bir niyetle davranmayı öğrensinler, ciddiyetten uzaklaşmasınlar ve amaçların tümüne varmak için içten olan bir çaba göstererek her konuda sebatla dayansınlar.

Terbiye ve ahlâk bilim öğreniminden daha önemlidir. Temiz, arınmış, iyi huylu ve güzel ahlâklı bir çocuk, cahil de olsa, tüm bilim ve sanatlarda usta olmasına rağmen terbiyesiz, pis ve kötü ahlâklı olan bir çocuktan daha iyidir. Çünkü, iyi davranışlı bir çocuk, cahil de olsa, yine başkalarına yarar sağlar, fakat kötü ahlâklı bir çocuk, bilgin de olsa, fesatçı ve zararlıdır. Ama eğer çocuk bilim ve güzel ahlâkın her ikisini öğrenirse, işte o zaman ışık üstünde ışıktır.

Çocuklar körpe dallara benzerler, eğitildikleri şekilde gelişirler. Çocukların kendi düşünce ve amaçlarını yüksek tutmaları için çok uğraşınız ki, onlar erginlik çağına vardıkları zaman mum gibi ışık saçsınlar, bilmez hayvanın tavrı olan şehvet ve nefis tutkusuna bulaşmasınlar ve tersine, ebedî yücelik ve insanlık dünyasının erdemliklerini kazanma düşüncesinde olsunlar.

111 - Günahların temelinin kökü bilgisizlik ve cehalettir. Bundan dolayı kavrayış ve bilgi araçlarıyla teşebbüse geçilmeli, ahlâk öğretilmeli ve dünyaya ışık saçılmalıdır ki, böylelikle herkes, insanlık okulunda ruhanî huylarla bezensin ve hiçbir cehennemin ve ateş püsküren kuyunun alevinin bozuk ahlâk ve kötü huy kadar yakıcı, hiçbir karanlık çukurun sıkıntısının ve hiçbir azabın kederinin mahkûm olduğu sıfatlar kadar acılı olmadığını kesinlikle anlasın.

Bireyler, yalan söylemektense kendilerini boğazlamayı daha iyi görecekleri ve öfkelenip iftira atmaktansa kılıç ve mızrak yarası almalarının daha kolay olacağını düşününceye dek eğitim görmelidirler.

Böylece insansal şeref ve makam tutuşacak ve kötü istek ve arzuların harmanını yakacaktır. Tanrı dostlarının her birinin yüzü Rahmanî ahlâk sayesinde ışıldayan bir ay gibi parlayacak, Tanrısal Eşiğe olan ilintileri mecaz değil, gerçek olacak ve yapının dış görünümünün süsü değil, temeli haline gelecektir.

Bundan dolayı çocukların okulu sonsuz düzen içinde olmalı, öğretim ve öğrenim sağlam temeller üzerinde oturtulmalı, ahlâkın düzeltilmesi ve incelik kazanılması için gereken yapılmalı ki, böylelikle, çocukların içlerinde küçük yaşlarından itibaren Tanrısal temel atılsın ve Rahmanî yapı inşa edilsin.

Öğretim, ahlâkın düzelişi, huyların incelik kazanışı, teşvik ve özendirme konularına çok önem veriniz, çünkü bunlar Tanrısal Öğretilerin temellerindendir.

Şayet, Tanrı dilerse, aydın çocuklar insanlık erdemliklerinin en onurlusuyla bu Tanrısal okullardan yetişsinler ve ışıklarını sadece İran'a değil tüm dünyaya saçsınlar.

Erginlik çağından sonra öğretme ve ahlâk düzeltme çok zordur. Ergin bir kimsenin huylarından birini değiştirmek üzere gösterdiği sonsuz çabalara rağmen bu işin gerçekleşmediği deney ile görülmüştür. Böyle bir kimse şayet bugün biraz düzelirse de çok geçmeden bunu unutur ve daha önce alışmış olduğu huyuna döner. Bundan dolayı çocukluk çağında bu sağlam temel atılmalıdır. Çünkü dal körpe iken son derece kolaylıkla doğrultulup düzeltilebilir.

Amaç şudur: Tanrısal temelin kökü, insansal gerçeğin süsü olan ruhanî ahlâk ve insanlık dünyasını ilerleten bilgi ve ilimdir. Tanrı ahbapları bu konuya son derece önem vererek bunda gayret göstermelidirler.

112 - Bu kutlu Emir'de, öksüzlerin meselesi çok önemlidir. Öksüzlere sonsuz şefkat gösterip öğretmek ve onları yetiştirip eğitmek gerekir. Özellikle Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden mümkün olduğu kadar onlara öğretilmelidir.

Senin, öksüz çocuklara şefkatli bir baba ve anne olmanı ve onları Ruhulkuds' un esintileriyle diriltmeni Tanrı'dan dilerim, ki böylece onlar, erginlik çağına varıp her biri insanlık dünyasına gerçek bir hizmetçi ve ışık saçan bir mum olabilsinler.

113 - Ey Tanrı'nın cariyesi! ... Anneleri, Tanrısal Öğretilerle eğitmek, onlara etkili öğütler vermek ve onların kendi çocuklarını terbiye etmeleri için özendirip teşvik etmek gereklidir, çünkü çocukların ilk eğitmeni annelerdir. Onlar, çocuklarını bebeklik çağında Tanrı Dini ve Tanrı Yasası memesinden emzirtmelidirler ki böylece, Tanrı sevgisi anne sütüyle bebeğin içine girsin ve yaşamın son nefesine kadar onda kalsın.

Anneler çocuklarını eğitmezler ve onlara Tanrısal ahlâk kazandırmazlarsa, sonradan verilecek olan terbiye tam olarak bir sonuç sağlamaz. Çocukların emzirme çağından itibaren ne şekilde eğitilip korunmalarının gerekli olduğunu öğreten düzenli programlar çocuklarını terbiye etmek üzere, anneler için Ruhanî Mahfiller tarafından hazırlanmalıdır. Bu öğretici konular bir kılavuz olarak tüm annelere dağıtılmalı, onlar ise çocuklarını bu ilkeler gereğince eğitip yetiştirmelidirler.

Böylece, Tanrı sevgi bahçesinin fidanları Gerçeklik Güneşi'nin ısısı, Tanrısal baharın esintisi ve annelerin terbiyesi sayesinde gelişip büyüsünler ve her biri Ebha Cenneti'nde bol meyveli bir ağaç olsunlar ve bu yepyeni mevsimde baharın feyzinden sonsuz tazelik ve güzellik kazansınlar.

114 - Ey şefkatli anneler! Bunu biliniz ki, Tanrı yanında en büyük tapma ve ibadet, çocukları insanlık yetkinlikleri gereğince eğitip yetiştirmektir; bundan daha ulu bir sevap düşünülemez.

115 - Ey Tanrı'nın iki sevgili cariyeleri! İnsan, diliyle söylediğini davranış ve hareketiyle ispatlamalıdır. Eğer o iman iddiasında bulunursa, Ebha Melekût'unun öğretilerince davranmalıdır.

Tanrı'ya övgüler olsun, siz, davranışınızla sözünüzü ispat ettiniz ve Tanrı' nın teyidlerini kazandınız. Her gün sabahın erkeninde, Bahai çocuklarını toplatarak onlara dua öğretiyorsunuz. Bu çok övülen bir davranıştır, çünkü bu, çocukların yüreklerini sevindirir, onların her sabah Melekût'a yönelerek Tanrı'yı anmalarını ve son derece güzel bir sesle dua okumalarını sağlatır.

Bu çocuklar fidanlara ve onlara öğretilen bu dualar ise canlılık ve güzellik bağışlayan bir yağmura ve sevinç titreyişi yaratan Tanrı sevgi esintisine benzer.

Güzel bir barınak sizi bekliyor, ne mutlu size.

116 - Ey Melekût'un kızı! Mektupların ulaştı. İçeriklerinden, senin saygıdeğer annenin görünmez dünyaya suud ettiği, senin yalnız kaldığın, hem senin için değerli olan babana hem de Tanrı Melekût'una hizmet etmeği arzuladığın, ancak hangisini yapacağını bilemediğin anlaşıldı. Kuşkusuz kendi babanın hizmetiyle uğraş, bu arada ise zaman buldukça Tanrı'nın hoş kokularını yaymak için çalış.

117 - Ey Abdülbaha'nın sevgili dostu! O babanın oğlu ve o ağacın meyvesi ol. Su ile topraktan değil, onun ruh ve yüreğinin öğesinden doğan oğlu ol. Gerçek oğul, insanın ruhanî öğesinden türeyendir. Her zaman başarı ve teyid kazanmanı Tanrı'dan dilerim.

118 - Ey gençlik çağına yeni ulaşan Bahai'ler, ey ilim ile irfanı arayanlar! İnsan, hayvandan birkaç yönüyle üstündür. Birincisi, onun Tanrı'nın Suretinde ve Yüce Nur'un örneğindeki oluşudur, nasıl ki Tevrat'ta "Biz insanı Kendi suret ve misalimizde yarattık" diye buyrulur. Bu Tanrısal Suret, kendi ışıklarını Hakikat Güneşi'nden alarak insansal gerçekleri aydınlatan yetkinliksel sıfatların topluluğundan ibarettir, bu yetkinliksel sıfatların en yücelerinden biri ise bilim ve hikmettir. O halde, tüm bilim ve sanatlardan bol bir pay alabilmeniz ve Gerçeklik Güneşi'nden tecelli eden Tanrısal Suret'in kişilerin akıl ve yüreklerini aydınlatabilmesi için gece gündüz çalışıp büyük bir çaba göstererek bir an bile dinlenmeyiniz.

Her birinizin bilim üniversitelerinde en önde gelen profesörü, gerçekler ve manalar okulunda ise birer hikmet önderi olmanızı Abdülbaha arzular.

119 - Bahai çocukları bilim ve sanat öğreniminde başka çocuklardan üstün olmalıdırlar, çünkü Tanrı inayeti onları kapsamaktadır.

Başka çocukların bir yılda öğrendiklerini, irfan cennetinin yeni fidanları olan Bahai Çocukları bir ayda öğrenmelidirler.

Şefkatli Abdülbaha'nın can ve gönlünün arzusu, gençlik çağına yeni varmış olan Bahai'lerin her birisinin bilim ve irfan yönünden dünyaya ün salmalarıdır. Onların bilim ve sanatları öğrenmek üzere son derece çaba, himmet ve gayret göstereceklerinden şüphe yoktur.

120 - Ey sevgili çocuklarım! Mektubunuz ulaştı. Sözler ve yazılarla anlatılmayacak bir sevinç meydana geldi, Tanrı'ya övgüler olsun ki, küçük yaştan itibaren insanlık dünyasına hizmet edebilmek için bir Bahai eğitimi görmesini çocukluk çağında arzulayan böyle çocukları Tanrısal Melekut'un gücü yetiştirmiştir.

Benim en yüksek istek ve arzum; çocuklarım olan sizlerin gereği gibi Hz. Bahaullah'ın öğretilerince Bahai terbiyesi görmeniz, her birinizin insanlık dünyasını aydınlatan birer mum olmanız, tüm insanlara hizmet etmek için fedakârlık etmeniz ve yaratılış âleminin huzuruna sebep olabilmek için kendi rahat ve dinlenmenizden vazgeçmenizdir.

Böyle olacağınızı ve benim Tanrısal Melekût'undaki neşe ve sevincime yol açacağınızı umarım.

121 - Ey yaşı küçük fakat aklı büyük olan! Mantıkta olgun ve ergin olan nice ufak çocuklar vardır. Cahil ve görgüsüz olan nice yaşını alanlar vardır. Çünkü gelişim ve erginlik yaş ve yaşam süresinin uzunluğuna değil akıl ile idrakin gücüne bağlıdır.

Sen, küçük yaşta olmana rağmen Kendi Rabb'ını tanıdın, oysa binlerce ve binlerce kadın Tanrı'yı anmaktan gafil, Allah'ın Melekût'undan perdelenmiş ve Tanrı'nın vericilik feyzinden yoksundurlar. Bu büyük lütfu sana bağışlayan Rabb'a şükürler sun.

Yüce Melekût'ta olan saygıdeğer annen için Tanrı'dan şifa dilerim.

122 - Senin çocuklarının terbiyesiyle ilgili soruna gelince: Senin onları, Tanrı sevgisinin memesinden emzirtmen, ruhanî şeylere özendirmen, Tanrı'ya yöneltmen; onlara, iyi davranışın yolunu ve en güzel ahlâkı öğretmen, insanlık dünyasındaki övülen erdemlikler ve özellikleri kazandırman ve bilim dallarından sağlam bilgi sağlatman gerekir, ki böylelikle onlar, küçük yaşlarından itibaren ruhaniyete, Melekût'a ve kutsallığın hoş kokularına yönelip dinî, ruhanî ve Melekûtî bir eğitim görebilsinler. Onların bu konuda başarıya ulaşmalarını içtenlikle Tanrı'dan dilerim.

123 - Ey Tanrı Melekût'una bakan! Mektubun ulaştı, içeriğinden ahbapların çocuklarının öğretimi konusuyla uğraştığın ve bu masum yavruların, "Saklı Sözler" ve duaları öğrenerek Bahai olmanın anlamını kavradıkları anlaşıldı.

Bu çocuklara öğretme işi, bir şefkatli bahçıvanın Ebha gül bahçesindeki yeni fidanları yetiştirme işine benzer. Kuşkusuz istenilen sonuçlar sağlanacaktır. Özellikle Bahai olmanın koşulları ile ahlâkı iyice öğretilmelidir, çünkü küçük çocuklar `Bahai' kelimesinin sadece bir söz değil bir anlam olduğunu can ve yürekten kavramalıdırlar. Her çocuk erdemlik kaynağı ve Tanrı Emri'ni yüceltmenin sebebi olabilmesi için Tanrısal terbiyeyle eğitilmelidir. Yoksa, verim sağlatmayan bir `Bahai' kelimesi hiçbir değer taşımıyor.

Bu çocuklara:"Bahai, tüm yetkinlikleri kendinde toplayan bir insan demektir, o adı `Bahai' fakat karanlık içinde karanlık olan bir kişi değil, ışık saçan bir mum gibi olmalıdır" diye anlatmak üzere gücünün yettiği ölçüde çalış.

Okula, Bahai'lerin Pazar Günü Okulu adını koy.

124 - Çocukların Pazar günü okulu, onda Hz. Bahaullah'ın levihleri ile öğretilerinin okunması ve Tanrı Kelimesi'nin çocuklara ezberletilmesi gerçekten kutludur. Bu kurumun günden güne geliştirilmesi ve Ruhulkuds'ün esintileriyle canlılık kazanması için aralıksız olarak kesinlikle çalışmalarına devam et ve ona önem ver. Eğer bu kurumun çalışmaları gereği gibi iyi yönetilirse büyük sonuçlar doğuracağından emin ol. Fakat sebat ve dayanma gerekir, yoksa bu iş birkaç gün sürecek ve daha sonra yavaş yavaş unutulacaktır. Sebat göstermek ana koşuldur. Azim ve dayanma gösterip yapılan her çalışmadan kuşkusuz iyi bir sonuç sağlanır; aksi halde bu iş bir süre devam edip daha sonra duracaktır.

125 - Öğretmenlerin değiştirilmesi, ne çok kısa ve ne de pek uzun, orta süreli bir zamandan sonra uygulanırsa daha iyidir. Başka kiliselerde dua edildiği sırada sizin orada toplantı düzenlemeniz uygun değildir ve diğerlerini incitir. Bahai çocukları için özel Pazar günü okulları bulunduğundan eğer bunlar başka okullara katılsalar kendi okullarından yoksun kalacaklardır. Fakat Bahai olmayan ailelerin çocukları Bahai okuluna katılabilirler. Eğer bu okulda, çocukların bilgi edinmeleri için tüm dinlerin ana ilkelerinden özetle anlatılırsa bunun bir zararı olmayacaktır.

Çocukların sayısı az olduğundan çeşitli sınıflar düzenlemek mümkün değil ve doğal olarak tek bir sınıf olmalıdır. Çocuklar arasındaki anlaşmazlığı ele alan senin son sorunun konusunda ise uygun gördüğün şekilde davran.

126 - Mektubun ulaştı, Tanrı'ya övgüler olsun ki, senin sağlık ile sıhhatinin müjdesini ileterek ziraat okuluna girmeğe hazırlandığın haberini getirdi. Bu çok uygundur. Gücün yettiği ölçüde ziraat fenninde sonsuz maharet kazanmağa çalış, çünkü Tanrısal Öğretiler gereğince, bilimleri öğrenmek ve sanatları ilerletmek ibadet sayılır. Eğer bir kişi tüm gayretiyle bir bilimi öğrenmek ya da bir sanatı ilerletmek için çabalarsa, sanki mabetler ile kiliselerde Tanrı'ya ibadet etmektedir. O halde sen ziraat okuluna girerek büyük bir çabayla bilimleri öğrenince, gerçekten gece gündüz ibadetle uğraşmış olacaksın, bu ibadet ise Ulu Tanrı Eşiğinde makbuldür. Bilimin bir ibadet ve sanatın Tanrı Melekût'una bir hizmet sayılmasından daha büyük bir bağış ne olabilir?

127 - Ey Hakk'ın kulu! Bu her şeyi kapsayan devirde, insanoğlunun hayret uyandırıcı sanatları Parlayan Cemâl'e bir ibadet olarak sayılmıştır. Bakınız, sanatın bir ibadet oluşu ne büyük bir Tanrı bağışı ve inayetidir. Geçmiş zamanlarda, sanatın bir gaflet, bir afet olduğu ve Tanrı'ya yaklaşılmasını önlediği sanılırdı. Şimdi ise bakınız O'nun en büyük rahmeti ve en ulu cömertliği nasıl azap dolu Cehennemi sevinç dolu Cennete ve karanlık dikenliğini aydınlık güllüğüne çevirtti.

Sanatçılar, her anda yüz bin şükranlarını Kutsallık Eşiğe sunarken kendi sanat kolunda da son derece gayret ve dikkat göstermelidirler, ki böylece, onların sanat eserleri sonsuz bir güzellik ve zarafetle tüm dünya halkının gözleri önünde sergilenebilsin.

128 - Mektubun ulaştı. Hakk'ın himayesi altında korunup desteklenmeni, Tanrı' ya anmakla daima uğraşmanı ve kendi sanat işini mükemmelleştirmek üzere çabalamanı umarım. Kendi sanat kolunda eşsiz ve o bölgelerde ünlü olabilmen için büyük bir gayret göstermelisin, çünkü bu Rahmanî devirde, bir sanatta mükemmelliğe erişmek için yapılan her çalışma ibadet sayılmıştır. Sanatınla uğraştığın sırada Hakk'ı anmaktan gafil olma.

129 - Arınmış olan Tanrı'nın ey dostları! Her şeydeki temizlik ile kutsallık arınmışların özellikleri ve özgürlerin gereken niteliklerindendir. En büyük yetkinlik temizlik, takdis ve kusurlardan arılıktır. İnsan tüm konularda arınmış ve temiz olunca Aşikâr Işığın doğuş yerine dönüşecektir.

İnsan yaşamının sürecinde ilk önce arınmışlık daha sonra ise tazelik ve ruhun bağımsızlığı bulunmalıdır. Nehir yatağı önce temizlenmeli ve daha sonra içinde tatlı suların akışı sağlanmalıdır. Pak bir iç göz Tanrı Likâsı'nı algılar, temiz bir his Tanrı İnayet bahçesinin güzel kokularını duyar, arı bir yürek gerçeğin güzelliğine ayna olur.

İşte bundan dolayı, Göksel Kitaplarda, Tanrı'nın öğüt ve buyrukları suya benzetilmiştir; bu konuda Kur'ân'da şöyle buyrulur:"Ve temiz suyu Semadan nazil ettik."; İncil'de ise:"Su ve ruh ile vaftiz edilmeyen kimse İlâhî Melekût' a giremez." diye buyrulmuştur. O halde Allah'ın Öğretilerinin göksel feyz ve Tanrısal rahmet olduğu ve insanların yüreklerini temizlediği belirlendi.

Amaç şudur: Hayatın tüm aşamalarındaki arılık, kutsallık, nezahat ve temizlik insanlık dünyasının yücelmesine ve varlıkta bulunan gerçeklerin gelişmesine nedendir. Tanrı Kitaplarında açıkça belirtildiği üzere, temizlik maddî âlemde bile ruhaniyetin kazanılmasına yol açar. Dıştan görünen temizlik her ne kadar cisimsel bir şey ise de ruhaniyete büyük bir etkisi vardır. Bu konu hoş nağmeler ve güzel melodilere benzer; sesler her ne kadar kulağın işitme duyusunu etkileyen havadaki titreşimlerden ibaret olup bu titreşimler doğal olaylardan biri olarak havanın iletkenliğine dayandığı halde bakınız gönüllere nasıl bir tesir bırakmaktadır. Harikulade bir melodi ruhun uçmasını sağlayarak yüreği sevinçle titretir. Gaye şudur ki cisimsel temizlik ve arılık dahi insan ruhuna etki yapar.

Bakınız Ulu Tanrı Eşiğinde temizlik ne kadar makbuldür ve Peygamberlerin Kutsal Kitaplarında özellikle üzerinde durulmuştur; çünkü Kutsal Kitaplar, pis olan her şeyin yenmesini ve temiz olmayan şeylerin kullanılmasını yasaklamışlardır. Bunların bazıları kesinlikle haram idi ve büsbütün yasaklanmıştı, verilmiş olan bu yasaları bozan kimse ise Tanrı gazabını hak edecek ve müminler tarafından kabul edilmez kişi olarak bilinecekti. Buna örnek olarak işlenmesi en büyük günahlardan biri sayılan ve iğrençliğinden ötürü adını bile söylemek ayıp olan kesinlikle haram edilmiş şeyler gösterilebilir.

Zararlı etkileri tedricen meydana çıkan ve ani bir zararı olmayan yasaklanmış şeylere gelince; bunlar Tanrı katında mekruh, yergin ve yaraşıksızdırlar. Fakat naslarda bunlar için kesin haram hükmü bulunmuyor, ancak temizlik, kutsallık, paklık, arılık, sağlığın korunması ve kötü alışkanlıkların bağlılıklarından kurtulunması gerekliliği bu gibi şeylerden sakınmayı gerektiriyor.

Bunların arasında; fena kokulu, pis, tiksindirici ve yergin olan ve zararlı oluşu zamanla herkesçe bilinecek tütünün içilmesi geliyor. Tütünün bileşiminde öldürücü zehir bulunduğu ve bunu içenin çeşitli hastalıklara yakalanabildiği tüm ehliyetli doktorlarca belirtilmiş ve deneyler de bunu göstermiştir. İşte bu yüzden içilmesinin sağlık açısından iğrendirici olduğu açıkça ileri sürülmüştür.

Hz. Báb -ruhum O'na feda- Kendi Emri'nin başlangıç safhasında tütünün içilmesini kesin olarak yasakladı ve ahbapların tümü içmeyi bıraktılar. Fakat inancı gizli tutma devri olduğundan tütün içmeyi bırakan her kimse eziyet ve belâya uğrayıp ölüme bile maruz bırakıldığından dolayı ahbaplar kendi inançlarını belli etmemek için tekrar tütün içmeye başladılar. Daha sonra Akdes Kitábı nazil oldu; bunda tütün içmek açık olarak yasaklanmadığından ötürü ahbaplar içmeyi bırakmadılar. Fakat Cemâli Mübarek tütün içilmesinden daima iğreniyorlardı; Kendileri başlangıçta bazı nedenlerden dolayı biraz tütün kullandılarsa da daha sonra onu büsbütün bıraktılar; her konuda O'na uyan kutsal kişiler ise tütün kullanılmasını tamamen terk ettiler.

Amaç şudur ki tütün içilmesi; Tanrı yanında yergin ve mekruh, son derece tiksindirici ve tedrici de olsa çok zararlıdır, ayrıca mali ziyanlara, vaktin boş geçirilmesine ve kötü alışkanlıklar düşkünlüğüne yol açar. Onun için bu alışkanlık, Misak'ı sağlam tutanlar yanında mantıksal ve deneysel olarak yergindir. Bunu bırakmak ise herkesin huzur ve rahatına sebep olduğu gibi ağzı, eli ve saçı bu pis kokulardan temizler. İlâhî dostlar bu yazıyı alır almaz, kuşkusuz her ne araçla olursa olsun, tedrici de olsa, bu kötü alışkanlığı bırakacaklardır. Böyle olmasını umarım.

Pis ve melun olan afyonun konusuna gelince; -Allah, bunu kullanana uyguladığı cezadan bizi korusun- Akdes Kitábı'nın açık yazısına göre bu haram edilmiş ve yergindir. Afyon içmenin bir çeşit delilik olduğu akılca bilinmekte ve bunu kullananın insanlık dünyasından büsbütün yoksun kaldığını deneyler göstermektedir. İnsanlık temelini yıkan ve ebedî hüsrana neden olan böyle çirkin bir davranışın işlenmesinden Tanrı'ya sığınıyorum. Çünkü afyon, insanın canını alır, vicdanı öldürür, bilinci yok eder, algılama gücünü zayıflatır, diri olanı ölüye çevirtir, doğa ısısını azaltır, bundan daha büyük zararlı bir şey tasavvur edilemez. Kullanılması bir yana, adını bile ağızlarına almayanlara ne mutlu.

Ey Tanrısal Dostlar! Bu İlâhî Devir'de zorlama, tazyik, şiddet ve baskı kınanmıştır. Fakat afyonun kullanılmasını önlemek konusunda gereken her tedbire başvurulmalıdır ki böylece insanoğlu bu büyük afetten kurtulabilsin. Aksi halde, Allah'a olan ödevlerini yerine getirmeyenlere vay olsun!

Ey Tanrı! Baha Ehli'ne her konuda arılık ve kutsallık bağışla. Onları her lekeden temizle, her bağlılıktan kurtar, her mekruh olanı işlemekten alıkoy. Onların kötü alışkanlık bağlarını çöz, ki temiz, özgür, arı ve pak olsunlar; Kutsal Eşiğe kulluk etmenin ve Allah'a mensup olmanın yaraşıklığını kazansınlar. Onları, sarhoşluk veren içecekler, tütün ve delilik yaratan afyondan kurtar; Kutsallığın hoş kokularından yararlandır, ki böylece, Tanrı sevgi kadehinden içip neşe kazansınlar, Ebha Melekût'un cazibesine çekilmenin sevinç ve ferahını duysunlar. İşte Senin buyurduğun gibi:"Şarap Mahzeninde bulundurdukların aşkımın susamışlığını gideremez - O manevî şaraptan bana bir deniz getir ey Saki!"

Ey İlâhî dostlar! Tütünün, sarhoşluk getiren içeceklerin ve afyonun bırakılması insanın sıhhatini, dinçliğini, idrak ve zekâsının artmasını ve vücudun güçlenmesini sağlattığını deneyler göstermiştir. Bugün tütün, sarhoşluk veren içecekler ve afyondan tam anlamıyla uzak duran bir topluluk vardır. Bunlar, sağlık, cesaret, dinçlik, güzellik ve kuvvet yönünden başka topluluklardan pek çok üstündürler. Bu topluluktan olan bir kişi başka topluluklardan olan on kişiye karşı koyabilir. Bu konu topluluktaki tüm kişiler için geçerlidir, şöyle ki, bu topluluğun her üyesi başka toplulukların her bireyine tüm yönlerden üstündür.

O halde, Abdülbaha'nın son derece arzuladığı en büyük arılığın ve kutsallığın Baha Ehli'nin arasında tecelli edebilmesi için bir gayret gösteriniz; ki böylece Allah'ın Hizbi tüm işler ve tüm erdemliklerde öteki insanlardan üstün gelsinler, dıştan ve içten başkalarına nazaran seçkin olsunlar; temizlik, arılık, incelik ve sağlığı koruma konularında akıl sahiplerinin önderliğini kazanarak bağlardan kurtulma, özgürlük, bilgi ve kendi nefsini tutabilmede ise arınmışların, özgürlerin ve akıllıların başı olsunlar.

130 - Ey seçkin doktor! ... Tanrı'ya övgüler olsun ki sen iki güce sahipsin; bunların biri cisimsel, öbürü ise ruhsal şifayı sağlatır. Ruhaniyetin beden dünyasına büyük bir etkisi vardır. Örneğin, hastaya bir müjde vererek onu sevindirmek, teselli edip coşturmak ve vecde getirmek suretiyle ani olarak şifa sağlatmak çok görülmüştür. Şimdi böyle olunca sen iki güçle tedavi et. Sinir hastalıkları üzerinde ruhanî duyguların şaşırtıcı bir etkisi vardır.

131 - Tedaviye başlarken Cemâli Mübarek'e yönel ve kalbine doğanları uygula. Hastaları Tanrısal sevinç ve ruhanî neşeyle iyileştir, acı çekenleri en büyük müjdenin ilâcıyla ve yaralıları en ulu Tanrı bağışının merhemiyle sağlığa kavuştur. Hastanın başında hazır bulununca onun gönlüne ferah, sevinç ve neşe kazandırarak Rahmanî yetiyle ruhunu vecde getir. Bu İlâhî nefes her çürümüş kemiğe yaşam verir, her rahatsız ve hasta olanın ruhunu diriltir.

132 - Hastalık insanoğlunun kaçınılmaz hallerinden biri olmasına rağmen, buna dayanmak gerçekten zordur. Sağlığın nimeti her bağıştan üstündür.

133 - Hastalıkların şifa araçları cismanî ve ruhanî olmak üzere iki çeşittir. Bu araçların birincisi doktorların tedavileri, ikincisi ise Tanrı'ya yönelenlerin dualarıdır. Bunların her ikisi kullanılmalı ve ikisine de başvurulmalıdır.

Cisimsel rahatsızlıklarından dolayı baş gösteren hastalıklar doktorların verdikleri ilâçlarla düzelir; ruhsal sebeplerin yarattığı hastalıklar ise ruhanî araçlarla iyileşir. Örneğin üzüntü, korku ve sinirsel etkenlerden ötürü baş gösteren hastalıklarda ruhanî tedavi cisimsel tedaviden daha etkilidir. O halde bu her iki tedavi yolunu uygulamak gerekir, hiçbiri öbürünün önleyicisi değildir. Bu yüzden cisimsel tedaviyi de uygula, çünkü bu Tanrı'nın fazıl ve inayeti sayesinde bağışlanmıştır; O, bundan kulları da yararlansınlar diye tıp bilimini insanlara keşfettirmiştir. Ayrıca, ruhanî tedaviye de son derece özen göster, çünkü bunun hayret verici etkileri vardır.

Şimdi eğer insan ruhunun her hastalığına şifa veren ve Tanrısal Melekût'unun sağlığına kavuşturan gerçek ilâcı istiyorsan, işte bu İlâhî Öğretiler ve Buyruklardır. Bunlara ihtimam göster.

134 - Ey Tanrı'nın hoş kokularına cezbedilen kimse! Bayan Lua Getsinger'e yazmış olduğun ayrıntılı mektubunu okudum. Hastalıkların insan vücuduna olan saldırısı konusunda gerçek bir inceleme yapmıştın. İsyanın cisimsel hastalıkların meydana gelmesine büyük bir etki yaptığı kesindir. Eğer insanoğlu isyan ve azgınlığın kirlerinden arınmış olarak şehvetlere uymaksızın kendi doğal yaradılışın ölçüsüne göre hareket ederek davransaydı kuşkusuz hastalıklar bu şiddette çeşitli ve egemen olmayacaktı.

İnsanoğlu şehvetlere daldığı; basit yemeklerle yetinmeyerek bileşik, değişik ve zıt yemekler yapıp yediği; rezaletler çıkarıp suçlar işlediği ve doğal itidalden saptığı için çeşit çeşit şiddetli hastalıklar ortaya çıkmıştır.

Çünkü hayvan, vücut bileşimi bakımından insan gibidir. Fakat hayvan, basit yemeklerle yetinip şehvetlerini yerine getirmekte pek fazla ısrar göstermediği ve günah işlemediğinden dolayı onun hastalıkları insana nazaran daha azdır.

O halde, isyan ve taşkınlık insan vücuduna hastalık getiren büyük bir etken olduğu ortaya çıktı. Bu hastalıklar meydana geldikten sonra ise birleşip çoğalırlar ve başka kişilere geçerler. İşte bunlar hastalıkların manevî nedenleridir.

İnsan vücudunun bileşiminde bulunan öğelerin itidal ölçeklerindeki dengesizlik ise hastalıkların görünürdeki maddî nedenleridir. Örneğin, insan vücudu değişik maddelerin bileşiminden oluşur, bu öğelerin her biri itidal ölçeğinde olan belirli bir miktarda bulunur. Bu öğeler doğal itidal dengesinde bulunduğu, miktarı, doğal ölçeği aşmadığı veya eksilmediği sürece hastalıkların baş göstermesinde maddî bir neden olmayacaktır.

Örneğin vücut bilişiminde bulunan nişasta öğesinin belli bir ölçeği, şeker öğesinin ise başka bir ölçeği vardır. Eğer bunlar kendi doğal dengelerinde kalsalar hastalıkların meydana gelmesine bir sebep yoktur. Fakat bu öğelerin normal dengeleri bozulursa, yani miktarları çoğalıp veya azalırsa kuşkusuz hastalıkların meydana çıkmasına yol açar.

Bu konunun üzerinde derin bir inceleme yapılması gereklidir. Hz. Báb -ruhum O'na feda- "Baha Ehli, hastalıkları yemeklerle tedavi ettirilebilecek ölçüde tıp ilmini ilerletmelidir." diye buyuruyor. Bunun hikmeti ise şudur: Eğer insan vücudunun bileşimindeki öğelerin itidal dengesinde bir bozukluk meydana gelirse insanın bir hastalığa yakalanması kaçınılmazdır. Örneğin, eser nişasta öğesi artarsa veya şeker öğesi azalırsa bir çeşit hastalık baş gösterecektir. Hazık doktor, hastanın vücudunda hangi öğelerin eksildiği veya hangilerinin çoğaldığını bulduktan sonra, içinde eksilen maddeden bolca bulunan bir yemeği hastaya yedirerek vücuttaki dengeyi sağlatmalıdır. Hastanın vücudunda gereken denge elde edilince hastalık kaybolacaktır.

Bu konunun kanıtı ise şudur: Hayvanlar aleminde tıp bilimi yoktur; hastalıkları, rahatsızlıkları ve bunların tedavi yolları ile ilaçlarını keşfetmemişlerdir, fakat herhangi bir hayvan bir hastalığa yakalanınca bu mera ve çayırda, doğanın kılavuzluğu altında, yarayan bitkiyi bulup yedikten sonra hastalıktan kurtulmuş olacaktır. Bu konunun açıklaması şöyledir: Hayvanın vücudundaki şeker öğesi eksilince, hayvan doğal olarak içinde bolca şeker bulunan bir bitkiye istek duyar. Sonra, iştah şeklinde belirlenen kendi içgüdüsüyle otlaklardaki binlerce bitki arasından şeker öğesi çok olan bir otu bulup yer ve böylece onun vücut bileşimini meydana getiren öğeler arasında denge sağlanınca hastalığı atlatmış olur.

Bu konunun üzerinde derin bir inceleme yapılması gereklidir. Hazık doktorlar bu meselede mükemmel araştırmalar yapıp konuyu iyice takip etseler; hastalıkların nedeninin, insan vücudunu meydana getiren bileşimdeki öğelerin nicelikleri arasındaki dengesizlik olduğu tedavisinin ise bu öğelerin birbirlerine olan oranının düzeltilmesine bağlı bulunduğu ve bu eksiklik gıdaların aracılığıyla gidertilebileceği apaçık ortaya çıkar.

Bu yepyeni devirde, doktorların kendi hastalarını gıdalarla tedavi ettirilebilecekleri derecede tıp ilminin ilerleyeceği kesindir. Çünkü görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma yeteneklerinin tümü yararlıyı zararlıdan ayırt edebilecek güçlerdir. Şu halde, kokuları ayırt eden insanın koklama yeteneğinin iğrendiği bir kokudan insan vücuduna yarar sağlanması acaba hiç mümkün müdür? Bu olanaksız ve mühaldır. Bunun gibi de, görünebilenleri ayırt eden görme yeteneğinin müşahede ettiği tiksindirici pisliklerden insan vücudunun faydalanması acaba hiç mümkün müdür? Asla! Aynı şekilde, tatma yeteneği de şeyleri ayırt eden bir güçtür, eğer bu yetenek bir şeyi iğrenç bulsa kuşkusuz o şey yararlı değildir; başlangıçta ondan bir fayda sağlansa bile zamanla zararı ortaya çıkar.

Bunun gibi de, eğer mizaç dengeli ise hoşlanılan her şey şüphesiz yararlıdır. Hayvana bir göz attınız, o, içinde yüz bin çeşit bitki bulunan bu merada otlayıp kendi koklama yeteneğiyle otların kokusunu alarak tadına bakar, kokusu ve tadından hoşlandığı otu yer ve faydasını görür. Eğer hayvanlarda bu ayırt edici güç bulunmasaydı tümü bir günde öleceklerdi, çünkü zehirli bitkiler çok ve hayvan ise ilâçların varlığından habersizdir. Fakat dikkatle bakınız, onlar nasıl sağlam bir ölçüye sahiptirler ve bununla yararlıyı zararlıdan ayırt ederek vücutlarını meydana getiren bileşim öğelerinden hangisi eksilirse, bu öğeden onda bolca olan bir bitkiyi bulup yerler ve böylece bileşimdeki öğeler arasında gereken denge sağlanmış olacak ve hastalık düzelecektir.

Hazık doktorların hastaları gıdalarla tedavi ettirebilecekleri seviyesine vararak basit yiyecekler hazırlatıp insanoğlunu şehvetlere dalmaktan alıkoydukları zaman, işte o vakit kuşkusuz bu çeşit çeşit ve müzmin olan hastalıklar azalacak ve insanlık dünyasında genel sağlık çok ilerleyecektir. Bu konu kesinlikle gerçekleşecektir. Aynı zamanda insanların ahlâkları, halleri ve tavırlarında da genel bir düzelme sağlanmış olacaktır.

135 - Hz. Bahaullah'ın kesin buyruğu gereğince, hasta çok ünlü ve eşsiz bir hekim de olsa, hazık bir doktorun tavsiyesinden dışarı çıkmamalıdır. Kısacası amaç, çok hazık bir doktorla tanışarak sağlığınızı korumaktır.

136 - Herkes doktorların emirlerine uymağa ve önerdikleri tedavileri uygulamağa yükümlüdür; bu, Tanrı Emri'ne itaat göstermek içindir, yoksa aslında şifa veren Tanrı'dır.

137 - Ey Tanrı'yı övmekte olan kimse! Mektubunu okudum; içinde, zararsız masum hayvanların avlanması konusuna benzer, bazı Tanrı Dini'nin yasaları hakkında hayretini belirtmiştin.

Bundan hayrete düşme. Evrenin gerçekleri, saklı hikmetleri, sırları, bağlantıları ve yasaları üzerinde düşün. Evrende bulunan her şey bir başkasına her yönüyle sıkıca bağlı olup bunda dengesizlik ve gevşeklik kesinlikle söz konusu değildir. Yaratılışın cisimsel dünyasında her şey hem yiyici hem de yiyecektir: Bitki, cansız varlıkları emer; hayvan, bitkiyi çiğneyip yutar; insan, hayvanı ve cansız varlık ise insan vücudunu yer. Cisimler bir engelden başka bir engele ve bir yaşamdan başka bir yaşama geçmektedirler ve varlığın sebebi hariç olmak üzere, her şey değişmeye ve başkalaşmaya mahkûmdur; fakat O değişmez ve başkalaşmaz, çünkü O, yaratılış dünyasında var olan tüm değişik cinsler ile türlerin ve görünmez gerçeklerin esas Yaradanıdır.

İnsanın aldığı her nefese ve içtiği her suya mikroskop altında dikkatle bakıldığında, insanın her soluk alışında bolca hayvanın yaşamını yitirdiğini ve her su içiminde pek çok hayvanı yuttuğunu göreceksin. Bu işi önlemek nasıl mümkün olur? Çünkü her yaratık hem yiyici hem de yiyecektir ve hayatın temeli bu gerçek üzerinde kurulmuştur. Bu böyle olmasaydı evrende bulunan varlıkların arasındaki gerekli yaşam bağları birbirlerinden kopmuş olacaktı.

Ayrıca, bir şeyin yok olup parçalandığı ve yaşamdan yoksun kaldığı zaman, o şey kendi önceki durumuna göre daha büyük olan başka bir yaşam âlemine yükselir. Örneğin, cansız varlıklar kendi cansız yaşamını bıraktıktan sonra bitkisel yaşama ilerler, daha sonra bitkisel yaşamı terk ederek üst bir aşama olan hayvansal yaşama erişir, sonra ise hayvansal yaşamı bırakıp insansal yaşama yükselir; işte bu esirgeyici ve acıyıcı olan Senin Rabbı'nın fazlındandır.

Yaradılış gerçeğinde emanet bırakılan sırların sence algılanabilmesini, perdelerin senin ve kızının gözleri önünden kaldırılmasını, iyi korunmuş sır ve saklı simgenin sana günün ortasındaki güneş gibi aşikâr olmasını; kocanın ve kızının Tanrı Melekût'una girebilmelerini başarılı kılmasını ve bu varlık dünyasındaki cismanî ve ruhanî olmak üzere senin tüm hastalıklarına şifa bağışlatmasını Allah'tan dilerim.

138 - Ey İlâhî ahbaplar! Tanrısal Melekût'un temeli adalet, insaf ve herkese merhamet, acıma ve şefkat gösterilmesinin üzerinde kurulmuştur. O halde, tüm insanlık dünyasına sevgi ve şefkat gösterebilmek için can ve gönlünüzle çalışınız, fakat kötü bir amaç güden veya düşünce bakımından hasta olanı bu kapsamın dışına bırakınız. Zalime, haine ve hırsıza şefkat gösterilemez, çünkü şefkat onların uyanmalarına değil azgınlıklarına yol açar. Yalancıya sevgiyle davrandıkça daha fazla yalan söylemeğe başlar ve sizi aldattığını sanır; oysa siz bunu anlıyorsunuz fakat sonsuz olan şefkatiniz ona söylemenizi önler.

Kısacası, Tanrı'nın ahbapları sadece insanlara değil tüm yaşayan yaratıklara karşı sonsuz bir sevgi ve acıma duygusu beslemelidirler. Çünkü, hayvan bedensel duygular ve hayvansal ruh bakımından insanla ortaktır. Fakat insan bu gerçeğin farkında değildir, duygunun sadece insana ait olduğunu sanır ve bu yüzden hayvana zülmeder.

Oysa, bedensel duygular arasında gerçekte ne fark vardır! Duygu aynıdır, ister insana eziyet ver ister hayvana, arada hiçbir fark yoktur. Aslında hayvana acı çektirmek daha da zararlıdır; çünkü insanın dili vardır, şikâyet edebilir, iniltisini ve sesini çıkartabilir, ona bir ziyan dokunursa hükümete başvurarak yapılan haksızlık önlenebilir. Fakat zavallı hayvanın dili yoktur, ne sızlanabilir ne de yetkililere şikayet götürebilir; insandan bin çeşit eziyet görse dahi ne lisanıyla kendini savunabilir ne de mahkemede dava açtırabilir. O halde, hayvanı daha çok düşünmek ve ona insandan daha fazla acımak gerekir.

Çocukları, hayvanlara sonsuzca acıma ve şefkat gösterebilecekleri şekilde, küçük yaşlarından itibaren eğitiniz. Şöyle ki, eğer bir hayvan hasta ise tedavisine çalışsınlar, aç ise ona yedirsinler, susamışsa doya doya içirtsinler ve yorgunsa dinlenebilmesini sağlatsınlar.

İnsanların çoğu günahkâr, hayvanlar ise günahsızdırlar; kuşkusuz günahsızlara daha fazla acımak ve şefkat göstermek gerekir; fakat kana susamış kurt, zehirli yılan ve bunlara benzer zararlı başka hayvanlar bundan müstesnadır, çünkü bunlara acımak insanlar ve başka hayvanlara zulmetmek demektir. Örneğin, eğer bir kurda acıyıp şefkatli davransanız bu, koyunlara zülumdur; çünkü bir kurt, sürünün tümünü yok edebilir. Eğer kuduz bir köpeğe fırsat verseniz bin insan ve hayvanı öldürebilir. O halde, yırtıcı bir hayvana şefkat göstermek uysal hayvanlara zülumdur, bundan dolayı çözüm yolunu bulmak gerekir. Fakat kutlu hayvanlara son derece şefkat gösterilmelidir, bu şefkat ne kadar fazla ise o denli iyidir. Acıma ve şefkat gösterme Tanrısal Melekût'un temel öğretilerindendir. Bu konuyu iyice aklınızda tutunuz.

Ey Tanrı'nın cariyesi! İlâhî müjdeleri sonsuz bir vakar ve asaletle yaymak gerekir. İnsan, müjdeyi gereken niteliklerle vermeğe kalkmadıkça onun sözü etkili olamayacaktır.

Ey Tanrı'nın cariyesi! İnsan ruhunun hayret verici bir gücü ve kudreti vardır, fakat teyit Ruhulkuds'ten yetişmelidir. Bunun haricinde işittiğin her şey kuruntudur. Ama eğer ruh Ruhulkuds'ün feyziyle desteklenirse hayret uyandırıcı bir kuvvet gösterir, gerçekleri keşfeder ve sırları çözer. Hepiniz Ruhulkuds'e yöneliniz ve herkesi bu yönelişe çağırınız ve ondan sonra şaşılacak eserleri görünüz.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Gökteki yıldızların toprak dünyasına bir manevî etkisi yoktur. Fakat evrenin sınırsız fezasında bulunan parçalar arasında son derece güçlü bağlar vardır, bu bağlantıdan maddî etki ve etkilenme meydana gelir. Esrime kuvveti veya ölülerin şarkı seslerini ileten medyumun çalgı borusu hakkında işittiklerin sırf kuruntudur. Fakat Ruhulkuds'ün feyzi konusunda ne istersen söyle ve ne işitmişsen kabul et. Ama çalgı borusu topluluğundan olan kimseler bu feyzden büsbütün nasipsiz ve yoksundurlar, onların yaptıkları aldatmacadır.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Duaların kabul edilmesi Tanrısal Külli Mazharlar aracılığıyla gerçekleşir. Fakat maddî şeyleri kazanmak üzere gafiller de Tanrı' ya yalvarıp yakarırlarsa yine de etkisi vardır.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Tanrılık Gerçeği kutsal ve sınırsız olduğu halde kulların amaçları ve gereksinmeleri sınırlıdır. Allah'ın feyzi gökten yağan yağmura benzer; suyun hiçbir şekli ve sınırı yoktur, fakat su her yerde o yerin kendine has özelliğine göre sınır, şekil ve görünüş kazanır. O sınırsız su, kare havuzda dörtgen biçimini alır; bunun gibi de altıgen havuzda altıgen, sekizgen havuzda ise sekizgen olur. Yağmurun ne geometrisi, ne sınırı ve ne de bir şekli vardır, fakat kendi kabının biçimine göre şekillerden birini kazanır. Aynı şekilde, Hakk'ın Kutsal Zatı'da sınırsızdır, ama yaratıklardaki O' nun tecellisi ve feyzi sınırlarla sınırlandırılmıştır. Bu yüzden özel kişilerin bazı hususlardaki duaları kabul edilir.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Hz. İsa'nın örneği, Hz. Adem'in örneğine benzer. Bu dünyada oluşan ilk insanın acaba baba ve annesi var mıydı? Kuşkusuz hiçbirine sahip değildi. Fakat Hz. İsa babasız idi.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Şifa dilemek için nazil olunan dualar, ruhanî ve cismanî olmak üzere, her iki şifayı kapsar. Bu yüzden hem ruhanî hem de cismanî şifa için onları güzel bir sesle okuyunuz. Eğer sağlık hastaya uygun ve yararlı ise şüphesiz ona bağışlanır; fakat şifa bazı hastalarda başka zararlara sebep olur, işte bundan dolayı, hikmet, duanın kabul edilmemesini gerektirir.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Ruhulkuds'ün gücü cismanî ve ruhanî her iki çeşit hastalıkları tedavi eder.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Tevrat'ta "Akor vadisini size ümit kapısı olarak vereceğim." diye buyrulmuştur. Bu Akor vadisi Akkâ şehridir, bunda hiç kuşku yoktur; her kim bunun dışında bir yorum yaparsa bilgisizdir.

140 - İncil'de anılmış olan Hz. İsa, Hz. Musa, İlyas ve Semavî Baba'nın Tabor dağındaki tecellileri hakkında sormuştun. Bu konuyu Havarilerin basiret gözü keşfetmişti, aslında bu konu saklı bir sır idi ve onların ruhanice olan buluşları idi. Yoksa eğer gaye maddî keşifler ise, yani onlar bu tecelliyi kendi dış gözleriyle görmüş olsalardı, bu dağ ve çölde başka çok kişiler de hazır bulunuyorlardı neden onlar bunu göremediler? Ve neden Hz. İsa, bu konunun başka kişilere söylenmemesi için emir verdi? Bunların ruhanî keşifler ve Melekûtî tecelliler oldukları apaçıktır. Bundan ötürü Hz. İsa, "İnsan Oğlu'nun ölülerden ayağa kalkıncaya dek" bunu saklayınız diye buyuruyor ve burada, Tanrı Emri yükselip Allah'ın Kelimesi kendi etkisini göstererek İsa'nın gerçeği ayağa kalkıncaya kadar demek isteniyor.

141 - Ey aşkın alevi, ey Tanrı'nın sevgi ateşiyle tutuşan! Mektubunu okudum, içeriğindeki güzel anlamlar ve belagâtlı konular gönlüme sevinç getirerek Allah'ın Emri'ne olan sonsuz ve içten bağlılığını, Tanrı Melekût'unun yolundaki sebatını ve Tanrı katında işlerin en önemlisi sayılan O'nun Emrinde sabit kalmanın kanıtlarıydı.

Yahuda İsheryuti gibi nice kimseler önce Tanrı'ya yönelip Allah'ın Kelimesi' nin gölgesine girerek dünyaya ün salmalarına rağmen daha sonra imtihanlar şiddetlenip zorluklar artınca doğru yoldan saptılar, Din'in gerçeğini bile bile inkâr ederek ona arka çevirdiler, kendi sevgi ve bağlılıklarını şiddetli bir düşmanlığa dönüştürdüler. Kuvvetli direkleri sarsan imtihan gücü işte böyle ortaya çıkar.

Yahuda İsheryuti Havariler arasında en büyük mevkiye sahipti ve insanları Hz. İsa'ya davet ediyordu. Daha sonra o, Hz. İsa'nın Havari Petrus'a karşı ilgisini artırmakta olduğunu sandı; Hz. İsa'nın Petrus'a "Sen Petrus'sun ve Ben Kilisemi bu kaya üzerinde kuracağım." dediğini duyup Petrus'a özel bir onur bağışlatan bu hitapları görünce yüreğinde kıskançlık doğdu. Bu yüzden önce yönelmişken daha sonra yön çevirdi, inanmışken daha sonra inkâr etti ve sevgisini düşmanlığa dönüştürdü; hatta o, yüce Efendi ve aşikâr Nur'un çarmıha gerilmesine sebep oldu. İşte bu insanoğlunun Doğru Yoldan sapmasının en büyük nedeni olan kıskançlığın yarattığı bir sonuçtur. Daha öncede meydana gelmiş olduğu üzere, bu büyük Emir'de de bunun gibi olaylar olacaktır. Fakat bu bir önem taşımıyor; çünkü bu olaylar Emir'de kalanların daha fazla sebat göstermelerine ve Aşikâr Işığın sevgisinde sarsılmaz dağlar gibi sağlam ve sebatlı olmalarına yol açar. Zorluklar ve imtihanların şiddetlendiği zaman Rahman'ın cariyeleri Baha'nın sevgisinde sabit kalabilmeleri için, sen bu mesajı onlara ilet. Kışın, fırtınalar ve sert rüzgârlar eser, fakat daha sonra bahar tüm güzelliğiyle gelir, ovalar ile tepeler hoş kokulu bitkiler ve kırmızı anemonlarla süslenir, bunun görünüşü ne güzeldir. İşte bu sırada kuşlar dalların üzerinde sevinç ötüşleriyle terennüm ederler ve ağaçların kürsüsünden güzel sesleriyle hutbeler okurlar. Pek yakında siz ışıkların parlayışına, Melekût bayraklarının dalgalanışına, Allah'ın hoş kokularının yayılışına, Melekût ordularının inişine, göksel meleklerin destekleyişine ve Ruhulkuds'ün tüm dünyaya esişine tanık olacaksınız. İşte o günde, sarsılmış, ümitsizliğe kapılmış ve hüsrana uğramış olan kadın ve erkekleri göreceksiniz. Ayetlerin Rabbı'nın değişmez hükmü budur.

Sana gelince, Tanrı Emri'nde sebat göstererek Allah'ın Misakı'nı sağlam tuttuğun için ne mutlu sana. Tanrı'nın cariyelerine ruhaniyet ve kıvanç ile hizmet edebilmen için Tanrı'dan sana ruhanî bir can bağışlanmasını, sana Melekutî bir yaşam verilmesini ve seni Hayat Ağacı'nda serpilen ve taze bir yaprak yapmasını dilerim.

Cömert Rabbı'n Kendi hizmet alanında seni destekleyecektir. Rahman cariyeleri arasındaki birlik ve beraberlik ruhunun yayılışı için seni vasıta kılacaktır. O, senin iç gözünü irfan ışığıyla açtıracak, günahlarını bağışlayacak ve onları sevaplara dönüştürecektir. Gerçekte O yarlıgayıcı, acıyıcı ve büyük fazıl sahibi olan bir Tanrı'dır.

142 - Ey Tanrı'nın değerli cariyesi! Allah'a şükret, çünkü, O'nun Kutsal Eşiğinde beğenilen birisin, O'nun Yücelik Melekût'unda çok azizsin, Mele-i Alâ mahfilinin izlenimini veren ve Ebha Melekût'unun görüntüsünü yansıtan bir mahfilde başkansın. Tanrı Dininin ilerleyebilmesi için sonsuz yalvarı, yakarı, alçak gönüllülük ve kurumsuzluk ile can ve yürekten çalış; Allah'ın hoş kokularının yayılması için çabala. Ruhanîlerin mahfilinde gerçek bir başkan ve Rahman'ın Melekût'undaki meleklere bir dost olabilmen için gayret göster.

Yuhanna Vahiy Kitábı'nın yirmi birinci babındaki onuncu âyetten on yedinciye kadar olan bölüm hakkında sormuştur. Bil ki bu yerküresine ait parlayan güneşinin göğü matematiksel kurallara göre on iki bölgeye ayırtılmış ve Zodyak'ın on iki burcu olarak nitelendirilmiştir. Gerçeklik Güneşi de aynı şekilde on iki kutsal burçtan parlayıp feyzini bağışlamaktadır, bu burçlardan amaç ise Tanrı birlik ışığının doğuş yerleri ve kutsallığın kaynakları olan mukaddes kişilerdir.

Bakınız, Tanrı'yla Konuşanın (Hz. Musa'nın) devrinde kabilelerin önderleri olan on iki kutsal kişi vardı, aynı şekilde Hz. Ruh'un (Hz. İsa'nın) zamanında O yüce Işığın gölgesinde bulunan on iki Havari vardı ve bu nurlu doğuş yerlerinden Gerçeklik Güneşi gökteki güneş gibi parlıyordu. Yine Hz. Muhammed'in devrine bir göz atınız, teyid mazharları olan on iki kutsal doğuş yeri mevcuttu. Bu işin düzeni böyledir.

Bu yüzden İlâhiyatçı Yuhanna kendi rüyasında on iki kapı ve on iki temel açıklamıştır. Gökten inen büyük ve kutsal Orişelim şehrinden gaye ise Tanrı' nın mukaddes Şeriat'idir, bu konu geçmiş Peygamberlerin levih ve kutsal yazılarının bir çoğunda anılmış ve mevcuttur; örneğin, bir yerde, Orişelim'in sahraya gittiğini gördüm, diye buyrulur.

Amaç şudur: Bu göksel Orişelim, dini kabul edenlerin ondan girip Şehre geçebildikleri on iki kapıya sahiptir. Bu kapılar kılavuzları yıldızları ve feyz ile bilginin kapıları olan kişilerdir; bu kapılarda on iki melek durmaktadır. Melekten gaye Allah'ın teyid gücüdür, bu kişilerin lambalığında Tanrısal teyid kuvvetinin mumu parlayıp ışık saçacaktır; yani, bu kişilerin her biri çok güçlü bir teyid ile desteklenecektir.

Bu on iki kapı tüm dünyayı kuşatıyor; demek ki, bütün yaratıklar bu kişilerin gölgesindedirler. Ayrıca bu on iki kapı, Tanrı'nın Şehri ve İlâhî Orişelim' in temelleridirler ve bu temellerin her birine Hz. İsa'nın Havarilerinin birinin adı yazılıdır; yani, bunlardan her biri O kutsal Zat'ın erdemlikleri, özellikleri, müjdeleri ve yetkinliklerinin zuhur yeridir.

Kısacası, ondan sonra "Benimle konuşanın ölçmeye yarayan altından bir asası vardı ve onunla şehri, kapıları ve kaleleri ölçüyordu." diye buyuruyor. Bunun anlamı ise şudur: Bazı kişiler ağaç asalarla insanlara önderlik edip onları kılavuzlıyorlardı, buna örnek Hz. Musa'nın asasıdır. Başka kişiler ise, Hz. Muhammed'in devrinde olduğu gibi, demir asalarla önderlik edip insanları eğitiyorlardı. Fakat bugünkü devir büyük bir devir olduğundan ağaç ve demirden olan asalar İlâhî Melekût'un sonsuz hazine ve definelerinden alınan halis altından asaya dönüştürülecektir ve insanlar bununla eğitileceklerdir.

Aradaki farka bakınız; Tanrı'nın Öğretileri bir zamanlar ağaçtan asa gibi idi ve İlâhî eserlerin yayılışı, Tanrı Yasası'nın ilerleyişi ve Allah'ın Dini'nin kuruluşu onunla sağlanıyordu. Ondan sonra, O Gerçek Önderin asasının demir cinsine dönüştüğü zaman geldi. Şimdi ise, bu yepyeni ve yüce devirde, bu asa halis altındandır. Arada ne kadar fark vardır! O halde bil ki bu devirde Allah'ın Yasası ve O'nun Öğretileri geçmiş devirlerden pek üstün bir ilerleme göstermiştir; gerçekten bu halis altın, geçmişlerdeki ise ağaç ve demirdir.

Zaman darlığından ötürü sana kısa bir cevap yazılmıştır, kuşkusuz bizi mazur göreceksin. Tanrı cariyeleri, kendileri gerçekler ile anlamları kavrayarak her kelime üzerinde geniş bir açıklama yapıp hikmet pınarı onların yüreklerinin hakikatinden bir fiskiye gibi fışkırabilecekleri makama erişebilmelidirler.

143 - Ey Allah'ın Melekût'unda İsa'nın ruhuna yönelen kimse! Gerçekte beden maddî öğelerin bileşiminden oluşmuştur ve her bileşimin mutlaka bir çözüşmesi vardır. Fakat ruh; soyut bir öz, latif, tinsel, ebedî ve Tanrı'dandır. Bu yüzden her kim İsa'ya O'nun maddî vücudu açısından bakarsa nafile uğraşıp O' ndan perdelenmiştir. Ama İsa'nın ruhuna yönelen kimse kendi gönlünde günden güne artan bir sevinç, özleyiş, sevgi, aşk ve yakınlık duyacak ve O'nu açık ve aşikâr olarak görecektir. Sana yaraşan, bu yepyeni günde İsa'nın ruhunu aramaktır.

Gerçekte, İsa'nın ona yükseldiği gök bu sonsuz feza değildi, tersine O'nun göğü kendi cömert Rabbı'nın Melekûtu idi. O, "Ben gökten indim." Ve yine "İnsan Oğlu göktedir." diye buyuruyor. Bundan dolayı, O'nun göğü yönlerden arınmış, tüm varlıkları kuşatıcı ve secdeye kapananların üstündedir. Bu görkemli çağda, seni böyle bir göğe yükselterek sana onun göksel yemeklerinden yedirmesi için Tanrı'ya yalvar.

Bil ki bugüne dek halk daha Kitáb'ın sırlarını çözememişlerdir. Onlar, Hz. İsa'nın yeryüzünde yaşadığı sırada kendi göğünden yoksun olduğu, kendi yücelik doruğundan indiği ve bir varlığı bulunmayan ve fezadan başka bir şey olmayan bu yüksek göğün zirvesine çıktığını sanırlar. Onlar, O'nun buluta binmiş olarak tekrar gelişini bekler ve gökte O'nu taşıyıp aşağı indirebilecek bulutların var olduğunu zannederler. Oysa bulut gökten inmiş değil yerden yükselen buharlardır. İncil'de anılan bulut ise, Hz. İsa'nın ufkundan parlayan Gerçeklik Güneşi'nin görünmesini önleyici bir bulut gibi olan insanın vücududur.

Senin, İlâhî sırları anlayabilmen için, gözlerinin önünde keşif ve idrak kapılarının açılmasını Tanrı'dan dilerim.

Seni görmeği çok özlememe rağmen şimdi buna zaman uygun değildir. Tanrı dilerse, sevinç içerisinde buraya gelebileceğin daha iyi bir zamanı ilerde sana bildireceğiz.

144 - Ey insanlık dünyasını seven kimse! Mektubun ulaştı, Tanrı'ya övgüler olsun ki senin sağlık ve sıhhatinin yerinde olduğunu gösteriyordu. Daha önceki mektuba yazılan cevaptan sen ve ahbaplar arasında bir uyum sağlanacağı sanılıyordu.

Herkes kendi gözünü başka insanlarda bulunan övgüye değer şeylere çevirmelidir. Böyle davranan her kimse insanların tümüyle dostluk kurabilir. Fakat, eğer insan başka kişilerin eksikliklerine bakarsa iş çok zorlaşır.

Hz. İsa'nın -dünyanın yaşamı O'na feda- zamanında vücudu parçalanmış, kokmuş ve çirkin bir görünüş almış bulunan bir köpek leşinin yanından bir gün O tesadüfen geçerken hazır bulunanların biri, "Bu köpek ne pis kokmuştur!" dedi; öbürü, "Ne iğrenç ve kötü görünüşlü olmuştur!" diye söyledi. Kısacası her biri bu sözlere bir şeyler ekledi.

Fakat Hz. İsa, "Köpeğin dişlerine bakınız, ne kadar beyazdır!" diye buyurdu.

Hz. İsa'nın hataları örten gözü köpeğin eksikliklerini görmedi. Onda iğrenç olmayan tek organı dişleri idi ve Hz. İsa onun dişlerinin beyazlığını gördü.

O halde, insanların eksikliklerine değil yetkinliklerine bakılmalıdır.

Tanrı'ya övgüler olsun, senin amacın insanlara iyilik sağlatmak ve eksiklikleri gidertmektir. Bu iyi niyet övgüye değer sonuçları doğurtacaktır.

145 - Ruhsal keşifler konusu hakkında yazmıştın. İnsan ruhu şeylerin gerçeğini kuşatıcı bir güçtür. Sanatlar, yeni icatlar, eserler ve buluşlar gibi gördüğün her şey bir zamanlar görünmez alanda idi ve saklı bir sırdı. İnsan ruhu bu saklı sırrı keşfederek onu görünmez dünyadan görünür dünyaya getirmiştir. Örneğin, buhar gücü, fotoğraf, fonograf, telgraf ve matematiksel meselelerin tümü bir zamanlar saklı sırlar ve korunmuş simgeler idiler; insan ruhu bu gizli sırları çözerek onları görünmezlikten görünürlüğe çıkartmıştır. O halde, insan ruhu kuşatıcı bir güçtür ve şeylerin gerçeğini kendi tasarrufunun altına alarak bu maddî dünyanın sırlarını çözer.

Fakat İlâhî ruh, Tanrısal dünyaya ait olan evrensel sırlar ve İlâhî gerçekleri keşfeder. Bu ve öbür âlemin sırlarını çözüp anlayabilmen için İlâhî bir ruh kazanmanı umarım.

Yuhanna İncili'nin 14. babın 30. âyeti hakkında sormuştun ki orada Hz. İsa, "Size artık daha fazla bir şey söylemeyeceğim, çünkü bu dünyanın Maliki gelecektir ve Bende hiçbir şeysi yoktur." diye buyurmuştur. Dünyanın Maliki Cemali Mübarek'tir ve "Bende hiçbir şeysi yoktur" cümlesinin anlamı ise şudur: Benden sonra herkes Benden feyz alacak, fakat O, bağımsızdır ve Benden feyz almayacaktır, yani Benim feyzime gereksinme duymayacaktır.

Ruhların bedenden ayrıldıktan sonra yaptıkları keşifler konusunda sormuştun: Kuşkusuz öbür dünya görme ve keşfetme dünyasıdır, çünkü perde ortadan kalkar ve insan ruhu, üstünde, altında ve kendi aşamasında bulunan ruhları görür. Örneğin insan, rahim dünyasında iken gözünün önünde bir perde vardı ve hiçbir şeyi göremezdi; rahim dünyasından doğunca bu dünyaya geldi ve rahim âlemine göre bu âlem görme ve keşfetme yeri olduğundan kendi dış gözüyle her şeyi görmektedir. Aynı şekilde, insan ölüp bu dünyadan göç edince, dünyada gizlilik taşıyan şeyleri öbür dünyada keşfedecek ve orada bütün şeyleri iç gözüyle algılayıp görecektir. İnsan orada kendi akran ve benzerlerini, kendisinden üstün ve aşağıda olanları müşahede edecektir. Ruhların en yüce âlemdeki eşitliğinden gaye ise şudur: Müminlerin ruhu beden dünyasında zahir oldukları anda eşit, tümü arınmış ve temizdirler. Fakat bu dünyada birbirlerinden üstünlük kazanacaklar; bazıları yüksek bir makama erişecek, bir kısmı orta aşamada kalacak ve öbür bölümü ise aşamaların başlangıcında duracaktır. Bu eşitlik, insanların meydana gelmelerinin başlangıcında mevcuttur ve bu üstünlük ise öbür dünyaya göç ettiklerinden sonra görünecektir.

Seir hakkında yazmıştın. Seir, Galile'de Nasıra'ya yakın bir yerdir.

Eyüb'ün 19. babındaki 25-27 âyetlerinde, "Benim Veli'min yaşadığını anladım ve O sonunda yeryüzü üzerinde ayağa kalkacaktır." diye açıkladığı sözlere gelince, buradaki anlam şudur: Ben hor görülmeyeceğim, Velim ve Yardımcım vardır, sonunda Koruyucum ve Kurtarıcım zuhur edecektir. Şimdi vücudumun hastalanıp kurtlarla kaplanmasına rağmen bundan sonra şifaya kavuşacağım ve kendi gözümle, yani sağgörümle, O'nu göreceğim. Eyüp, azarlamaları görüp belâların kendisine verdiği zararları açıkladıktan sonra bu sözleri dile getirmiştir. Hastalığın şiddetli oluşundan ötürü vücudunu kurtlar kapladığı için, tüm hastalıkları atlatacağı kendi vücut ve gözüyle kendi Veli'sini göreceğini anlatmak istedi.

Yuhanna Vahyi'nin on ikinci babında açıklanan, çöle gidecek kadın ve gökte zuhur edeceği büyük alâmetin konusuna gelince; kucağında güneş ve ayakları altında ay bulunan kadından gaye Tanrı Yasası'dır. Çünkü Mukaddes Kitapların deyiminde bu kinaye Tanrı Yasası için geçer ve burada kadın olarak simgelenmiştir. İki gökcismi, güneş ve ayın anlamı Tanrı Yasası'nın gölgesinde bulunan Türk ve İran saltanatlarıdır. Güneş İran devletinin, hilâl şeklindeki ay ise Türk devletinin simgesidir. On iki taçtan amaç, Havariler gibi Allah'ın Dini'ni destekleyen on iki İmamdır. Yeni doğan Çocuk, Tanrı Yasası'ndan doğmuş olan Tapılan Güzellik'tir. O daha sonra, kadının çöle kaçtığını söyler, yani Tanrı Yasası Filistin'den Hicaz çölüne nakledildi ve orada bin iki yüz altmış yıl ikâmet etti, ki bu süre, Mevud Çocuğun zuhur gününe kadardır. Mukaddes Kitap'ta her gün bir yıldan ibaret olduğu açıktır.

146 - Ey Tanrı'nın sevgi ateşiyle alevlenen cariyesi! Senin güzel mektubunun içeriğinden bilgi edinildi ve Tanrı'ya şükürler olsun ki o büyük şehre selâmetle vardın. Tanrı'nın tükenmez yardımlarıyla senin dönüşünün büyük etkiler yaratabilmesini Tanrı'dan dilerim. Böyle bir şey ancak senin bu dünyanın bağlılıklarından kendini kurtararak kutsallık elbisesini giydiğin ve tüm düşünce ve eylemlerini Allah'ı anmak, takdis esintilerini yaymak, dürüst davranmak, gafilleri uyarmak; körleri görür bir göze, sağırları işitir bir kulağa ve dilsizleri konuşan bir dile kavuşturmak ve ölüleri ruhun gücüyle diriltmekle sınırlandırabildiğin takdirde gerçekleşebilir.

Hz. İsa'nın İncil'de söylediği gibi insanlar sağır, dilsiz ve kördürler ve O, "Ben onlara şifa vereceğim." diye buyuruyor.

Zayıf düşen annene şefkatle davran ve onunla Melekûtî sözlerle konuş, ta ki yüreği sevinç duyabilsin.

Tanrı'nın cariyesi Miss Ford'a selâmlarımı iletirken, bugünlerin Tanrı Melekût' unun günleri olduğunun müjdesini de ver.

Ona şöyle de: Senin iyi bir niyetin olduğundan ne mutlu sana, arınmış davranışlara sahip bulunduğundan ne mutlu sana, ruhanî bir ahlâkın bulunduğundan ne mutlu sana. Bu niyetler, davranışlar ve ahlâkın için seni ben gerçekten severim. Ayrıca ona şunları da söyle: Hz. Mesih ve O'nun günlerini, O'na yapılan hakaretleri, eziyetleri ve halkın O'nu önemsememesini hatırla. Yahudilerin O'nu maskaralık konusu yaparak ve O'nunla alay edip, "Ey Yahudilerin Padişahı üzerine selâm olsun! Ey Padişahların Padişahı üzerine selâm olsun!" dediklerini yine hatırla. Onlar çarmıha gerilen böyle bir deli Kimse'nin Emrinin dünyanın doğusu ile batısına asla yayamayacağını söylediler. O'na birkaç balıkçı, marangoz ve basit halktan başka hiçbir kimse uymadı. Bu kuruntular için yazıklar olsun yazıklar!

Ondan sonra neler meydana geldiğini bir gör: Onların ululuk bayrakları nasıl devrilip yerine O'nun yücelik sancağı yükseldi; iftihar göğünde parlamakta olan onların tüm yıldızları yokluk batısında battıkları halde O'nun ışıldayan Yıldızı ebedî yücelik ufkundan çağlar ve asırlar boyu nasıl parlayıp durmaktadır. Ey gözü olanlar bundan ibret alınız! Yakında bundan daha büyük şeylere tanık olacaksın.

O halde bil ki tüm kuvvetler genel barışı kuramazlar ve bütün devirler ile çağların sınırsız savaşlarının egemenlik gücüne karşı koyamazlar. Fakat çok geçmeden Melekût'un gücü ve Ruhulkuds'ün kudreti sevgi ve barış bayraklarını yüce doruklarda yükseltecek ve görkem kalelerinin tepelerinde Tanrı'nın inayet kaynağından esen rüzgârlarla bu bayrakları dalgalandıracaktır.

Benim selâmlarımı Mrs. Florence ilet ve ona şöyle de: Çeşitli kiliselere mensup olanlar temeli bırakıp Tanrı katında hiç önem taşımayan ilkelere yapışmışlardır. Bunlar, namaz kılıp oruç tuttuktan sonra Hz. İsa'nın öldürülmesine fetva veren Ferisî'lere benzerler. Allah'ın ömrüne yemin olsun, bu çok şaşılacak bir şeydir!

Sana gelince, ey Tanrı'nın cariyesi, Allah'a bu dua ile yalvararak şöyle de:

Ey Tanrım, ey Tanrım! Her şeyden vazgeçme kadehimi doldur, Senin tecelli ve bağış mahşerinde beni Kendi sevgi şarabınla neşelendir. Beni nefsin kötü isteklerinden kurtar, bu aşağılık dünyanın bağlarını üzerimden kaldır, beni yüce Melekût'un cazibesine çektir ve cariyeler arasında Kendi kutsallık esintilerinle gönlümü ferahlandır.

Ey Rab! Yüzümü Kendi bağış ışığınla nurlandır, gözümü Senin en büyük gücünün eserlerini görmekle aydınlat, her şeyi kapsayan Kendi bilgi nurunla yüreğimi aydınlığa kavuştur, ruhları canlandıran Kendi müjdelerinle ruhumu sevindir, ey dünya ve Melekût'un sahibi, ey yücelik ve Ceberût'un Rabb'i sevindir ki, Senin eserlerini yayabileyim, Senin Emrini duyurabileyim, Senin Kelimeni yüceltebileyim, Senin Dinine hizmet edebileyim ve Senin Öğretilerini yükseltebileyim.

Sen gerçekten kudretli, bağışlayan, güçlü ve her şeyi yapabilensin.

Tebliğ yapma ilkelerinin konusuna gelince: Bil ki tebliğ ancak güzel davranışlar, ruhanî ahlâk, açık ifade ve tebliği yapan kimsenin yüzünden parlayan mutluluk eserleriyle gerçekleşebilir. Tebliğ eden bir kimsenin davranışları sözlerini doğrulamalıdır. İşte bu, Tanrı'nın hoş kokularını yayanların niteliği ve O'nun Emri'nde içten olanların vasfıdır.

Allah seni bu işe muvaffak kıldığı zaman, emin ol ki, O sana gerçek sözleri ilham edecek ve seni Ruhulkuds'ün esintileriyle konuşturacaktır.

147 - Hz. İsa'nın zamanına ait geçmiş olaylar üzerinde düşün, bugünkü olaylar açıklığa kavuşur.

148 - Ey Melekût oğulları ve kızları! Şükredici kutlu kuşlar, daima en yüksek doruklarda uçmağı ve en güzel nağmelerle ötmeği arzularlar. Fakat aşağılık yer solucanları her zaman toprağın altına girmeği isterler ve en alt yerlere erişebilmek için büyük bir çaba gösterirler! Bu fani dünya oğulları da böyledirler. Onlar bu geçici dünya ve yok olucu yaşamda kendi geçim araçlarını geliştirmeği sonsuzca arzularlar; oysa onlar gerçekte bin çeşit belâlar ve sıkıntıların tutsağıdırlar, her göz kırpmasında tehlikenin içindedirler ve ansızın gelen ölümden bile kurtulamazlar. Onun için kısa bir sürede yok olup giderler ve onlardan hiçbir eser kalmaz, hiçbir söz bile edilmez.

O halde siz Hz. Bahaullah'ı övünüz, çünkü O'nun inayet ve yardımı sayesinde Melekût oğulları ile kızları ve gerçeklik çayırlığının kuşları oldunuz, ebedî yüceliğin doruğuna uçtunuz, kalıcı dünyadan nasibinizi ve Ruhuldus'ün esintilerinden payınızı aldınız, başka bir yaşam kazandınız ve Tanrı Eşiğinin yakınlığına eriştiniz.

Onun için sonsuz bir neşe ve sevinçle ruhanî mahfil kurunuz; yüce Rabb'ın anılması, övülmesi, kutsaması ve ululamasıyla uğraşınız. Yalvarı ve yakarının haykırış sesini Ebha Melekût'a yetiştiriniz ve bu en büyük Tanrı bağışına eriştiğinizden ötürü her anda bin defa şükrediniz.

149 - Ey görür gözü olan kimse! Gördüklerin gerçeğin ta kendisidir ve sağgörü dünyasıyla ilgilidir.

Itır goncada kaynaşmış ve saklıdır, o açılınca güzel kokular yayılır, aslında bitki meyvesiz değildi fakat böyle görünüyor. Bu Tanrısal bahçede her bitkinin bir eseri ve bir özelliği vardır; her bitki, açılan yüz-taçyapraklı bir gül gibi, herkesin güzel kokular almasını sağlar. Bundan emin ol, Bir kitaptaki sayfalar, üzerinde yazılı bulunan kelimeler ile anlamlardan habersiz olduğu halde, kelimelerle olan ilişkisinden ötürü dostlar arasında sonsuz bir saygı ve yücelikle elden ele dolaşmaktadır. Bu ilişki ise sırf bir Tanrı bağışıdır.

İnsan ruhu bu fani topraklıktan Tanrı dünyasına uçunca, örtüler kalkıp gerçekler aşikâr olacak, tüm bilinmez şeyler açıklığa kavuşacak ve gizli hakikatler anlaşılacaktır.

İnsanın rahim âleminde kulağı sağır, gözü kör, lisan yönünden dilsiz ve tüm duygulardan yoksun oluşuna bir bak. Fakat insan o karanlıklar âleminden bu aydınlıklar dünyasına geçince gözü görür, kulağı işitir ve dili konuşur oldu. Bunun gibi de insan, bu fani âlemden Tanrısal dünyaya göç edince ruhanice doğacak, sağgörünün gözü açılacak, ruhun kulağı işitir ve bütün bilinmez gerçekler belli ve aşikâr olacaktır.

Dikkat sahibi bir gezgin, herhangi bir hadise yüzünden kendi hafızasını kaybetmemiş ise, bir yoldan geçerken yaptığı keşiflerini kuşkusuz hatırlayacaktır.

150 - Ey Allah'ın sevgi ateşiyle alevlenen cariyesi! Bu dünyanın zorluğu ve darlığından üzülme, rahatı ve bolluğundan sevinme, çünkü bunlar hep gelip geçici şeylerdir. Bu dünyadaki yaşam seraba veya kabarık dalgaya, veyahut da gölgelere benzer. Serabın şarap gibi etkili olması hiç tasavvur edilebilir mi? Rabların Rabbına yemin olsun ki hayır! Gerçek ve mecaz aynı olamaz; hayal ile imge ve hakikat arasında büyük bir fark vardır.

Bil ki, Melekût gerçek âlem ve bu aşağılık dünya ise onun uzanmış gölgesidir. Gölge bir yokluktur, o hayalî bir varlıktır, suda yansıyan bir şekildir ve resimlerin gözde uyandırdığı görüntüye benzer.

Allah'a tevekkül et, O'na güven ve her zaman O'nu an. Gerçekte O; sıkıntıyı huzura, darlığa bolluğa ve zahmeti en büyük rahata çevirendir. O, gerçekten her şeye gücü yetendir.

Benim sözümü dinlemek istiyorsan, gelip geçici şeylerin bağlılıklarından kendini kurtar. Bundan başka tüm durumlarda Rahman olan Rabbına şükret ve kendi işlerini, istediği gibi davranan, O'nun İradesi'ne bırak. İşte bu senin için her iki dünyanın her şeyinden daha iyidir.

151 - Ey Tanrı'nın birliğine inanan kimse! Bil ki, Rahman'ın sevgisinden başka hiçbir şey insana yarar sağlayamaz ve insan yüreği Allah'ın Melekût'undan parlayan ışıktan başka hiçbir şey ile aydınlanamaz.

Başka tüm düşüncelerden vazgeç ve bütün anıları bırak. Düşüncelerini, insan ruhunu Tanrı Vergisinin göğüne yükselten konularla sınırlandır ve Melekûtî kuşların varlık dünyasının ebedî yücelik merkezinin yüksek doruğuna uçmalarını sağlatan şeylerle donat.

152 - Katilin ruhu ve onun cezasının ne olacağı sorusuna gelince: Katile kısas uygulanmalıdır, diye cevap verildi; yani, eğer katili öldürseler işte bu onun cezası olacak ve Tanrısal Adalet bu öldürmeden sonra onu artık ikinci bir cezaya çarptırmayacaktır; çünkü İlâhî Adalet onun iki ceza görmesini kabul etmez.

153 - Ey Tanrı'nın cariyesi! Bugünde, Tanrı'nın bağışlarına karşılık şükran belirtmek, aydın bir yüreğe ve vicdandan gelen duygulara sahip olmaktan ibarettir. Şükranları sunmanın gerçeği işte budur.

Söz ve yazı ile belirtilen şükranlar her ne kadar makbul ise de bu şükrana göre mecaz sayılır; çünkü temel, ruhanî duygular ve vicdandan doğan hislerdir. Onunla destek görmeni umarım.

Beklenen Gün'de birinin istidada sahip ve müstahak olmaması onun feyzlerden, yoksun kalmasına neden değildir, çünkü bugün Adalet Günü değil Fazıl Günü' dür; oysa adalet, herkese hakkı olanı vermeği hükmeder. O halde kendi istidadına değil; fazlı mükemmel ve feyzi kapsayıcı olan Cemali Ebha'nın sonsuz fazıllarına bak.

Tanrı'nın yardım ve inayeti sayesinde Tevrat'ın gerçek anlamlarını sonsuz belâgat, açıklık, kudret ve ustalıkla öğretebilmeni O'ndan dilerim. Tanrısal Melekût'a yönel, Ruhulkuds'ün feyzinden yararlan, konuşmağa başla, Ruh'un teyidleri yetişecektir.

Rüyanda gördüğün çok büyük güneşin konusuna gelince; o Vaat Olunan'dır, parlayan ışınları O'nun feyzleridir, saydam bir kütle olan suyun yüzeyi ise temiz yürekleri simgeler, suyun dalgaları yüreklerin heyecanı ve ruhların titreyişidir; yani bu dalgalar ruhanî duygular ve ruhun kutsal imalarıdır. Rüya âleminde bunun gibi ifşalara tanık olduğundan Tanrı'yı öv.

İnsan kendini büsbütün unutmalıdır, diye söylenen sözün gayesi, kişinin kendini hakiki duygularla feda etmeğe kalkmasıdır; bu ise vücut sağlığını zayıflığa ve güçsüzlüğe düşürmek değil, beşerî duyguların yok edilmesi ve yeryüzü yaşamının karanlığı olan kötü ahlâkın ortadan kaldırılmasıdır.

Göksel bereketler ve Tanrısal yarlıgamaların sevgili anneni, şefkatli kız kardeşleri ile akrabalarını ve özellikle ansızın bu dünyadan öbür âleme göç eden nişanlını kapsamasını yalvarı ve yakarı ile Birlik Eşiğinden dilerim.

154 - Ey Melekût'un oğlu! Senin güzel mektupların ve tatlı yazıların daima yüreğimizi ferahlandırır. Nağme, Melekûtî olunca can ve gönlü sevindirir.

Tanrı Kelimesi'ni yüceltmek ve Allah'ın Melekût'unun kutsal esintilerini yaymak üzere o ülkeye giderek Tanrısal Bahçe'de bahçıvanlık edebildiğin için Tanrı'yı öv. Pek yakında teyid ve başarı seni kapsayacaktır.

Ey Melekût'un oğlu! Her şey Tanrı sevgisiyle birleşince yararlı, O'nun sevgisi bulunmadan ise zararlı ve Melekût Rabbı'ndan perdelenmeğe nedendir. Fakat Tanrı sevgisi ile her acı tatlı ve her bağış güzel olur. Örneğin, müzik nağmeleri Tanrı sevgisine yönelenlere yaşam ruhu bağışlamasına rağmen kendi nefislerinin isteklerine dalanları şehvetlerle kirletir. Tüm bilimler de Tanrı sevgisiyle birleştiği sürece makbul ve sevilen, onsuz ise sonuçsuz ve delilik yaratıcısıdır. Her ilim bir ağaca benzer, onun meyvesi Tanrı sevgisi ise bu ağaç kutlu bir ağaçtır; yoksa o odundur ve sonunda yakılacaktır.

Ey Hakk'ın sadık kulu ve halkın ruhanî doktoru! Bir hastanın başında hazır bulununca Melekût'un Rabbı'na yönel, Ruhulkuds'ten teyid dile ve ondan sonra hastalığı tedavi et.

155 - Ey Allah'ın sevgi alevi! Yazdıkların sevinç yarattı; çünkü senin mektubunun içinde bulunan mana gülleri Tanrı sevgisinin hoş kokularını yayan, bir bahçeye benzerdi. Cevaplarım ise yağmur ve çiy gibi gönül bahçende açılan mana bitkilerine sözle anlatılamayacak bir tazelik ve güzellik bağışlayacaktır.

Uğramış olduğun imtihanlardan yazmıştın. İmtihan, sadık olanlara Tanrı vergisidir; çünkü cesur bir kişi imtihanın şiddetli çarpışma meydanına sonsuz bir neşe ve sevinçle koşarken, korkak kimse böyle bir durumda dehşetle titreyerek ağlayıp sızlayacaktır. Aynı şekilde işini bilen ve derslerini iyice öğrenip ezberleyen bir öğrenci imtihan günü öğretmenlerin önüne son derece sevinçli olarak çıkacaktır. Ve bunun gibi de halis altın, imtihan ateşinde harikulade parlayıp ışınlar saçacaktır.

O halde imtihanın, kutsal kişiler için Tanrı Vergisi, zayıf insanlara ise ansızın gelen bir belâ olduğu açıklığa kavuştu.

Senin yazdığın gibi bu imtihan, Gerçeklik Güneşi'nin onda parlayabilmesi için bencillik pasını gönül aynasından temizler, çünkü hiçbir perde bencillikten daha fazla önleyici değildir, bu perde ince de olsa yine sonunda insanın büsbütün perdelenmesine ve ebedî feyzden yoksun kalmasına yol açar.

Ey cezbedilen Tanrı'nın cariyesi! Kadın erkek Allah'ın kulları aklımdan geçince içimde Tanrı sevgi ısısını duyarım ve Tanrı'nın bu kutsal kişileri Kendi görünmez ordularıyla desteklemesi için dua ederim. Bu büyük günde, bu kutlu ve mukaddes çağda, tüm Peygamberlerin kehanetleri zahir ve aşikâr olduğundan Tanrı'ya övgüler olsun.

Ey cezbedilen Tanrı'nın cariyesi! Yakınlık gerçekte cisimle değil ruhladır, istenilen yardım ve gelen yardım maddî değil ruhanîdir, bununla beraber her yönden yakınlık kazanmanı umarım. Güneşin ışınları ay ve yıldızları kapsadığı gibi Tanrısal feyzlerin de kutsal kişileri kapsayacağından emin ol.

Kadın ve erkek, tüm İlâhî dostlara Abdülbaha tarafından birer birer kutsallığın hoş kokularını sun ve hepsini Tanrı'nın güzel esintilerini yaymak üzere heveslendirip teşvik et.

156 - Ey Tanrısal Eşiğin kulu! Allah'ın sevgi kaleminden akanları okuyup içeriğindeki güzel anlamları kavradım. Her zaman Rahman'ın hoş esintileriyle taze ve diri kalmanı yüce Rabb'ın vericiliğinden dilerim.

Ruhun bir bedenden diğerine geçmesi konusunu yazmıştın, bir ruh sıçraması inanışı eski milletler ve ümmetlerin çoğunda vardır; Yunan filozofları, Romalı hekimler, eski Mısırlılar ve büyük Asurîler bile buna inanıyorlardı. Fakat bütün bu saçma kuruntular ve sözler Tanrı yanında anlamsızdır.

Ruh sıçramasına inananların ileri sürdükleri en büyük delilleri Tanrı'nın adaleti gereğince herkesin hakkı olanı alması idi: Örneğin, her ne zaman bir insan bir belâya uğrarsa kendi hatasındandır denilirse bile, ana-rahminde olan ve embriyonu yeni oluşan kör, sağır, topal ve sakat bir bebeğin ne günahı vardır ki bu cezaya uğramıştır? Onlar, bu bebek her ne kadar görünürde ana-rahminde bir hata yapmamışsa da bundan önce kendi birinci kalıbında iken bu cezayı hak eden bir suç işlemiştir, diye cevaplandırırlar.

Fakat bu kişiler bu konuda gaflete düşmüşlerdir. Eğer yaradılış aynı biçimde devam etmiş olsaydı çevreleyen Kuvvet nasıl Kendini gösterebilirdi? Ve Hak, "İstediğini yapan ve irade ettiği gibi hükmeden" nasıl gerçekleşebilirdi?

Kısacası, Tanrısal Kitaplarda tekrar gelişin konusu yazılıdır; bundan amaç ise, özel ruhlar ve kişilerin geri gelmeleri değil, her devirde geri gelen ışıklara ait gerçekler, yetkinlikler, eserler ve niteliklerdir.

Örneğin, bu dün geceki lamba tekrar geri gelmiştir veya geçen yılki gül tekrar bahçeye geri dönmüştür, diye söylenebilir. Burada maksat onun kişisel gerçeği, sabit özdeşliği ve özel oluşu değil; amaç, daha önceki lamba ve gülde var olan nitelikler ve aşamaların bu lamba ve gülde de görünmesidir. Yani, o geçen baharın erdemlikleri, vericilikleri ve yetkinlikleri bu yılın baharında tekrar geri gelmiştir. Örneğin, bu meyve geçen yılın meyvesi gibidir denilince gaye o meyvenin tatlılığı, tazeliği, canlılığı ve güzelliğidir, yoksa kuşkusuz o aşikâr gerçek ve özel özdeşlik tekrar geri dönmemiştir.

Tanrı Ermişleri bu varlık dünyasında kendi yaşamları süresince, onların tekrar tekrar geri dönmeleri ve gelmelerini özletecek, ne gibi rahat ve nimeti görmüşlerdir? Acaba gördükleri bu sıkıntılar, belâlar, işkenceler, felaketler, acılar ve zorluklar bir kez yetmiyor mu ki Onlar bu dünyadaki yaşantıyı tekrar istesinler? Bu bardağın içeriği tekrar içme arzusunu uyandıracak bir tatlılığa sahip değildir.

O halde Ebha Cemali'nin dostları, Ebha Melekût'unda O'nu görme makamından başka bir sevap ve mükâfat aramamalı, en yüce doruklara kavuşmanın özleyiş sahrasından başka bir yerde yürümemeli ve ebedî nimeti ve dünyadaki kavrayışlardan kutsal olan sonsuz Tanrı Vergisini arzulamalıdırlar.

Keskin bir gözle baktığın zaman tüm insanların bu dünyada sıkıntı içerisinde bulunduklarını göreceksin. Daha önceki yaşamın davranışlarına karşı sevabını görecek hiçbir rahat yaşayan ve geçmiş zorlukların meyvesinin tadını alacak hiçbir sevilen insan yoktur. Eğer insan yaşamı ve ruhanî varlık sadece dünyasal yaşantı ile sınırlandırılmış olsaydı yaradılışın ne sonucu vardır? Gerçekten Tanrılığın ne eseri ve ne neticesi olacaktı? Eğer böyle olsaydı tüm varlıklar, olasılı gerçekler ve yaradılış dünyası anlamsız idi. Bu büyük yanlışlık ve hayalden Tanrı herkesi korusun.

Rahimdeki yaşamın sonuçları ile meyveleri o dar ve karanlık âlemde görünmeyip çocuk bu geniş dünyaya gelince o âlemin gelişme ve büyüme faydaları açık ve aşikâr olarak meydana çıktığı gibi, sevap ile azap, cennet ile cehennem ve insanın şimdiki yaşam sürecinde yaptığı davranışlar ve hareketlerin mükâfatı ile cezası bundan sonraki Ahiret dünyasında belli olacaktır. Eğer insan yaşantısı rahim âlemindeki yaşamla sınırlandırılmış olsaydı hayat ve rahim âleminin varlıkları ilgisiz ve anlamsız olacağı gibi, aynı şekilde eğer bu dünyanın yaşantısı ve bunda yapılan davranışların sonuçları öbür dünyada meydana çıkmayacaksa yaşam büsbütün anlamsız ve mantıksız olacaktır.

O halde bil ki Hak, insanoğlunun aklının tasavvur edemeyeceği ve insansal düşüncelerin algılayamayacağı, görünmez dünyalara sahiptir. Sen kendi ruhanî koklama duyunu her dünyasal nemden arıtıp temizlettiğin zaman o dünyalardaki Rahmanî bahçelerinden esen kutsallığın hoş kokularını alacaksın.

Senin ve Ebha Melekût'a yönelip bakanların tümü üzerinde Baha olsun, Tanrı gerçekte gafillerin idraklarından kutsal ve kibirlenmiş olanların gözlerinden saklıdır.

157 - Ey cezbedilenler! Ey ananlar! Ey Tanrı Melekût'una yönelenler! Gerçekte tüm ruh ve yüreğimle Tanrı'ya yalvarıp O'ndan sizleri yol göstericilik sancakları, doğruluk bayrakları ve bilgi ile aklın kaynakları yapmasını ve bu büyük çağda arayıcıları sizlerin vasıtasıyla doğruluğa kılavuzlatıp gerçek yola getirtmesini dilerim.

Ey Tanrı'nın ahbapları! Biliniz ki dünya, susamışın onu su sandığı bir seraptır. Bu dünyanın şarabı serap, rahmeti zahmet ve rahatı ise zorluk ile sıkıntıdır. Onu, ona mensup olanlara bırakınız ve yüzlerinizi Rahman olan Rabb' ınızın Melekût'una çeviriniz ki böylece O'nun bağış ve fazlının ışıkları üzerinize saçılsın, göksel sofra size indirilsin, Rabb'ınız Kendi en büyük zenginlikleri ve nimetleriyle sizi rızıklandırsın; gönülleriniz bununla ferahlansın, yürekleriniz bununla cezbedilsin, ruhlarınız bununla arınsın ve gözleriniz bununla güç kazansın.

Ey Tanrı'nın ahbapları! Acaba Tanrı'dan başka bağışlayan var mıdır? O istediği kimseyi Kendi rahmeti için seçer. Pek yakında O, sizlere Kendisini tanıma kapılarını açacak, yüreklerinizi Kendi sevgisiyle dolduracak, ruhlarınızı Kendi kutsallık esintilerini yaymakla sevindirecek, yüzlerinizi Kendi aşikâr ışığıyla nurlandıracak ve anılarınızı dünya halkı arasında yükseltecektir. Gerçekten Rabb'ınız Esirgeyen ve Acıyandır.

Pek yakında O, görünmez ordularla sizlere yardım edecek ve Mele-i Alâ'nın ilham askerleriyle sizleri destekleyecek, yüce Cennet'in hoş kokularını sizlere gönderecek ve Mele-i Alâ'nın gül bahçesinden esen arınmış güzel kokularından sizleri yararlandıracaktır. O, yüreklerinize yaşam ruhunu üfleyecek, sizleri Kurtuluş Gemisi'ne bindirecek ve sizlere Kendi açık âyetlerini ifşa edecektir. Gerçekte bu büyük bir fazıldır. Gerçekte bu inkâr edilmez bir zaferdir.

158 - Benim sevgili Berakwell'min suudundan üzülme, çünkü o, Ebha Melekût'taki ışıldayan gül bahçeye yükselmiştir, kendi ulu Rabb'ının rahmetinde barındırılmıştır ve en yüksek sesiyle şöyle sesleniyor:"Ey Benim kavmim, Rabbımın nasıl beni bağışladığını ve Kendi Huzuru'na erenlerden ettiğini hiç bilir misiniz!"

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Şimdi senin güzel yüzün nerededir? Senin belâgatlı dilin nerededir? Senin açık alnın nerededir? Senin parlayan güzelliğin nerededir?

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Tanrı'nın aşkıyla alevlenen senin ateşin nerededir? Tanrı'nın kutsal esintilerine olan cezbelerin nerededir? Tanrı'ya sunduğun övgülerin nerededir? Tanrı Emrine hizmet etmeğe kalkışların nerededir?

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Senin o güzel gözlerin nerededir? Senin gülümseyen dudakların nerededir? Senin asil çehren nerededir? Senin zarif boyun bosun nerededir?

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen bu fani dünyayı bırakıp Melekût'a yükseldin, görünmez âlemin feyzine eriştin ve Ceberût Rabbı'nın eşiğine kendini sundun.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen cisimsel lambayı, insansal camı, dünyasal öğeleri ve aşağılık yaşantıyı bıraktın.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen Mele-i Alâ lambasının içinde bir alev tutuşturdun, Ebha Cenneti'ne girdin, Kutlu Ağacın gölgesine sığındın ve Cennet'in barınağında O'nun görüşmesine eriştin.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen şimdi Tanrısal bir kuşsun, dünyevî yuvanı terk ettin, İlâhî Melekût'un kutsallık bahçelerine uçtun ve nurlu bir makama yükseldin.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen şimdi bir kuş gibi ötüyorsun, yarlıgayıcı Rabb'ının rahmet âyetlerini ortaya saçtın, şükredici bir kul idin ve bundan dolayı olağanüstü bir mutluluğa eriştin.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Gerçekte senin Rabb'ın seni Kendisini sevmen için seçmiştir, seni Kendi kutsallık alanına kılavuzlamıştır, O'na yakın olanların bahçesine girmeni sağlatmıştır ve Kendi Cemali'ni sana göstermekle seni kutlu kılmıştır.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen ebedî yaşama, sonsuz nimete, memnun edici bir hayata ve bol olan Tanrı bağışına kavuştun.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Sen en yüksek ufukta bir yıldız, göksel melekler arasında bir lamba ve en yüce dünyada yaşayıp ölümsüzlük tahtına oturan bir ruh oldun.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Tanrı'dan seni daha yakınlaştırmasını, daha sıkı tutmasını, Kendine erişmenin yakınlığıyla sevindirmesini, senin nurun ve güzelliğini artırmasını ve sana yücelik ve görkem bağışlamasını dilerim.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

Her zaman seni anıyorum. Asla seni unutmayacağım. Gece gündüz senin için dua ediyorum; seni açık ve aşikâr olarak görüyorum.

Ey Breakwell, ey sevgilim!

159 - İstisnasız bütün ruhlar acaba ebedî yaşamı kazanacaklar mıdır? sorusuna gelince: Bil ki ebedi yaşam, Tanrı tarafından kendilerine hayat ruhu verilen kişiler içindir. Bunun dışında olanlar, Hz. İsa'nın İncil'de açıkça belirttiği üzere, yaşamayanlar ve ölülerdirler. Gözleri Tanrı tarafından açtırılmış olan bir kimse, bedenlerden ayrılıp kendi makamlarına yerleşen insanların ruhlarını görecektir. Böyle bir kimse, Rablarının bereketiyle yaşayanları ve cehennemin en alt dibinde helâk olan ölü ruhları bulacaktır.

Bil ki her kişi Tanrı'nın yaradılışı biçiminde yaratılmış ve tümü doğdukları zaman arınmıştırlar. Ancak bireyler bu dünyada daha sonra kazandıkları erdemlikler veya kötü huylardan ötürü değişeceklerdir. Var olanların varlık aşamaları yaratılış yönünden farklı ve istidatlar değişik olmasına rağmen bireylerin tümü doğuşta kutsal ve arınmıştırlar, fakat daha sonra değişebilirler.

Bundan başka varlıkların aşamaları her ne kadar farklı ise de tümü iyidir. İnsanın vücuduna, onun parçaları olan göze, kulağa, koklama ve tatma organlarına, ele ve parmaklara bir bak. Parçalar arasında bu farklılıklar bulunduğu halde tümü kendi varlığının sınırları içerisinde övgüye değerdirler. Eğer bunlardan biri hastalanırsa tedavi edilmeli, fakat tedaviyle şifa mümkün olmazsa bu organ kesilmelidir.

160 - Ey Tanrı'nın sadık cariyesi! Yazdıklarını okudum. Gerçekten Melekût'a bağlı ve Ebha Ufkuna yöneliksin. Günden güne Tanrı'nın sevgi ateşiyle daha fazla alevlenmeni Tanrısal fazıldan dilerim.

Yazı yazmakla mı yoksa tebliğ etmekle mi, hangisiyle uğraşacağını şaşırdığın anlaşıldı. Tebliğ etmek gerekir, bugünlerde tebliğ yapmak daha iyidir. Fırsat buldukça ağzını aç ve insanoğlunu doğru yola kılavuzla.

İlim ve bilgi konusunu sormuştun; Tanrı'nın Kitapları ve Levihlerini ve bu Emrin hakikatini anlatan risaleleri oku. Bunların arasında İngilizce'ye çevrilen İkân Kitábı'nı ve ayrıca Mirza Abülfazl ve başka bazı ahbapların yazılarını incele. Gelecekte Tanrı'nın birçok Levihleri ve kutsal yazıları tercüme edilecektir, onları iyice oku. Ayrıca Tanrı'yı tanıma bilgisinin Tanrı sevgisinin mıknatısıyla çekilebilmesini Tanrı'dan dile. Kişi her şeyde kutsallaşıp temiz ve arınmış olunca Tanrı'yı tanıma bilgisinin kapıları yüzüne açılacaktır.

Tanrı'nın sevgili cariyesi Mrs. Goodall hakkında yazmıştın. Tanrı cezbesine tutulan o kişi gerçekte daima hizmet etmekle uğraşmakta ve imkân dahilinde Tanrısal Işıkların yayılmasında çabalamaktadır. Eğer onun çalışması böyle devam ederse, ilerde büyük sonuçlar doğuracaktır. Temel olan sebat, dayanma ve sürekliliktir. Tanrı cariyelerinin gayretiyle o okyanusun2 kıyılarındaki dağların eteklerinin, ışınları tüm dünyaya yansırcasına, Tanrı sevgi ışığıyla aydınlanmasını umarım.

Tanrı Melekût'unun zuhuruyla herkesin kurtulmuş olacağı, konusunu sormuştun. Gerçeklik Güneşi Kendi ışığını tüm dünyaya saçmıştır, bu nurlu tecelli insana kurtuluş ve yaşamdır; fakat sadece sağgörü gözünü açıp o ışıkları görenler kurtulanlardan olacaklardır.

Bu Bahai Devrinde ruhaniyetin galip gelip gelmeyeceğini sormuştun. Kesinlikle ruhaniyet maddiyata galip ve Melekût'tan olan özellikler beşerî niteliklere üstün gelecektir ve o Tanrısal terbiye sayesinde insanlar genel olarak varlığa ait aşamalarda ilerleme göstereceklerdir fakat kör, sağır, dilsiz ve ölü olanlar bu kapsamın dışında kalacaklardır. Böyle olan kimseler ışığı nasıl algılayabilirler? Güneşin ışığı dünyanın tüm karanlık köşelerini aydınlatsa bile kör bundan bir pay alamaz, rahmet bulutu bütün topraklara sel akarcasına yağsa bile çoraklıktan çiçek ve bitki bitemez.

161 - Ey Tanrısal Melekût'u arayan kimse! Bu dünya, insan vücuduna ve Tanrı Melekûtu ise yaşam ruhuna benzer, İnsan vücudu dünyasının ne kadar dar ve karanlık olduğuna ve çeşitli hastalıklara yakalandığına fakat insanın ruhanî dünyasının ne denli aydın ve güzel olduğuna dikkat et. Melekût âleminin bu aşağılık dünyada nasıl tecelli edip onun hükümlerinin nasıl uygulandığını bu örnekten kavra. Ruh her ne kadar gözlerden saklı ise de beden dünyasındaki onun hükümlerinin geçerliliği apaçık olarak görünmektedir, aynı şekilde Tanrısal Melekut bu cahil halkın gözlerinden saklı olduğu halde basiret sahiplerinin yanında gün gibi aşikârdır.

O halde sen büsbütün Melekûtî ol, ki böylece, bu aşağılık dünyayı unutup insanoğlu âlemi senin ilgini çekmeyecek kadar ruhsal duygulara dalasın.

162 - Ey Abdülbaha'nın sevgili dostları! Ben daima sizin günden güne yol göstericilik ışığıyla daha fazla aydınlanmanız ve ilerlemenizin sevindirici haberlerinin ulaşmasını beklerim.

Hz. Bahaullah'ın lütufları sonsuz bir deniz ve bunun bir çiy damlası ise ebedî bir yaşamdır. Bu denizin dalgaları arka arkaya dostların yüreklerine ulaşır, bu dalgalardan ise vicdanî doğuşlar ve ruhanî cezbeler meydana gelir ve elde olmadan kendinden geçme durumu sağlanıp Tanrı Melekût'una yalvarı ve yakarı ile yönelinir. O halde, Gerçeklik Güneşi'nin parlayışından her an yeni bir ışın alabilmeniz için gücünüzün yettiği ölçüde gönlünüzü arıtınız.

Hepiniz Abdülbaha'nın gönlünde varsınız ve her an Birlik Eşiğine yönelip sizler için en büyük bağışı diliyorum.

162 - Ey iki gerçeği arayan kişi! Mektubunuz ulaştı ve içeriğinden bilgi edinildi. Daha önceleri göndermiş olduğunuz mektupların bazıları hiç ulaşmamış ve bazıları ise zalimlerin şiddetli zulümlerinden ötürü mektuplara cevap yazmanın imkânsız olduğu bir sırada varmıştır. Şimdi bu mektup yetişti ve ona cevap yazmak mümkündür, bu yüzden, işlerin çok oluşuna rağmen, yanımızda aziz ve Tanrı Melekût'unda makbul olduğunuzu anlamanız için yazmağa başladım.

Zamanın azlığı nedeniyle sorular kısa olarak cevaplandırılmıştır. Birinci sorunun cevabı: Melekût çocuklarının ruhları bu bedenden ayrıldıktan sonra ebedî varlık dünyasına yükselir. Fakat bunun yeri hakkında sorulursa, bil ki varlık dünyası tek bir dünyadır, ama aşamalar farklıdır. Örneğin, cansız varlık kendine özgü bir aşamaya sahip olduğu halde bitki dünyasından büsbütün habersiz olup ve kendi durumunun gereği olarak gerçekte bitki dünyasını inkâr eder. Aynı şekilde bitkisel bir varlığın da hayvansal dünyadan hiç haberi yoktur ve ondan tamamen gafil ve habersizdir; çünkü hayvanın aşaması bitki aşamasından üstündür ve bitki kendi durumunun gereği olarak hayvan dünyasından perdelenmiştir ve onu inkâr eder; oysa hayvan, bitki ve cansız varlık hepsi varoluş dünyasında mevcutturlar. Bunun gibi de hayvan, evrenin sırlarını bulan ve genel ilkeleri algılayan insan aklının gücünden habersizdir; o akıl gücü ki onunla insan Doğuda oturmuşken Batıdaki işlerini düzenleyip yönetir, sırları meydana çıkartır, Avrupa kıtasından Amerika'yı keşfeder ve Yeryüzünde iken yıldızların gerçeklerini bulur. İşte hayvan, genel ilkeleri algılayan insanın bu keşfedici akıl gücünden büsbütün habersizdir ve gerçekte onu inkâr eder.

Aynı şekilde, dünyevî olanlar da Melekût âleminden tamamen habersiz olur onu inkâr ederek "Melekût nerededir? Melekût'un Rabb'ı nerededir?" diye sözler söylemektedirler. Bunları söyleyenler; insan ve hayvan dünyasından büsbütün habersiz olan, onu göremeyen ve onu bulamayan bitkiler ve cansız varlıklara benzerler. Oysa, cansız varlık, bitki, hayvan ve insan tümü varlık dünyasında mevcutturlar.

İkinci sorunun cevabına gelince: Tanrısal imtihanlar, Melekût dünyasında değil sadece bu dünyada vardır.

Üçüncü sorunun cevabı: Öbür dünyada insansal gerçek cisimsel bir şekle değil Melekut dünyasının öğesinden olan Melekuti bir şekle sahip olacaktır.

Dördüncü sorunun cevabı: Gerçeklik Güneşi'nin merkezi en yüce dünyada, İlâhî Melekût'tadır. Arınmış ve kutsal kişilerin öğesel kalıpları parçalanınca onlar Tanrısal dünyaya hızla gideceklerdir. O dünya ise bu dünyadadır. Fakat bu dünyanın halkı, cansız varlık ile bitkinin hayvansal ve insansal dünyasından habersiz oldukları gibi, ondan habersizdir.

Beşinci sorunun cevabı: Hz. Bahaullah insanlık dünyasının birlik çadırını yükseltti, bu çadırın gölgesine giren her kimse kuşkusuz başka çadırlardan dışarı çıkacaktır.

Altıncı sorunun cevabı: Eğer iki grup arasında bir konu üzerinde herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa sorunun çözümü için Misak Merkezi'ne başvurulmalıdır.

Yedinci sorunun cevabı: Hz. Bahaullah tüm insanlar için zahir olmuş ve herkesi Tanrısal yiyeceklere ve göksel nimetlerin sofrasına çağırmıştır. Fakat bugün, bu sofranın başında hazır bulunanların çoğu yoksul kişilerdir, işte bu yüzden Hz. İsa, ne mutlu yoksullara, diye buyurmuştur; servet, zengin kişilerin Melekût'a girmelerini önler; bu konuda Hz. İsa şöyle buyuruyor:"Bir devenin iğne deliğinden geçmesi bir zenginin Tanrı Melekût'una girmesinden daha kolaydır." Ama eğer dünyanın serveti ile zenginliği ve dünyevî saygınlık ile yücelik bir zenginin Melekût'a girmesini önleyemezse, o zengin Ululuk Eşiği'ne yakın ve Melekût Rabbı'nın yanında makbul olacaktır.

Kısacası, Hz. Bahaullah tüm insanları eğitmek üzere zuhur etmiştir. İster zengin, ister yoksul, ister siyah ister beyaz, ister Doğulu ister Batılı, ister Kuzeyli ister Güneyli; O, tümü için bir Öğretmen'dir.

Akkâ'yı ziyaret edenlerden bazıları çok ilerleme gösterdiler; geldiklerinde sönmüş bir mum iken daha sonra ışık saçan biri oldular, ölmüş iken dirildiler ve en büyük müjdeyle geri döndüler. Bazıları ise gerçekte gelip geçtiler ve sadece bir seyahat yaptılar.

Ey Melekût'a cezbedilen iki kişi, kendi evinizi ahbapların toplanma merkezi ve yeri yapabildiğinizden dolayı Tanrı'ya şükrediniz.

164 - Ey inanıp güvenen iki kişi! Mektup ulaştı. Tanrı'ya övgüler olsun, iyi haberler iletti. California, Tanrı Öğretilerini yayabilmesi için hazırdır. Sizin can ve gönülle çalışmanızı umarım, ki böylece, güzel kokular yayılsın..

Tarafımdan Mrs. Chase'ye saygıdeğer selamlarımı ileterek ona şöyle de:"Mr. Chase gerçeklik ufkunda parlayan bir yıldızdır, fakat o henüz bulutların arkasındadır, pek yakında bulutlar dağılacak ve yıldızının parlayışı California' yı aydınlatacaktır. Sen, onun eşi ve yaşam ortağı olma bağışının değerini bil."

Ahbaplar her yılda, o kutlu kişinin suud ettiği günde Abdülbaha adına mezarında sonsuz bir alçak gönüllülükle hazır bulunup kabrine saygıyla çiçekler koymalıdırlar ve bütün günü dua okumak, Ayetlerin Melekût'una yönelmek ve o yüce kişinin vasıflarını düşünüp anmakla geçirmelidirler.

165 - Tanrım! Tanrım! İşte Senin Tanrılık yüceliğine alçak gönüllü ve Senin Birlik eşiğinde aciz kulun, Sana ve âyetlerine inanmış, Senin sözlerini doğrulamış, Senin sevgi ateşinle alevlenmiş, Senin engin bilgi okyanusuna dalmış, Senin hoş kokularına cezbedilmiş, Sana tevekkül etmiş, Sana yönelmiş, kendi yalvarısını Sana sunmuş ve Senin af ile yarlıgamana güvenmiştir. O bu fani yaşantıyı bırakıp ölümsüz Melekût'a uçmuştur ve Seni görmeği arzu etmektedir.

Ey Rab, onun makamını yükselt, onu Kendi en büyük rahmetinin gölgesine sığındır. Kendi en Yüce Cennetine girdir ve Kendi ulu gül bahçesinde onun varlığını ebedîleştir, ki böylece, o sırlar âleminde ışıkların denizine dalabilsin.

Gerçekte Sen cömert, aziz, yarlıgayıcı ve ihsan edicisin.

Ey inanıp güvenen Tanrı'nın cariyesi...! Kendi saygıdeğer eşinin vefatından kederlenme. O gerçekten, Hakikat makamında ve kudretli Padişah'ın huzurunda kendi Rabb'ının görüşmesine erişmiştir. Onu kaybettiğini sanma. Örtü kaldırılacak ve sen onun nurlu yüzünü Mele-i Alâ'da göreceksin. Nasıl ki Ulu Tanrı, "Biz istediğimiz kimseyi mutlu bir yaşamla diriltiriz" diye buyurmuştur. Onun için, en büyük önem bu birinci âleme değil öbür dünyaya verilmelidir.

166 - Ey Baha'nın kulu! Tanrı'nın yolunda fedakârlık ve Ebha Cemâli'nin sevgisinde göksel bir hareket göster, çünkü sevgi ile ilgili olan her hareket çevreden merkeze ve fezadan evrenin Güneşine doğru hareket eder. Eğer bunun zor olduğunu söylersen; bende, zor olmadığını söylerim, çünkü, hareketlendirme ve kılavuzlama gücü mıknatıs gücü olunca zaman ve mekânı kat etmek çok kolaydır. Baha, Baha Ehli'nin üzerine olsun.

167 - Ey Melekût'un kızı! Mektubun ulaştı. Kaza, kader ve iradeden sormuştun. Kaza ve kader, şeylerin gerçeklerinden doğan zorunlu ilişkilerden ibarettir. Bu ilişkiler yaradılışın gücüyle varlıkların gerçeklerinde yerleştirilmiştir ve her olay bu zorunlu ilişkilerin gereklerindendir. Örneğin; Tanrı, Yer ile Güneş arasında bir ilişki yaratmıştır ki buna göre Güneş ısı ile ışın versin ve Yer ise ürün yetiştirsin. Bu ilişkiler kaderdir ve bu ilişkilerin varlık alanında açığa çıkmaları kazadır. İrade ise bu olaylar ve ilişkileri kendi egemenliği altında bulunduran bir fail kuvvetten ibarettir. Bu kaza ve kaderin kısa bir açıklamasıdır. Geniş açıklama yapmağa fırsatım yoktur. Sen artık bunda düşün; kaza, kader ve iradenin gerçeği sana aşikâr olacaktır.

168 - Ey Melekûtî bayan! Hz. Bahaullah'ın bu çağında uyanarak Ordular Rabbı' nın Zuhurundan haberdar olduğundan ötürü Tanrı'ya övgüler sun. Bütün halk, nefis mezarlarında ölü, uyuşuk ve kendinden geçmiş olarak bulunuyorlar, gafil ve büsbütün habersizdirler. Hz. İsa'nın buyurduğu gibi:"Ben, sizin haberdar olmadığınız bir zamanda gelebilirim. İnsan Oğlu'nun gelişi, hırsızın eve gelişi ve ev sahibinin ondan habersiz kalışına benzer."

Kısacası, Hz. Bahaullah'ın lütuflarından umarım ki sen göksel bir melek oluncaya kadar günden güne Melekût'ta ilerleyesin, Ruhulkuds'ün esintileriyle desteklenesin ve sonsuza dek sarsılmaz ve sağlam kalacak bir binayı yapasın...

Bu günler çok değerlidir; fırsatı elden kaçırma, sonsuza dek sönmeyecek ve insanlık dünyasına ışık saçacak bir mumu yak.

169 - Ey iki sabreden kişi! Mektubunuz ulaştı. O değerli delikanlının vefatı ve sizlerden ayrılışı sonsuz keder ve acı yarattı; çünkü gençlik çağında ve verimlilik devrinde göksel yuvaya uçtu. Fakat o, bu keder verici barınaktan kurtularak ebedî Melekût'un yuvasına yöneldiği, dar ve karanlık dünyadan serbest bırakılarak renksiz parlayan âleme koştuğu için yüreğimiz teselli bulur.

Bu yürek parçalayıcı olaylarda Tanrı'nın anlaşılmaz hikmeti saklıdır. Bu, şefkatli bir bahçıvanın taze ve yeni bir fidanı dar bir yerden alıp geniş bir mekâna nakletmesine benzer. Bu yer değiştirilme o fidanın solması, cansız kalması ve yok olmasına sebep değildir; tersine; onun yeşerip büyümesi, tazelik ve güzellik kazanması ve yaprak ile meyve vermesine nedendir. Bu saklı sır bahçıvan için bilinen bir konudur; fakat bu bağışı anlayamayanlar bahçıvanın öfke ve gazapla o fidanı kökünden söküp çıkardığını sanırlar. Ama anlayanlara bu gizli sır aşikâr bir gerçek olarak bilinmekte ve bu kaçınılmaz olaylar Tanrı Vergisi sayılmaktadır. Bu yüzden siz, o vefa kuşunun suudundan ümitsizlik ve üzüntüye kapılmayınız, her hal ve her durumda o genç için yarlıgama ve yüce makamlar dileyiniz.

Sizin için sonsuz sabır, sebat ve kazaya rıza gösterilmesinin sağlanmasını umarım, ben ise Birlik Eşiğinde yalvarıp yakararak onun için yarlıgama, af ve bağış diliyorum. Benim Tanrı'nın sonsuz lütuflarından ümidim ise, o iman bahçesinin güvercininin en güzel nağmelerle Sıfatlar ve İsimler Rabbı'nın övgülerini şakıyabilmesi için Mele-i Alâ'nın dalları üzerinde barındırılmasıdır.

170 - Ey Melekût'u arayan! Mektubun ulaştı. Büyük bir acı olan saygıdeğer kocanın vefatı konusunda yazmıştın. O saygıdeğer varlık bu dünyanın olayları ve durumlarından o denli sıkılmıştı ki bu dünyadan kurtulmayı son derece arzuluyordu. Bu fani toprak âlemi işte böyledir, ıstıraplar ve sıkıntıların yeridir. Gaflet, insanın buna bağlı kalmasına neden olur. Yoksa, kraldan tut tâ halka kadar, hiçbir kimse rahat değildir. Eğer bu yaşam tatlı bir kadeh sunsa arkasından yüz acı kadeh verir; işte budur bu dünyanın durumu. Akıl sahibi bir insan bu dünyevî yaşama bağlı kalmaz ve ona güvenmez, bazen bu kederler ve üzüntülerden kurtulmak için ölmeyi bile son derece arzular. Nitekim kederlerin şiddetli oluşundan dolayı bazı kişiler intihar ederler.

Kocan için müsterih ol. O, af ve yarlıgamanın denizine dalacak, lütuf ve bağışın kaynağı olacaktır. Onun çocuğuna ergenlik çağına geldiği zaman rahmansal, aydın ve göksel olabilmesi için gücün yettiği ölçüde ona Bahai terbiyesi vermeye çalış.

171 - Ey Tanrı'nın sevgili cariyesi! Bir evlâdı kaybetme acısı gerçekten çok yürek parçalayıcı ve insanoğlunun tahammülünün üstündedir, fakat anlayan ve gören bir insan çocuğun elden gitmediğini, sadece bu dünyadan öbür dünyaya koştuğunu ve İlâhî Alemde onu bulacağını kesinlikle bilir. Bu dünyadaki ayrılışı ve şiddetli acısı kaçınılmaz olmasına rağmen, öbür dünyada ebedî bir kavuşma olacaktır.

Tanrı'ya övgüler olsun, sen inanç sahibisin, ebedî Melekût'a yöneliksin ve göksel âleme inanıyorsun. Onun için üzgün olma, kederli durma, inleme, feryat ve çığlık koparma; çünkü ıstırap ve yas Tanrısal Dünyada bulunan onun ruhunun üzülmesine sebep olur.

O sevgili çocuk saklı dünyadan sana şöyle hitap ediyor:"Ey şefkatli anne, Tanrı'ya övgüler olsun ki o dar ve karanlık kafesten kurtulup çayır kuşları gibi Tanrısal Dünyaya uçtum bu öyle bir dünya ki geniş ve nurludur ve daima neşe ve sevinçle doludur. O halde ey ânne matem tutma ve inleme; ben kaybolmuş olanlardan değilim, fani de olmadım. Cisimsel kalıbı bırakıp bu ruhanî dünyada sancağımı yükselttim. Bu ayrılmadan sonra ebedî bir kavuşma olacaktır. Beni Tanrısal Gökte nurların denizine dalmış olarak bulacaksın."

172 - Tanrı'ya övgüler olsun, gönlün Tanrı'nın anısını anmakta, ruhun Allah' ın müjdeleriyle müjdelenmekte ve dua etmekle uğraşmaktasın. Dua etmenin hali, hallerin en iyisidir, çünkü insan Allah ile dostluk kurar. Dua, tenhalıkta ve gece yarısı gibi rahatlık vaktinde yapıldığı zaman gerçekten ruh bağışlar.

173 - Bugün Tanrısal Melekût'a girip ebedî yaşama erenler görünürde yeryüzünde bulundukları halde gerçekte gökte uçarlar. Onların bedenleri toprağın üstünde iken ruhları feleklerde dolaşır. Düşünceler geniş ve aydın olunca uçma gücünü kazandırır ve insanı Tanrısal Melekût'a ulaştırır.

174 - Ey Abdülbaha'nın ruhanî Dostları! Yazmış olduğunuz yazılar göründü; içerikleri pek hoş ve anlamları Allah'ın Emri'ne olan sebat ve bağlılıklarınızı gösteriyordu.

O Topluluk tüm bağışların sahibi Rabb'ın korunma gölgesindedir; Ruhulkuds esintisinin feyziyle gereği gibi destek görmesini ve günden güne Tanrı sevgisinin artarak Dünya Işığı'nın ebedî Cemali'ne daha fazla bağlanmasını umarım. Çünkü İlâhî aşk ve ruhanî sevgi insana iyilik ve temizlik kazandırarak onu kutsallık ve arınmışlık elbisesiyle süsletir. İnsan, Hakk'a tamamen gönül bağlayıp Mutlak Cemâl'e âşık olunca Rabb'ın feyzi tecelli eder. Bu sevgi cismanî değil sırf ruhanîdir. Yürekleri Tanrı'nın sevgisiyle aydınlanan kimseler ışıklar gibi parlamakta ve arınmışlık ufkundaki kutsallık yıldızları gibi ışın saçmaktadırlar. Gerçek ve içten olan sevgi, Tanrı sevgisidir; o ise tüm kuruntulardan ve halkın düşüncelerinden kutsaldır.

İlâhî ahbapların her biri, her ülkede; arınmışlık, ruhun bağımsızlığı ve alçak gönüllülükle ün yapacak kadar temizliğin kaynağı ve kutsallığın özü olmalıdır. Onlar, Tanrı sevgisinin ebedî kadehinden içip sarhoşluk kazanmalı, Melekût'un şarap mahzeninden neşelerini almalı ve Ebha Cemâli'ni görmekle aşk ateşiyle alevlenip vecde dalarak şaşkınlık ve avarelik içerisinde kalmalıdırlar. İşte budur içten olanların hali, işte budur Allah'a yakın duranların yüzlerinden parlayan ışığı.

O halde, İlâhî dostlar sonsuz arınmışlık içinde ruhanî bir birlik ve beraberlikle ayağa kalkmalı, o dereceye kadar ki bir ruh ve bir vücut halini alsınlar. Bu aşamada, cisimlerin yeri yoktur ve tersine ruh hüküm yürütme gücünü elinde tutar; ruh egemen olunca ruhanî birlik sağlanır. Sonsuz bir beraberliği elde etmek için gece gündüz çalışınız. Kendi ruhanî gelişmenizi nasıl başaracağınızı düşününüz ve birbirlerinizin kusurlarına göz yumunuz Başkalarının uyanışına yol açacak derecede arınmışlık ve güzel davranışlarla, tevazu ve alçak gönüllülükle hareket ediniz.

Abdülbaha, hiçbir kalbin incitilmesini asla istemez ve hiçbir gönlün kederlenmesine sebep olmaz; çünkü bir insanın başkalarının yüreklerini sevindirmesi kadar büyük bir bağış düşünülemez. Göksel melekler gibi insanların sevincine sebep olmanızı Tanrı'dan dilerim.

175 - Ey Gerçeklik Cemâl'ine tutkun olan! Güzellikler yok olacak, güller diken çıkartacak ve onların tazelik ve canlılıkları gelip geçecektir. Fakat Gerçek Cemâl tecelli halinde, O'nun güzelliği ve parlayışı sonsuza dek kalıcıdır; O ebedî olarak gönülleri kendine çekecek bir cazibe ve güzelliğe sahiptir. O halde, O Sevgili'nin güzellik Işığı'yla yüzünü nurlandırana ne mutlu! Tanrı'ya övgüler olsun; sen, bu Işık'tan aydınlandın, irfan incisini elde ettin ve Gerçeklik Sözünü söyledin.

176 - Ey Tanrı Melekût'una cezbedilen! Herkesin bir düşüncesi ve bir amacı vardır ve o amaca ulaşmak için gece gündüz çalışmaktadır. Birinin sonsuz arzusu zengin olmak, öbürünün büyüklük kazanmak, ötekisinin üne kavuşmak ve bir başkasının ki ise sanat, ticaret veya buna benzer şeylere sahip olmaktır. Fakat sonunda tümünün hüsran ve kayba uğramaları kaçınılmazdır. Herkes bütün bu işlerini burada bırakıp boş ellerle öbür dünyaya koşacak ve çektiği tüm zorluklar boşa gidecektir. Çıplak, üzgün, solmuş ve ümitsiz toprağın altına girecektir.

Fakat, Tanrı'ya övgüler olsun; sen, sonsuza dek sana kazanç sağlatacak bir ticarete sahipsin, bu ise Tanrı Melekût'una cezbedilme, inanç, irfan, vicdan aydınlığı ve Tanrısal Öğretileri yaymak için yapılan uğraşma ve çalışmadır.

Gerçekte bu Tanrı Vergisi ebedîdir ve bu zenginlik Melekûtî bir hazinedir!

177 - Ey Tanrısal aşkın alevlenen ateşi! Senin o parlayan yüreğin Tanrı aşkının ateşiyle öylesine alevlenmiştir ki ışınları ve etkisi bin fersahtan duyulmaktadır. Maddesel ateşin etkisi ve ısısını mesafe uzaklığı önler, fakat Tanrısal ateş Doğuda alevlenince parlayışı Batıya yansır ve etkisi Kuzey ile Güneyde açığa çıkar; ısısı bu fani dünyadan yüce olan Melekût'a bile yetişir ve onun alevi Ebha ülkesinde parlar.

O halde böyle bir Tanrı vergisini kazanmağı başarıp böyle bir inayeti kendine has kıldırdığın için ne mutlu sana.

Senin ve Ahit ile Misak'a sağlam bağlananların üzerine Baha olsun.

178 - Ey Tanrı'nın cariyesi! 9 Aralık 1918 tarihini taşıyan mektubun ulaştı ve içeriğinden bilgi alındı. Hiçbir zaman Tanrı'dan ümidini kesme. Her bir halde ümitli ol, çünkü Tanrı'nın lütufları her bir durumda insanın üzerinden kesilmez. Eğer bir yönden eksilirse öbür yönlerden mükemmeldir. İnsan, her bir halde Allah'ın lütuf denizine batırılmıştır. Onun için sen hiç bir durumda ümitsiz olma, tersine ümitli ol.

Ahbapların toplantılara katılmalarının amacı sırf onların uyanmaları, kendilerine gelmeleri, sevgilerini artırmaları ve Ebha Melekût'a yönelmeleri içindir.

Eğer, Montana, Phillsburg'a gitmek için tam ve kesin bir kararın varsa izin verilmiştir, böylece o maden işçileri arasında bir mum yakmayı başarasın ve bir topluluğu Tanrı'ya yöneltip İlâhî Melekût'tan yararlandırmak üzere onları uyandırıp kendilerine getirtesin.

179 - Gücünüzün yettiği kadar Melekût'a yönelmelerinizi artırınız, ki böylece yaradılıştan olan bir cesaret ve manevî bir kuvvet kazanasınız.

180 - Bu maddî dünyada Tanrısal aydınlık kazanarak insanları hayvansal dünya olan doğa karanlığından kurtarıp insansal yüce makamlarına eriştirebilmeni umarım. Bugün, az bir sayı hariç olmak üzere, dünyanın tüm halkı doğa âlemine dalmışlardır. İşte bu yüzden, doğa dünyasından meydana gelen kıskançlık, hırs, yaşam kavgası, yalancılık, iftira, zulüm, düşmanlık, savaş, öldürmeler, kan dökücülük, yağmacılık ve çapulculuğu görüyorsun. Fakat çok az kişi bu karanlıklardan kurtulup doğa dünyasından insanlık dünyasına yükseldiler. İlâhî Öğretilere uydular, insanlık âlemine hizmet etmekteler, aydın ve rahmanîdirler, parlayan bir gül bahçesi gibiler. Gücün yettiği kadar İlâhî olmağa; Tanrısal nitelikler, aydınlık ve merhamet kazanmağa, her bağdan kurtularak hiçbir şeye gereksinme duymaz Rabb'ın Melekût'una gönül bağlanmağa çalış. İşte budur Bahai feyzi, işte budur göksel ışık.

181 - Saklı Sözler'de, insan kendi nefsinden vazgeçmelidir, diye söylenen ifadeye gelince; bunun anlamı, insanın kendi nefsinden doğan şehvetler, bencil niyetler ve kişisel garezlerden vazgeçerek ruhanî esintileri ve vicdanî özlemleri istemesi, fedakârlık denizine dalıp Ebha Cemâli'ne gönül bağlamasıdır.

Saklı Sözler'deki, Faran Dağında akdedilen Misak'ın konusuna gelince, bundan amaç ise şudur; Allah'ın yanında geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman hepsi aynidir, fakat insana göre geçmiş zaman geçip unutulmuş, şimdiki zaman fani olmakta ve gelecek zaman ise arzuların alanındadır. Tanrı Yasası gereğince, Tanrı Kendisi tarafından bir Elçi gönderdiğinde tüm insanlarla bir Misak akdeder ve bu Misak vaat olunan günde zuhur eden söz verilmiş Zat'ın gelişiyle sona erer. Tanrı ile konuşan Musa'ya bir göz at. Gerçekte Musa Sina Dağında Mesih'in Misak'ını, Mesih'in gününde yaşayacak olan tüm insanlardan aldı. Bu kişiler, Musa'dan asırlarca sonra yaşadıkları halde, zamandan arınmış olan Misak açısından Musa'nın huzurunda hazır bulunanlar idiler. Fakat Yahudiler bu konuda gaflete düşerek onu hatırlamadılar ve böylece büyük bir hüsrana uğradılar.

Arapça Saklı Sözler'de buyrulan, insan kendi nefsinden kesilmelidir, sözünün anlamına gelince; buradaki amaç da, insanın bu fani dünyada kendine bir şey arzu etmemesi, her şeyden vazgeçerek kendi nefsini, tüm alıntılarıyla birlikte, Rabb'ın tecelli gününden var olan şehitlik meydanında feda etmesidir.

182 - Ey Allah'ın Ahit ile Misak'ına sıkıca bağlı olanlar! Bugün Mele-i Alâ' nın sakinleri Ebha Melekût'tan, övgü ve ululama seslerinin yükseldiği Kutsallık Ceberût'tan sizi izlemektedir. Onlar, Ahit ile Misak'ı sağlam tutan topluluklara baktıklarında "Müjdeler olsun, müjdeler olsun" diye bağırmakta, övgü ve sena ile ağız açıp şöyle seslenmektedirler:"Ey Rahmanî topluluk! Ey Tanrısal birlik! Ne mutlu size! Müjdeler olsun size! Yüzünüz aydın ve huyunuz hoş olsun, çünkü tüm dünyaların Sevgilisi'nin Misak'ına bağlısınız, İlâhî Ahdin kadehinden içmekte ve sarhoşsunuz. Siz, Kıdem Cemâli'ne vefa gösterdiniz, sadakat bardağından içtiniz, Tanrı Emri'ni savunup korudunuz, Allah'ın Kelimesi'nin bölünmesine sebep olmadınız, Allah'ın Dini'nin hor görülmesine yol açmadınız, Hakk'ın Adını yüceltmek için uğraştınız, halkın Mübarek Emre olan istihzalarını reva görmediniz, Belirtilmiş Makam'a ihanet etmediniz, Özel Merci'in horluk, zorluk ve hakaret görmesini istemediniz, Kelime'nin bütünlüğünün korunmasına gayret gösterdiniz, merhamet kapılarının farkına vardınız, Cemâli Mübarek'i çabucak unutmadınız."

Baha üzerinize olsun.

182 - Ey Melekût'un kızı! Mektubun ulaştı; o mektup tatlı sesiyle yürekleri ferahlandıran İlâhî bülbülün nağmesine benzer. Çünkü onun içeriği iman, güven ve Ahit ile Misak'a sebatı kanıtlıyordu. Bugün varlık dünyasını harekete getiren güç, imkân âleminin vücudunda atardamar gibi atan ve Bahai birliğinin korunmasına sebep olan Misak gücüdür.

Bahailer, insanlık dünyasının birliğini kurmaya görevlidirler; eğer kendilerini bir noktada toplayamazlarsa insanlık dünyasının birliğine nasıl sebep olabilirler?

Cemâli Mübarek'in bu Ahit ile Misak'tan amacı tüm Bahai'leri bir noktanın etrafında toplamaktı, ki böylece, her devir ve zamanda ihtilâflara neden olan bazı düşüncesiz kimseler Emir'de ayrılık yaratamasınlar. Çünkü O, Misak Merkezi tarafından açıklanan konuların doğru olduğunu ve Kendi koruma ve inayetinin gölgesi altına aldığını ve bunun dışında olanların sayıklama olduğunu buyurmuştur.

Tanrı'ya övgüler olsun ki sen Ahit ile Misak'a sebat gösteriyorsun.

184 - Ey kutlu kişiler! Bazı kimselerin Los Angeles ahbaplarını şüpheye düşürmek için tüm güçleriyle çalıştıkları bu sıralarda sizlerin büyük bir imtihan geçirmekte olmanıza rağmen yine de sizler Hz. Bahaullah'ın bağış bakışının himayesi altındasınız ve melekler ordularıyla desteklenmektesiniz.

O halde sağlam bir adımla yürüyerek sonsuz bir güçle Tanrı'nın hoş kokularını yaymağa, Allah'ın Kelimesi'ni yüceltmeğe ve Misak'a sebat göstermeğe çalışınız. Eğer bir kimse mükemmel bir azimle Melekût'un Sesi'ni yükselterek sonsuz bir dayanıklılıkla Misak'ı yaysa, zayıf bir karınca bile olsa büyük bir fili meydandan kovabileceği ve güçsüz bir sinek de olsa yırtıcı kartalın kanatlarını kırabileceğinden emin olunuz.

O halde, şüphelerin ordusunu âyetlerin gücüyle dağıtıp yenilgiye uğratmak için bir gayret gösteriniz. İşte budur benim vasiyetim ve işte budur benim nasihatim Hiçbir kimse ile kavga etmeyiniz, çekişmeden kaçınınız, Hakk'ın Kelimesi'ni beyan ediniz, eğer kişi kabul ederse istenilen amaca varılmıştır, fakat direnirse onu kendi haline bırakıp Tanrı'ya tevekkül ediniz.

İşte budur Misak'a sebat gösterenlerin sıfatı.

185 - Ey ahbaplar ve Rahman'ın cariyeleri! Los Angeles Ruhanî Mahfilinden bir mektup ulaştı. İçeriği, California'daki kutlu kişilerin ahit bozucu rüzgârlara karşı sağlam bir dağ gibi dayanmakta ve kutlu ağaçlar gibi Misak toprağına kök salarak sonsuz sebat ve dayanıklılık içerisinde olduklarını kanıtlıyordu. Bu yüzden, günden güne metanet ve sebatınızı arttırmanızı Gerçeklik Güneş'inin bağışlarından ümit ederim. Her Emre ait imtihanlar o Emrin büyüklüğüyle orantılıdır, şimdiye dek böyle açık bir Misak En Yüce Kalem tarafından yazılmadığından dolayı buna göre de imtihanlar daha büyüktür. Bu imtihanlar zayıf kişileri tereddüte düşürdüğü halde güçlü kişilerin üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Misak'ı bozanların bu şüpheleri deniz köpüğüne benzer, deniz ise köpüksüz olamaz; fakat Misak denizi dalgalanıp ölü cisimleri kendisinden dışarı atar, çünkü deniz ölü cisim kabul etmez. İşte bundan ötürü Misak denizi dalgalana dalgalana ölü cisimleri -yani Tanrısal Ruh'tan yoksun kalan, nefsine ve kötü isteklerine uyarak başkanlık hevesi güden kimseleri- dışarıya çıkarttı. Bu deniz köpükleri kalıcı değil, pek yakında yok olup gideceklerdir, oysa Misak denizi sonsuza dek çok dalgalı, çalkantılı ve coşkuludur...

Yaradılışın başlangıcından bugüne kadar, kutsal Mazharların zuhurlarında, böyle kesin ve sağlam bir Misak yapılmamıştır. Bu durum karşısında acaba köpükler Misak denizinin üzerinde durup kalabilecekler mi? Allah'a yemin olsun ki hayır! Misak'ı bozanlar kendi şereflerini kırıp kendi köklerini kazmakta, büyük bir dalkavuklukla zayıf kimselerin imanlarını sarsan birkaç dalkavuk kişiyle gururlanmaktadırlar. Fakat bu davranışlarının bir sonucu yoktur; bu su değil seraptır, deniz değil köpüktür, bulut değil sistir, gerçek değil mecazdır. Pek yakında bunları göreceksiniz.

Tanrı'ya övgüler olsun, siz sebatlı ve sarsılmazsınız; kutlu ağaçlar gibi Misak toprağında sebatla durduğunuz için şükrediniz. Her sebatlının gelişip yeni meyveler yetiştireceği tazelik ve hoşluğu günden güne artacağı kesindir. İster âyetlere, ister dualara, Hz. Bahaullah'ın tüm kutlu levihlerine dikkat ediniz, kuşkusuz O bin yerde şöyle dua buyurmuştur:"Ey Tanrı! Misakı bozanları yok et, Ahde karşı gelenleri yenilgiye uğrat." "Ahit ile Misakı bozan Allah'ın yanında reddedilen, buna sebat gösteren ise Birlik Eşiğinde makbul olan bir kimsedir." Buna benzer âyetler ve dualar çoktur, onlara başvurunuz, anlayacaksınız.

Siz, asla üzülmeyiniz. Misak bozanları ne kadar fazla görürseniz o denli sebat ve dayanıklılığınızı artırınız. Tanrısal ordunun galip geleceğinden emin olunuz, çünkü Ebha Melekût'un zafer kazandırıcı desteğini görmektedir. Her yerde sebat ve dayanma gösterenlerin bayrağı yükselmekte, Misak bozanların sancağı ise inmektedir; çünkü çok az sayıdaki zayıf kişiler, Misak bozucuların dalkavukluk ve sahte tevazularına aldanarak, görünüşte sonsuz bir ilgiyle sebat göstermelerine rağmen, içten içten kışkırtmakla uğraşmaktadırlar. Misak bozucularını apaçık göstererek bu işin ana kışkırtıcısı olan birkaç kişi hariç, geri kalan az sayıdaki, şahısları düzenbazlıkla aldatmaktadırlar, çünkü bunlar görünüşte Misakı sağlam tuttuklarını belirtmelerine rağmen kendi sözlerini dinletebilecekleri bir kulak bulunca gizlice şüphe saçmaktadırlar. Bütün bunların durumu Misakı bozan Yahuda Eskeryutî ve ona uyanların durumuna benzer. Bakınız, acaba onlardan hiçbir eser ve sonuç kalmış mıdır? Ona uyanların adı bile kalmamıştır. Yahudîlerin bir topluluğu onunla işbirliği yaptığı halde sanki onun izinden yürüyen hiç olmamıştır. Havarîlerin başkanı olan bu Yahuda Eskeryutî Hz. İsa'yı otuz dirheme sattı. Ey düşünce sahipleri ibret alınız!

Şimdi de, Misakı bozan bu bozguncular, değişik düzenbazlıklarla dilendikleri paralarla kuşkusuz Misak Merkezi'ni satacaklardır. Hz. Bahaullah'ın suudundan otuz yıl geçmiştir. Bu Misak bozucular tüm güçleriyle uğraştılar, acaba şimdiye dek ne yapabilmişlerdir? Misaka sebat gösterenler her zaman zafer kazandıkları halde Misakı bozanlar yenilgiye, hayal kırıklığına ve ümitsizliğe uğramışlardır. Ve Abdülbaha'nın suudundan sonra bunlardan hiçbir eser kalmayacaktır. Bu kişiler ne olacağını bilemezler ve kendi kuruntularıyla gururlanmaktadırlar.

Kısacası, ey Tanrı'nın ahbapları ve Rahman'ın cariyeleri! Tanrısal kudret eli, değerli taşları sonsuza dek dünyaya ışık saçacak olan mücevherlerle süslü bir tacı başınıza koymuştur. Bu Tanrı vergisinin değerini biliniz, buna karşılık şükrânlarınızı belirtmek üzere dilinizi açınız, İlâhî Öğretileri yaymağa çalışınız, çünkü işte bu yaşamın ruhu ve kurtuluşun sebebidir.

186 - Ey Misakı sağlam tutan! Birbirinin ardından senden üç mektup ulaştı. İçeriklerinden, Cleveland'da olanların gönüllerinin Misakı bozanların sıkıntı verici soluklarından kederlenip ahbaplar arasında dostluğun gevşediği anlaşıldı. Suphanallah! Misakı bozanların pusu kurup her araçla ahbaplar arasında ihtilâf yaratarak ve bu ihtilâfı Misakı reddetme aşamasına kadar götürmek istedikleri önceden defalarca haber verilmiş olmasına rağmen ahbaplar nasıl bu apaçık sözlere aldırmamışlardır!

Mesele açık, kesin ve gayet kısadır. Ya Hz. Bahaullah âlim, bilen ve işlerin sonucundan haberdar veyahut da bilgisiz ve hata yapan bir kişi idi. O, Kalemi Alâ ile böyle büyük bir Ahit ve Misak'ı tüm Bahailerden ve ilk önce Agsan, Afnan ve Kendi akrabalarından alarak onları Kendisi'ne itaat gösterip yönelmeği emretti. O, Kalemi Alâ ile, Akdes Kitábı'ndaki şu âyetindeki amacının En Büyük Dal olduğunu açıkça belirtti:

"Benim kavuşma denizim çekilince ve Benim Vahiy Kitábım sona erince bu Kadim Kök'ten dal gibi ayrılan ve Allah'ın İradesi'nin isteği olan Zat'a yöneliniz." Bunun kısaca anlamı şudur: Benim suudumdan sonra, siz ey Ağsan, Afnan, akrabalarım ve tüm Tanrı ahbapları, Kadim Kök'ten dal gibi ayrılan Kişi'ye yönelmelisiniz.

Ayrıca, O, Akdes Kitábı'nda açıkça şöyle buyuruyor:"Ey Dünya halkı! Güvercin kendi Övgü Mekânından kanatlanıp en uzak ve gizli maksadı amaçlayınca Kitap' tan anlamadığınız şeyler için bu güçlü Kök'den ayrılan Dal'a başvurunuz." O, tüm insanlara şöyle hitap ediyor: Kutsallık Güvercini övgü bahçesinden uçarak Görünmez ve En Yüce Maksadı amaçladığı zaman, yani, Cemâli Mübarek zuhur dünyasından görünmez dünyaya yönelince Kitap'tan anlayamadığınız her şey için Kadîm Kök'ten türeyen Dal'a başvurunuz. Yani O'nun dediği her şey gerçeğin ta kendisidir.

Ahid Kitábı'nda "Kadîm Kök'ten türeyen Dal"dan amaç En Büyük Dal olduğu apaçık bir ifade ile belirtilmiştir. O, Ağsan, Afnan, akrabalar ve Bahailerin, tümünü, O'na yönelmeleri için emretmiştir. Şimdi, ya Cemâli Mübarek'in hata işlediği söylenmeli veyahut O'nun sözü dinlenmelidir, Abdülbaha, Tanrı'nın hoş kokularını yaymak, Allah'ın Kelimesi'ni yüceltmek, insanlık dünyasının birliğini terviç etmek, genel barışı kurmak ve buna benzer Tanrısal buyruklara davette bulunmaktan başka insanları uymağa çağırdığı hiçbir emri yoktur. Bunlar Tanrısal buyruklardır, Abdülbaha ile hiçbir ilgisi yoktur. İsteyen kabul etsin, kabul etmeyen ise bildiğini yapsın.

Şimdi, fesat çıkaranların bazıları çeşitli hilelerle başkanlık yapmağı tasarlayıp bu başkanlığa ulaşmak üzere ahbaplar arasında şüpheler aşılamakta ve böylece ihtilâf yaratarak ve bu ihtilâf sayesinde bir grubun kendilerine uyabileceğini düşünmektedirler. Fakat İlâhî ahbaplar uyanık olup bu şüpheleri aşılamanın gayesinin nefsanî amaçlar ve önderliği elde etme olduğunu bilmelidirler.

Bahai birliğini elden kaçırmayınız ve Bahai birliği Tanrısal Misak'a yapışmaktan başka hiçbir şey ile sağlanamaz.

Tanrı'nın hoş kokularını yaymak üzere etrafa yolculuk yapmağı arzuluyorsun. Bu çok uygundur. Kuşkusuz Tanrısal teyitler yetişecek ve Ahit ile Misak'ın gücü seni destekleyip zafere kavuşturacaktır.

187 - Ey Misak'a sebat gösteren! Mektubun ulaştı. Konvenşın hakkında sonsuz memnunluğunu belirterek bu toplantının Tanrı Emri'nin yükselmesi ve Allah'ın Kelimesi'nin gücünün meydana çıkmasına sebep olduğunu yazmıştın. Emrin büyüklüğü ihtilâfları ortadan kaldırır, bu, insan vücudunda elde edildiği zaman rahatsızlıklar ve hastalıkları yok eden sağlığın büyük gücüne benzer. Biz, hiçbir anlaşmazlığın kalmamasını umarız; fakat Amerika'daki bazı dostlar hiç durmadan yeni heveslerin peşindeler, olur olmaz her durumda, bir şeyler bulup ihtilâf yaratmağa çabalamaktadırlar.

Tanrı'ya övgüler olsun, Bahaullah'ın Emrinde tüm bu kapılar kapalıdır, çünkü bütün sorunları çözen ve her ihtilâfı savuşturan özel bir başvurulacak Merkez tayin edilmiştir. Aynı şekilde, Umumî Adalet Evi de her ihtilâfı savuşturur, onun dediği her şey kabul edilmeli ve ona karşı gelen her kimse ise reddedilenlerden olacaktır. Kanun koyacak olan bu Umumî Adalet Evi daha kurulmamıştır.

İhtilâf yaratıcı hiçbir sebep artık kalmamıştır, fakat nefsin kötü istekleri, Misak'ı bozanlarda göründüğü gibi, anlaşmazlığın nedenidir. Misak'ı bozanların, Misak'ın doğruluğundan hiçbir şüpheleri yoktur, fakat bencil güdüler onları bu duruma getirmiştir. Bu bilmediklerinden değil, biliyorlar ve buna rağmen karşı çıkıyorlar.

Kısacası, Misak'ın denizi çalkantılı ve sonsuz genişliktedir. O, ihtilâf köpüklerini dışarı atacak, bundan emin olunuz. Siz Meşrek-ul Ezkâr işini ilerletmek ve Tanrı'nın hoş kokularını yaymanın araçlarını sağlatmak düşüncesinde olunuz, başka bir şeyle uğraşmayınız, çünkü zihni karıştırır ve hiçbir iş yürüyemez.

188 - Ey Abdülbaha'nın sevgili dostları! Çok uzun zamandan beri gönül okşayıcı bir melodi can kulağıma gelmedi ve yürek ve vicdanım sevinmedi, buna rağmen hepiniz daima hatırımda ve gözümün önünde gerçekten hazırsınız. Çünkü, yüreğimin kadehi dostların sevgi şarabıyla dolup taşmakta ve onları görmenin özlemi ve aşkı ruh gibi atar ve toplar damarlarımda akmaktadır. Bu durumda, yani, belâ kasırgalarının dalgaları en yüksek doruğa çıktığı, eziyet oklarının her taraftan ardarda geldiği, Kutlu Diyar'dan her an korkunç bir haber alındığı ve her günde müthiş bir olay göründüğü böyle bir durumda yüreğimin ne denli üzgün ve kederli olduğu artık açıktır. Misak bozuculuğun Merkezi, karşı çıktığı anda Ahit ile Misak'ın temelinin sarsacağını ve dürüst olanların Tanrısal İsteklerden yön çevirip uzaklaşacaklarını sanmıştı. İşte bundan dolayı o, şüphe yaratıcı evrakları her tarafa dağıtıp gizli hilelere başvurdu. O bir ara; Tanrısal temel devrildi, Allah'ın Yasası geçersiz kılındı ve Ahit ile Misak'ın yüksek binası yıkıldı, diye haykırdı. Başka bir zaman, biz gece gündüz esiriz, tutukluyuz, aç ve susamışız diyerek inlemeğe başladı. Diğer bir günde ise, Tanrısal birlik yok oldu ve bin yılından önce bir Zuhur ortaya çıktı, diye gürültü patırtı çıkarttı.

O, bu iftiraların etkili olamayacağını görünce, tedricen fesat çıkartmağı düşünerek fitne yarattı ve her imkâna başvurdu. Hükümet makamlarının yanına gidip yalan suçlamalarda bulundu. Bazı yabancılarla tanışıp arkadaşları ve sırdaşları oldu ve onlarla birlikte tasarladıkları planı Sultanlık Merkezine sundular ve idarecileri telâşa düşürdüler. Atılan iftiralardan biri şu idi: Bu mazlum, üzerinde "Ya Baha-ul Ebha" yazılı bağımsızlık bayrağını kaldırarak bu bölgenin tüm şehirleri, kasaba ve köylerinde, hatta çöl kabileleri arasında dolaştırmış ve herkesi bu bayrağın altına toplamağa çağırmıştır.

Ey Rabb'ım! Bahaullah'ın buyruklarına aykırı bu gibi davranışlardan sakınmam ve ağır bir cezaya lâyık günahkârdan başka hiçbir kimsenin işlemediği böyle büyük bir yanlışlıktan korunmam için Sana sığınıyorum. Çünkü Sen, hükümdarlara ve padişahlara itaat gösterilmesini bize farz kıldın.

İftiraların bir başkası, benim Kermil dağındaki Makamı bir kale olarak kullandığım, onu sağlam ve ele geçirilmez bir bina olarak inşa ettiğim, ona Nurlu Medine adını koyup Kutsal Türbe'yi ise Yüce Mekke diye isimlendirdiğim idi; oysa o bina sadece altı odadan ibarettir. İleri sürülen iftiralardan biri, benim yeni bir saltanat kurarak ve -Allah esirgesin! Allah esirgesin! Allah esirgesin! -tüm dostları böyle büyük bir hataya katılmalarının çağrısında bulunduğum idi. Onun bu iftirası ne korkunçtur ya Rabbim!

Yine o, Kutsal Makam'ın dünyanın her tarafından gelen ziyaretçilerin tavaf yeri olduğundan Devlete ve halka büyük bir zarar gelecektir, dedi. Misak bozuculuğun Merkezi'nin kendisi ise bu işlerin hiçbirisiyle ilişkisi bulunmadığını, Sünnet ehlinden olan bir Sünnî, Ebubekir ve Ömer'e bağlı bir kişi olduğunu, Bahaullah'ı ise sadece Ümmet'in dindarlarından biri ve Tasavvuf ehli olarak saydığını ve bütün bu işleri bu Mazlum'un yürüttüğünü ekledi.

Kısacası, Teftiş Kurulu -şevketi sürsün- Sultan tarafından atandı. Bu Kurul buraya gelerek davacılardan birinin evine konuk olarak alındılar. Onlar planın düzenlenmesinde erkek kardeşimle işbirliği yapanı çağırarak tasarının gerçeğini soruşturdular. Bu grup, planda geçen konuları uzun uzun anlatıp açıkladılar ve hepsini doğrulayarak ona bir şeyler bile eklediler. Böylece bunların tümü hem davacı, hem tanık ve hem de yargıç idiler.

Şimdi bu Kurul Halifelik Merkezine geri gitmiştir ve her gün oradan korkunç bir haber ulaşmaktadır. Fakat, Tanrı'ya övgüler olsun, Abdülbaha, sonsuz sebat, kararlılık ve vakar içerisindedir ve bu iftiralardan en ufak bir gücenme bile duymamıştır. Ben tüm işleri O'nun karşı konulmaz Kaderine bırakarak büyük bir sevinç ve neşeyle canımı feda etmeğe hazır ve her belâyı beklemekteyim. Tanrı'ya övgüler olsun, Allah'ın sevgili dostları da O'nun İsteğine rıza göstererek tümü sevinçli, şen, razı ve memnundurlar.

Misak bozuculuğun Merkezi öyle sanmıştı ki bu Mazlum'un kanının dökülmesi veya benim uçsuz bucaksız bir çöle atılarak veyahut da Akdeniz'de boğdurularak ismim ve eserim kaybolunca, o boş bir saha bulacak, kendi atını her tarafa koşturarak, saçmalık ve şüphe değneğiyle istek ve arzuların Çevgen topunu vurup kazanacaktır.

Haşa! Haşa! Eğer vefa miski yok olursa vefasızlığın pis kokusuna hiçbir kimse rağbet göstermeyecektir. Eğer Tanrısal ceylan, köpekler ve kurtlar tarafından yırtılırsa açgözlü bir kurdun izinden hiçbir kimse yürümeyecektir. Eğer Manevî Bülbül'ün günleri sona ererse kuzgun ve karganın sesine hiçbir kimse kulak vermeyecektir. Bu ne boş bir hayaldir! Bu ne cahilce bir sanıdır! "Onların işleri, susamışın, onu su sandığı fakat ona eriştiği zaman hiçbir şey olmayan seraba benzer."

Ey Tanrı'nın dostları! Adımlarınızı sağlam ve yüreğinizi sebatlı tutunuz, Cemâli Mübarek'in teyid gücüyle mükemmel bir gayret gösteriniz. Tanrı Emri'nin hizmetine kalkınız, milletler ve ümmetler karşısında Baha Ehli'ne özgü sebat, kararlılık ve dayanma ile davranınız, ki böylece, başka kişiler yüreklerinizin nasıl bir iman kaynağı ve Tanrı sevgisi madeni olduklarından hayrete düşsünler. Siz, Arzı Akdes'te meydana gelen korkunç olaylardan sarsılmayınız ve dehşetli hadiseler sizi ümitsizliğe düşürmesin. Eğer bütün ahbaplar kılıçtan geçirilse ve sadece tek bir ahbap bile kalsa, o, Allah'ın nidasını yükseltmeli, Rahman'ın müjdesini vermeli ve tüm dünya halkı karşısında durmalıdır.

Kısacası, siz Nurlu Makam'da geçen olaylara bakmayınız. Arzı Akdes daima tehlike içerisindedir ve belâ seli her taraftan taşmaktadır; çünkü yükselen bu ses dünyanın dört bucağına ulaşmış ve ünü her tarafı sarmıştır ve düşmanlar, içten ve dıştan, sonsuz hile, düzenbazlık ve sahtekârlık ile iftiralar atmağa kalkışmışlardır. İşte böyle bir yerin tehlike içerisinde olduğu açıktır, çünkü iftiralara karşı bizi savunacak hiçbir kimse bulunmuyor, sadece evsiz yurtsuz birkaç mazlum bir kalenin içinde tutukludurlar ve töhmet ile iftira oklarından onları koruyacak Tanrı'dan başka hiçbir yardımcı ve destekleyicileri yoktur.

Sizin bunu düşünmeniz gerekir ki: Nice sevgili dostlar Tanrısal şehitlik alanına koştular, nice kutlu kişiler canlarını feda ettiler, nice kutsal kanlar döküldü, nice temiz yürekler toprağa bulaştı, nice göğüsler eziyet oklarına hedef seçildi, nice arınmış vücutlar parça parça edildi. Öyle ise şimdi bize yaraşan nedir? Acaba kendi canımızı düşünüp arkadaş ve yabancılara dalkavukluk ve idare etme tavrıyla mı davranmanız veya bizim de doğru yolda yürüyenlerin izinden gidip o ulu şahısların yaptıkları gibi mi hareket etmemiz gerekir?

Bu sayılı günler yok olup gidecektir, var olan bu hayat kaybolacaktır, dünya yaşantısı günlerinin tazeliği ve güzelliği kalmayacaktır, zevk ve safa bahçesinin şenliği ve sevinci geçecektir, yaşamın baharı ölümün sonbaharına çevrilecektir, köşklerdeki neşe ve sevinmeler kabirlerdeki kara gece karanlığına dönüşecektir. O halde bunların hiçbirisine gönül bağlanmaz ve akıllı bir kimse bunları sevmez.

Düşünceli ve güçlü bir insan göksel görkemi arar; Rahmanî yücelik, ebedî yaşam ve Tanrı Eşiğinin yakınlığını ister. Çünkü Tanrısal olan bir insan bu fanî dünyanın meyhanesinde sarhoşluk kazanmaz, bir an bile rahatlık aramaz ve kendini dünya bağlılıklarına kaptırmaz.

Hayır, ahbaplar yol göstericilik doruğunun yıldızları ve inayet ufkunun gökküreleridirler. Onlar var güçleriyle karanlığı aydınlığa çevirtenler, düşmanlık ve kinin temelini yıktıranlar, dünya ve halkı için huzur ve barışı isteyenlerdirler. Onlar, kavga ve savaşın esas nedenlerini; doğruluk, dürüstlük ve barışı arayanlardırlar. Onlar, bu vefasızlık zindanını vefanın yüksek köşküne ve bu garaz ve düşmanlık hapishanesini en yüce Cennete dönüştürebilmek üzere kötü huylu her düşmanın bile gönlünü alanlardırlar.

Ey ahbaplar! Bu dünyanın Melekût dünyasına dönüşmesi ve bu fanî âlemin ebedî feyz ile doldurulması için can ve gönülle çalışınız, ki böylece, Mele-i Alâ' nın övgü sesleri yükselsin, Ebha Cemâli'nin vericilik ve fazıl eserleri yeryüzünü kaplasın.

Cenab-ı Emin, siz saygıdeğer bay ve aydın bayanları sonsuz şekilde överek sizleri birer birer anmış ve herkesin gösterdiği sebat ve kararlılığı anlatarak şöyle demiştir: Tanrı'ya övgüler olsun, kadın erkek, tüm ahbaplar İran'ın her tarafında sağlam ve sarsılmaz bir bina gibi sonsuz metanetle sebat ve dayanma göstermekte ve büyük bir sevinç ve şevk ile Rabların Rabı Olan'ın hoş kokularını yaymakla uğraşmaktadırlar.

Bu tehlikelerle dolu günlerin içerisinde bana ulaşan bu haberden sonsuz bir sevinç meydana geldi. Çünkü, bu Mazlum'un en büyük arzusu ahbapların yüreklerinin ruhaniyeti ve onların gönüllerinin aydınlığıdır. Bu Tanrı vergisi sağlandığı zaman her belâ benim için sağanak gibi yağan bol bir feyzdir.

Tanrım! Tanrım! Sen, benim belâ denizine batırıldığımı, vefasızlık ateşiyle çevrildiğimi, gece karanlığında ağlayıp sızladığımı, yatağımın içinde uykusuz kıvranıp durduğumu, gözlerimin vefa ışıklarının doğuşunu beklediğini, sahile atılmış can çekişen ve iç organları yanık olan bir balık gibi ıstırap çektiğimi ve Senin vericiliklerinin her yönden meydana çıkmalarını gözettiğimi görüyorsun.

Rabb'ım! Rabb'ım! Tükenmez bağışın ve yardımlarınla en uzak yerlerde bulunan Kendi seçkinlerini tüm zalim düşmanlardan Sen kurtar. Ey Tanrım! Onlar, Senin sevgine tutsak olanlar, Senin orduna esir düşenler, Senin yol göstericilik semanda uçan kuşlar, Senin inayet denizinde yüzen balıklar, Senin bağış ufkunda pırıldayan yıldızlar ve Senin yasa kaleni koruyanlardır. Onlar, Senin insanlar arasındaki anma sancakların, Senin merhamet pınarların, Senin fazlının çeşmeleri ve Senin cömertliğinin kaynaklarıdırlar.

Kendi koruyucu gözünle onları koru. Senin Kelimeni yükseltmek için onlara yardımcı ol, yüreklerini Kendi sevginde sabit kıl, Senin hizmetine kalkabilmeleri için onları destekle, Sana kulluk edebilmek üzere onların güçlerini arttır.

Kendi hoş kokularını onların üzerlerine saç, Ayetlerini onlara açıkla, Delillerini onlara göster, Kelimelerini onlar için tamamla ve Rahmetini üzerlerine yağdır.

Gerçekten Sen güçlü ve kuvvetlisin. Gerçekten Sen esirgeyen ve acıyansın.

189 - Bugün, her tedbirli, akıllı ve sonucu önceden gören kimse uyanarak gelecekteki sırları kavrayacak ve geçmişte Eski ve Yeni Ahit'in Hz. İsa'nın Emri' nin her tarafa yayılmasını sağlayarak dünyanın vücudunda nabız gibi atmasının gücüne benzediği gibi, şimdi de Misak gücünden başka hiçbir gücün insanlığın yüreğini hareketlendiremeyeceğini anlayacaktır. Her köklü ağaç meyve verir, fakat kökü olmayan bir ağacın, her ne kadar yüksek ve kalın da olsa, sonunda solup öleceği ve yakılmaya yarayan bir odun parçası olacağı açıktır.

Tanrı'nın Misakı uçsuz bucaksız bir okyanusa benzer. Bir büyük dalga yükselir ve yığılmış tüm köpükleri sahile atar.

Tanrı'ya övgüler olsun ki sağ görülü kişilerin Allah'ın Kelimesi'ni yükseltmek ve O'nun hoş kokularını yaymaktan başka hiçbir amaçları yoktur. İşte budur sağlam temel.

Şimdi sabah vakti gibi Gerçeklik Güneşi'nin ışıkları yayılmıştır. Uykuda olanların uyanabilmeleri, gafillerin dikkat kazanabilmeleri, bu çağın ruhu olan Tanrısal Öğretileri dünya halkının kulağına eriştirebilmeleri, bu öğretilerin başında yer alabilmeleri ve her toplulukta belâgatle açıklayabilmeleri için çaba gösterilmelidir.

Davranış Petrus'un davranışı, iman ise Petrus'un imanı gibi olmalıdır. Bu hoş kokulu esinti, dünya halkının güzel kokular alabilmelerini sağlatacak ve bu ruh, ölü olan kimseleri diriltecektir.

Misak bozuculuğun iğrenç kokuları Tanrı Emri'nin geçici olarak duraksamasına yol açmıştır, aksi takdirde şimdi Tanrısal Öğretiler güneşin ışıkları gibi her tarafa hızla yayılmış olacaktı.

Derlemiş olduğun Abdülbaha söylevlerini basıp yayımlamak amacı çok uygundur. Bu hizmet senin Ebha Melekût'unda ışık saçan bir yüze kavuşmana ve Doğu ile Batı ahbaplarının şükrân ve övgülerini kazanmana sebep olacaktır. Fakat, söylevin aynısının olması ve metninde eski tercümanların tahriflerinin bulundurulmamasına dikkat et.

190 - Ey Tanrım! Senin buyruklarına karşı alçak gönüllülük ve hürmetle eğildiğimi, Senin Melekût'unun önünde tevazu duyduğumu, Senin Ceberut'unun görkeminden titrediğimi, Senin gazabından kaçtığımı, Senin fazlını dilediğimi, Senin affına güvendiğimi ve Senin öfkenden korktuğumu işte görüyorsun. Çarpan bir yürek, akan bir gözyaşı, özlemle dolu bir gönül, Senden başka her şeyden içtenlikle kesilmiş bir duyguyla Senin Seni sevenleri Kendi ülkelerinde ışınlar gibi yapmanı, Kendi seçkinlerini Senin Kelimeni yüceltmek üzere desteklemeni Senden diliyorum, ki böylece onların yüzlerinden ışıklar parlasın, yürekleri sırlarla dolsun ve kişilerin üzerindeki günah yükleri kaldırılsın. Sonra, onları her saldırgan, suç işleyen kimseden ve kâfirden Sen koru.

Ey Rabb'ım! Seni sevenler susamış olanlardırlar, onları Kendi fazıl ve bağışının çeşmesine kılavuzla. Gerçekten açtırlar, onlara Kendi göksel sofranı indir. Gerçekten çıplaktırlar, onları bilim ve irfan cüppesine büründür.

Kahramandırlar, onları meydana çıkart. Kılavuzdurlar, onları delil ve kanıtlarla konuştur. Sâkidirler, ağzına kadar ikân şarabıyla dolu olan kadehleri dolaştırabilmelerini sağlat. Ey Tanrım! Onları güzel bahçelerde öten kuşlar, çalılıkta pusuya yatan aslanlar ve engin sulara dalan balinalardan eyle.

Gerçekten Sen feyz vericisin. Senden başka güçlü, aziz ve lütuf sahibi Tanrı yoktur.

Ey ruhani dostlarım! Bir süreden beri sıkı bir baskı vardı ve sınırlandırmalar demirden zincirler gibi idi. Bu mazlum tek ve yalnız başına bırakılmıştı, çünkü tüm yollar kapanmıştı. Arkadaşlarla görüşmem yasaklanmıştı, sadık dostlardan yoksundum, düşmanlar egemen ve şerir nöbetçiler tetikte idiler. Her anda bir belâ ve her nefeste bir üzüntü gelmekteydi; tanıdık ve yabancı herkes saldırmakta, hatta vefasız dostlar düşmanlardan da daha fazla eziyet ve zorluk çıkartmaktaydılar. Abdülbaha'nın hiçbir yardımcısı, destekleyicisi, koruyucusu ve savunucusu kalmamıştı. Dipsiz bir denize batırılmakta ve vefasız kargaların sesinden daima rahatsız olmaktaydım.

Her sabah kapkara karanlıklar ve her akşam sonsuz zulümler hüküm sürüyordu. Bir dakika bile olsun rahat kalmamıştı ve mızrağın yarası iyileşmemişti. Her anda Fizan'a sürgün edileceğimiz ve her saatte dipsiz bir denize batırılacağımızın haberi ulaşmaktaydı. Bir ara, bu avarelerin temeli devrildi, diye söylediler. Başka bir zaman, pek yakında çarmıha gerilme işi sonuca bağlanacak, bu zayıf vücut oklara hedef olacak ve bu güçsüz beden demir kılıçtan geçirilecek, diye sözlerine eklediler.

Arkadaş gözüken yabancılar sonsuz sevinç ve neşe içerisinde, vefasız dostlar ise son derece mutlu ve ferahlı idiler. Onlardan biri; Tanrı'ya övgüler olsun, arzumuz gerçekleşti diyordu. Bir başkası ise, Allah'a şükürler olsun ki oklar ve mızraklarımız yüreği buldu, diye ekliyordu.

Kısacası, zorluklar ve belâlar bahar yağmuru gibi bu zindan tutsağına yağıyordu. Kin besleyenlerin baskısı cefa seli gibi gelip taşıyordu. Fakat Abdülbaha, sonsuz sevinç ve huzur içerisinde ve yarlıgayıcı Rabb'ın lütuflarına güvenmekteydi. O şiddetli azap, nimet dolu bir cennet ve o zincirler ve bağlar ise göksel bir taht üzerinde oturan kralın gerdanlığı idi. Sonsuz bir teslimiyet ve rıza göstererek kadere boyun eğmiştim. Sevinç, şenlik ve bol neşe içerisinde idim.

Sonunda, dostların ümitsizliğe düşüp büyük bir hayal kırıklığına uğrama zamanı geldi. Ansızın parlayan bir sabah doğdu, sonsuz ışıklar her tarafa yayıldı, yığın yığın bulutlar parçalandı ve kapkara karanlıklar ortadan kayboldu. Sınırlandırmalar ve bağlar hemen kaldırıldı, zincirler bu avarelerin boyunlarından alınıp düşmanların boyunlarına geçirildi. Baskılar rahatlığa dönüştü ve yüce Rabb'ın lütuflar ufkundan ümit güneşi doğdu. İşte Tanrı'nın fazlı ve acıyan Rabb'ın bağışıyla bütün bunlar gerçekleşti.

Fakat öte yandan, bundan sonra bu Avare'nin ne ile avunup hangi ümitle sevinebileceği kaygısı ve ümitsizliği içimde doğdu. Ne bir belâ, ne bir eziyet, ne bir felâket ve ne de bir sıkıntı kaldı. Benim bu fani dünyada sevincim Rabb'ın yolunda çektiğim belâlar ve vücudumun gördüğü sıkıntı ve eziyetler idi. Böyle olmazsa yaşam sonuçsuz kalacak ve ölüm tercih edilecek, varlık ağacı meyve vermeyecek ve yaşantı ekini harmansız ve verimsiz olacaktır. Bu yüzden belâ kadehlerinin tekrar dolup taşması ve aşkıyla canları alan Sevgili'nin sonsuz bir güzellikle ortaya çıkması için sebeplerin yaratılmasını umarım, ki böylece, bu gönül bir feraha kavuşsun ve bu ruh bir neşe bulsun.

Ey Tanrım! Belâ ile dolu olan kadehlerini Sana aşık olanlara içirt. Senin yolunda yürümekte olan özleyenler için zehiri bal ve zehirli iğnenin acısını tatlı yap. Başları mızraklara süs et ve yürekleri aralıksız gelen oklara hedef tut. Bu solmuş ruhu şehit olma yolunda dirilt, bu kederli Gönül'e eziyet kadehiyle tazelik ve güzellik bağışla, Onu Senin Ebedi Misak'ının kadehinden içen ve elinde kadehle dolaşan bir sarhoş eyle. Fedakârlık edebilmesi için onu destekle ve canını uğruna verebilmesi için onu başarılı kıl.

Sensin güçlü ve kuvvetli. Sensin bilen, gören ve işiten.

191 - Ey Misak yolunda büyük sıkıntılara uğrayan! Rabb'ının yolunda çekilen zorluk ve zahmet bir inayettir; belâ bir bağış ve zahmet bir rahmettir. Zehir bir şeker ve öfke can katan bir lütuftur.

Saf bir inayet olan bu kaderi mukadder kıldığı için aziz koruyucu Tanrı'ya şükürler ediniz.

Eğer Halil gibi ateşe girmem gerekirse,
Veya Yahya gibi kanım yolun üzerine dökülürse
Ya da Yusuf gibi beni kuyu zindanına atsan,

Veyahut da Meryem'in oğlu İsa gibi yoksul bıraksan,

Senden yön çevirecek ve dönecek değilim,

Kendi vücut ve ruhumu Sana kurban etmek için taşırım.

192 - Bugün, Orduların Rabb'ı Misak'ın destekleyicisi, Melekût'un güçleri Misak'ın koruyucusu, göksel kişiler Misak'ın hizmetçisi ve Tanrı katından olan melekler Misak'ın yayıcısıdırlar. Eğer sağ görü gözüyle bakılırsa dünyanın tüm güçlerinin, sonuç itibariyle, Misak'a hizmet etmekte olduğu görülür. Fakat bu konunun gerçeği gelecekte belli ve aşikâr olacaktır. Durum böyle olunca bu güçsüz şahıslar ne yapabileceklerdir? Kökten yoksun ve rahmet bulutunun yağmurlarından nasipsiz olunca dayanıklı ağaçlar bile yaşamlarını sürdüremedikleri halde zayıf otlardan ne beklenebilir?...

193 - Sabahtır, birlik ışığı Tanrı'nın görünmez ufkundan parlayıp saçılmakta, Teklik Padişahı'nın yüce feyzi gizli dünyadan bolca yağmakta, Melekût'un müjdeleri her taraftan yetişmekte, Emrin yücelmesinin işaretleri ve Allah'ın Kelimesi'nin yükselmesinin sevindirici haberlerinin sabahı her yönden doğmakta, Tanrı Birliği kelimesi yayılmakta, Teklik âyeti güzel bir sesle okunmakta, fazıl ve cömertlik denizi dalgalanmakta ve Tanrı feyzinin seli taşmaktadır.

Yarlıgayıcı Rabb'ının teyit ışıkları her diyarı kapsamakta ve Mele-i Alâ'nın orduları ahbapları destekleyip seçkinlerin yardımına yetişmektedir. Kıdem Cemâli'nin -ruhum O'nun ahbaplarına feda- ünü dünyayı sarmıştır ve Tanrı Emri' nin şöhreti Doğu ile Batıda yayılmıştır.

Bütün bu şeylerin sevinç yaratmalarına rağmen yine Abdülbaha kederlerin denizine batırılmış ve bedenimde genel bir zayıflama yaratacak derecede üzüntüler ve sıkıntılar vücudumun organları ve parçalarını büyük çapta etkilemiştir. Dikkatle bakınız; ben tek başına ve yalnız, bir yardım ve destek görmeksizin, Hakk'ın nidasını dünya üzerinde yükseltmeye kalktığım zaman tüm milletler ve ümmetler karşı çıkıp bizimle kavgaya ve savaşa girdiler. Bir yandan geçmiş ümmetin nasıl itiraz edip durduğu apaçık ortadadır. Öbür yandan yalancı ve alaycı ümmetin nasıl Tanrısal Kutlu Ağacı'nı kökten sökmek istedikleri, Cemâli Kıdem'e -ruhum O'nun ahbaplarına feda- ne ilgisiz sözler söyleyip ne iftiralar attıkları ve İsmi Azam'a karşı reddiyeler yazıp yayınladıkları meydandadır. Şimdi ise bizi şiddetli bir belâya uğratmak üzere büyük bir gizlilikle sonsuz bir çalışma ve çabalama içerisindeler.

Başka bir taraftan ise gurur sahipleri Tanrı Emri'nde büyük bir zayıflık yaratmak ve Abdülbaha'nın adını varlık levhasından sildirmek için tüm desiselere baş vurmaktalar.

Bütün bu belâlar, felâketler ve düşmanların saldırışlarına ahbapların kendi aralarındaki gücenmeler de eklenmektedir. Cemâli Kıdem'in -ruhum O'nun ahbaplarına feda- Emri sevginin gerçeği ve birlik ile dostluğun sebebi olmasına rağmen. Öyle ki ; insanlar bir denizin dalgaları, sonsuz bir göğün parlayan yıldızları, Tanrı Birlik sedeflerinin incileri, Teklik madeninin ışıldayan cevherleri ve birbirlerinin kulları olabilsinler, birbirlerini övüp tapabilsinler, ahbaplarının her biri hakkında konuşurken övgü ve sena ile dillerini açabilsinler, birbirlerinden sonsuzca müteşekkir olabilsinler, Yücelik Ufkuna baksınlar, kendilerini Kutsallık Eşiği'ne mensup bilsinler, birbirlerinin iyiliklerinden başka bir şeyi görmesinler, birbirlerinin övgülerinden başka bir şeyi dinlemesinler ve birbirlerini methedip öven sözlerden başka bir söz ağızlarına almasınlar.

Bazıları bu sağlam yolda yürümekteler ve Tanrı'ya övgüler olsun ki onlar Allah'ın bağışı ve yardımı sayesinde bütün ülkelerde teyid görüp başarılar kazanmaktadırlar. Fakat bazıları bu en yüksek ve yüce Makama yakışan bir şekilde davranmamışlardır, bu ise Abdülbaha'yı şiddetli bir kedere, hayal edilemez bir kedere sokmuştur. Çünkü Tanrı'nın Emri'ni bundan daha korkunç bir fırtına yakalayamaz ve bundan başka hiçbir şey Allah'ın kelimesi'nin etkisini bu denli zayıflatamaz.

İlâhî ahbapların tümü birleşip, beraberlik kazanmalı, tek bir sancağın gölgesine toplanmalı, tek bir görüşün giysisine bürünmeli, tek bir yolda yürümeli ve tek bir kararı tutmalıdırlar. Farklı görüşleri unutup çeşit çeşit olan düşünceleri bir yana atmalıdırlar, çünkü, Tanrı'ya övgüler olsun, amaç tek bir amaç ve aranılan istek tek bir istektir. Hepimiz aynı Eşik'teki kullar, aynı Kaynak'tan beslenenler, aynı kutlu Ağacın gölgesinde barındırılanlar ve aynı Yüksek Çadır'ın altında toplananlarız.

Ey İlâhî dostlar! Eğer bir şahıs bir başkasının dedikodusunu yaparsa, sönüklük ve soğukluktan başka hiçbir sonuç yaratamayacağı açık ve kesindir, ayrılıklar yaratır ve ihtilâfların en büyük sebebidir. Eğer bir kişi bir başkası hakkında dedikodu yapmağa kalkışsa, dinleyenler sonsuz bir ruhaniyet ve güler yüzle onun bu işe devam etmesini önleyerek, bu dedikodudan acaba ne sonuç ve yarar sağlanacak? diye ondan sormalıdırlar: Acaba bu Cemâli Mübarek'in rızasına mı? yoksa İlâhî dostların ebedi yüceliğine mi nedendir? Acaba bu Tanrı Dini'nin yayılmasına mı, yoksa Tanrı Misakı'nın sağlamlaştırılmasına mı sebeptir? Acaba bundan hiç bir kimse yararlanacak veya bundan feyz alacak mı? Allah'a yemin olsun ki hayır? Tersine gönüllere öyle bir toz oturacak ki ne kulak işitecek ve ne de göz gerçeği görecektir.

Fakat eğer biri bir başkasını methedip onun hakkında övgü ve sena ile konuşursa dinleyenler sevinç ve neşe kazanarak Tanrı'nın hoş kokuları sayesinde canlılık elde edeceklerdir. Yürekler ferahlanıp sevinecek ve ruhları müjdeler kapsayacaktır.

İnsanlık dünyasının erdemlik ve iyi ahlâklarının merkezi ve Tanrı'nın bağış ve şefkatlerinin doğuş yeri haline gelen, parlayan bir yüze, her toplulukta konuşan bir dile, ferah saçan bir ruha ve Rahman'ın hoş kokularıyla desteklenen bir cana sahip bulunan böyle bir kimse Tanrısal Kelimenin sayesinde var olduğu için herkes Tanrı'yı övecektir.

Hangisi daha iyi ve hoştur? Ebha Cemâli'ne hamdolsun ki dostların iyi olduklarını duyunca gönlümde sonsuz bir ferah ve sevinç meydana gelir ve dostların arasındaki tek bir anlaşmazlığın işaretini görünce de derin bir üzüntüye dalarım. O halde neler yapmanızın gerekli olduğunu artık siz düşününüz.

Tanrı'ya övgüler olsun, Cemâli Kıdem-ruhum O'nun ahbaplarına feda- inayetlerin kapılarını yüzlerimize her yönden açmış, teyid ve başarının müjdelerini apaçık vermiştir, ahbapların gönüllerini sevgi gücüyle kendine çekmiş ve Mele-i Alâ'nın ordularını seçkinlere zafer kazandırmakla görevlendirmiştir.

Şimdi ahbaplar, dünya halkı arasında güneş gibi ışıldayan bir yürek, misk kokan bir nefes, Hakk'ı anan bir dil, açık bir ifade, parlak bir alın, yüksek bir himmet, Melekûtî bir güç, Tanrısal bir teyid, ruhanî bir sıfat ve vicdandan doğan bir güç ile ortaya çıkmalıdırlar, ki böylece her biri belirgin ufuğun aydınlatan nuru, dünya göklerinin yepyeni yıldızı, Tanrısal bağın bol meyve yetiştiren ağacı, Rahman bahçesinin hoş kokulu gülü, Yaradılış Kitábının apaçık âyetleri ve evren sayfasının büyük anlam taşıyan kelimeleri olabilsin.

Şimdi birinci çağ ve En Büyük Güneş'in meydana çıkmasının ilk aşamasıdır. O halde, erdemlikler bu çağda kazanılmalı, huylar bu asırda düzeltilmeli, Ebha Cenneti'nin çadırı ovalarda bu günlerde yükseltilmeli ki böylece gerçeklik ışıkları açığa çıksın, Tanrı vergisinin sırları görünsün, Kıdem'in feyzi tecelli etsin. Dünya teklik bahçelerine dönüşsün ve ülkeler yüce cennet olsun, tüm Tanrısal özellikler, vasıflar, olgunluklar ve tavırlar, Arınmış gerçeklerden ve Rahmansal doğuş yerlerinden açıkça meydana çıksın.

Abdülbaha her anda Tanrı'nın Eşiğine bu sözlerle yalvarıp yakarmakta:

Ey şefkatli Tanrım, Hepimiz Senin Eşiğinin kullarıyız ve Senin Dergâhına sığınanlarız. Bu sağlam direkten başka bir sığınak aramamakta ve Senin koruyuculuk Mekân'ından başka bir yere iltica etmemekteyiz. Bizi koruyup muhafaza et, kendi inayet ve himayenin altına al, Bizi başarılı kıl ki Senin rızanı arayalım, Seni övelim, Hakikat yolunda yürüyelim, Senden özgesine arınalım, Senin cömertlik denizinden feyz alalım, Senin Emri'nin yükseltilmesinde çabalıyalım, Senin hoş kokularının yayılmasında büyük bir gayret gösterelim, kendimizden vazgeçip seninle meşgul olalım, aşağılıklardan kaçıp Sana tutkun olalım.

Ey Tanrı, Ey Yarlıgayıcı, Bunu başarmak ve teyidini görmek için sen bir fazıl, bir inayet, bir feyz ve bir bağış ihsan et.

Sensin güçlü ve her işi yapabilen. Sensin bilici ve gören. Gerçekte Sensin cömert. Gerçekte Sensin acıyan. Gerçekte Sensin tövbeleri kabul eden ve en büyük günahları bile bağışlayan bir yarlıgayıcı ve affedici.

194 - Ey Ebha Cemali'nin gerçek dostları, Tanrı'nın Emri bugünlerde tüm ülkelerde güç kazanıp günden güne ilerlemektedir. Onun için tüm milletler ve kavimlerdeki düşman topluluklar sonsuz saldırganlık, garaz, kıskançlık ve kin içerisindedirler. Ahbaplar, ister ufak ister büyük, bütün işlerde çok dikkatli olmalı, birbirleriyle danışıp hep birlikte fesat ve fitnelere karşı koymalı, arkadaşlıklarda güzel davranışlı olmak, itidal içerisinde hareket etmek, hürmet göstermek, birbirlerini saymak, diğer toplumlara bağışlayıcı ve acıyıcı bir tavırla davranmak için çabalamalıdırlar. Onlar, Ebha Melekût'unun teyidini çeken mıknatısları ve yenilmez ordularının cazibe güçleri olabilmeleri için sabırla dayanmalıdırlar.

Günler geçip sona erecek, kısa süreli bu yaşamın müddeti bitecek, fakat Kutsal Eşiğe olan kulluğun sonuçları sonsuz ve ebedî olacaktır. Bu gerçeği, varlık dünyasında apaçık mevcut ve aşikâr bulunan eserlerle görünüz,

Baha, Baha Ehli'nin üzerinde olsun.
195 - Ey Kutlu Ağacın yüksek dalı...

Sen kötülerin gurur ve gafletlerinden, günah işleyenlerin güçleri ve inatçılıklarından üzüntülere ve kederlere kapılma, çünkü bu gafillerin eskiden beri uyguladıkları yöntem ve tavırdır. (Kullara yazıklar olsun; Onlara her ne zaman bir peygamber gelmişse onunla alay etmişlerdir.)

Gerçekte cahillerin karşı çıkıp itiraz etmeleri Allah'ın Kelimesinin yükselmesi ve Tanrı Eserleri'nin yayılmasına sebeptir. Eğer kibir sahiplerinin itirazları ve iftiracıların inatçılıkları olmasaydı ve eğer minberlere oturanların haykırışları, büyükler ve küçüklerin zulümleri, cahillerin kâfirliğe hükmetmeleri ve akılsızların bağırıp çağırmaları olmasaydı, İlk Nokta'nın (Hz. Bab'ın) -ruhum O'na feda- zuhurunun ünü ve Baha Güneşi'nin- ruhum O'na feda- doğuşunun parlayışı Doğu ile Batıya nasıl ulaşabilirdi? Bu olmasaydı dünyanın dört köşesi neyle kımıldanıp harekete gelebilirdi? İran Parlayan Işığın merkezi nasıl olabilecekti? Zuhurun haberi Güneye nasıl ulaşabilirdi? Hakk'ın nidası Kuzeyin en uzak yörelerine nasıl yetişebilirdi? Amerika ve karanlık Afrika Tanrısal Sesi nasıl duyabilirdi? Göksel ötüşün sesi kulaklara nasıl ulaşabilirdi? Hindistan papağanları bu şekeri nasıl bulabilirdi? Irak bülbüllerinin ötüşleri nasıl yükselebilirdi? Doğu ve Batı neyle coşabilirdi? Bu Kutlu Makam nasıl Övülen Cemal'in tahtına dönüşebilirdi? Sina'nın Turu parlayan Nuru nasıl görebilirdi? Zuhur alevi Tur dağını nasıl süsleyebilirdi? Kutsal Topraklar, arınmış Cemal'in vatanı haline nasıl gelebilirdi? Tova vadisi nasıl feyz ve erdem mekânı, Musa'nın ayakkabılarını çıkardığı yeri olabilirdi?

Kutsallığın hoş kokuları Mukaddes Vadi'de nasıl yayılabilirdi? yeşil Adanın sakinleri Ebha bahçelerinden esen güzel kokulu esintileri nasıl alabilirdi? Bu Kutlu Diyar hakkındaki peygamberlerin vaatleri, seçkinlerin müjdeleri ve Tanrı Mazharlarının sevindirici haberleri nasıl gerçekleşebilirdi?

Bu olmasaydı Enisa Ağacı nasıl dikilebilirdi? Misak sancağı nasıl yükselebilirdi? Ezeli' Ahdin kadehi nasıl sarhoşluk verebilirdi?

Bu feyzler ve bereketlerin meydana çıkmalarının görünürdeki sebepleri cahillerin kibirlenmeleri, akılsızların itirazları, anlayışsızların inatları ve saldırganların zorbalıklarıdır. Bunlar olmasaydı, Hz. Bab'ın zuhurunun haberi hala bir çok yerlere yetişememişti.

O halde, cahillerin cehaletleri, akılsızların saldırıları, din adamlarının gafletleri ve aptalların kâfirliğimize hükmetmelerinden üzülmemek gerekir. "İşte bu onların eski çağlarda da uyguladıkları bir tutumdur. Eğer bilmiş olsalardı bunu yapmazlardı, fakat bilmiyorlar ve kendilerine söylenmiş olanları anlamağa çalışmıyorlar"dı.

O halde Tanrısal Kutsal Ağacından türeyip Rahmansal Ağacın dalı olan sen, Cema'li Kıdem'in -ruhum O'nun Mukaddes Makamına feda- yardım ve bağışı sayesinde öylesine Tanrı'nın tutuşan ateşiyle alevlenmelisin ve biz de alevlenmeliyiz ki dünyanın kutbunda Allah'ın sevgi ateşini yakalım, Hz. Bab'ın -ruhum O' na feda- kutsal Ağacına uyalım, göğüslerimizi kaza oklarına hedef yapalım, bir mum gibi yanalım, bir kelebek gibi kanatları ateşe verelim, çimenlik kuşu gibi inleyelim, ağlayan bir bülbül gibi ağlayalım.

Bir bulut gibi gözyaşları dökelim, doğu ile batıdaki avare halimize parlak bir şimşek gibi gülelim. Gece ve gündüzümüzü şüpheleri incelemek ve müteşabih olan konuları açıklayıp yorumlamakla değil Tanrı'nın hoş kokularını yaymak düşüncesiyle geçirelim. Kendi düşüncelerimizi bir yana atalım, dünyada olanlara göz yumalım. Ne ıstıraplarımızı belirtelim ve ne de zulümden şikâyetçi olalım. Kendimizi büsbütün unutalım, inayet şarabından içmek ve Ebha Cemal'e karşı fanilik duymakla neşelenip coşalım.

Ey Kutlu Ağacın Afnan'ı, Hepimiz bol ürün veren bir dal olmak ve daha hoş bir meyve yetiştirmek için uğraşmalıyız, ki böylece, tali asla ve parça bütüne uysun.

İsmi Azam'ın fazlı ve İlk Nokta'nın -ruhum Onların ikisine feda- bağışı sayesinde umarım ki, tüm dünyada Allah'ın Kelimesi'nin yükselmesine sebep olalım, Emrin Temeline hizmet edelim, Tanrı'nın gerçek ve kutsal gayretinin çadırını herkesin üzerine açtıralım, inayet çimenliğinin tatlı rüzgârlarının esmesini sağlatalım. Rahmansal bahçelerden esen hoş kokulardan herkesi yararlandıralım, bu dünyayı Ebha Cennetine ve bu alemi Yüce Firdevs'e dönüştürelim.

Bütün kullar ve özellikle Emrin ateşiyle alevlenenler, Yüce Rabb'a kulluk etmekle yükümlü olmalarına rağmen, yine bizim görevimiz diğer kişilerden büyüktür. O'ndan başarı ve teyid diliyoruz.

Kendi Ebha Melekût'undaki ordularını harekete çağırdığı ve kendi yardımı ve himayesini doğan yıldızlar gibi arka arkaya yetiştirdiği için Cemali Mübarek' e yüz binlerce şükürler olsun. O, yer küresinin her noktasında bu tek başına ve yalnız kula yardım etti ve her anda inayetinin eserlerini gösterdi. O, şüphecileri en derin baygınlığa düşürdü, müteşabih konuların peşinde koşanları herkesin gözü önünde rezil etti, yeni heveslere kapılanları toplumun yüz karası yaptı, kendilerini beğenenleri dünya çapında bencillik örnekleri haline getirdi, inançta sarsılan ahbapları her görenin ibreti yaptı, arabozuculuk önderlerini kendilerini beğenmişlik ve bencillik duygusuna kaptırdı. Bu kolu kanadı kırık kuşu ise tüm dünya halkının karşısında, Kendi teyid gücüyle ayakta tuttu, inadın safhalarını parçaladı, kurtuluş ordusunu zafere ulaştırdı ve Ahit ile Misak'a sebat gösterenlerin yüreklerine yaşam ruhu bağışladı.

Tarafımdan tüm Afnan hazretlerine birer birer Ebha selamlarımı iletiniz. Senin ve Misak'a sağlam bağlanan bütün Afnan'ların üzerine Baha olsun.

196 - Ey misak'a sebat gösteren:

9 Eylül 1909 tarihli mektubun ulaştı. Meydana gelen olaylardan üzüntü ve kedere kapılma. Bu zorlukları Tanrı'nın yolunda çektiğinden dolayı sevinip neşelenmen gerekir. Daha önceden dostlara yazıldığı ve şifahen de söylendiği üzere Batılı ahbapların da kuşkusuz Doğulu ahbapların belalarından bir pay ve nasibi olacaktır. Hz. Bahaullah'ın yolunda onlar da, zalimlerin baskılarına mutlaka hedef olacaklardır.

Hıristiyanlığın ilk çağında Havarilerin Hz. İsa yolunda nasıl bir bela ve eziyete uğratıldıklarını göz önüne getir. Onlar her gün Ferisilerin küfür, lanetleme ve sövme oklarının hedefi oldular, zorluklar çıktı, tutuklanıp zindana atıldılar ve çoğu en büyük şehitlik kadehini içtiler.

Şimdi ise sizin hiç kuşkusuz benimle bir az ortak olmanız gerekir. Zorluklar ve belalardan pay ve nasibinizi almalısınız.

Fakat bu olaylar gelip geçecek ve o ebedi yücelik ve ölümsüz yaşam durup kalacaktır. Bu belalar ise büyük ilerlemelerin sebebi olacaklardır. İlahî bir çiftçi olan senin, her sert toprağa saban sürüp sulandırabilmeni ve tohumlar saçabilmeni Tanrı'dan dilerim. İşte bu çiftçinin ustalık ve güçlülüğünü kanıtlar, çünkü gevşek ve çalı çırpısız bir toprağı herkes ekebilir.

197 - Ey Tanrısal Kul! Uğramış olduğun belalar ve zorluklardan kederlenme. İnsanın bu fani dünyadan nefret edebilmesi için tüm belâlar yaratılmıştır. Çünkü, insanoğlu bu dünyaya son derece bağlıdır, fakat büyük zorluklar ve sıkıntılara uğradığı zaman insan tabiatı irkilir ve insan Tanrı'ya yönelerek, tüm belâlar ve musibetlerden arınmış olan, ebedî dünyayı arayacaktır. Akıllı bir insan işte böyledir. O, devamlı olarak acı veren bir kadehten içmektense, daima arınmış ve duru olan bir su bardağını tercih edecektir. O, zehirle karışmış bulunan balı yemeyecektir.

O halde, sen böyle bir imtihana uğradığın için Tanrı'ya şükranlarını sun. Sabırlı ol, şükret, Tanrısal Melekût'a yönel ve Rahmansal bir ahlâk kazanmak, aydınlanmak, Melekûtî ve Tanrısal olmak, dünyevî rahat ve zevklerine kayıtsız kalmak, Misak'ı sapasağlam tutmak ve İlâhî Din'i yaymak için uğraş.

İşte budur insan yüceliğinin sebebi, işte budur insan izzetinin sebebi, işte budur insan kurtuluşunun sebebi.

198 - Ey Tanrı'nın hoş kokularına cezbedilen! Senin Tanrı'ya olan sevgini ve Allah'ın Cemâli'ne olan aşkını belirten mektubunu okudum, güzel içeriği yüreğimi ferahlandırdı.

Daha önceki mektubumda yazdığım konudan gaye, Allah'ın Kelimesi'nin yükseltilişinde imtihanlar ve zorlukların baş gösterdiğini ve Tanrı'yı sevmenin yolunda her anda belâlar, musibetler ve sıkıntıların meydana geldiğini belirtmekti.

Her insan, ilk önce bu belâların değerini bilmeli, onları can ve gönülle kabul etmeli ve şevkle karşılamalıdır ve ondan sonra Tanrı'nın hoş kokularını yaymağa ve Allah'ın Kelimesi'ni yükseltmeğe başlamalıdır.

Böyle bir durumda, kişinin gördüğü bu can sıkıntısı, sitem, iftira, belâ, dövülme, mahpusluk ve ölüm onun Tanrı'ya olan sevgisini azaltmamalı, gönlünü kederlendirmemeli ve tersine Allah'ın Cemâli'nin aşkını artırmalıdır. İşte benim gayem bu idi.

Aksi takdirde; rahatlıkları, nimetleri, servetleri ve dünyevî malları arayan ve, Tanrı'yı anmakta gaflet gösteren kimseye acılar ve yazıklar olsun! Çünkü Allah'ın yolundaki belâ, Abdülbaha için, Tanrı vergisidir ve Ebha Cemâli Kendi Levihlerinin birinde şöyle buyuruyor: `Kalbim her ağaca bu hitabı yapmadan Ben o ağaçtan geçmedim: "Acaba Benim ismimin uğruna kesilmiş olmanı ve vücudumun senin üzerinde çarmıha gerilmesini ister miydin!"' İşte Bu En Büyük İsm'in söylemiş olduklarıdır. İşte bu O'nun tutumudur. İşte bu O'nun ulu Melekût'una giden yoldur.

199 - Ey içten olanlar, ey cezbedilenler, ey özleyenler, Allah'ın Emri'ne hizmet etmek, Allah'ın Kelimesi'ni yüceltmek ve Allah'ın hoş kokularını yaymak için ey ayağa kalkanlar! Sizin fesahatli sözler, belagâtlı anlamlar ve yepyeni bir usulle yazılan çok güzel mektubunuzu okudum ve Tanrı'yı övüp şükrettim ki O, Kendi geniş çalışma alanında sizin hizmet edebilmenizi mümkün kılmış ve size yardımcı olmuştur.

Pek yakında, Tanrı'ya yalvarılarınız ve yakarılarınız ve ahbaplara gösterdiğiniz tevazu ve alçak gönüllülüklerinizin ışınlarıyla yüzleriniz aydınlanacaktır. Tanrı topluluğunuzu, ulu Melekût'un teyid ışıklarını kendine çeken, bir mıknatıs yapacaktır.

Sizin, Tanrı'yı anmanız, Allah'ın âyetlerinin üzerinde düşünmeniz, Tanrı'ya alçak gönüllülükle yalvarmanız ve Allah'ın Emri için kendinizi feda etmeniz gerekir. İşte bunlar, sizi, insanlığı kılavuzlayan işaretler, yüce ufukların parlayan yıldızları ve Ebha Cenneti'nin ulu ağaçları haline getirecektir.

Biliniz ki Abdülbaha bu ücra mahpusa atıldığı için sonsuz bir sevinç, ferah, şenlik ve neşe duymaktadır. Baha'nın hayatına andolsun! Bu mahpus benim en yüce cennetim ve en büyük arzumdur, yüreğimin sevinci ve kalbimin ferahıdır, sığınağım, barınağım, korunacak yerim ve yüksek merciimdir ve ben onunla göksel melekler ve Mele-i Alâ arasında iftihar etmekteyim.

Ey Allah'ın ahbapları, benim esaretimden sevininiz; çünkü bu, özgürlük tohumlarını saçar; benim mahpusluğumdan sevininiz, çünkü bu, kurtuluşun sebebidir; benim çektiğim zorluklardan sevininiz, çünkü bu, en büyük rahatı sağlatır. Hak olan Allah'a andolsun! Bu zindanı dünyanın tüm saltanatına değiştirmem ve bu tutsaklığı dünyanın bütün güzel bahçelerindeki zevk ve safasına değiştirmem. Rabb'ın lütuflarından cömertliğinden, fazlından ve bağışından dilerim ki O'nun yolunda havada asılmış olayım, göğsüm binlerce mermiye hedef olsun veya denizin dibine batırılayım veyahut da ölüme terk edilmek üzere çöle atılmış olayım. İşte bu, benim en büyük arzum, özlediğim amacım, ruhumun sevinç kaynağı, yüreğimin sefası ve gözümün nurudur.

Size gelince, ey Allah'ın ahbapları Tanrı'nın Emri için attığınız adımlarınızı, dünyanın en büyük olaylarının bile sarsamayacağı bir şekilde, sağlamlaştırınız. Hiç bir şeyden ve hiç bir durumdan ıstıraba düşmeyiniz. Sarsılmaz yüce dağlar, varlıkların ufkundan parlayan yıldızlar ve birlik topluluklarında ışıldayan lambalar gibi olunuz ve Tanrı'nın ahbaplarınla alçak gönüllülük ve temiz yüreklilikle davranınız. Kılavuzluk işaretleri ve takva ışıkları olunuz, Dünyadan kendileri kesilmiş olanlar, sağlam ve emin tutmağa yapışanlar, yaşam ruhunu yayanlar ve kurtuluş Gemisine binenlerden olunuz. Cömertlik mazharları, varlık sırlarının doğuş yerleri, ilham kaynakları ve ışıkların parlayış ufukları olunuz. Ruhulkuds ile desteklenenler, Hakk'a cezbedilenler, her şeyden arınmış olanlar, beşerî niteliklerden arınmış bulunanlar ve göksel meleklerin huylarınca davrananlardan olunuz, ki böylece bu ulu çağ ve bu yeni asırda Tanrı'nın en büyük vergisini kazanasınız.

Baha'nın hayatına andolsun! Sadece dünyadan kesilen, Allah'ın sevgisine cezbolan, nefis ve hevesten arınan, Tanrı'ya karşı her yönüyle samimî olan ve Allah'ın önünde alçak gönüllülük ve kurumsuzluk içerisinde yalvaran, yakaran ve boyun eğen kişi bu en büyük bağışa erebilir.

200 - Ey Rahmansal dostlarım! İmtihan denizinin çalkalandığı, belâların dalgası doruğa ulaştığı, ümmetlerin orduları sonsuzca saldırdıkları ve zalimlerin son derece insafsızca davrandıkları bir sırada, iftiracıların bir topluluğu şefkatsiz kardeşimle işbirliği yaparak iftiralarla dolu bir kitap yazdılar ve aleyhimize asılsız haberler ve dedikodular yaymağa başladılar.

Böylece hükümet görevlilerinin düşüncelerini karıştırıp yetkilileri kaygılandırdılar. Bu berbat kalede bu Mahbus'un durumunun ne olduğu artık bellidir, işlerin nasıl karışıp ıstırap verdikleri anlatılamaz. Buna rağmen, yine bu avare Mahbus, sonsuz dayanıklılık ve sebat içerisinde Tanrı'ya tevekkül ederek Tanrı sevgisinin yolunda her belâ ve sıkıntıyı arzulamaktaydı. Çünkü benim görüşümde eziyet mermeri Tanrı bağışının incisi ve öldürücü zehir çabucak şifa veren bir ilaçtır.

Böyle bir durumda iken, Amerika'daki ahbaplardan bir mektup ulaştı. Onlar bu mektupta her konuda birlik ve beraberliği koruyacaklarına söz vererek ebedî yaşamı kazanmak üzere Tanrının sevgisi yolunda canlarını feda edeceklerine dair imza atmışlardı. Bu mektubun okunduğu ve altında imzalanan adların görüldüğü anda Abdülbaha için vasıflandırılamayacak bir sevinç ve ferah sağlandı ve Allah'a şükrettim ki o ülkede sonsuz sevinç ve neşe içerisinde birlik ve beraberliğe ant içen böyle bir ahbap topluluğu bulunmuştur.

Bu sözleşme her ne kadar daha sağlam olursa o denli daha iyi, daha hoş ve daha tatlı olacaktır ve Tanrısal teyitleri kendine çekecektir. Eğer İlâhî ahbaplar Mele-i Alâ'yı (yüce katta olanları) kendi dostları olarak kazanmağı arzuluyorlarsa bu sözleşmeyi sağlamlaştırmak için çabalamalıdırlar, çünkü kardeşlik ve birlik için yapılan bir anlaşma, ebedî hayat demek olan, Hayat Ağacı'nın sulandırılmasına benzer.

Ey İlâhî dostlar! Adımlarınızı sabitleştiriniz, birbirinize verdiğiniz sözü sağlam tutunuz, birlik ve beraberlik içerisinde Tanrı sevgisinin hoş kokularını yaymağa çalışınız Tanrısal öğretileri terviç ediniz, ki böylece, bu dünyanın ölü bedenine bir ruh bağışlayabilesiniz, maddi ve manevi her iki âlemin her bir hastasını gerçek bir şifaya kavuşturabilesiniz.

Ey İlâhî dostlar! Dünya, insan vücuduna benzer, bu vücut hasta, zayıf ve güçsüz olmuştur, gözü kör ve kulağı sağır olmuştur ve tüm duyu yetkileri dağılmıştır. İlâhî dostlar hazık doktorlar olmalı ve Tanrısal öğretiler gereğince bu hastaya bakıp onu tedavi etmelidirler. Şayet, Tanrı isterse, sıhhat sağlansın ve ebedi şifa kazanılsın, dağılmış veriler yenilensin ve dünya vücudu sonsuz bir canlılık ve güzellikte görünecek şekilde sağlık, tazelik ve hoşluk elde etsin.

İlk ilaç, insanları doğru yola kılavuzlamaktır, ki böylece onlar Tanrı'ya yönelsinler, Tanrısal öğütleri dinlesinler, işiten bir kulak ve gören bir göz ile meydana çıksınlar, çabucak etki eden bu ilacı insanlara verdikten sonra, Tanrısal öğretiler gereğince onları, Mele-i Alâ'nın davranışları, huyları ve tavırlarını kazanabilmelerinin yönüne kılavuzlamak ve Ebha Melekût'unun vericiliklerinden kendilerini yararlandırabilmeleri için teşvik etmek gerekir. Onlar kendi yüreklerini kin ve garez lekelerinden büsbütün temizlemeli ve insanlık dünyasına doğruluk, sevgi, barış ve dürüstlük göstermelidirler ki böylece, Doğu ile Batı iki âşık gibi birbirlerini kucaklasın, kin ve düşmanlık insanlık dünyasından silinsin ve genel barış yerleşsin.

Ey İlâhî dostlar! tüm milletler ve ümmetlere şefkat gösteriniz, herkesi seviniz, gücünüzün yettiği kadar gönüllere temizlik kazandırınız, kişileri yüceltmek için büyük bir gayretle uğraşınız, her çimene yağmur damlaları, her ağaca yaz suları, her koku alana miskin güzel kokuları ve her hastaya canlılık esintileri olunuz. Her susayana tatlı bir su, her yolunu şaşırana bilgili bir kılavuz, her öksüze şefkatli bir ana ve baba, her yaşlıya sonsuz bir sevinç ve neşe taşıyan bir kız ve oğul ve her yoksula bol bir hazine olunuz. Sevgi ve dostluğu cennetin nimeti olarak biliniz, sevimsizlik ve düşmanlığı ise cehennemin azabı olarak sayınız.

Can ve gönülle çalışınız, kendi vücudunuzu rahatlığa vermeyiniz, yüreğinizle yalvarıp yakarınız, Tanrısal inayet ve yardımı arayınız, ki böylece, bu dünyayı Ebha Cenneti yapasınız, bu yer küresini yüce Melekût'un alanına dönüştüresiniz.

Eğer bir gayret gösterirseniz kuşkusuz bu ışıklar parlayacak bu rahmet bulutu yağacak, bu canlılık veren nesim esecek ve bu miskin güzel kokuları her tarafa yayılacaktır.

Ey İlâhî dostlar! Siz bu kutlu makamda cereyan eden olayların üzerinde durmayınız ve asla kaygılanmayınız. Ne meydana gelirse hayırdır. Çünkü belâ, bağışın ta kendisi, zahmet; gerçek bir rahmet, ıstırap, düşüncenin huzuru, bir can feda etme ise apaçık bir Tanrı vergisidir ve ne meydana gelirse Allah'ın fazlıdır.

Siz, kendi işlerinizle uğraşınız, insanları doğru yola kılavuzlayınız ve onları Abdülbaha'nın gösterdiği tavır ve yolla eğitiniz. Ebha Melekût'unun müjdesini halka ulaştırınız. Gece ve gündüz, hiç birinde dinlenmeyiniz, sakın bir dakika bile durmayınız. Sonsuz bir gayretle bu müjdeyi dünyada olanların kulağına yetiştiriniz. Tanrı sevgisinin ve Abdülbaha'ya olan bağlılığınızın uğruna her belâ ve üzüntüyü kabul ediniz. Düşmanların olaylarına dayanma ve saldırganların azarlamalarına sabırlılık gösteriniz. Abdülbaha'nın izinden gidiniz ve her anda Ebha Cemâli'nin uğruna canınızı feda etmeği arzulayınız. Güneş gibi parlayınız, deniz gibi coşkulu ve hareketli olunuz, bulut gibi dağ ve sahraya yaşam bağışlayınız, baharın tatlı rüzgârı gibi insansal bedenlerin ağaçlarına canlılık, tazelik, hoşluk ve güzellik veriniz.

201 - Ey Tanrı'nın Sevgisine cezbedilen! Gerçeklik Güneşi dünya ufkundan doğdu ve yol göstericilik ışığı parladı Ebedî feyz devamlı ve süreklidir ve bu ebedi feyzin sonuçlarından biri genel barıştır. Bu Rahmansal çağda kardeşlik ve barışın Melekût'u dünyanın doruğunda kendi çadırını yükselteceğinden emin ol. Barış Hükümdarı'nın buyrukları herkesin damarları ve sinirlerine o denli etkili olacak ki dünya milletlerini Kendi gölgesine itecektir. Gerçek çoban, Kendi koyunlarını doğruluk, kardeşlik ve barış çeşmesinden içirtecektir.

Ey Tanrı'nın Cariyesi! Barış ve kardeşlik ilk önce insan bireylerinin arasında kurulmalıdır ki ondan sonra milletler arasındaki genel barış meydana gelebilsin. O halde ey Bahailer gücünüzün yettiği kadar Allah'ın Kelimesi'nin kuvvetiyle insan bireyleri arasında gerçek sevgiyi ruhani dostluğu ve sıkı bağlılığı sağlatınız. İşte budur sizin göreviniz.

202 - Ey gerçeğin âşıkları, ey insanlık dünyasının hizmetkârları! Düşünceler ve niyetlerinizin gül bahçelerinden esen hoş kokuları almakta olduğumdan, vicdan güdüsü beni bu mektubu yazmağa zorluyor.

Görüyorsunuz ki, dünya nasıl birbirine girmiş, birçok ülke insan kanına bulaşmış, gerçekte toprak kanla hamurlaşmıştır. Ne ilk asırlarda, ne Orta çağda ve ne de yakın zamanda hiç bir devirde ateşinin alevleri bu denli yükselen böyle korkunç bir savaş, değirmene benzeyen ve insan kafataslarını tahıllar gibi kendi içine çeken ve gerçekte ondan da daha kötü olan bir savaş, meydana gelmemiştir. Bayındır ülkeler harabeye döndü, şehirler altüst edildi, mamur kasabalar yıkıldı, Babalar evlatsız kaldılar, evlatlar babasız oldular, anneler delikanlıların mateminde kan ağladılar, çocuklar yetim bırakıldılar, kadınlar perişan oldular. İnsanlık dünyası her konuda aşağılandı. Yetimlerin feryatları ve iniltileri yükselmekte ve annelerin figan ve inilti sesleri en yüksek doruğa yetişmektedir.

Tüm bu korkunç olayların kökeni ırksal taassup, vatansal taassup, dini taassup ve siyasal taassuptur. Bu taassupların asıl nedeni ise geçmişten kalma taklitlerdir, dini taklitlerdir, ırksal taklitlerdir, vatansal taklitlerdir ve siyasal taklitlerdir. Bu taklitlerin devam ettikleri sürece insanlığın temeli yıkık ve beşeriyetin dünyası büyük bir tehlike içerisinde kalacaktır.

Şimdi bu nurlu çağımızda, gerçeklerin tecelli ettiği, varlıkların sırlarının çözüldüğü, Hakikat Sabahı'nın doğduğu ve dünyanın aydınlandığı bu asırda, insanlık alemini apaçık bir hüsrana uğratan böylesine korkunç bir savaşın meydana çıkması insanlığa hiç yakışır mı? Allah'a yemin olsun ki hayır!

Hz. İsa, bütün insanları barış ve kardeşliğe çağırdı ve Petrus'a, "Kılıcını kınına koy." diye buyurdu. Hz. İsa'nın öğüdü ve vasiyeti işte bu idi. Fakat şimdi tüm Hıristiyanlar kılıçlarını kılıftan çıkartmışlardır. Bakınız, bu davranışları İncil'in açık nassıyla ne denli farklıdır!

Hz. Bahaullah altmış yıl önce Güneş gibi İran'ın ufkundan doğdu ve şöyle ilan etti: Dünyanın ufukları karanlıktır, bu karanlık tehlikeli souçlar doğuracak ve şiddetli savaşlar meydana gelecektir. O, Akka zindanından Almanya İmparatoruna, şu hitapta bulunarak, şiddetli bir savaşın patlayacağını, Berlin'in inleyip feryat çıkaracağını söyledi. Bunun gibi de O, Türk Sultan'ının zindanına esir düşmüş ve onun kahrına uğramışken, yani Akka kalesindeki mahpusluğu sırasında, Sultana yazarak, çocukların ve kadınların feryatları ve iniltilerine neden olacak büyük bir devrimin İstanbul'da meydana geleceğini apaçık belirtti. Kısacası, tüm padişahlar ve cumhurbaşkanlara mektuplar yazdı ve O'nun onlara önceden haber verdiklerinin aynısı meydana çıktı.

Savaşı önlemek için Yüce Kalem'inden öğretiler çıktı ve tüm dünyada yayınlandı.

İlk öğretisi gerçeği aramaktır; çünkü aramamak insan beyninin çalışmasını durdurur. Fakat gerçek aranınca insanlık dünyası taklitlerin karanlığından kurtulmuş olacaktır.

O'nun ikinci öğretisi insanlık dünyasının birliğidir. İnsanların tümü İlâhî koyunlar, Tanrı ise şefkatli bir Çoban ve bütün koyunlarına en büyük esirgeyendir ve O arada asla bir imtiyaz koymamıştır. "Rahman olan Allah'ın yaratıkları arasında bir fark göremezsin";herkes O'nun kuludur ve herkes O' nun fazlını niyaz eder.

O'nun üçüncü öğretisi şudur: Din sağlam bir kaledir, fakat o düşmanlığa ve kine değil dostluğa sebep olmalıdır. Eğer din kin ve düşmanlık yaratacaksa gereksizdir. Çünkü din ilâç gibidir, eğer ilâç hastalığa sebep olacaksa ilâcı bırakmak daha iyidir. Ayrıca dini taassup, ırksal taassup, vatansal taassup, siyasal taassup, tüm bu taassuplar insanlık temelinin yıkıcılarıdırlar. Bütün bu taassuplar kanların dökülmesine ve insanlık dünyasının tahrip edilmesine nedendirler. Bu yüzden bu taassupların mevcut oldukları sürece korkunç savaşlar devam edecektir.

Bunun çaresi ise genel barıştır. Genel barışı sağlamak için bütün dünya devletleri ve milletleri tarafından En Yüksek Mahkeme kurulmalı, milletlerin ve devletlerin sorunları bu Mahkemeye götürülmeli ve bu Mahkemenin çıkarttığı kararlar uygulanmalıdır. Eğer bu kararlara bir devlet veya bir millet karşı çıkarsa, insanlık dünyası o devlet veya millete karşı ayaklanmalıdır.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri kadın ve erkeğin tüm haklardaki eşitliğidir. Bunlara benzer öğretiler çoktur. Ve bugün bu öğretilerin insanlık dünyasının gerçek hayatı ve ruhu oldukları apaçık görünmektedir.

Şimdi, insan cinsinin hizmetkârları olan sizler can ve gönülle çalışmalısınız ki insanlık dünyası beşeri âleme ait bu karanlıklardan ve doğanın bu taassuplarından kurtulup, İlâhî âlemin aydınlığına erişebilsin.

Tanrı'ya övgüler olsun, siz dünyanın çeşitli yasaları, geleneklerinden haberdarsınız, bugün insanlık dünyası bu İlâhî öğretilerden başka hiç bir şey ile, rahata ve huzura kavuşamaz, bu karanlıklar kaybolamaz ve bu müzmin hastalıklar tedavi edilemez, tersine günden güne daha da şiddetli ve kötü olacaktır. Balkan sükûnet bulamaz, öncesinden de daha kötü olacaktır. Yenilgiye uğrayan devletler rahat durmayacaklar ve her araca başvurup savaşın ateşini yeniden alevlendirmeğe çalışacaklardır. Yeni ve genel hareketler kendi amaçlarını ilerletmek üzere tüm güçlerini kullanacaklardır. Kuzey Hareketi çok önem kazanacak ve nüfuzu yayılacaktır.

O halde siz, insanlık dünyasına Tanrısal bir bağış olabilmeniz ve insanoğlunun rahatı ve refahını sağlatabilmeniz için nurlu bir yürek, Rahmansal bir ruh, Melekûti bir güç ve göksel bir teyid ile çalışınız.

203 - Ey Misak'a cezbedilen! Kıdem Cemali, bu kula şu kesin vaadde bulunmuştur. Öyle kişiler meydana çıkacaklardır ki onlar kılavuzluk işaretleri, Melei Alâ'nın bayrakları, Tanrı Birliğinin mumları ve teklik göğün soyutlama yıldızları olacaklardır. Onlar körleri görür göze ve sağırları işitir kulağa kavuşturup ölüleri diriltecekler, yeryüzünün tüm halkına karşı koyabilecekler ve göklerin Rabb'ının delilleriyle konuları ispatlayacaklardır.

Kendi Emrini yükseltebilmek üzere O,nun bu kişileri pek yakında ortaya çıkaracağını O'nun fazlından umarım. Bu Tanrı bağışının mıknatısı ise Misak'ta sebat göstermektir. Sonsuz sebat ve dayanmanın içerisinde bulunduğundan Tanrı'yı öv.

Ey Tanrım! Bu kulunu Kelimeni yükseltmek, batılın içyüzünü meydana çıkartmak, gerçeği ortaya koymak, eserleri yaymak, ışıkları saçmak ve dürüst kişilerin yüreklerine sabah nurlarını doğdurtmak üzere başarılı kıl.

Gerçekten Sen Cömert ve yarlıgayansın.

204 - Ey kutsal Ağaç'daki yanan ölümsüz alevin Semenderi Cemali mübarek - ruhum, zatım ve varlığım O'nun mütevazi kullarına feda - bu dünyadaki kendi hayatının son günlerinde kuvvetli bir ifade ile şu vaatta bulundular: Tanrı'nın feyzleri ve O'nun sırlar Melekutu'nun teyidleri sayesinde öyle kişiler gönderilecekler ve öyle kutsal zatlar meydana çıkacaklardır, ki onlar, yol göstericilik göğünün yıldızları, inayet tanının ışıkları, Tanrı birliğinin işaretlerinin mazharları, kutsallık nurlarının doğuş yerleri, ilham kaynakları ve iman ışıklarının meşaleleri olacaklardır. Onlar, sarsılmaz dağlar, dayanıklı kayalar, O'nun Zuhur göğünde ışıldayan yıldızlar, O'nun lütuflarının gelmesine araçlar, Tanrı bağışlarının verilmesine vasıtalar, Hakk'ın adının müjdesini verenler ve dünyanın en büyük temelini kuranlar olacaklardır.

Bu kişiler gece gündüz durmadan çalışacaklar, üzüntülere kapılmayacaklar, boş durmayı aramayacaklar, rahatlık döşeğinde dinlenmeyecekler, kolaylık ve rahatı önemsemeyecekler, hiçbir şeye bulaşmadan kendi zamanlarını Tanrı'nın hoş kokularını yaymak için harcayacaklar ve kendi vakitlerini Allah'ın Kelimesi' ni yüceltmekle geçireceklerdir. Onların yüzleri sevinçli, yürekleri ferahlı, gönülleri ilham alıcı ve temelleri sağlam esaslara dayalı olacaktır. Dünyanın dört köşesine yayılacaklar ve her ülkeye seyahat edeceklerdir. Her bir topluluğa katılacaklar, her yerde bir toplantı düzenleyecekler, her dilde konuşacaklar ve her saklı anlamı açıklayacaklardır. Tanrısal sırları ifşa edecekler, Rahmansal eserleri yayacaklar, her topluluğun kalbinde mum gibi yanacaklar ve sabah yıldızı gibi her ufuktan parlayacaklardır. Onların gönül bahçelerinden esen hoş kokular seher meltemi gibi insanoğlunun kalbine güzel kokular bağışlayacak ve onların düşüncelerinin vericiliği, bahar yağmuru gibi, dünya halkını yeniden canlandıracaktır.

Ben bekliyorum, bu kutlu kişilerin meydana çıkmalarını sabırsızlıkla bekliyorum, acaba bu kutsal mazharlar kendi gelişlerini ne kadar daha geciktireceklerdir? Ben bu ışıldayan yıldızların bir an önce dünyada parlamaları, bu kutsal kişilerin herkesçe görülmeleri, göksel yardım ordularının onları zafere ulaştırmaları ve bağış dalgalarının görünmez melekût denizinden insanlığa ulaşmaları için gece gündüz yalvarıp yakarmaktayım.

Kıdem Cemâli'nin fazlı sayesinde bu kişilerin bir an önce dünyada meydana çıkmaları için sizlerde dua edip yalvarınız.

Baha üzerinize ve Melekût ufkundan parlamış olan sonsuzluk ışığıyla aydınlanan tüm yüzlerin üzerine olsun.

205 - Ey Saygıdeğer kişiler! Dünya, geçmiş devirlere ait çürümüş taklitlerden gece gibi kararmıştı. Tanrısal öğretilerin temeli büsbütün unutulup, içi ve özü bırakılmıştı ve insanlar dış kabuklara yapışmışlardı. Milletler, parçalanmış bir elbise gibi acınacak bir duruma düşmüşlerdi.

İşte bu şiddetli karanlıkta Bahaullah öğretilerinin ışığı doğdu. O, dünya vücudunu yeni bir elbiseyle süsletti ve bu yeni elbise Tanrısal Öğretilerdir.

Yeni bir devir başladı, yaratılış yenilendi, insanlık dünyası yeni bir ruh kazandı, kış mevsimi geçti, canlılık getiren bahar mevsimi geldi. Bütün her şey yenilendi, sanatlar yenilendi, buluşlar yenilendi, icatlar yenilendi. Giyim, yiyecekler ve silahlar gibi ufak işlerle ilgili şeyler bile yenilendi. Her hükümetin düzeni ve yasaları yenilendi. Kısacası, işte bu yenilenmenin içinde bir yenilenmedir.

Dünyayı yenileştiren tüm bu yenilenmelerin kaynağı Melekût Rabbı'nın yüce feyzlerinin yenilenmesidir. O halde, insanların tüm dikkatlerini bu yeni öğretilere çekebilmek için onları bütün eski düşüncelerden kurtarmak gerekir. Çünkü bu yeni öğretiler bu çağın ruhudur, bu asrın nurudur.

Bu Öğretiler insanlar arasında etkili olarak yayılmadıkça ve eskimiş gelenekler ve çürümüş kurallar unutulmadıkça, varlık dünyası rahat ve refaha kavuşamaz ve Melekûtî olgunluklar onda tecelli edemez.

Siz can ve gönülle çalışınız ki, gafil insanları uyarabilesiniz, uykuda olanları uyandırabilesiniz, cahillere akıl kazandırabilesiniz, körleri görür göze kavuşturabilesiniz, sağırlara işitir kulak sağlatabilesiniz, ölüleri diriltebilesiniz ve tüm halkı hayran bıraktıracak bir güçle sebat gösterebilesiniz.

Melekût'un teyidleri sizlerledir. Üzerinize Baha'nın Ebha'sı olsun.

206 - Tanrı'ya övgüler olsun ki O, karanlığı dağıttı, geceyi yok etti, perdeleri kaldırıldı ve örtüleri yırttı, O'nun ışığı parladı, eserleri yayıldı, sırları meydana çıktı. O'nun bulutları yağdı ve varlık toprağını kendi feyz ve bağışıyla doldurdu, kendi yağışıyla her şeyi verimli kıldı, canlılık ve sevinç titreyişi getirdi, İrfan bitkilerini ve ikan sümbüllerini yetiştirdi ve dünyanın her tarafına kendi kutsallığının hoş kokularını kazandırdı.

Bu en büyük feyzden meydana gelip yetişen Rahmansal gerçekler ve göksel kır çiçeklerine övgü, selâm, sena ve yücelik olsun, bu en büyük feyz ki çalkantılı bir bağış denizi gibi gürlemekte ve dalgaları en yüksek doruklara ulaşmaktadır.

Ey Tanrım, ey Tanrım! En yüksek dağın doruğundaki Kutsal Ağaç'ta İlâhî sevginin ateşini yaktığın için Sana övgüler olsun; o Ağaç ki "ne batılıdır ne doğulu", o ateş ki onun alevi Meleyi Alâ'ya kadar yükseldi ve nurlu gerçekler kendi kılavuzluk ışıklarını bu ateşten alarak "Gerçekte biz Sina Dağı'nın yamacındaki ateşin farkına varanlarız" diye seslendiler.

Ey Tanrım, ey Tanrım! Günden güne bu ateşi daha da şiddetlendir, öyle ki onun alevlerinin rüzgârı tüm dünyayı harekete getirsin. Ey Rabb'ım, Kendi sevgi ateşini bütün gönüllerde yak, kişilere seni tanıma ruhunu üfle, kalpleri Kendi teklik ayetlerinle ferahlandır. Kendi kabirlerinde ölü yatanlara yaşam bağışla, gurur sahiplerini uyar, tüm dünyaya neşe ve sevinç kazandır, kendi arınmışlık suyunu aşağı gönder, tecelli ve zuhur toplantısında "Kâfur pınarından katılmış " kadehini elden ele dolaştır.

Gerçekten Sen verici, bol bağışlayıcı ve yarlıgayıcısın. Gerçekten Sen esirgeyensin ve acıyansın.

Ey İlâhî dostlar! Rahmansal şarabın kadehi dolup taşmakta, Tanrısal Misak'ın ziyafeti bol ışıklarla aydınlanmakta, Tanrı vericiliğinin sabahı doğmakta, inayetin tatlı rüzgârı esmekte ve lütufların müjdesi görünmez Melekût'tan ulaşmaktadır. Gül bahçesinin zirvesinde Tanrısal bahar kendi çadırını kurmuştur, Rahmanın yönünden esen Saba rüzgârı ruhani olanların hoş kokular almalarını sağlamıştır. Görünmez bülbül şarkılar söylemeye, başlamıştır ve manevi goncalar sonsuz tazelik ve güzellikte açılmıştır, çayır kuşları her toplantıda ötüp en güzel sesler, en tatlı nağmeler ve Mele-i Alâ'nın melodisiyle, "ne mutlu sizlere, müjdeler olsun sizlere" şarkısını söylemektedirler. Onlar, Ebha Cenneti'nin şarabından içenleri sarhoş olmağa çağırmakta ve kendi en güzel beyan ve belağatlı konuşmalarıyla, Rahmansal dalın üzerinden kutsallık ötüşleriyle seslenmekteler; ki böylece, gaflet çölünün sakinleri ve alakasızlık vadisinin solgunları coşup harekete gelsinler ve Birlik Hazretlerinin ziyafeti ve eğlence şenliğine katılsınlar.

Tanrıya övgüler olsun, Allah'ın Emri'nin ünü Doğu ile Batıyı kapsamıştır, Ebha Cemali'nin ululuğunun gücü Güney ile kuzeyi harekete getirmiştir. Kutsallığın ahengi Amerika kıtasından yükselmekte, "Ya Baha-ul-Ebha" haykırışı uzak ve yakından Mele-i Alâ'ya ulaşmakta. Doğu nurlu ve Batı hoş kokuludur. Dünya amber ve kutlu makam'ın esintileri misk kokuludur. Pek yakında, karanlık ülkelerinin aydınlanacaklarına, Avrupa ve Afrika kıtalarının gül ve çiçek bahçelerine dönüşeceklerine tanık olacaksınız.

Fakat bu parlayan Güneş'in doğuşunun başlangıcı İran ufkundan olduğu ve doğudan batıya parladığından dolayı, can ve gönlümün arzusu şudur ki, aşk ateşinin alevi o ülke ve diyarda daha şiddetli ve Kutlu Emrin ışığı daha belirgin olsun, Tanrı Emri'nin gürültüsü o ülkenin temellerini titretsin ve o ülke barış, kardeşlik, doğruluk, uzlaşma, sevgi ve vefanın merkezi haline gelecek derecesinde Allah'ın Kelimesi'nin ruhaniyeti orada tecelli etsin. Yani İran, dünyanın ebedi yaşamına sebep olsun ve huzur, barış ve ruhaniyetin özünün sancağını varlığın doruğunda yükseltsin.

Ey İlâhî dostlar! Tanrı'ya övgüler olsun, Bahai Devrinde Allah'ın Emri sırf ruhaniyettir ve maddi dünyaya ait değildir. O ne kavga ve savaşın ve ne de utanma ve azabın sebebidir; ne ümmetlerle çekişmedir, ne de kabileler ve milletlerle çatışmadır. Onun ordusu Tanrı sevgisi, neşesi Tanrı'yı tanıma şarabından, savaşı gerçeği açıklama, cihadı ise kötü yaratılışlı nefisledir. Onda en büyük mazlumluk, galibiyet, yokluk ve hiçlik ise ebedi yücelik sayılır. Kısacası ruhaniyet içerisinde bir ruhaniyettir:

Değil insanı, gücünüzün yettiği kadar bir karıncayı bile incitmeyiniz, değil halkı, mümkün olduğu kadar bir yılanın başını bile ezmeyiniz. İster tanıdık olsun ister yabancı, ister muhalif olsun ister muvafık, dünyada olan herkesin huzuru, rahatı, sevinci, ferahı, yaşamı ve hayatına sebep olabilmek için bir gayret gösteriniz. İnsan içinin temizliği veya kirliliğine değil, İnayet ışınları dünya ve dünyadakileri kapsayan ve Nimetinin feyzi bilginler ile cahillerin her ikisini de kendisine daldıran ve umumu kuşatan yüce Tanrı'nın merhametine bakınız. Yabancılar biricik bir dost gibi O'nun bağış sofrasının etrafında oturmakta ve Tanrı'ya karşı gelen ve inkâr edenler ise müminler gibi O'nun lütuflarının denizinden yararlanmaktadırlar.

İlâhî dostlar Tanrı'nın umumu kuşatan merhametinin mazharları ve özel feyzin doğuş yerleri olmalıdır. Güneş gibi güllük ve dikenliğin her ikisine parlamalı, bahar bulutu gibi çiçek ve dikenin her ikisine yağmalıdırlar. Sevgi ve vefadan başka bir şey aramamalı, vefasızlık yolunda yürümemeli, barış ve dostluğun sırrını açıklamaktan başka bir şey söylememelidirler. İşte budur sadıkların sıfatı, işte budur O'nun Eşiğine kulluk edenlerin işareti.

Ebha Cemali-ruhum O'nun ahbaplarına feda- en büyük zorlukları ve sonsuz belaları çekti, bir an dinlenmedi, rahat bir soluk almadı, dağ ve çölde avare oldu, kaleler ve zindanlara sürgün edildi, en büyük zilletin hasrını ebedi yüceliğin tahtı olarak saydı, zincir ve boyun bağlarını izzet ve bağımsızlığın gerdanlığı bildi. Gece gündüz kılıç tehdidinin altında ve çarmıha gerilmeğe hazır bir durumda idi. O bunları çekti ki bu dünyaya ruhaniyet kazandırabilsin, Onu Rahmansal doğuşlarla süsleyebilsin, dünyaya huzur getirebilsin, kavga ve çekişmeler ortadan kalksın, kılıç ve mızrağın yerini neşe ve sevinç alsın, düşmanlık ve savaş sevgi ve barışa dönüşsün, yani, öfke ve çatışma meydanı eğlence ve neşe alanına çevrilsin, kanların dökülmesine neden olan harp sahasının yerini misk kokan bir şenlik alanı alsın. Savaş ayıp sayılsın, harp ve dövüş uyuz hastalığı gibi milletler ve ümmetler tarafından nefretle karşılansın, genel barış kendi çadırını dünyanın doruğunda kursun, öldürme ve savaşın temeli kökünden devrilsin.

O halde, İlâhî dostlar bu ümit ağacını himmet nehrinden sulamalı ve onun gelişip büyümesi için uğraşmalıdır. Yerleştikleri her ülkede, yakın ve uzak olanlara tüm yürekleriyle yardımcı ve arkadaş olmalı; cennetteki ahlâk ve huyu andıran bir davranışla Tanrı'nın dini ve yasasını yaymalı, asla gücenmemeli, üzülmemeli, solgun solgun durmamalıdırlar. Her ne kadar fazla eziyet görseler daha fazla vefa göstermeli, her ne kadar fazla bela ve zorluk çekseler daha fazla bağış kadehini sunmalıdırlar. İşte budur dünya vücudunun ruhu, işte budur dünya kalbinde parlayan ışık; bundan başka türlü davranan kişiler alemlerin Rabbı'nın eşiğine kulluk etmeğe layık değiller.

Ey İlâhi Dostlar! Gerçeklik Güneşi görünmezlik ufkundan parlayıp ışınlar saçmakta, fırsatı kaçırmayınız, güzel bir selvi gibi bu derede gelişip büyüyünüz ve yükseliniz. Najd nergisinin hoş kokularından yararlanıp sevininiz, çünkü gece sona erecek ve bir daha olmayacaktır...

Ey İlâhî dostlar! Tanrı'ya övgüler olsun ki Ahit ile Misak'ın apaçık sancağı her an daha fazla yükselmekte, hainlik ve vefasızlık bayrağı ise devrilip aşağı inmektedir. Cahil ve zalim olanların temelleri öylesine titremiştir ki yıkılmış mezarlara dönüşmüştür, onlar yarasa gibi körleşmişler, mezarın bir köşesine çekilmişler ve o delikten yabani yaratıklar gibi ara sıra bir haykırış çıkarmaktadırlar.

Suphanallah! Karanlık, parlayan ışığa nasıl karşı koyabilir? Sihirbazın ipi "basit bir yılanı nasıl yutabilir?" "Öyle ise bak! Onların yalancı mucizeleri nasıl su yüzüne çıktı." Yazıklar olsun ki kendilerini bir efsaneyle büyülediler, bir hevesle nefessiz bıraktırdılar, ebedi izzeti beşeri gurura feda ettiler, iki dünyanın yüceliğini kötü nefsin kurbanı yaptılar. İşte budur bize daha önce haber verilenler. Pek yakında akılsızların apaçık bir hüsrana düşeceklerini göreceksiniz.

Ey Rabb'ım! Ey ümidim! Sen kendi ahbaplarına yardımcı ol ki onlar Senin ulu Misak'ını sağlam tutabilsinler, apaçık Emrin de sebat gösterebilsinler ve Senin parlayan Kitábı'nda buyrulanlarca davranabilsinler ve böylece kılavuzluk sancakları, Mele-i Alâ'nın ışıkları, Senin en büyük hikmetinin kaynakları ve en yüce ufkun yol gösterici yıldızları olabilsinler.

Gerçekten Sen güçlü, Kudretli ve Kadirsin.

207 - Ey en Yüce Nazargaha yönelenler! Ben, gece gündüz, sabah akşam, karanlığın kapladığı ve aydınlığın başladığı anda, gönül ve ruh alemlerinde Rahman'ın ahbaplarını anmışım ve anmaktayım ve Tanrı'dan teyid ve başarı dilemekteyim ki O kutsal diyarın temiz toprağının dostlarını tüm aşamalarda ahlak, tavır, söz, davranış, hareketler ve eserlerde üstün kıldırsın, cezebe, sevinç, şevk, irfan, ikan, sebat, sağlamlık, birlik ve beraberlik içerisinde parlayan bir yüz ve güzel bir çehreyle dünya topluluğunda başka insanlarla kaynaştırsın.

Ey İlâhî dostlar! Bugün, birlik günüdür; bugün yaratılış dünyasındaki beraberlik günüdür. "Gerçekte Tanrı, kendi yolunda, sağlam bir duvar gibi, sıkı saf halinde cihat edenleri sever." Dikkat ediniz, "sıkı bir saf halinde", diye buyuruyor; yani, herkes birbirlerine bağlı, ilgili ve destekleyici olmalı. Bu ayette açıklanan cihat kelimesinin bu en büyük devirdeki anlamı; kılıçlar, mızraklar, süngüler ve oklarla savaşmak değil, arınmış niyetler, iyi amaçlar, yararlı öğütler, Rahmansal ahlâklar, güzel davranışlar ve Tanrısal sıfatlarla meydana çıkmaktır. Bu cihat genel terbiyeyi sağlatmak, insan bireylerini doğru yola kılavuzlamak, ruhani hoş kokuları yaymak, İlahi delilleri açıklamak, Tanrısal kesin kanıtları ortaya koymak ve hayırlı işler yapmak demektir.

Kutsal kişiler, Melekuti güçler, bu Rahmansal nitelikler ile ayağa kalkıp birlik safını kurdukları zaman, bu kişilerin her biri bin kişiye bedel olacak ve bu en büyük denizin dalgaları Mele-i Alâ ordularının askerlerine benzeyecektir. Tüm herkesin ayrı nehirler, ırmaklar, seller, çaylar ve damlalar gibi tek bir yerde toplanıp en büyük denizi oluşturmaları ulu bir Tanrı vergisidir. Bundan öyle bir asil birlik meydana çıkıp üstün gelecek ki bu kişilerin yaşamlarındaki kuruntulu gelenekler, görenekler, kurallar ve üstün görünmeler damlalar gibi bu denizde büsbütün yok olup gidecek ve ruhani birlik denizi dalgalanacaktır.

Cemali Kıdem'e andolsun, böyle bir durum ve zamanda, en dar bir nehir sonsuz bir okyanus ve en ufak bir damla uçsuz bucaksız bir deniz haline gelecek derecesinde en büyük feyzler her tarafı kapsayacak ve en ulu deniz kabarıp taşacaktır.

Ey İlâhî dostlar! Bu en yüce ve yüksek makama erişebilmeniz ve ışıkların olumsuzluk ufuklarının doğuş yerlerinden parlayacak böyle bir aydınlığı bu varlık dünyasında açığa çıkartıp aşikâr edebilmeniz için çabalayınız. İşte budur ilahi Emrin ana temeli. İşte budur Tanrısal Dinin özü. İşte budur Rahmansal Mazharların inşa ettikleri metin ve sağlam bina. İşte budur İlâhî dünya Güneşinin zuhur nedeni. İşte budur insan vücudunun tahtı üzerindeki Tanrı'nın Kendi hükümdarlığını kurmasının sebebi.

Ey İlâhî dostlar! Dikkatle bakınız; Hz. Báb -dünyada olanların ruhu O'na feda- bu yüce gaye uğruna kendi kutlu göğsünü belaların oklarına siper yaptı ve Kıdem Cemâli'nin -Meleyi Alâ'nın ruhu O'na feda- asıl ereği bu en yüce amaca ulaşmak olduğundan Hz. Báb bu yolda kendi mübarek göğsünü kin ve düşmanlık taşıyanların binlerce mermisine hedef yaptı ve en büyük mazlumluk içerisinde şehit oldu, binlerce Rahmansal kutsal kişinin temiz kanları bu yolda toprağa döktürüldü ve Tanrı'nın içten olan ahbaplarının nice kutlu vücutları dara asıldı.

Ebha Cemâli'nin mübarek zatı -varlık Melekûtu'nun ruhu O'nun ahbaplarına feda- tüm belaları çekti, en şiddetli zorlukları kabul buyurdu, O arınmış vücudun görmediği bir eziyet ve çekmediği bir musibet kalmadı. Nice geceler zincirlerin altında, onların ağırlığından ötürü, uyuyamadı, nice gündüzler ayak ve boyun zincirlerinin verdiği acılardan dolayı bir dakika bile rahat etmedi. Niyaveran'dan Tahran'a kadar, ipekli yastıklar üzerinde büyüyüp yetişen O şekillendirilmiş ruhu baş ayak yalın olarak zincirlere bağlanmış koşturdular, dar, karanlık ve yerin altındaki bir zindanda katiller, hırsızlar, asiler ve eşkiyalarla birlikte hapsettiler. Her dakikada yeni bir eziyet verdiler ve her an O'nun şehit edileceği herkesçe bekleniyordu. Bir süre sonra O'nu ülkesinden gurbet diyarına gönderdiler. Irak'ta geçirdiği sayılı yıllarda her anda mübarek göğsü bir ok hedefi oldu, her nefeste arınmış vücuduna bir kılınç indi. Bir dakika için bile emniyet ve huzur yoktu. Düşmanlar, sonsuz kin ile her yönden saldırıyorlardı. O mübarek zat kendisi tek başına herkese karşı dayanıyordu. Tüm belâlar ve zorluklardan sonra Asya Kıtasında bulunan Irak'tan Avrupa Kıtasına sürgün ettiler. O, büyük bir gurbet ve çok sıkıntılar içerisinde iken Beyan Ehli'nin şiddetli eziyetleri, büyük saldırıları, hileleri, iftiraları, düşmanlıkları, nefretleri ve kinleri Furkan Ehli'nin uğrattıkları zorluklara eklendi. Artık kalem bunu açıklamaktan acizdir. Kuşkusuz işitip haber almışsınızdır. Ondan sonra ise yirmi dört yıl bu En Büyük Zindanda en şiddetli belâlar ve zorluklar içerisinde O'nun kutlu günleri geçti.

Kısacası, Cemâli Kıdem -varlığın ruhu O'nun mazlumluğuna feda- bu fani dünyada bulunduğu sürece zincirlere vurulmuş, ya kılıcın altında tutulmuş, ya en şiddetli sıkıntı ve zorluklara uğratılmış veya da en Büyük Zindanda mahbus edilmiş idi. O'nun arınmış vücudu belâların yarattığı şiddetin zayıflatmasından ötürü incecik ve O'nun kutlu bedeni musibetlerin çokluğundan dolayı tüy gibi olmuştur.

O Mübarek Zatın; bu en büyük ağırlığı taşıması, dalgaları deniz gibi göğe kadar yükselen bütün bu belâları çekmesi, zincirler ve boyun bağları taşıması ve en büyük mazlumluğun örneğini göstermesinden gayesi dünyada birlik, beraberlik ve dayanışmayı sağlatmak ve Tanrı'nın teklik ayetini milletler arasında tanıtmaktı ki böylece, yaratıkların özünde emanet bırakılan asıl birlik sonunda gerçekleşebilsin ve "Rahman'ın yaratılışında bir farklılık göremezsin" ışığı doğabilsin.

Ey İlâhî dostlar! İşte şimdi çabalama ve kaynaşmanın zamanıdır, bir himmet ve bir gayret gösteriniz. Cemâli Kıdem -ruhum O'nun ahbaplarının attıkları topraklara feda- gece gündüz şehit olma meydanında bulunduğu gibi biz de bir gayret gösterelim, bir can feda edelim, Tanrısal öğütler ve buyrukları can kulağıyla dinleyelim, kendi sınırlı varlığımızdan vazgeçelim, yaratık dünyasının çeşitli nedenli batıl hayallerine gözümüzü kapatalım, bu yüce amaca ve büyük ereğe hizmet edelim. Tanrı'nın vericilik elinin diktiği bu ağacı kendi kuruntularımızla kesmeyelim. Ebha Melekût'unun parlayan bu ışıklarını kendi bencillik ve Evhamımızın bulutlarıyla örtmeyelim, Ulu Tanrı denizinin dalgalarına önleyici bir engel olmayalım, Ebha Cemali'nin bahçesinden esen kutsallığın hoş kokularının yayılmasını durdurmayalım. Bu birleşme gününde, bağışın bahar sağanağının yağışını önlemeyelim, Gerçeklik Güneşi'nin ışınlarının sönüp kaybolmasını istemeyelim.

İşte budur Tanrı'nın Kitaplarında, Yazılarında ve Kutsal Levihlerinde Kendi içten olan kullarına verdiği öğütler.

Baha üzerinize olsun Allah'ın merhamet ve bereketi üzerinize olsun.

208 -Ey Kutsal Eşiğin kulları! Mele-i Alâ'nın orduları en yüksek dorukta saf bağlamış hazır durumda; desteklemek, teyid etmek ve zafere ulaştırmak üzere, irfanın yiğit binicisinin kendi süvari atını hizmet alanına koşturacak anını beklemekte ve gözetlemektedir. O halde, irfan gücüyle silahlanıp meydana çıkan, cehaletin safını yarıp geçen, delaletin ordusunu yenen, Tanrısal kılavuzluk sancağını yükselten ve Galibiyetin Davulunu çalan yiğit ere ne mutlu! Allah'ın gerçeğine yemin olsun! Böyle bir kişi yüce bir galibiyet ve gerçek bir zafere ulaşmıştır.

209 - Ey Cemali Mübarek'in kulları! ... Bugün, görünmez İlâhî teyidlerin tebliğ edenleri kapsadığı açık ve aşikârdır. Eğer tebliğ etme işi aksarsa teyid büsbütün kesilir. Çünkü, İlâhî ahbapların tebliğ etmeksizin teyid kazanmaları imkânsız ve muhaldır.

Her bir durumda tebliğ etmek gerekir, fakat hikmetle, eğer bu iş açık olarak yapılamazsa, insanları özel olarak terbiye etmekle uğraşılmalı ve insanlık dünyasını ruh ve canlılık dünyasına kazandırmalıdır. Örneğin, eğer ahbaplardan her biri Emir'den habersiz olanların her biriyle dostluk ve kardeşlik bağları kurarak, sonsuz bir şefkat ile onunla haşır neşir olsa ve aynı zamanda iyi ahlâk, tavır ve davranış, İlâhî terbiye ve Tanrısal öğütler ve buyruklar gereğince de davransa kuşkusuz, yavaş yavaş gaflette olan kişiyi uyandırabilir ve onun cehaletini bilgiye çevirtebilir.

İnsanlar yabancılaşmaya doğru yatkındırlar. İlk önce bu yabancılaşma tavrını ortadan kaldıracak bir davranışta bulunmak gerekir, ondan sonra Kelime kendi etkisini gösterecektir. Eğer ahbaplardan biri gaflette olanlardan birine şefkat göstererek Allah'ın Dini'nin temelinin neler üzerinde kurulduğunu ve konunun ne olduğunu anlayabilmesi için ona sonsuz sevgiyle Tanrı Emri'ni tedrici olarak anlatsa, kuşkusuz kişi değişecektir fakat kül gibi olanlar, "yürekleri taş gibi sert veya ondan daha katı" ender kişiler bundan müstesna olacaklardır.

Eğer ahbapların her biri bu yöntemle bir kişinin doğru yola kılavuzlanması için uğraşsa, her yılda ahbapların sayısı iki misli olacaktır. Bu ise, asla bir zararı dokunmayacak şekilde sonsuz bir hikmet içerisinde uygulanabilir.

Ayrıca tebliğ edenler etrafa seyahat etmelidirler. Eğer açık olarak tebliğ etmeleri karışıklık yaratıyorsa, onun yerine ahbaplara sevinç, neşe, ferah ve sevk kazandırmak, yeni bir yaşam vermek ve kutsallığın hoş kokularıyla tazelik ve canlılık sağlatmak için onları teşvik edip eğitimleriyle uğraşmalıdırlar.

210 - Ey Tanrı sevgi bahçesinin gülleri! Ey Tanrı'yı tanıma topluluğunun ışıldayan lambaları! Üzerinize Tanrı'nın hoş kokuları essin. Yüreklerinizin ufukları Allah'ın Baha'sıyla aydınlansın. Siz, irfan denizinin dalgaları, ikân meydanın askerleri ve merhamet göğünün yıldızlarısınız. Siz, delâlete sapmış olanları kaçmak zorunda bıraktıran taşlarsınız. Siz, varlık bahçelerinin rahmet bulutları ve yaratıkların özündeki Tanrı birliğinin feyzlerisiniz.

Siz, bu geniş dünya levhası üzerinde Tanrı tekliğinin âyetleri, yüksek kalelerin üstündeki yüce Rabb'ın bayrakları, Tanrısal bahçenin gül ve çiçekleri, manevî güllüğün öten bülbülleri, irfanın doruğuna uçan kuşları ve Rahman Hazretlerinin görkemli şahinlerisiniz.

O halde neden solgunsunuz, neden sessiz, üzgün ve baygınsınız? Şimşek gibi parlayınız, deniz gibi coşunuz, mum gibi ışık saçınız, Tanrısal meltemler ve Rahmansal bahçenin misk kokan esintileri gibi irfan sahiplerini hoş kokulardan yararlandırınız, gerçek Güneş'ten parlayan ışıklar gibi dünya halkının yüreklerini nurlandırınız. Çünkü siz, yaşamın nesimi ve kurtuluş bahçesinin hoş kokulu esintisisiniz. Ölüleri canlandırınız, uykuda olanları uyandırıp ayaklandırınız, Dünya karanlığında ışıldayan bir alev ve delâlet çölünde Rabb'ın yol göstericiliği ve hayat çeşmesi olunuz. Şimdi himmet ve hizmetin zamanıdır. Alevlenme ve ısı vermenin vaktidir. Zamanı elden kaçırmadan bu fırsatı değerlendiriniz ve bu geniş alanı en büyük nimet sayınız.

Pek yakında bu fani ömrün birkaç günlük süresi bitecek ve boş ellerle sessizlik çukuruna gireceğiz. O halde, apaçık Cemâl'e gönül bağlamalıyız ve sağlam ipe yapışmalıyız. Hizmet kuşağını sarmalıyız, aşktan bir ateş yakmalıyız ve Tanrı sevgi ısısından yanmalıyız. Ağzımızı açmalıyız, dünya yüreğini alevlendirmeliyiz, delâlet ordularını yol göstericilik ışıklarıyla yok etmeliyiz ve canı feda etme meydanında Allah'ın uğruna canlarımızı feda etmeliyiz.

Böylece, Tanrı'yı tanıma hazinesinin mücevherlerini dünya halkının üzerine serpelim, dilin keskin kılıcı ve irfanın etkileyici mızrağıyla kötü nefis ve isteğin ordusunu yenelim, şehit olma meydanına koşalım, Hakk'ın yolunda kurban olunacak yere hızla koşalım ve çalınan davullar ve dalgalanan sancaklarla Ebha Melekut'una girip Mele-i Alâ'ya katılalım.

Ne mutlu bunları uygulayanlara!

211 - Ahbaplar, Emrin yayılması için çalışmadıkça, gereği gibi, Allah'ı da anamazlar, Ebha Melekût'unun yardım ve zafer belirtilerini göremezler ve Tanrısal sırları çözemezler. Fakat dil tebliğ etmekle uğraştığı zaman, tebliği yapan kişi kendiliğinden teşvik olur, Melekût'un inayet ve yardımını bir mıknatıs gibi kendine çeker ve tan vaktinin kuşu gibi kendi nağme, ahenk, ötüş ve melodisinden coşup neşelenir.

212 - Böyle zamanlarda İlâhî dostlar bir fırsat kazanıp zamanı değerlendirirler, harekete geçip bu meydanın ödüllerini kazanırlar. Eğer onların işleri sadece iyi davranışlarda bulunmak ve güzel öğütler vermekle sınırlandırılmış kalsa hiçbir şeyin üstesinden gelemezler. Onlar kanıtları beyân etmeli ve dillerini açıp Gerçeklik Güneşi'nin zuhurunu ispatlayan kesin deliller ve apaçık burhanları ortaya koymalıdırlar.

213 - Tebliğ işi ahbaplar tarafından her bir durumda devam ettirilmelidir, çünkü Tanrısal teyid ona bağlıdır. Eğer bir Bahai, can ve gönül ve sonsuz bir gayretle Allah'ın Emri'nin tebliği için kendini vermezse kuşkusuz Ebha Melekût'unun teyidinden yoksun kalacaktır. Fakat tebliğ hikmetle yapılmalıdır; hikmet ise susmak, sessiz kalmak ve konuyu büsbütün unutmak değil; Tanrısal hoşgörü, sevgi, şefkat, sabır, dayanma, Rahmansal ahlâk ve kutsal davranış ve tavırlar ile tebliği yapmaktır. Kısacası, İlâhî ahbapların Tanrı Emri'ni tebliğ etmeleri için onları birer birer teşvik ederek Kitap'ta anılan hikmetin anlamının tebliğin ta kendisi olduğunu onlara hatırlatınız, fakat bütün bunlar büyük bir hoşgörüyle yapılmalıdır, ki böylece Tanrısal teyidler ve İlâhî başarılar ahbapları kapsayabilsin.

214 - Sen kendi Rabb'ının yolunu izle ve kulakların işitmeye dayanamadıkları sözleri söyleme, çünkü böyle bir konuşma, ufak bir bebeğe verilen lezzetli bir yemeğe benzer. Bu yemek her ne kadar lezzetli ise de süt emen bebeğin sindirim sistemi buna dayanamaz. Bu yüzden herkesin hak ettiği ölçüye göre hakkını ver.

Bilinen her şey söylenemez, söylenebilen her şey zamana uygun olamaz, zamana uygun olarak söylenen her şey her işitenin yeteneğine uygun olduğu düşünülemez. İşlerde takip edebileceğin hikmet işte budur. Eğer her bir durumda gayretle çalışan biri olmayı istiyorsan, bundan gafil olma. İlk önce rahatsızlık ve hastalığı teşhis et, ondan sonra tedaviyi uygula; çünkü bu her hazık doktorun mükemmel yöntemidir.

215 - Tanrı'nın hoş kokularını kabileler arasında yaymak konusunda başarı kazanmanı Tek olan Allah'ın inayetinden ümit ederim. Bu konu çok önemlidir...

Eğer böyle bir hizmeti başarabilirsen bu meydanın başta geleni ve önderi olabilirsin.

216 - Ruhulkuds'un esintilerinin sizi konuşturacağından emin olunuz. O halde, ağzınızı açınız ve sonsuz bir cesaretle her toplantıda konuşunuz. Konuşma anında ilk önce Hz. Bahaullah'a yönelerek Ruhulkuds'un teyidlerini dileyiniz ve konuşmaya başlayıp kalbinize doğanları beyan ediniz; fakat bu iş sonsuz bir cesaret, vakar ve sebat ile yapılmalıdır. Düzenlediğiniz toplantıların günden güne daha da gelişmelerini ve bu toplantılara katılan gerçeği arayıcıların delil ve kanıtları dinlemelerini umarım. Ben can ve gönlümle her toplantınızda sizlerle birlikteyim, bundan emin olunuz.

217 - Tebliği yapan kişi, tebliğ ettiği sırada, kendisi de son derece tutuşmuş olmalıdır, ki böylece, konuşması ateşin alevi gibi etkilesin ve kötü nefis ve isteğin perdelerini yakabilsin. Ayrıca tebliği yapan kimse, diğerlerinin uyanabilmelerini sağlamak üzere, sonsuz bir tevazu ve alçak gönüllülükte bulunmalı ve Mele-i Alâ'nın ahengiyle tebliğ edebilmesi için son derece fanilik ve yokluk hissi içerisinde olmalıdır, yoksa konuşması etkili olamayacaktır.

218- Ey Abdülbaha`nın can dostları!
Doğuya hoş kokular kazandır
Batıyı nurlandır
Bulgar'ı ışıklara daldır
İslav'ı ruhla canlandır

Bu mısra Hz. Bahaullah'ın suudundan bir yıl sonra Misak'ın ağzından çıktı. Misak'ı bozanlar onu tuhaf bulup alay ediyorlardı. Fakat Tanrı'ya övgüler olsun, şimdi onun eserleri göründü, güçleri açığa çıktı ve delilleri aşikâr oldu; çünkü Tanrı'nın bağışı sayesinde bugün, Doğu ve Batı sevinç içerisinde ve kutsallığın hoş kokularıyla tüm ülkeler misk kokmaktadır.

Cemâli Mübarek Kitábında:"Biz size Ebha Melekût'umuzdan bakacak ve Emrimizin zaferi için ayaklananlara Mele-i Alâ askerleriyle ve Tanrı tahtına yakın duran meleklerin bir alayıyla yardım edeceğiz" diye kesin olarak vaad edip müjdelemiştir.

Tanrı'ya övgüler olsun, bu yardım ve teyid belli ve aşikâr oldu ve dünyanın doruğunda güneş gibi parladı.

O halde, ey İlâhî dostlar! Büyük bir çaba ve sonsuz bir gayret gösteriniz, ki böylece, Kadim Cemâl ve Apaçık Nur'a kulluk etmekte başarılı olabilesiniz, Gerçeklik Güneşi'nin ışıklarını saçabilesiniz, varlığın yıpranmış eski vücuduna yeni bir ruh üfleyebilesiniz, dünya tarlasına temiz bir tohum serpebilesiniz, Emre yardım etmeğe kalkabilesiniz, dilinizi tebliğ yapmak için açabilesiniz, dünya topluluğunun yol göstericilik mumları, âlemin ufkunun parlayan yıldızları ve Tanrı birliği bahçelerinin Rahmansal kuşları olabilesiniz ve gerçekler ile manaların nağmeleriyle ötebilesiniz.

Yaşamınızın her anını bu büyük Emir için harcayınız, yaşantının süresini Baha'nın hizmeti için ayırınız, ki böylelikle, sonunda, Melekût'un bol hazinesini kazanıp zarar ve hüsrandan kaçabilesiniz. Çünkü tüm insanoğullarının yaşamları tehlike içerisindedir; yaşamın güvencesi bir dakika için bile yoktur, buna rağmen halk, kuruntuların serabı gibi dalgalanmakta ve doruğa erişebileceklerini sanmakta. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Geçmiş çağlarda yaşayanlar da aynısını sanıyorlardı, fakat dalgaların bir dalgasıyla toprağın altına gömüldüler ve hüsran ve ziyana uğradılar -ama gerçek bir faniliğe erişenler ve Tanrısal yolda kendi canlarını feda edenler bunlardan müstesnadır-. Onların parlayan yıldızları öncesizliğin yücelik ufkundan parladı. Asırlar ve çağların bıraktıkları eserler bu sözün kanıtıdır.

O halde, ne gece ve ne gündüz, hiç sakin durmayınız, rahatı aramayınız, kulluğun sırlarını anlatınız, hizmetin yolunda yürüyünüz, ki böylece, Tanrı Teklik Melekût'undan vaat olunan teyidi kazanabilesiniz.

Ey dostlar! Dünyanın ufkunu kapkara bulutlar kaplamıştır; düşmanlık, kin, zulüm, eziyet ve en büyük zilletin karanlıkları her tarafa yayılmıştır. Halkın tümü en derin gafletin içerisinde, kan dökücülük ve yırtıcılık ise insanların en övgüye değer saydıkları şeyler olmuştur. Tanrı, insanların toplulukları arasından ahbapları seçerek Kendi en büyük hidayeti ve en ulu vergisiyle onlara özellik kazandırmıştır. Tanrı'nın gayesi şudur ki, biz, can ve gönülle çalışıp fedakârlık edelim, halkı doğru yola kılavuzlayalım ve insanları terbiye edelim, ki böylece bu yırtıcılar, birlik çayırının ceylanları; bu kurtlar, Tanrısal koyunlar ve bu kan emenler, göksel melekler olalar. Ve bu sayede, düşmanlığın ateşi sönsün, koruyucu vadisinin Kutsal Makamı'nın alevi kendi ışıklarını saçsın, zorbalık pisliğinin kokuları yok olsun, vefa gül bahçesinin güzel kokuları her tarafa yayılsın. Zayıf akıllar, İlâhî Tümel Akıl'dan yararlansınlar, içlerinde kötülük besleyenler arınmışlık ve temizlik bağışlayan bu solukları alsınlar.

Fakat, bu Tanrı vergisine mazhar olabilecek kişiler, bu tarlaya çiftçiler, bu bahçeye bahçıvanlar ve bu denize balıklar gerekir. Bu göğe parlayan yıldızlar, bu hastalara ruhanî doktorlar ve bu yolunu şaşırmış olanlara şefkatli kılavuzlar gerekir; ki böylece bu kişilerin, aracılığıyla nasipsiz kalanlar bir nasip alsınlar, yoksunlar bir pay kazansınlar, fakirler bol bir hazineye kavuşsunlar ve arayıcılar kesin delillerin gücünü görsünler.

Ey Tanrım! Yalvarıyorum ey Koruyucum. Yakarıyorum ey Yardımcım. Şifa arıyorum ey Tabibim. Kendi dilim, ruhum ve canımla Sana seslenip söylüyorum:

Ey Tanrım, ey Tanrım! Gecenin karanlığı her tarafı sarmış, kara bulutlar dünyayı kaplamıştır. Dünya halkı kuruntuların kapkara diplerine dalmışlar ve dünya zalimleri zulüm ve düşmanlığın çamuruna batmışlardır. Ben, en alt çukurdan yukarıya doğru yükselen göz kamaştırıcı ateşin yakıcı alevinden başka hiçbir şey görmüyorum; ben, saldırgan, kızgın ve ateş püsküren silâhların gürlemelerinden başka hiçbir ses duymuyorum, ve her yer kendi görünmez diliyle şöyle sesleniyor:"Zenginliğim bana bir yarar sağlamamakta ve saltanatım mahvolmuştur."

Ey Tanrım, kılavuzluk ışıkları sönmüş, ıstırabın alevleri yükselmiş, düşmanlık ve kin dünyayı sarmıştır. Kötülük ve nefret yeryüzünü kaplamış ve ben, Senin mazlum hizbinden başka, şu nidayı yükselten hiçbir kimseyi görmüyorum:

Sevmeğe acele ediniz! Vefa göstermeğe acele ediniz! Bağışlamağa acele ediniz! Kılavuzlamağa acele ediniz!

Birleşmek için geliniz! Dünyanın Işığını görmeğe geliniz! Sevgi ve rahatı kazanmağa geliniz! Kardeşlik ve barış yapmağa geliniz!

Öfkenin silâhlarını yere koyunuz, birleşme ve kurtuluş için buraya geliniz! Tanrı'nın doğru yolunda birbirinize yardım etmeğe geliniz!

Gerçekten bu Senin mazlumların her yerde sevinç ve neşeyle kendilerini insanlık için feda etmekteler. Onları görüyorsun, ey Tanrım; onlar Senin halkının döktükleri göz yaşları için ağlıyorlar, Senin çocuklarının kederlerinden kederleniyorlar, tüm insanlığın acısına ortak oluyorlar, yer sakinlerini kuşatan belâlarından ötürü ıstıraba katlanıyorlar.

Ey Rabb'ım! Onların kurtuluş doruğuna uçabilmeleri için, zafer kanatlarını onlara Sen kazandır. Senin halkına hizmet edebilmeleri için gayretlerini güçlendir. Ve Senin Kutsallık Eşiği'ne kulluk edebilmeleri için onları destekle.

Gerçekte Sen cömertsin, gerçekte Sen acıyansın. Senden başka rahman, şefkatli ve kadim bir Tanrı yoktur.

219 - Ey Melekût'un kızlar ve oğulları! Göksel bir ilhamla yazdığınız mektubunuz ulaştı. İçeriği çok güzeldi ve ondaki duygusal anlamlar nurlu yüreklerinizin doğuşlarını belirtiyordu.

Londra'daki ahbaplar gerçekten sebat gösteren, dayanan, hizmet eden, ayakta duran, imtihanlarda sarsmayan ve günlerin geçmesiyle sönmeyen ve soğumayan kişilerdirler. Onlar, gerçekten Bahaidirler, gökseldirler, nurludurlar, Tanrısaldırlar. Onlar, kuşkusuz Tanrı'nın Kelimesi'ni yükseltecekler, insanlık dünyası birliğinin ve insanlar arasındaki eşitliğin sebepleri ve İlâhî Öğretilerinin yayıcıları olacaklardır.

Allah'ın Melekût'unu kabul etmek kolay, fakat, sebat ve dayanma göstermek zordur; çünkü imtihanlar ağır ve çetindir. Fakat İngiliz milleti her konuda sebat gösterip dayanan, ufak zorlukların meydana çıkmasıyla sarsmayan bir topluluktur. Bir kaç gün bir işle uğraşıp daha sonra en ufak bir nedenle üzülüp sıkılan, şevk ve heyecandan düşen ve her yeni bir şeye hemen heveslenen tipten değildirler. Onlar, işlerde sebat ve dayanma gösterirler.

Batı ülkelerinde ikâmet etmenize rağmen, Tanrı'ya övgüler olsun, İlâhî Nida' yı Doğudan duydunuz; Musa gibi, Asya Ağacı'nda yanan ateşle ısındınız, Doğru Yolu buldunuz, lamba gibi yandınız ve Tanrı Melekût'una girdiniz, Şimdi bu nimetlere karşı şükranlarınızı belirtmek üzere ayağa kalktınız ve tüm dünya halkının gözlerinin de Ebha Melekût'unun Işığı'yla nurlandırılmaları ve yüreklerinin ayna gibi Gerçeklik Güneşi'nin ışınlarından ışıklar almaları için Tanrı' dan teyid dilemektesiniz.

Umarım Ruhulkuds'un esintileri öylesine gönüllerinize üflensin ki, dilleriniz sırları anlatmakla uğraşsınlar ve mukaddes Kitapların anlamları ve gerçeklerini açıklayıp yorumlasınlar; ahbaplar, doktorlar gibi olsunlar ve dünya vücudunun müzmin hastalıklarını Tanrısal Öğretilerin ilâcıyla tedavi etsinler, körleri görür göze kavuştursunlar, sağırlara işitir kulak sağlatsınlar, ölüleri diriltsinler ve uykuda olanları uyandırsınlar.

Ruhulkudus teyidlerinin sizlere yetişmesinden ve Ebha Melekûtu'nun ordularının desteklemelerinden emin olunuz.

220 - Alemlerin Rabbı, insanlık dünyasını Aden Cenneti olarak yaratmıştır. Eğer gereği gibi barış, huzur, sevgi ve vefa sağlanırsa, bu yer cennet içinde bir cennet, tüm Tanrısal nimetler ve sonsuz bir neşe ve sevinçle dolu olacak, insanlık dünyasının erdemlikleri açıkça meydana çıkacak ve Gerçeklik Güneşi' nin ışınları her taraftan görünecektir.

Dikkatle bakınız; Hz. Adem ve diğerleri cennette idiler, Aden Cennetinde Hz. Adem ile Şeytan arasında bir kavga çıkar çıkmaz, tümü Cennetten dışarı kovuldular, ki böylece, insanoğlu ibret alarak kavga ve dövüşün, Şeytan'la bile olsa, mahrumiyet yarattığını öğrensin. Onun için, bu nurlu çağda İlâhî Öğretiler gereğince, Şeytan'la bile, kavga ve dövüş caiz değildir.

Suphanallah! Bu kanıtın açıkça ortada bulunmasına rağmen, yine insanoğlu gafildir; insanlık dünyasının, bir ucundan öbür ucuna kadar, her tarafında savaş ve kavga sürüp gitmektedir. Dinler arasında savaş vardır, kavimler arasında savaş vardır, ülkeler arasında savaş vardır, önderler arasında savaş vardır. Ne güzel olurdu eğer; bu kara bulutlar dünya ufkundan dağılsaydı, Hakikat'in ışığı parlasaydı, savaş ve öldürmelerin tozu kaplamasaydı ve inayetin tatlı rüzgârı barış ve dostluk yönünden esseydi. O zaman dünya bambaşka bir dünya olacaktı ve Yeryüzü Tanrı'nın nuru'ndan yararlanacaktı.

Eğer bir ümit varsa, ancak Yüce Rabb'ın lütuflarında vardır, ki bu sayede, O' nun yardım ve inayet yetişsin ve kavga ile savaşın ve kan dökücü kılıcın acısı dürüstlük, doğruluk, barış ve dostluk haline dönüşsün, ağızlar tatlılık duysun ve burunlar misk kokularını alsın.

Tanrı'nın bağışı, bu yeni yılı yeni bir barışın kurulma zamanı kılsın ve bu saygıdeğer topluluğun adaletli bir barışı ve insafa dayanan bir antlaşma ve sözleşmeyi gerçekleştirebilmesi için destekleyip başarılı kılsın ve sizler sonsuza dek kutlu olabilesiniz.

221 - Ey Misak'ta sebat gösterenler! Kutsal makamların ziyaretine gelen şahıs, hepinizi anarak sizlere ayrı ayrı mektupların yazılmasını rica etti, fakat, bu Tanrı sevgi çölünün avaresinin binlerce işleri ve görevleri bu işi önlemekte; mektuplar Doğudan ve Batıdan birbirinin ardından sel gibi akmakta, onun için her bir kişiye ayrı bir mektubun yazılması imkânsızdır. Bu yüzden, mühürlü bir şarabın verdiği neşe gibi gönüllere neşe bağışlamak ve ruhlara sevinç ve ferah kazandırmak üzere bu mektubu hepinize hitaben yazıyorum.

Ey sebatlı dostlar! Tanrısal feyz bahar yağmuru gibi insanlık dünyasına yağmıştır, Apaçık Nur'un ışınları yeryüzünü yüce cennetin hasret duyacağı duruma getirmiştir. Fakat yazıklar olsun ki körler yoksun, gafiller uzak düşmüş, üzgünler ümitsiz, solgunlar kederli ve bu sonsuz feyz, akan bir sel gibi, görünmez denizin ana kaynağına geri dönmektedir. Bundan sadece az sayıda kişiler yararlanmakta ve nasiplerini almaktadır. Dost'un güçlü kolunun ne yapacağını artık bilemeyiz.

Umarım, ileride, uykuda olanlar uyansınlar, gafiller zekâlarını kazansınlar, yoksunlar sırların merhemi olsunlar. Şimdi, dostlar, yabancılığın temelinin devrilmesi ve insanlık birliğinin ışıklarının beraberliği sağlatması için can ve gönülle büyük bir çaba ve güçlü bir gayret göstermelidir.

Bugün, işlerin en önemlisi, İlâhî ahbapların arasındaki birlik ve beraberliğin sağlanmasıdır. Onlar, birbirleriyle gönül ve canda birleşmeli, güçlerinin yettiği ölçüde, dünya halkının düşmanca tavırlarına karşı koymalı, milletler ve mezheplerin cahilce olan taassuplarını yok ettirmeli ve insanoğlunun her bireyine, herkesin tek ağacın meyvesi ve tek dalın yaprağı olduğunu anlatmalıdırlar.

Ahbaplar, kendileri arasında genel bir birlik ve beraberliği sağlayamadıkları sürece, başkalarını birlik ve beraberliğe nasıl çağırabilirler?

Canlılık taşımayanın biri,
Başkasının hayatını nasıl yapabilecek diri?

İnsan cinsinin dışında olan diğer varlıklar üzerinde düşününüz ve ibret alınız: Dağınık bulutlar yağmur yağdıramaz ve kısa bir sürede ortadan yok olup gider, dağınık sürüyü kurt yakalar, dağınık kuşlar şahinin pençesine düşer. O halde, birlik ve beraberlik ilerleme ve yaşamın sebebi, ihtilâf ve ayrılık ise aşağılanma, zillet, hüsran ve yardımcısız kalmanın en büyük nedeni olduğunun kanıtı bundan daha kesin olabilir mi?

İlâhî Kutsal Mazharlar, insanlığın birliğini açığa çıkartmak üzere gelmişlerdir. Onlar, insan toplumunun çeşitli gruplarını Allah'ın Kelimesi'nin gölgesinde toplayıp birleştirerek, insanlık dünyasının birliğini sonsuz bir güzellik, canlılık ve tazelik içerisinde varlık alanında tecelli ettirmek için yüz binlerce zorluk ve belâyı çekmişlerdir. O halde, İlâhî dostların arzusu insanların tümüne birlik ve beraberliği sağlatmak olmalı, ki böylece onlar, "kâfur kaynağında tadil edilmiş" temiz şarap kadehinden bolca nasiplerini alsınlar. Ahbaplar, çeşitli milletleri birleştirsinler, birbirlerini öldüren kabileler ve mezhepleri barıştırsınlar, kötü istek ve nefse tutsak olanları kurtarsınlar, yoksunları sırların merhemi yapsınlar, nasipsiz kalanlara Tanrı günlerinin vericiliğinden bir pay verdirsinler ve yoksulları tükenmez hazineye kılavuzlasınlar. Ancak, Sırların Melekûtu'na özgü davranışlar, sözler ve tavırlarla hareket edildiği takdirde bu Tanrısal vergiler gerçekleşebilir, yoksa imkânsızdır.

İlâhî teyidler bu Tanrı vergilerini sağlatır ve kutsal feyzler bu büyük hediyeleri bağışlar. İlâhî ahbaplar, Rahman'ın Melekûtu'ndan teyid görmekte ve kendi zaferlerini en büyük kılavuzluk ordularıyla kazanmaktadırlar. Bu yüzden onlar için, her zorluk kolaylaşacak ve her sorun sonsuz bir rahatlıkla çözülecektir.

Dikkatle bakınız: Bir aile içerisinde birlik ve beraberlik sağlanınca onların işleri nasıl kolaylaşır, ne kadar ilerleme ve yükselme elde edilir, işler bir düzen alır, huzur ve rahatlık mümkünleşir, o aile korunmuş olur, makamları muhafaza edilir, herkesin imrenmesine neden olur ve günden güne onların ebedî yücelik ve değerlilikleri çoğalır. Bu birlik dairesinin çapı biraz daha büyüse, yani, bir köyün halkı birbirlerini sevip birleşseler, aralarında dostluk ve beraberliği sağlatsalar ve birbirlerine şefkat ve kardeşlik gösterseler, ne kadar ilerleyecekler, korunmuş ve güvencede olacaklardır. O halde, bu daireyi biraz daha büyütelim; eğer bir şehrin sakinlerinin tümü kendi aralarında birlik ve beraberlik bağlarını sağlamlaştırsalar, kısa bir sürede ne kadar ilerleme gösterecekler ve ne kadar büyük bir güç ve kuvvetle açığa çıkacaklardır. Birlik dairesi daha da genişleyince, yani, bir ülkenin halkı temiz bir yürek kazansalar, can ve gönülden birlik ve beraberliğin sağlanmasını arzulasalar ve birbirlerine şefkat gösterseler, o ülke, ebedî mutluluğa erişecek, ölümsüz yüceliği kazanacak, tümel bir zenginliği elde edecek ve bolca bir nimete ve huzura kavuşacaktır.

Şimdi dikkatle bakınız: Eğer kavimler, hizipler, kabileler, tüm milletler ve devletler ve bütün dünya ülkeleri tek renkte olan insanlık âleminin birlik çadırının gölgesine girseler, Gerçeklik Güneşi'nin ışıklarıyla insanoğlunun evrenselliğini ilân etseler, bütün milletler ve mezhepler birbirlerini kucaklasalar, bir Dünya Encümeni kursalar ve insanoğlu bireylerinin arasında sonsuz bağların kurulmalarını sağlatsalar, artık o zaman ne olacaktır? Kuşkusuz Rahmansal Sevgili, insanlık âleminin vericilik orduları ve Kendi Tanrısal teyidleriyle sonsuz güzellik ve görkem içerisinde dünya topluluğunda tecelli edecektir.

O halde, ey İlâhî dostlar! Gücünüzün yettiği kadar birbirlerinizin arasındaki birlik ve beraberliği kuvvetlendiriniz. Çünkü, hepiniz bir denizin damlaları, bir ağacın yaprakları, bir sedefin incileri ve bir bahçenin gül ve çiçeklerisiniz. Ondan sonra başka dinlere mensup olanların gönüllerini birleştirmeğe çalışınız.

Birbirleriniz için fedakârlık gösteriniz. İnsan cinsinin her bireyine sonsuz bir şefkatle davranınız. Hiçbir kimseyi yabancı görmeyiniz ve hiçbir kimseyi düşman saymayınız. Tüm insanlara, yakın akrabalarınız ve değerli dostlarınıza davrandığınız gibi davranınız. Bu fanî dünyayı aydınlatacak ve bu karanlık dikenliği Rahmansal güllüğe dönüştürecek şekilde hareket ediniz. İşte budur Abdülbaha'nın vasiyeti. İşte budur bu talihsiz kulun nasihati

222 - Ey Hak Yolu'nun avareleri! Refah, rahatlık ve serbestlik her ne kadar insan gönlünün isteği ve vücudunun rahatına sebep ise de, Tanrı yolundaki avarelik ve zorluk bu refahtan yüz bin kere daha iyidir. Çünkü, bu gurbet ve sürgünün arkasından Tanrı vergisi ve ardı kesilmez bir göksel rahmet gelmektedir. Vatandaki rahatlığın sevinci ve belâlardan uzak olmanın tatlılığı gelip geçecek, fakat Teklik Hazretlerinin yolundaki avareliğin bağışı kalıcı, devamlı ve sürekli olacaktır ve ondan büyük sonuçlar doğacaktır.

Hz. İbrahim'in hicreti yüce Rabb'ın bağışlarının zuhuruna neden oldu ve Kenân'ın parlayan yıldızının batışı Yusuf'un nurunu gözlerin önüne serpti. Hz. Musa'nın kaçışı, Rabb'ın yanan Ateşinin Alevinin görünmesine sebep oldu ve Hz. İsa'nın zuhuru Ruhulkuds'u meydana çıkarttı. Allah'ın Dostu Hz. Muhammed' in doğduğu şehirden hicreti Tanrı'nın Kutsal Kelimesi'ni yükseltti ve Cemâli Mübarek'in sürgünü, İlâhî Zuhuru'nun Işığının dünyanın her tarafına yayılmasına sebep oldu.

Bundan ibret alınız ey akıl sahipleri!

223 - Ey Melekût'un kızları ve oğulları! Mektubunuz ulaştı. İçeriğinden, Tanrı'ya övgüler olsun, gönüllerinizin sonsuz hoşluk içerisinde ve ruhlarınızın Allah'ın müjdeleriyle sevinçli oldukları anlaşıldı. Halk kitlesi, bencil ve dünyevî isteklerle uğraşmakta, fanî alemin denizine dalmakta ve doğa dünyasına tutsak bulunmaktalar; fakat, kendilerini maddî dünyanın zincirleri ve bağlarından kurtararak yükseklere uçabilen kuşlar gibi bu sonu bulunmaz âlemde uçmakta olan kişiler, bundan müstesnadırlar. Onlar, uyanık ve akıllıdırlar ve doğa dünyasının karanlığından kaçınırlar. Onların bütün arzuları; insanlık dünyasında yaşam kavgasının kalmaması, üstteki dünyanın sevgi ve ruhaniyetinin tecelli etmesi, insanların tümünün birbirlerine şefkat göstermeleri, dinler arasında sevgi ve uzlaşmanın sağlanması ve birbirleri için kendi canlarını feda etmeleridir, ki böylece, insanlık dünyası Tanrısal Melekût'a dönüşsün.

Ey ahbaplar, çabalayınız! Her bir giderin karşısına bir gelirin bulunması gerekir. Bugün, insanlık dünyasında herkes harcamakla uğraşmaktadır, çünkü savaş, insanların ve malların harcanması demektir. Hiç olmazsa siz, o harcamaları biraz olsun telâfi edebilmek üzere, insanlık dünyasının geliri için çalışınız. Şayet, Tanrı'nın teyidleri sayesinde, bunu başarabilirseniz, ki böylece, insanoğlu arasında dostluk ve uyum ilerlesin; düşmanlık, muhabbete dönüşsün; genel savaş, genel bir barışla noktalansın ve zarar ile kinin yerini kâr ve sevgi alsın. Bu arzu, Melekût'un gücüyle gerçekleşecektir.

224 - Ey Tanrı'nın kulu! Mektubun ulaştı. İçeriği yepyeni ve son derece güzeldi, amaçlar ise yüce ve yüksekti. İnsanlık dünyası büyük bir düzeltmeye muhtaçtır, çünkü o maddî bir ormandır, onda meyvesiz ağaçlar gelişip büyümekte ve yararsız otlar bolca yetişmektedir. Eğer meyveli bir ağaç varsa da o diğer meyvesiz ağaçların arasında görünmez bir hale gelmiş ve eğer yararlı bir çiçek varsa da diğer yararsız otlarla örtülüp kaybolmuştur. Bu ormanları hoş ve güzel bahçelere dönüştürebilecek, bu semeresiz ağaçları meyveli yaptırabilecek ve bu yararsız otların yerine gül ve çiçek yetiştirebilecek usta bahçıvanlara insanlık dünyası muhtaçtır. Onun için çok gayretli ve himmetli olan kişiler, gece gündüz hiç durmadan çalışmaktadırlar ki, Tanrısal Melekût'a tam bir bağlantı kurabilsinler ve onunla sonsuz feyzlerin doğuş yerleri ve bu ormanların gerçek bahçıvanları olabilsinler. Böylece, insanlık dünyası değişerek Rahmansal feyzler görünebilsin.

225 - Ey Ebha Melekût'unun sakinleri! İnsanlık dünyasının mutluluk doruğundan, kurtuluş ve refah için, iki çağrı yükselmekte ve bu sesleniş uykuda olanları uyandırır, körleri görür bir göze kavuşturur, gafilleri ayıktırır ve sağırları işitir yapar, dilsizlerin dillerini açar ve ölüleri diriltir.

Bu çağrılardan biri, maddî dünyanın ilerlemesinin ve uygarlığın çağrısıdır. Bu çağrı ölümlü dünyaya ait olup maddî ilerlemelerin temellerinin yayıcısı ve insan cinsinin görünürdeki olgunluklarının eğiticisidir. Bu ise, insanlık âlemini ilerlemesini sağlayan, yüksek düşüncelerden doğan ve sağduyuların sonucu olan, ilimler, sanatlar, yasalar ve kurallardır ve bunlar geçmişteki ve sonraki filozofların ve faziletli kişilerin gayretleriyle varlık alanında tecelli ettirilmiştir. Bu çağrının yayıcısı ve yürütme yetkisi adalete dayalı hükümettir.

Öbür çağrı ise, Allah'ın insanlara can katan çağrısıdır, O'nun ruhanî öğretileri ebedî yüceliğin ve ölümsüz mutluluğun koruyucusu, insanlık dünyasının aydınlığı, beşeriyet âlemindeki Rahmansal doğuşların meydana çıkartıcısı ve ebedî yaşamın sağlatıcısıdır.

Bu ikinci çağrının ana temeli Tanrısal öğretiler ve buyruklar ve ahlâk dünyasına ait olan öğütler ve vicdandan doğan duygulardır, ki parlak bir ışık gibi insansal gerçekleri aydınlatıp nurlandırır. Bunun etkileyici gücü Allah'ın Kelimesi'dir.

Fakat maddî ilerlemeler ve cisimsel mükemmelleşmeler, insansal erdemlikler, ruhanî olgunluklar, parlayan sıfatlar ve Rahmansal ahlâklarla desteklenmedikçe bir sonuç ve netice sağlanamaz ve asıl amaç olan insanlık dünyasının mutluluğu meydana gelemez. Çünkü, bir yandan her ne kadar maddî uygarlığın ilerlemesi ve cisimsel dünyanın gelişmesi refahı sağlayıp tasarlanan arzuları sonsuz bir güzellikle açığa çıkartırsa da diğer yandan büyük tehlikeler, şiddetli felaketler ve kaçınılmaz belâları beraberinde getirmektedir.

Bu yüzden gözünü, köylerin, şehirlerin ve ülkelerin güzel düzenine çevirip onların gönül kaptıran süslerini, doğal kaynaklarının tazeliğini, araçların inceliklerini, yolculuk vasıtalarının kolaylığını, doğa dünyasına ait bilgilerin geniş kapsamını, çok büyük yatırımları, çok güzel icatları ve bilimsel araştırmaları gördüğün zaman, uygarlığın insanlık dünyasının ilerleme ve mutluluğuna sebep olduğunu söylersin. Fakat, eğer gözünü, tahrip edici ve cehennemî aletlerin icatlarına, yaşamın kökünü kazan yıkıcı güçlerin gelişmelerine ve ateş püsküren araçların keşiflerine çevirirsen uygarlığın vahşilikle beraber ve birlikte olduğunu görürsün. Maddî uygarlık; Tanrısal Kılavuzluk, Rahmansal zuhurlar ve İlâhî ahlâk ile desteklenmedikçe ve ruhanî tavırlar, Melekûtî olgunluklar ve Tanrısal feyzlerle birleşmedikçe ilerlemeler ve yabanîlik el ele sürüp gidecektir.

Şimdi, dünyanın en uygar ve ileri ülkelerinin patlayıcı maddelerin depoları haline geldiklerini, yeryüzünün kıtalarının çetin savaşların ordugâhlarına dönüştüklerini, dünya milletlerinin silâhlandıklarını, devletlerin çatışma ve kan dökücülük alanına ilk adımlarını atmak için birbirleriyle rekabet ettiklerini ve insanlık âleminin şiddetli bir azaba düştüğünü görüyorsun.

O halde, bu uygarlık ve maddî ilerleme En Büyük Kılavuzluk'la birleşmelidir ki bu aşağılık dünya Melekût feyzlerinin doğuş yerleri haline gelebilsin ve bu cisimsel ilerlemeler Rahmansal tecellilerle el ele yürüyebilsin. Böylece, insanlık dünyasının güzellik ve olgunlukları herkesin gözü önünde sonsuz bir zarafet ve görkemle meydana çıkıp serpilebilsin ve ebedî yücelik ve mutluluk kendini gösterebilsin.

Tanrı'ya övgüler olsun, uygarlık çağrısı yükseleli asırlar ve çağlar olmuştur; insanlık âlemi günden güne ilerleme ve yükselme gösterdi, birçok ülke büyük hızla gelişti ve maddî olgunluklar çoğaldı ve böylece varlık dünyası ruhanî öğretileri kabul edebilmek ve Tanrısal Çağrı'yı dinleyebilmek için tümel bir istidada kavuştu. Örneğin; emzirilen bebek cisimsel aşamalarda ilerledi, gelişip büyüdü ve böylece vücudu erginlik çağına ulaştı. Bu çağa vardığı için akılsal erdemlikleri ve manevî olgunlukları meydana çıkartabilme istidadını kazandı. Bilgi, zekâ ve kavrayışın vericilik eserleri aşikâr oldu ve ruhanî güçler tecelli etti. Aynı şekilde; insan cinsi, varlık dünyasında maddî ilerlemeler gösterdi, uygarlığın basamaklarından tedricen yükseldi, insansal erdemlerin, hayret verici yeniliklerin ve nimetlerin en mükemmel şekillerini kendisinde gerçekleştirdi ve böylece Tanrısal ruhanî olgunlukları meydana çıkarıp gösterebilme istidadına erişerek İlâhî Çağrı'yı işitebilme yeteneğine ulaştı. Ondan sonra, Melekût'un Çağrısı yükseldi, ruhanî olgunluklar ve erdemlikler tecelli etti, Gerçeklik Güneşi doğdu; En Büyük Barış'ın, insanlık âleminin birliğinin ve beşeriyet dünyasının evrenselliğinin ışıkları parladı. Bu nurların parlayışının günden güne daha fazla şiddetlenmesi ve bu manevî olgunlukların daha iyi tecelli etmesini umarım, ki böylece, insanlık âlemi evrensel gayesine ulaşsın ve Tanrı sevgisi sonsuz güzellik ve zarafetle meydana çıkıp gönülleri fethetsin.

Ey İlâhî dostlar! İnsanlık dünyasının mutluluğunun beşer cinsinin birliği ve beraberliğinde yattığını ve maddî ve ruhanî ilerlemelerin tüm insanlar arasındaki sevgi ve dostluğa bağlı ve koşullu olduğunu biliniz. Canlı varlıklara, yani; yerde sürünen, otlayan, uçan veya yırtıcı olan hayvanların değişik çeşitlerine bir göz atınız. Yırtıcı hayvanların her türü kendi hemcinslerinden ayrı ve tek başına yaşarlar, birbirlerine son derece düşman ve zıttırlar, birbirlerini görür görmez hemen kavga ve çatışmaya başlarlar ve birbirlerini yırtmak için dişlerini gıcırdatıp pençelerini açarlar. Buna bir örnek, vahşî hayvanlar ve kan emen kurtlardır. Bu çeşitten olan yırtıcıların tümü birbirlerinden ayrı ve tek başına yaşarlar ve kendi yiyeceklerini kendi başına arayıp bulurlar. Fakat uysal, yumuşak başlı ve iyi huylu hayvanlar, ister kuşlar ister otlayanlar türünden olsun, tümü sonsuz bir sevgi içerisinde birbirleriyle dost olmakta grup grup ve birlikte yaşamakta, son derece sevinç, şenlik, neşe ve mutlulukla geçinip gitmektedirler. Birkaç taneye yetinip şükreden, birbirleriyle sonsuz sevinçle dostluk kuran; çim ve çayırda, dağlar ve ovada çeşitli nağmelerle öten kuşlar buna bir örnektir. Aynı şekilde; koyun, ceylân ve geyik gibi otlayan hayvanlar da son derece yakınlık ve sevgi içerisinde çayırlık ve yeşilliklerde sevinç, neşe ve birlik içinde yaşarlar. Fakat, vahşî köpekler, kurtlar, kaplan, kan emen sırtlan ve başka yırtıcı hayvanlar birbirlerinden nefret edip tek başına dolaşıp avlarlar. Kuşlar ve otlayan hayvanlar birbirlerinin yuva ve yerlerine girseler bile bir itiraz ve sert davranışla karşılaşmadan birbirlerine sevgi ve dostluk gösterirler. Bunun tersine yırtıcı hayvanların biri bir başkasının mağarası veya sığınağına yaklaşırsa birbirlerini parçalamağa çalışırlar, biri başkasının bahçesinden geçse bile, hemen saldırıya uğrar ve mümkün olduğu takdirde diğeri tarafından öldürülür. O halde, hayvan dünyasında da sevgi ve dostluğun, iyi huyun temiz yaratılışın ve arınmış niyetin sonuçlarından; anlaşmazlık ve birbirlerinden ayrı yaşamanın ise çöl yırtıcılarının özelliklerinden olduğu apaçık belirlendi.

Tanrı, insanda keskin yırtıcı diş ve pençe yaratmamıştır. Gerçekte, insan vücudu en güzel değerler ve varlığın en mükemmel olgunluklarıyla düzenlenip oluşturulmuştur, Onun için, bu harikulade yaradılışa ve bu güzel kaftana yakışan şey kendi hemcinsine sevgi göstermek ve tüm ruh taşıyan hayvanlara adalet ve insafla davranmaktır.

Bunun gibi de, insan cinsinin refahı, rahatı, sevinci ve mutluluğunun yaratıcısının dostluk ve beraberlik olduğu, kavga ve çatışmanın ise aşağılanma, ıstırap ve mutsuzluğun en büyük sebebini oluşturduğuna dikkat ediniz.

Fakat, binlerce defa yazıklar olsun ki insanoğlu bu konuda gaflet ve ihmal göstermektedir. Her gün yabani bir hayvanın sıfatıyla meydana çıkıp davranmakta; bir vakit yırtıcı bir kaplan ve başka bir zaman ise yılan ve ejderha şeklinde görünmektedir. Fakat, insanın değerini yücelten, Mele-i Alâ meleklerinin özelliklerinden kaynaklanan ahlâk ve erdemliklerdir. O halde, eğer bir insan güzel sıfatlar ve erdemli ahlakla meydana çıkarsa; o kişi, göksel, Melekût'tan olan bir melek, Tanrısal bir gerçek ve Rahmansal bir tecelli olacaktır. Fakat o, kavga, dövüş ve kan dökücülükle uğraşırsa, yırtıcı hayvanın aynısı ve belki de ondan beter olacaktır; çünkü, eğer kan emen bir kurt bir gecede bir koyunu parçalarsa, o kişi bir gecede, savaş meydanında, yüz bin insanı toprağa devirtip kanla bulaştırır.

Fakat, insanın iki tabiatı vardır: Biri, yaradılışındaki yücelik ve akılsal olgunlukları; öbürü ise, hayvansal aşağılığı ve şehvetlerin yarattığı eksikliğidir. Eğer dünya ülkeleri ve kıtalarında seyahat etseniz; bir yandan, yıkılan ve mahvolan şeylerin eserlerini, öbür yandan ise, uygarlık ve bayındırlığın varlığını göreceksiniz. Yıkıntılar ve tahripler, savaşların, kavgaların ve öldürmelerin sonucu; bayındırlık ve gelişme ise, birlik, dostluk ve erdemliklerin ışıklarının meydana getirdikleridir.

Eğer biri, Orta Asya'nın sahrasında seyahat etse, Paris ve Londra gibi nice büyük şehirlerin yıkıntılar haline geldiklerini, Hazar Denizinden Amu Derya nehrine dek nice bomboş sahra, ova, çöl ve yerler haline geldiklerini görecektir. Rusya demiryolu, bu çölün yıkılmış şehirleri ve harap köylerinden, iki gün iki gecede geçer. Bir zamanlar o sahra, son derece uygar, bayındır ve mamurdu; ilimler ve bilgiler yaygındı, teknik ve sanayi ün salmıştı, ticaret ve tarım son derece gelişmişti, hükümeti ve siyasal kurulu sağlam ve güçlü idi. Şimdi ise, o yerlerin çoğu Türkmen topluluklarının sığınağı ve tamamen yabanî hayvanların yaşayıp dolaştıkları yerler haline gelmiştir. Eskiden, bilgi, ilim, sanat, yenilikler, servet, büyüklük, mutluluk ve erdemlikleri bakımından dünyaca ünlü olan Gurgan, Nissa, Abyord ve Şehristan gibi o ovanın şehirlerinin yerlerinden şimdi vahşi hayvanların haykırışlarından başka bir ses seda çıkmamakta ve yırtıcı kurtların dolaştıkları alanlardan başka bir alan görünmemektedir. Bu yıkılış ve tahrip ise, mezhep ve gelenekleri birbirlerinden farklı olan, İranlılar ile Türkler arasında çıkan savaş, kavga, çatışma ve öldürmelerden doğdu. Dinsiz önderlerin her biri, mezhep taassupları yüzünden, bir başkasının kanının dökülmesi ve malının yağma edilmesinin helâl olduğuna fetva verdi. İşte bu, konunun açıklanması için, sadece bir örnektir.

O halde, tüm dünya üzerinde yolculuk ve seyahat yaptığın zaman, bayındır olan her şeyin sevgi ve dostluğun eseri ve yıkılmış olan her şeyin ise, kin ve düşmanlığın sonucu olduğunu göreceksiniz. Buna rağmen, insanlık dünyası ibret almamakta, bu gaflet uykusundan uyanmamakta; ve yine anlaşmazlık, kavga ve çatışmayı düşünmekte, savaş saflarını hazırlamakta ve çatışma ile öldürme meydanına hızla saldırmaktadır.

Ayrıca, birleşim ve ayrışım, varlık ve yokluk dünyasına dikkatle bakınız: Varlıkların her biri çeşitli ve değişik atomların birleşiminden oluşmuştur ve her şeyin varlığı birleşimden türemiştir. Yani, İlâhî yaradılış gücüyle basit öğeler arasında bir birleşim oluşunca, her birleşimden bir varlık meydana gelir. Her şeyin varlığı bu kurala uymaktadır. Fakat, bu birleşimde bir düzensizlik ve bozukluk meydana gelip öğeler birbirlerinden ayrıldıkları zaman, o varlık yok olur. Yani, her şeyin yokluğu, öğelerin ayrılışı ve çözülüşünden ibarettir. O halde, öğeler arasındaki her birleşme ve uzlaşma, yaşama , ayrılık çözülme ve ihtilâf ise, ölüme sebeptir. Her şeyin birbirine cezbedilip birleşmesi yararlı sonuçlar ve meyveler meydana getirdiği halde, birbirinden kaçıp ayrılması ise karışıklık ve yokluk yaratır. Kaynaşma ve çekim ile, bitki, hayvan ve insan gibi yaşayan varlıklar gerçekleşirler; oysa, bölünme ve birbirinden uzaklaşmayla ayrışım ve yokluk açığa çıkar.

Aynı şekilde, insanoğlunun tümü arasında anlaşma, çekim ve birleşmeyi sağlayan her araç insanlık dünyasının yaşamına; ayrılık, birbirinden nefret etme ve uzaklaşmaya neden olan her şey ise, insan cinsinin ölümüne sebeptir.

Bir tarladan geçerken; ekinler, bitkiler, güller ve çiçeklerin bolca yetişip bir topluluğu oluşturduklarını görürsen, o tarla ve bahçenin mükemmel bir bahçıvanın terbiyesi altında ekildiğine bir kanıttır. Fakat, düzensiz ve bakımsız olduğunu görünce, usta bahçıvanın terbiyesinden yoksun kaldığı için yararsız ve kendiliğinden yeşeren bitkiler çıkardığı sonucuna varırsın.

O halde, uzlaşma ve birleşme, Gerçek Eğitici'nin terbiyesinin delili, ayrılma ve ihtilâf ise, Tanrısal terbiyeden yoksun kalmanın ve yabanîliğin kanıtı olduğu belirlendi.

Biri itiraz edip; dünya toplulukları, ırkları, kabileleri, ümmetleri ve milletleri değişik ahlâk, huylar, zevkler, gelenek ve törelere ve birbirlerinden farklı akıl güçleri, düşünceler ve görüşlere sahip bulunduklarına göre, nasıl gerçek bir birlik tecelli edip insanoğlu arasında tam bir beraberlik sağlanabilir? diye ileri sürebilir.

Biz cevapta, farklılığın iki çeşit olduğunu söyleriz; bunlardan biri yokluğun yaratıcısıdır ve buna örnek, birbirleriyle çatışan, savaşan, birbirlerini yok etmeğe çalışan, ailelerini mahveden, rahat ve huzuru ortadan kaldırıp yırtıcılık ve kan dökücülükle uğraşan milletlerin ve toplulukların arasındaki mevcut farklılıktır. Öbürü ise, çeşitliliğin belirtileri olan ve en yüce Tanrı vergisini açığa çıkartan farklılıktır ve bu, mükemmelliğin ta kendisidir.

Bir bahçedeki çiçeklere dikkatle bakınız: Değişik çeşitlerde, farklı renklerde ve muhtelif şekil ve biçimlerde bulunmalarına rağmen; aynı sudan yararlandıkları, aynı rüzgârdan gelişip büyüdükleri ve aynı güneşin ışın ve ısısından yetiştikleri için bu değişiklik ve farklılık birbirlerinin güzelliklerini ve gösterişli olmalarını daha da arttırır. Böylece, birleştirici bir güç olan, Allah'ın Kelimesi'nin nüfuz edici etkisi sağlanınca; bu töreler, gelenekler, ananeler, düşünceler, görüşler ve huyların farklılıkları insanlık dünyasını süsletir. Bu çeşitlilik ve farklılık, güzellik ve mükemmelliği meydana getiren insan vücudunda mevcut organların ve uzuvların yaradılışlarındaki başkalık ve türlülüğüne benzer. Bu değişik organlar ve uzuvlar, hükümdâr olan insan ruhunun nüfuzu altına girince ve ruhun gücü parçalar ve uzuvlara ve atar ve toplar damarlara egemen olunca; farklılık, uyumu çoğaltır; çeşitlilik, sevgiyi artırır ve çokluk ise, işbirliğini sağlatan en büyük güç olur.

Eğer bir bahçede bulunan ağaçlar, dallar, yapraklar, meyveler, tomurcuklar, güller ve çiçekler aynı cins, aynı renk, aynı birleşim ve aynı şekilden olsalar, asla bir güzellik ve tatlılığı olmaz. Fakat, şekillerin, biçimlerin ve renklerin çeşitliliği bahçeyi güzelleştirip zenginleştirir ve etkisini arttırır. Bunun gibi de, değişik ve farklı olan insanlık dünyasındaki ahlâklar, huylar, görüşler, şekiller ve düşünceler, tek bir gücün gölgesine ve Tanrı birliği Kelimesi'nin etkisi altına girince, insan mükemmelliğinin güzelliği ve yüceliği meydana çıkıp aşikâr olacaktır. Her şeyin gerçeğini yöneten ve ona üstün gelen Allah'ın Kelimesi'nin göksel gücünden başka hiçbir şey insanların ruhları, yürekleri, düşünceleri ve akılları arasında bir uyum sağlatamaz. Gerçekte, o her şeyi etkileyen, her kişiyi hareketlendiren ve insanlık dünyasını birbirine bağlatıp düzenleyen bir güçtür.

Tanrı'ya övgüler olsun, bugün, Allah'ın Kelimesi'nin aydınlığı tüm dünyaya parlamıştır; her mezhep, topluluk, millet, grup ve kabileden olan kişiler Kelime'nin ışığı altında sonsuz bir dostluk, birlik ve beraberlik içerisinde bir araya gelmişlerdir. Nice toplantılar düzenlenerek çeşitli milletler, kabileler ve topluluklarla süslenmektedir. Eğer biri bu toplantıların birine girse, şaşırıp kalacak ve bu kişilerin aynı ülke, aynı millet ve aynı kabileye mensup ve aynı düşünceler, aynı anılar ve aynı görüşlere sahip kimseler olduklarını sanacaktır. Oysa, onların biri Amerikalı, öbürü Afrikalı, başkası Asya'dan gelme, öbürü Avrupa'dan, biri Hindistanlı, ötekisi Türkistanlı, biri Arap, bir başkası Tâcik, öbürü İranlı ve diğeri Yunanlıdır. Buna rağmen, sonsuz bir dostluk, uyum, sevgi, özgürlük, beraberlik ve bilgelik içerisinde birbirleriyle arkadaş, sırdaş ve yoldaştırlar. İşte bu, Allah'ın Kelimesi'nin etkisinden doğmaktadır. Eğer dünyada var olan tüm güçler bir araya gelseler bile; çeşitli kavimleri sevgi, dostluk, yakınlık ve şevkle tek bir topluluk haline getiren ve kavga ile çatışmaları önleyen, savaş ile öldürmeleri terk ettiren, genel barışın ve insanlık âleminin birliğinin sağlayıcısı olan bir ahengi dünyanın doruğunda yükselten, böyle bir toplantıyı düzenleyemezler.

Acaba hiçbir güç, Allah'ın Kelimesi'nin nüfuz etmesini engelleyebilir mi? Tanrı'ya andolsun ki hayır! Delil açık ve kanıt mükemmeldir! Eğer herhangi bir kimse insaf gözünü açarsa, hayran kalacak ve tüm dünya milletleri, kavimleri, toplulukları ve devletlerinin Hz. Bahaullah'ın öğretileri ve öğütlerinden memnunluk, sevinç ve ferah duymalarının gerekli olduğuna tanıklık edecektir. Çünkü, bu Tanrısal Öğretiler her yırtıcıyı uysal ve her sürünen böceği uçan bir kuş yapar, insanoğullarını semavî meleklere dönüştürür ve insanlık dünyasını Rahmansal niteliklerinin merkezi haline getirir.

Ayrıca, herkesi hükümete uymağa ve ona karşı emanet ve sadakatle davranmağa mecbur eder. Bugün, tüm dünya devletleri arasında barış veya huzur içerisinde olan hiçbir devlet yoktur; çünkü, emniyet ve güven insanlar arasından kalkmıştır. Yöneten ve yönetilenler, her ikisi, tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Bugün, sonsuz bir dindarlık ve emanetle hükümete uyarak halka tam bir sadakat ile davranan tek bir hizip, bu mazlum hizbidir. Bunun kanıtı ise şudur: İran ve Türkistan'da yaşayan tüm soylar ve gruplar kendi çıkarları peşindedirler, eğer bir hükümete itaat ediyorlarsa, ya bir bağışın ümidinden veya da bir cezanın korkusundandır; oysa Bahailer, tüm milletlere şefkat ve sevgi göstererek devletlere uyup onların iyiliklerini istemektedirler.

Bu itaatkârlık ve uyma, Ebha Cemâli'nin açık nassı gereğince herkese farz ve vacip kılınmıştır. Bu yüzden ahbaplar, Hakk'ın Emri'ne uymak üzere, bütün devletlere karşı sonsuz bir sadakât ve iyi niyetle davranırlar; eğer biri hükümete karşı bir suç işlerse, o şahıs kendisini Tanrı'nın karşısında sorumlu, cezaya müstahak, reddedilmiş ve suçlu saymalıdır. Buna rağmen, bazı devlet yetkililerinin diğer toplulukları hayırsever ve Bahaileri ise kötü niyetli saymaları gerçekten çok şaşırtıcıdır. Suphanallah! Tahran ve İran'ın başka şehirlerin tümünde genel bir devrim ve heyecanın meydana geldiği bu son günlerde, hiçbir Bahainin bu işlere karışmadığı ve hiçbir tarafı tutmadığı ispatlanıp belirlendi. Bundan ötürü Bahailer, başka kişilerce azarlandılar; çünkü, Cemâli Mübarek'e uyup siyasî işlere asla karışmadılar, hiçbir partiye yanaşmadılar ve kendi işleri, sanatları ve görevleriyle uğraştılar.

Abdülbaha'nın her yönden dünya milletlerine ve devletlerine karşı hayırseverlik ve sadakatle davrandığına, tüm İlâhî ahbaplar tanıklık ederler. Özellikle iki Şark yüce devletine, çünkü bu iki ülke, Hz. Bahaullah'ın vatanı ve hicret yerleridir. O, bütün yazıları ve Levihlerinde, bu iki yüce devleti övgü ve senayla anmış ve Tanrı'nın Eşiği'nden onlara teyid dilemiştir. Ebha Cemâli -ruhum O'nun ahbaplarına feda- bu iki ülkenin hükümdarları hakkında dua etmiştir. Suphanallah! Bu kesin kanıtlara rağmen, her gün bir olay meydana gelmekte ve zorluklar çıkartılmaktadır. Fakat, biz ve İlâhî ahbaplar, kendi temiz niyetlerimizde, sadakatimizde ve iyilik severliğimizde en ufak bir kusur göstermemeliyiz ve herkesin hayrı için dualarda bulunmalıyız.

Ey İlâhî ahbaplar! Bu günler, sebat gösterme zamanı ve Tanrısal Emri sağlamlık ve dayanıklılıkla tutma vaktidir. Siz, Abdülbaha'nın şahsına bakmamalısınız; çünkü o, sonunda sizlere veda edecektir. Kendi gözünüzü Allah'ın Kelimesi'ne çevirmelisiniz. Eğer Abdülbaha'nın kılıç veya boyun bağları ve zincirlerin altına düşmesine rağmen, Allah'ın Kelimesi'nin yükseldiğini görürseniz, sevinç, neşe ve memnunluk duymalısınız. Çünkü önemli olan, Abdülbaha'nın cisimsel kalıbı değil, Allah'ın Emri'nin Kutsal Tapınağı'dır. İlâhî dostlar öyle bir sebatkârlıkla meydana çıkmalıdırlar ki, eğer her an Abdülbaha'nın yüz benzeri belâ oklarına hedef olsa, onların Allah'ın Emri'ne olan hizmet etme şevkleri, niyetleri, uğraşımları, aşkları ve gayretlerinde asla bir değişiklik ve kararsızlık meydana gelmemelidir. Abdülbaha, kendisi Cemâli Mübarek'in Eşiği'nin kulu ve ulu Tanrı Dergâhı'nın tam ve sırf bir kulluk mazharıdır. Artık, onun başka bir makamı, rütbesi, mevkii ve kudreti yoktur. İşte bu, benim en büyük Amacım, ebedî Cennetim, en kutsal Mabedim ve Sidret-ül Münteha'mdır. Allah'ın bağımsız ve tümel Zuhuru, Hz. Bahaullah ve Hz. Bahaullah'ın müjdecisi olan Hz. Rab -ruhum her İkisine feda- ile sona ermiştir ve bin yıla kadar, herkes, O'nun ışıklarıyla aydınlanacak ve O'nun lütuflarının denizinden yararlanacaktır.

Ey İlâhî ahbaplar! İşte bu, benim sizlere vasiyetim ve öğüdümdür. İnsanlar arasında revaçta olan simgelerden arınmış bulunan bu levihteki yazıları uygulamaya Tanrı'nın başarılı kıldığı kimseye ne mutlu.

226 - Ey Hakk'ın kulu! Mektubun ulaştı ve sevinç yarattı. Benim, Barış Meclisi'nde hazır bulunmamı hasretle arzulamıştın. Ben, böyle siyasî toplantılara katılmam; çünkü, barışın kurulması, Allah'ın Kelimesi'nin etkisinden başka hiçbir şeyle sağlanamaz. Bütün devletler ve milletlerin temsilcileri toplanıp Allah'ın Kelimesi'nin etkisinin altında çalışan bir kurulu meydana getirdikten sonra, işte o zaman, genel barış sağlanmış olacaktır; yoksa, bu iş imkânsızdır.

Şimdi, geçici bir barışın meydana geleceği kesindir; fakat, bu sürekli olmayacaktır. Tüm devletler ve milletler; savaştan, yolculukların zorluklarından, ağır masraflardan, insanların öldürülmesinden, kadınların perişanlığından ve öksüzlerin çoğalmalarından bıkmışlardır ve barış kurmağa mecburdurlar. Fakat, bu barış ebedî değil geçicidir.

Allah'ın Kelimesi'nin gücüyle, sonsuza dek kalıp duracak, bir barışın kurulmasını umarız.

227 - Ey insanlık dünyasının hayırseverliğinde önde gelen saygıdeğer kişiler! Savaş sırasında gönderdiğiniz mektuplar ulaşmadı; fakat, 11 Şubat 1916 tarihini taşıyan bir mektup bu günlerde ulaştı ve cevabı hemen yazılıyor. Amacınız binlerce övgüye yaraşır; çünkü, insanlık dünyasına hizmet etmektesiniz, bu ise, genel asayiş ve huzuru sağlar. Bu son savaş, dünyaya ve insanlara ispatladı ki; savaş yıkımdır, genel barış ise bayındırlıktır; savaş ölümdür, barış ise yaşamdır; savaş yırtıcılık ve kan dökücülüktür, barış ise şefkat ve insanlıktır; savaş doğa dünyasının gereğindendir, barış ise Tanrısal dinin temelidir, savaş karanlığın içerisinde bir karanlıktır, barış ise göksel ışıklardır; savaş insanlık temelinin yok edicisidir, barış ise insanlık âleminin ebedî hayatıdır; savaş kan emen bir kurt gibidir, barış ise göksel meleklerin benzeridir; savaş yaşam kavgasıdır, barış ise bu dünyada bulunan milletler arasındaki işbirliği ve yardımlaşmaya ve göksel dünyada olan, Tanrı'nın rızasına sebeptir.

Bu gün, insanlık dünyasında genel barıştan daha önemli bir işin bulunmadığına vicdanı tanıklık etmeyen hiçbir kimse kalmamıştır. İnsaf sahibi olan her kişi, buna tanıklık etmekte ve o saygıdeğer Kurulu tanımaktadır; çünkü, onun amacı bu karanlığı aydınlığa, bu kan dökücülüğü şefkate, bu azabı nimete, bu zahmeti rahata, bu düşmanlık ve kini dostluk ve sevgiye dönüştürebilmektir. Bu yüzden, o saygıdeğer kişilerin gayretleri tanınmaya ve övülmeye lâyıktır.

Fakat, şeylerin gerçeklerinden doğan zorunlu ilişkileri kavrayabilen bilgin kişiler; sadece tek bir meselenin, yalnız başına, insansal gerçeğe gereken şekilde nüfuz edemediğine dikkat ederler; çünkü, insanların düşünceleri birleşmedikçe hiçbir önemli iş gerçekleşemez. Şimdi, genel barış çok önemli bir iştir ve büyük işin temelini oluşturan vicdan birliğine gereksinme vardır, ki böylece, temel sağlam ve bina sarsılmaz olabilsin.

Onun için Hz. Bahaullah elli yıl önce, Akkâ kalesinde mahbus ve zulümlerin altında her taraftan sarılmışken bu genel barışın meselesini açıkladı. Bu genel barışın önemli konusu hakkında dünyanın tüm büyük hükümdarlarına yazılar yazdı ve Doğuda, Kendi dostları arasında onu kurdu. Doğu'nun ufku çok karanlıktı, milletler birbirleriyle sonsuz bir düşmanlık ve kin içerisinde ve dinler birbirlerinin kanına susamış idiler, karanlığın içerisinde bir karanlıktı. İşte böyle bir zamanda, Hz. Bahaullah, Doğu ufkundan doğdu ve bu öğretilerin ışığıyla İran'ı aydınlattı.

O'nun öğretilerinden biri genel barışı ilân etmekti. Her millet, her din ve her mezhepten olup O'na uyanlar sonsuz bir sevgiyle bir araya toplandılar, o denli ki, çeşitli Doğu milletleri ve dinlerinden olan kişilerin oluşturdukları büyük toplantılar düzenlendi. Bu toplantılara giren herhangi bir kimse tek bir milleti, tek bir öğretiyi, tek bir ilkeyi ve tek bir düzeni görecekti; çünkü, Hz. Bahaullah'ın öğretileri sadece genel barışın kurulmasıyla sınırlandırılmış değildi. Genel barışı destekleyip yardım eden birçok öğretiler vardı.

Bu öğretilerden biri gerçeği aramaktı, ki böylece, insanlık dünyası taklitlerin karanlığından kurtulup gerçeğe erişsin, bu eskimiş binlerce yıllık elbiseyi yırtıp atsın ve sonsuz bir arınmışlık ve kutsallıkla hakikat fabrikasında dokunan elbiseyi giysin. Gerçek tek olup çokluk kabul etmediğinden ötürü, çeşitli düşünceler, eninde sonunda, tek bir düşünce haline gelmelidir.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, insanlık dünyasının birliğidir ve bu öğretiye göre, tüm insanlar İlâhî koyunlardırlar, Tanrı ise şefkatli bir Çoban'dır. Bu Çoban, bütün koyunlarına şefkat gösterir; çünkü O, herkesi yaratmış ve yetiştirmiştir, herkese rızk vermekte ve herkesi korumaktadır. Kuşkusuz bu Çoban tüm koyunları sever, eğer bu koyunlar arasında cahil olanlar varsa, onlar eğitilmelidir; çocuklar varsa, erginliğe erişebilmeleri için yetiştirilmeli ve hastalar varsa, tedavileri yapılmalıdır. Nefret ve düşmanlıkla değil, şefkatle davranan bir doktor gibi bu cahil hastaları iyileştirmek gerekir.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri şudur: Din, dostluk ve sevgiye sebep olmalıdır, eğer anlaşmazlık yaratıyorsa gereksizdir. Çünkü, din bir ilâç gibidir, eğer ilâç hastalığı yaratıyorsa gereksizdir.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri şudur: Dinin insan yüreklerine etki yapabilmesi için, o ilim ve akla uygun olmalıdır. Onun temeli taklitlerden ibaret değil, sağlam olmalıdır.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri şudur: Dinî taassup, ırksal taassup, siyasal taassup, iktisadî taassup ve vatansal taassuplar insanlık temelinin yıkıcısıdırlar. Bu taassuplar var oldukça insanlık dünyası rahata kavuşamaz. Tarih, insanlık dünyasının altı bin yıllık süresi hakkında bize haber veriyor. Bu altı bin yıllık süre içerisinde, insanlık dünyası; savaş, çatışma, öldürme ve kan dökücülükten kendisini kurtaramadı. Her bir devirde, ülkelerin biri veya öbüründe, savaş vardı ve bu savaş; ya dinî taassuptan, ya ırksal taassuptan, ya siyasal taassuptan veya da vatansal taassuptan meydana gelmişti. O halde, bütün taassuplar insanlık temelinin yıkıcıları oldukları ispatlanıp kesinleşti. Bu taassupların var olduğu müddetçe yaşam kavgası kendi egemenliğini sürdürecek ve kan dökücülük ve yırtıcılık devam edecektir. O halde, daha öncede de belirtildiği üzere, insanlık dünyası taassupları bırakıp Melekûtî ahlâka yapışmadıkça kendini doğanın karanlığından kurtaramaz ve aydınlığa kavuşamaz.

Eğer bu taassup ve düşmanlık din yüzünden doğuyorsa, üzerinde düşününüz ki, din dostluğa sebep olmalı, aksi halde yararsızdır. Eğer bu taassup, milliyet taassubu ise, tüm insan cinsinin tek bir millet olduğunu göz önüne getiriniz, tümü Adem ağacından türemişlerdir ve Adem bu ağacın kökenidir. O, tek bir ağaçtır ve bu milletler onun dallarına, insan bireyleri ise onun yaprakları, tomurcukları ve meyvelerine benzemektedirler. Artık çeşitli milletlerin kurulması için kan dökerek insanlığın temelini yıkmak insanın cehaletinden ve bencil güdülerindendir.

Vatansal taassup da cehaletin ta kendisidir; çünkü, yeryüzü tek bir vatandır. Her insan, yerküresinin herhangi bir noktasında yaşayabilir. O halde, yerküresinin tümü insanın vatanıdır. Bu sınırlar ve hudutları insanoğlu ortaya çıkartmıştır. Yaradılışta bu sınırlar ve hudutlar tayin edilmemiştir. Avrupa, tek bir kıtadır; Asya, tek bir kıtadır; Afrika, tek bir kıtadır; Amerika, tek bir kıtadır; Avustralya, tek bir kıtadır; fakat, bazı şahıslar kendi kişisel amaçları ve bencil çıkarları yüzünden bu kıtaların her birini bölmüşler ve kendi vatanları olarak saymışlardır. Tanrı, Fransa ile Almanya arasında bir mesafe yaratmamıştır, onlar birbirlerine bitişiktirler. Evet, ilk çağlarda, kişisel amaçlar güden bazı şahıslar kendi çıkarlarını yükseltmek gayesiyle sınırlar ve hudutları tayin ettiler ve bu konu günden güne önem kazanarak sonraki çağlarda en büyük düşmanlığı, kan dökücülüğü ve yırtıcılığı yaratabilecek derecesine kadar vardı. Bu iş, aynı şekilde sürüp gidecektir ve eğer sadece kendi vatanını düşünmek kavramı belirli bir dairenin içinde sınırlı kalırsa, bu konu dünyayı yıkan en büyük neden olacaktır. Hiçbir akıllı ve insaflı kimse bu kuruntuları onaylamaz. Sınırlı bir bölgeye vatan adını koyup kendi kuruntularımızla ona ana diyoruz; oysa, o sınırlı bölge değil, yer küresi herkesin anavatanıdır. Kısacası, birkaç gün bu yerküresi üzerinde yaşayıp sonunda onda gömülürüz, o bizim ebedî mezarımızdır. Bu ebedî mezar için kan dökücülükle uğraşıp birbirlerimizi yırtmamız hiç yakışır mı? Haşa, asla! Ne Tanrı bundan razıdır ve ne de akıl sahibi bir insan bu işi uygun bulur.

Dikkatle bakınız! Kutlu hayvanların vatan kavgaları yoktur. Onlar, birbirleriyle sonsuz bir dostlukla toplu halde yaşarlar. Örneğin, eğer Doğulu bir güvercin ile Batılı bir güvercin ve Kuzeyli bir güvercin ile Güneyli bir güvercin tesadüfen bir araya gelseler, hemen birbirleriyle arkadaş olurlar. Ayrıca, diğer kutlu hayvanlar ve kuşlar da böyledirler. Fakat, yırtıcı hayvanlar birbirlerini görür görmez saldırıp, çatışıp birbirini parçalarlar ve tek bir yerde beraberce yaşamaları imkânsızdır. Onların tümü, ayrı yaşamayı seven yabanîler ve kavga edip çatışan hayvanlardırlar.

İktisadî taassuba gelince; milletler arasındaki ilişkiler daha güçlü olunca, mal alış verişi çoğalınca ve her ülkede iktisadî bir ilke kurulunca, eninde sonunda, başka ülkeler de bundan etkilenecekler ve genel çıkarlar sağlanmış olacaktır. Artık, bu taassuba ne gerek vardır?

Siyasî taassup konusunda, Allah'ın Siyaseti'ne uymak gerekir ve Allah'ın Siyasetinin insanoğlunun siyasetinden daha büyük olduğu kesindir. Biz, Allah'ın Siyaseti'ne uymalıyız; O, tüm insan bireylerine aynı şekilde davranmakta ve onlar arasında bir fark gözetmemektedir ve işte bu, İlâhî Dinlerin temelidir.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, insanlar arasında evrensel, olarak yayılacak, tek bir dilin icadıdır. Bu öğreti elli yıl önce Hz. Bahaullah'ın kaleminden sadır oldu, ki böylece bu evrensel dil tüm insanlar arasındaki yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırsın.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, kadın ve erkek eşitliğidir. İnsanlık dünyasının iki kanadı vardır, biri erkek, öbürü ise kadındır. İki kanat eşit olmayınca kuş uçamaz. Eğer kanatların biri zayıf olsa, uçuş imkânsızdır. Erdemlikleri ve olgunlukları kazanmanın konusunda kadınlar dünyası erkekler dünyasıyla eşitlik elde etmedikçe kurtuluş ve huzur gereği gibi sağlanamaz.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, (musavat) kişinin kendi malını gönüllü olarak insanlar arasında paylaşmasıdır. Bu musavat, eşitlikten daha büyüktür; o ise şudur: İnsan kendini başkalarına tercih etmemeli ve tersine kendi can ve malını başka kişiler için feda etmelidir. Fakat bu, şahsı mecbur kılan zoraki ve sert yasaları ortaya koymakla değil, İran'daki Bahailer arasında uygulanmakta olduğu gibi, kişinin kendi rızası ve iç huzuruyla malını ve canını başkalarına feda etmek ve yoksullara gönüllü olarak bağışta bulunmak şeklinde olmalıdır.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, insan özgürlüğüdür; yani, insan kendisini manevî güçle doğa dünyasının tutsaklığından kurtarmalıdır; çünkü, insan doğanın tutsağı olduğu sürece yırtıcı bir hayvandır, zira, yaşam kavgası doğa dünyasının özelliklerindendir. Bu yaşam kavgasının konusu ise, bütün belâlar ve en büyük kederlerin kaynağıdır.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri şudur: Din, sağlam bir kaledir. Eğer dinin temeli sallanıp sarsılırsa kargaşalık meydana gelir ve işlerin düzeni büsbütün bozulur; çünkü, insanlık dünyasında insanın suç işlemesini engelleyen iki koruyucu vardır. Biri, suçluyu cezasına çarptıran yasa engelidir; fakat yasa, gizli olan suçlara değil görünebilen suçlara bir engeldir. Ama, manevî bir koruyucu olan İlâhî Din, görünen ve görünmeyen her iki suçu engeller, insanı eğitir, ahlâkı düzeltir, erdemlikleri benimsemeye zorlar ve insanlık dünyasının mutluluğunu garantiler ve o herkesi kapsayıcı bir güçtür. Fakat, dinden gaye, taklide değil araştırmaya dayalı olan ve temellerini insanların taklitlerinin oluşturmadığı İlâhî Dinlerdir.

Hz. Bahaullah'ın, öğretilerinden biri şudur: Maddî uygarlık, insanlık dünyasının ilerlemesinin araçlarından biri olmasına rağmen, İlâhî uygarlıkla birleşmedikçe insanoğlunun mutluluğunun özlenen sonucuna varılamaz.

Bakınız! Bir şehri, bir saatte, yıkan bu savaş gemileri maddî uygarlığın sonuçlarındandır; bunun gibi de; Krupp topları, Mavzer tüfekleri, dinamit, denizaltı gemiler, torpido, silahlanmış ve bombardıman uçakları, tüm bu savaş aletleri, maddî uygarlığın kötülüklerinden doğmaktadır. Eğer maddî uygarlık İlâhî uygarlıkla birleşmiş olsaydı, bu ateş fışkıran silâhlar yapılmazdı. Tersine, insansal güçlerin tümü yararlı icatları meydana çıkartmak üzere harcanacaktı ve erdemlik taşıyan keşiflerde toplanacaktı. Maddî uygarlık, lambanın şişesine ve İlâhî uygarlık ise, bu lambanın ışığına benzer; şişe, ışıksız karanlıktır. Maddî uygarlık beden gibidir. Bu beden sonsuz güzellik, incelik ve tazelikte olsa bile yine ölüdür. İlâhî uygarlık ise ruha benzer, bu beden bu ruhla diridir, aksi takdirde bir ceset haline gelir. O halde, insanlık dünyasının Ruhulkuds esintilerine muhtaç olduğu belirlendi. Bu ruh bulunmazsa insanlık dünyası ölüdür. Bu ışık olmazsa insanlık dünyası karanlığın içerisinde bir karanlıktır. Çünkü, doğa dünyası hayvan dünyasıdır. İnsan, doğa dünyasından yeniden doğmadıkça; yani, doğa dünyasından kendini kesmedikçe, sırf bir hayvandır ve Tanrısal öğretiler bu hayvanı insan yapar.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, eğitim ve öğretimin ilerletilmesidir. Her çocuğa, gerektirdiği kadar, bilimler öğretilmelidir. Eğer anne ve baba bu okutmanın malı masraflarını karşılayabilirlerse ne âlâ, aksi halde, toplumsal kurul o çocuğun öğretim araçlarını sağlatmalıdır.

Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri, adalet ve haktır. Bu konu varlık alanında gerçekleşmedikçe, her şey düzensiz ve noksan kalacaktır. İnsanlık dünyası zulüm, baskı, saldırı ve yanlışlık dünyasıdır.

Kısacası, bunlara benzeyen birçok öğretiler vardır. Rahmansal bağışların sonucu ve insanlık dünyasının mutluluğunun en büyük temelini oluşturan bu çeşitli öğretilerin bir netice verebilmeleri için genel barış konusuna eklenmeli ve onunla birleşmelidir. Aksi halde, genel barışın konusunu tek başına ele alıp insanlık dünyasında gerçekleştirmek çok zordur. Hz. Bahaullah'ın öğretileri, genel barışla birleştirilmiş olduklarından, üzerinde her çeşit ve çok güzel yemeklerin hazır bulunduğu bir sofraya benzer. Her şahıs, iştahla aradığını o sonsuz nimet sofrasında bulur. Eğer mesele sadece genel barışla sınırlı kalırsa, istenilen ve amaçlanan büyük sonuçlara varılamayacaktır. Genel barışın sahası o denli geniş olmalıdır ki, tüm dünya toplulukları ve dinleri kendi isteklerini onda bulabilsinler. Şimdi, Hz. Bahaullah'ın öğretileri böyledir; tüm dünya toplulukları, ister dinî, ister siyasî, ister ahlâkî, ister eski, ister modern, hepsi kendi sonsuz arzularını Hz. Bahaullah'ın öğretilerinde bulurlar.

Örneğin; dinlere mensup olanlar, Hz. Bahaullah'ın öğretilerinde, bugünkü duruma son derece uygun olan ve gerçekten, dermansız her hastalığı hemen tedavi eden, her acıyı iyileştiren ve her öldürücü zehir için en etkili bir panzehir olan Evrensel Din'in kuruluşunu bulurlar. Çünkü, eğer biz şimdiki mevcut dinî taklitler uyarınca insanlık dünyasına bir düzen ve intizam getirip ve onunla insanlık âleminin mutluluğunu kurmak istiyorsak, bu imkânsızdır ve uygulanması ihtimal dışındadır; örneğin, Tevrat'ın hükümlerini ve aynı şekilde başka dinlere ait yasaları, onların bugünkü mevcut taklitlerince, uygulamak mümkün değildir. Fakat, insanlık dünyasının erdemliklerine ait olan ve beşer âleminin mutluluğunu sağlatan bütün İlâhî Dinlerin ana temeli Hz. Bahaullah'ın öğretilerinde en mükemmel şekliyle sunulmuştur.

Bunun gibi de, özgürlüğü arzulayanlar için, insanlık dünyasının mutluluğunu garantileyen ve genel ilişkileri koruyan itidalli bir özgürlük, son derece güçlü ve geniş olarak, Hz. Bahaullah'ın öğretilerinde mevcuttur.

Aynı şekilde, siyasî partiler için; en büyük bir siyaset sayılan insanlık dünyasını yönetme siyaseti değil, gerçekte İlâhî bir siyaset mevcuttur.

Bunun gibi de, iktisadî sorunlara bir çözüm arayan "eşitlik" partisine gelince; bugüne dek herhangi bir grup tarafından iktisadî sorunlara bir çözüm olarak teklif edilenlerin uygulanılamadığı ispatlanmıştır; fakat, Hz. Bahaullah' ın öğretilerinde mevcut olan iktisadî sorunların çözüm yolları bundan müstesna olup uygulanabilmekte ve toplumun ıstırabına sebep olmamaktadır.

Diğer partilerde bu durumdadır. Keskin bir gözle bu konuya derinliğine baktığınız zaman, Hz. Bahaullah'ın öğretilerinde bu partilerin arzuladıklarının da var olduklarını göreceksiniz. Bu öğretiler, insanlar arasında herkesi kapsayan bir gücü meydana getirir ve uygulanabilir. Fakat eskiden kalma bazı öğretiler, örneğin Tevrat'ın hükümleri, bugün kesinlikle uygulanamaz. Başka dinler, değişik mezheplerin inançları ve çeşitli partiler de bunun gibidir.

Örneğin, genel barışın konusunda, Hz. Bahaullah, En Büyük Mahkeme'nin kurulmasının gerekli olduğunu açıklar; Milletler Cemiyeti kurulduğu halde, yine genel barışı kurmanın üstesinden gelemez. Fakat, Hz. Bahaullah'ın açıkladığı En Büyük Mahkeme sonsuz bir kudret ve güçle bu kutsal görevi yerine getirecektir. Ve O'nun açıkladığı plan şöyledir: Her ulus ve devletin millet meclisleri; yani parlamentolar, kendi milletinin seçkinleri arasından, uluslar arası hukukun tüm yasalarını ve devletler arasındaki ilişkileri iyice bilen ve aynı zamanda insanlık dünyasının bugünkü gerekli ihtiyaçlarına vakıf olan, iki veya üç bilgili kişiyi seçmelidirler. Bu delegelerin sayısı o ülkenin nüfus oranına göre olmalıdır. Millet Meclisi, yani parlamento, tarafından seçilen bu kişileri senato, temsilciler meclisi, bakanlar kurulu, cumhurbaşkanı veya imparator da ayriyeten onaylamalıdırlar, ki böylece, bu delegeler tüm milletin ve devletin seçilmiş kişileri olabilsinler. Bu kişiler arasından En Büyük Mahkeme'nin üyeleri seçilecektir ve insanlık dünyasının tümü onda ortak olacaklardır; çünkü, bu delegelerin her biri kendi milletinin tümünü temsil eder. Bu En Büyük Mahkeme, milletler arasındaki sorunların birinde, ister oy birliği veya ister oy çokluğuyla, bir karara vardığı zaman, ne davacının bir bahanesi kalacak ve ne de davalının bir itirazı olabilecektir. Eğer devletlerden veya milletlerden biri, En Büyük Mahkeme'nin reddedilmez kararını yürürlüğe koymakta gecikme veya ihmal gösterirse, insanlık dünyası ona karşı ayaklanmalıdır; çünkü, tüm dünya milletleri ve devletleri bu En Büyük Mahkeme'nin destekleyicileridirler. Dikkatle bakınız, bu nasıl sağlam bir temeldir! Fakat, sayılı ve sınırlı bir Cemiyet'le, gereği gibi, amaç sağlanamayacaktır. Bu açıklanmış olan konular durumun gerçeğidir...

228 - Ey Bahaullah'ın Eşiği'nin kulu! 14 Haziran 1920 tarihini taşıyan mektubun ulaştı. Barış Kurulu'nun bazı üyelerinin mektubu da ulaştı ve onlara bir cevap yazıldı. Kendilerine teslim et.

Bu toplantının etrafa ün saldığı gibi olmadığı ve işleri gereken şekilde bir düzen ve intizama koyamadığı bellidir. Her ne şekilde olursa olsun, onların teşebbüs ettikleri konu çok büyük bir önem taşıyor. Lahey'deki toplantı, kendi sözlerini devletler ve milletlere etkili kılabilecek derecesinde, güçlü ve nüfuzlu olmalıdır. Sen, orada bir araya gelen saygıdeğer üyelere, savaştan önce toplanan Lahey Konferansı'nın Başkanı Rusya İmparatoru ve üyelerinin en yüksek mevki sahipleri olduklarını belirt. Buna rağmen onlar o korkunç savaşı önleyemediler. O halde, şimdi ne olacaktır? Çünkü, gelecekte daha da şiddetli başka bir savaş meydana çıkacaktır, kesinlikle, bunda hiçbir şüphe yoktur. Lahey toplantısı ne yapabilir?

Fakat, Hz. Bahaullah'ın koyduğu temel ilkeler günden güne yayılmaktadır. Mektubun cevabını onlara ulaştır, büyük bir sevgi ve şefkat göster ve onları kendi hallerine bırak. Her halûkârda, onlar sizden razı olmalıdırlar; onların bilgisi altında, İngilizce'ye tercümesi yapılan ayrıntılı mektubumu basıp yayımlayınız.

Fakat, Esperanto topluluğuyla kaynaşınız. Onların arasında yetenekli birine rastlarsanız, ona Yaşam esintisini veriniz. Her toplantıda Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden söz açınız; çünkü bu, bugün, batı ülkelerinde etkili olacaktır. Eğer, Hz. Bahaullah'ın kim olduğuna inanıyorsunuz? diye sorarlarsa, O Hazreti bu çağın en başta gelen Öğretmeni ve Eğitmeni olarak bildiğinizi söyleyiniz ve Hz. Bahaullah'ın kaleminden elli yıl önce bu genel barış ve diğer öğretilerin sadır olduğunu ve İran ile Hindistan'da basılıp tüm dünyada yayımlandığını açıklayarak ayrıntılarıyla anlatınız. Genel barışın konusuna başlangıçta herkes kuşkuyla bakıyordu; çünkü, onun gerçekleşmesinin tamamen imkânsız olduğunu sanıyorlardı. Ayrıca, Hz. Bahaullah'ın büyüklüğünden söz ediniz; İran ve Türkiye'de meydana gelen olaylar, O'nun göstermiş olduğu hayret verici eserler O'nun hükümdarlara gönderdiği Hitaplar ve söylediklerinin sonradan gerçekleştiği hakkında konuşunuz. Bahai Emri'nin nüfuzunu anlatınız. Lahey'de olan Evrensel Barış Kurulu'yla kaynaşınız ve mümkün olduğu kadar saygıyla davranınız.

Esperantist'lerin kabul etme yeteneklerine sahip bulundukları ve senin de Esperanto dilini güzelce bildiğin bellidir. Almanya ve başka yerlerde olan Esperantist'lerle haberleşme kur. Yayımladığın eserler, sırf öğretilerden ibaret olmalıdır. Başka yazıları yaymak, şimdilik, uygun değildir. Tanrısal teyidlerin seni devamlı olarak desteklemesini umarım...

Lahey toplantısının cansızlık ve soğukluğundan üzülme. Allah'a tevekkül et. Esperanto dilinin bundan sonra insanlar üzerinde büyük bir etki bırakmasını ümit ederiz. Şimdi, sen bir tohum serptin. Kuşkusuz yeşerecektir. Onun yeşermesi Tanrı'nın elindedir.

229 - Ey Hakk'ın sadık kulu! Dünya olayları ve hadiselerinden üzgün ve solgun olduğunu duydum. Bu keder ve gam ne için? Ebha Cemâli'nin gerçek âşıkları ve Misak kadehinden sarhoş olanlar hiçbir belâdan üzülmezler ve hiçbir zorluktan solmazlar. Onlar, sıkıntı ateşini sevincin bahçesi ve denizin dibini göğün geniş alanı sayarlar.

Sen, Hakk'ın koruyuculuğu altında ve Misak Ağacı'nın gölgesinde bulunduğun halde, artık neden üzgünsün? Emin ve güvenli ol. Sonsuz bir sevinç, neşe, gayret ve sadakatle kendi Rabbı'nın yazılı emirlerini yerine getir ve kendi devlet ve milletinin hayrını sevenlerden biri ol. O'nun teyidi her anda yetişecek, O'nun bağışı seni kapsayacak ve senin gönlünün arzusu gerçekleşecektir.

Kıdem Cemâli'ne -ruhum O'nu sevenlere feda- andolsun! Eğer ahbaplar, Tanrı' nın, onlar için Kendi Melekûtu'nda nasıl görkemli bir egemenliği mukadder buyurduğunu bilselerdi, kuşkusuz sonsuz bir neşe duyup öncesizlik yüceliğin tacını kendi başlarının üstünde görecekler ve sevinçten uçacaklardı. Pek yakında, O'nun lütuflarının ışıkları ahbapların üzerine nasıl parladığı ve onların yüreklerinde nasıl bir okyanusun çalkalandığı meydana çıkacaktır? İşte o zaman, onlar; biz mutluyuz, bırakın dünya sevinsin, çığlığını koparacaklardır.

230 - Ey saygıdeğer kişi! 19 Aralık 1918 tarihini taşıyan ikinci mektubun ulaştı. Büyük bir sevinç ve neşe yarattı; çünkü, Ahit ile Misak'ı sağlamlıkla tuttuğunu ve Allah'ın Melekût'unun çağrısını yükseltme özlemini taşıdığını kanıtlıyordu. Bugün, Melekût'un çağrısı, insanlık dünyasını kendine çeken, mıknatısın gücüdür; çünkü, insanlardaki yetenekler çok büyüktür. Tanrısal öğretiler bu çağın ruhudur ve yalnız bu değil, daha doğrusu, bu çağın güneşidir. İnsanların gözlerini kapatan perdelerin kaldırılması için herkes bir gayret göstermelidir, ki böylece, güneş hemen görünsün ve göz ve gönül onunla aydınlansın.

Şimdi, Tanrısal inayetin ve yardımın sayesinde, sende bu kılavuzlama gücü ve bu merhametli bağış meydana gelmiştir. Bu yüzden, çürümüş kemiklere ruh kazandırmak, körleri görür göze kavuşturmak, üzgün ve solgun kişileri canlandırmak ve onlara tazelik ve güzellik bağışlatmak üzere sonsuz bir Güç'le teşebbüse geç. Günden güne ışığı artmakta olan Melekût lambasından başka, her lamba sonunda sönecektir. Günden güne daha da yükselmekte olan Allah'ın Melekûtu'na çağrısından başka her çağrı sonunda zayıflayacaktır. Günden güne daha da dümdüz olacak Melekût'un yolundan başka her yol sonunda bükülecektir.

Kuşkusuz göksel melodi dünyevî melodiyle ölçülemez ve sunî lambalar göksel Güneş'le kıyaslanamaz. O halde, günden güne daha fazla aydınlanabilmek, daha fazla güçlenebilmek ve yeni bir yaşam kazanabilmek üzere sebatlı ve kalıcı olan şeylerde çabalamak gerekir...

Baba, anne ve erkek kardeşinin, kılavuzluk ışığının sayesinde, Tanrı'nın Melekût'una girebilmeleri için Allah'ın Melekûtu'na yalvarıp yakarıyorum.

231 - Ey Yaşam Ağacı'nın üzerindeki tomurcuk! Senin, hizmet kuşağını bağlayıp sonsuz bir himmetle Tanrısal öğretileri yaymağa uğraştığın ve toplantılar düzenleyerek Allah'ın Kelimesi'ni yüceltmeğe kalktığın için ne mutlu sana!

Bu fani dünyada her önemli konunun bir nihayeti ve teşebbüs edilen her büyük işin bir sonu vardır ve onların hiçbirisi devamlı olarak kalıcı değildir. Örneğin, geçmiş çağların dünyasında meydana getirtilen kuruluşların tümünün şimdi yok olup gittiğine dikkat et; onlardan hiçbir eser bile kalmamıştır; fakat, Allah'ın Melekûtu'nun büyük Emri bundan müstesnadır ve onun bir başlangıcı ve bir sonu yoktur, olsa olsa yenilenir. Her yenilenme, başlangıcında, halkın gözünde hiçbir önem taşımıyor; fakat, kesinlikle kurulunca, o zaman günden güne ilerleyecek ve yüceliği göklere kadar yükselecektir.

Örneğin, Allah'ın Melekûtu'nun yenilenme zamanı olan Hz. İsa'nın gününe dikkatle bak. Dünya halkı O'na hiçbir önem vermedi ve O'nun ehemmiyetini kavrayamadı, o denli ki, Constantine'nin annesi olan Allah'ın cariyesi Helen'in gelip o kutsal mezarını keşfedinceye dek 300 yıl için Hz. İsa'nın mezarı gizli ve meçhul kalmıştı.

Amacım, dünya halkının nasıl gaflet ve cehaletin içerisinde bulundukları ve Melekût'un kurulma gününde nasıl ihmalci ve dikkatsiz kaldıklarını göstermektir.

Çok geçmeden, Melekût'un gücü dünyayı saracak ve işte o zaman onlar uyanacaklar, çığlıklar koparıp inleyecekler, mazlumlar ve şehitlerin haline ağlayıp matem tutacaklar ve ah ve figan edeceklerdir. İşte budur halkın tabiatı.

232 - Başkan Wilson'un ilân ettiği on dört ilkelerin çoğu Hz. Bahaullah'ın öğretilerinde mevcut bulunmaktadır; bu yüzden, onun başarı ve teyid kazanmasını umarım. Şimdi genel barışın tam vaktidir; onun güneşinin tam olarak parlamasını ve insanlar arasındaki kavga, çatışma ve savaşın karanlığını dostluğa, sevgiye ve birlik ışığına dönüştürmesini ümit ederim.

233 - Ey vefalı dostlar! Ey Hz. Bahaullah'ın sadık kulları! Şimdi gece yarısıdır, şu anda tüm gözler dinlenmiş ve herkes rahat yatağında başını yastığa koyup uyku denizine dalmış iken; Abdülbaha, Revze-i Mübarek'in civarında uyanık ve sonsuz yalvarı ve yakarıyla şu duayı yapmakta:

Ey şefkatli Allah! Doğu hareket halinde, Batı ise sonsuz dalgalar içerisindedir. Kutsallığın hoş kokuları yayılmakta, Gerçeklik Güneşi'nin ışıkları Görünmezlik Melekûtu'ndan doğup aşikâr olmaktadır. Tanrı birliğinin âyetleri güzel bir sesle okunmakta ve göksel gücün sancakları dalgalanmaktadır. Meleksel Çağrı yükselmekte ve bir balinanın kükreyişi gibi seslenip fanilik ve yokluğa davet etmektedir. Her kıyıdan "Ya Baha-ul Ebha"nın çığlığı yükselmekte ve her taraftan "Ya Ali-ul-Alâ"nın sesi göklere kadar çıkmaktadır. Dünyada Eşsiz Sevgili'nin tecellisinin meydana getirdiği heyecandan başka bir hareket ve dünyada, Benzersiz Mahbub'un aşkından doğan kargaşalıktan başka bir gürültü yoktur.

Her yerde, İlâhî dostlar misk kokan soluklarıyla mumlar gibi ışık saçmakta ve Rahmansal ahbaplar, açılan çiçekler gibi, her ülkede bulunmaktadırlar. Onlar, bir an bile dinlenmemekte, Seni anmaktan başka hiçbir şey için soluk almamakta ve Senin Emri'ne hizmet etmekten başka hiçbir şeyi arzulamamaktalar. Onlar, gerçeklik çayırının güzel ötüşlü bülbülleri ve kılavuzluk gül bahçesinin parlak renkli çiçekleridirler. Hakikat Bahçesi'nin caddesini manevî çiçeklerle süsletmekte ve sallanan selviler gibi İlâhî Kılavuzluk nehrinin kenarlarını güzelleştirmekteler. Onlar, varlık ufkunun parlayan yıldızları, dünya semasının ışıldayan gök cisimleri, teyidin mazharları ve başarı ışığının doğuş yerleridirler.

Ey şefkatli Tanrı! Hepsini sebatlı ve dayanıklı kıl ve sonsuza dek parlayan ışıklar yap, ki böylece, her anda, Senin inayet bahçenden tatlı bir rüzgâr essin, Senin bağış okyanusundan bir çığ yükselsin. Senin sevgi bulutunun yağmurları tazelik bağışlasın ve herkes göksel birliğin gül bahçesinin esintilerinden yararlansın.

Ey Dünyanın En Sevileni, Kendi Işığını parlat. Ey insanlığın Mahbubu, Kendi Yüzü'nün nurunu üzerimize saç.

Ey gücü her şeye yeten Tanrı, bizi koruyup bir sığınak bağışla. Ey varlığın Sultanı, Kendi kudret ve saltanatını açığa çıkart.

Ey Şefkatli Tanrı! Bazı şehirlerde isyancılar hareket ve coşku içerisindeler ve insafsız kışkırtmacılar gece gündüz zulmetmektedirler.

Hatta zalimler, kurtlar gibi, pusu kurmuşlar, mazlum ve suçsuz koyunlar ise yardımcısız kalmışlardır. İlâhî birlik sahalarının geyiklerini av köpekleri kovalamakta ve göksel kılavuzluk dağlarındaki sülünlerin peşini kıskançlık kuzgunları bırakmamaktadır.

Ey Tanrı! Bizi koruyup himaye et. Ey gerçek Koruyucu! Bizi muhafaza edip sığındır. Kendi gölgene barındır, Kendi yardımınla kötülerden koru. Gerçekte, Sensin Hakiki Koruyucu, Görünmez Muhafız, Melekûtî Esirgeyici ve Göksel Şefkatli.

Ey İlâhî Dostlar! Bir yandan, Hakk'ın bayrağı açılmış ve Melekût'un çağrısı yükselmiştir; Allah'ın Emri yayılmakta ve Tanrısal eserler açık ve aşikâr olmaktadır. Doğu nurlu, Batı hoş kokulu, Güney esmer amber ve Kuzey ise misk kokmaktadır.

Öte yandan, vefasızlar sonsuz bir kin, düşmanlık, fesat ve muhalefet içerisindedirler. Birinin kalkıp da isyan bayrağını yükseltmediği ve kendi atını şüphelerin meydanında koşturmadığı bir gün görünmüyor. Zehirli bir engereğin kendi ağzını açıp öldürücü zehirlerini saçmadığı bir saat geçmiyor.

İlâhî dostlar sonsuz bir sadakat ve doğruluk içerisinde ve bu kin ve vefasızlıktan habersizdirler. Yılanlar çok yumuşak ve dostça davranmakta, sonsuzca kuruntular yayarak hile ve desiseler çıkartıp aldatmaktadırlar. Uyanık olunuz! Ayık olunuz! Mümin kişi, akıllı ve zeki ve kendine güvenen ise, güçlü ve sebatlı olur. Dikkatli olunuz!

"Müminin zekâsından korkunuz, çünkü o, Allah'ın nuruyla görür!"

Sakın hiç kimse aranıza gizlice sızıp bir fitne yaratmasın. Zapt edilmez Kale'nin cesur ordusu ve Görkemli Köşk'ün yiğit askerleri olunuz. Çok uyanık olunuz, herhangi bir zalimin bir zarar vermemesi için, gece gündüz çok dikkatli olunuz.

Gerçeği kavramak ve Cemâli Mübarek'in daha önceden tamamıyla haber verdiği gelecekteki olayları görebilmek için Mellah-ı Kuds Levhi'ni okuyunuz. Gerçekte, onda, göz sahiplerine ibretler ve içten olanlara Tanrı vergisi vardır.

Abdülbaha, Kutsal Eşik'te bir kul ve sonsuzca tevazu, alçak gönüllülük ve sabırsızlıkla gece gündüz eserleri yaymak için uğraşmaktadır. Eğer o bir fırsat bulursa, dua etmekte, ağlayıp yalvarmakta ve inleyip yakarmakta ki:

Ey Tanrım! Biz çaresizleriz, bir çare bağışla; evsiz yurtsuzlarız, bizi sığındır; dağılmış olanlarız, bizi birleştir; yolunu şaşıranlarız, Kendi Sürü' ne getirt; nasipsizleriz, bir pay ve bir nasip ver; susamış olanlarız, Yaşam çeşmesine kılavuzla; zayıflarız, güçlendir; ki böylece, Senin Emri'ne yardım etmeğe kalkalım ve kılavuzluk yolunda canımızı feda edelim.

İşte budur Cemâli Mübarek'e kul olanın tapma ve davranma tarzı.

Fakat, vefasızlar, Allah'ın Emri'nin temelini sarsmak, Kutlu Ağacı kökünden kazmak, bu mazlum Kulu hizmetten alıkoymak ve Abdülbaha'yı tamamen ortadan kaldırıp yok etmek için gizlice bir fitne ve fesat çıkartmak üzere, gizli ve açık olarak, gece gündüz çabalamaktalar. Görünürde koyunlar ve gerçekte yırtıcı kurtlardırlar. Dilleri tatlı fakat yürekleri öldürücü zehirdir.

Ey ahbaplar! Allah'ın Emri'ni koruyunuz. Dilin tatlılığına aldanmayınız. Her şahsın amacının ne olduğuna ve hangi düşünceyi yaymak istediğine dikkat ediniz. Hemen uyanıp tedbir alınız. O şahıstan sakınınız, fakat asla saldırgan olmayınız! Tenkit etmek ve iftira atmaktan kaçınınız, onu Tanrı'ya bırakınız. Üzerinize Ebha'nın Baha'sı olsun.

234 - Ey Tanrı'nın hoş kokularına cezbedilen! Belagatla yazılan mektubunun içeriğinden bilgi edinildi ve Abdülbaha'nın mahbusluğu için gözyaşları döküp yüreğinin yandığı anlaşıldı.

Ey Tanrı'nın cariyesi! Bu zindan benim için bir çiçek bahçesinden daha tatlı ve hoştur; bu tutukluluk benim için özgürlükten daha iyidir; bu dar yer benim için geniş ve açık bir alandan daha boldur. Benim için üzülme. Eğer Rabb'ım en büyük şehitliğin tatlı kadehinin içilmesini bana mukadder kılarsa, işte o zaman benim en büyük arzum gerçekleşmiş olacaktır.

Eğer bu Dal bu fani dünyadan kesilirse ve yaprakları koparılırsa hiç üzülme, bu olaydan dolayı onun yaprakları serpilecektir; çünkü, bu Dal bu aşağı dünyadan kesildikten sonra gelişip büyüyecek, yüceliğin en yüksek doruğuna erişecek ve kendi güzel kokularıyla dünyaya hoş kokular kazandıran meyveler yetiştirecektir.

235 - Rabb'ım, Rabb'ım! Seni içtenlikle sevenlerin yüzlerini nurlandır; onları, kesinlikle zafer kazandıran meleklerinle destekle, onları Kendi doğru yolunda sebatlı kıl ve Kendi kadim fazlınla bereket kapılarını yüzlerine aç. Çünkü, onlara ihsan ettiklerini onlar Senin yolunda harcamakta, Senin Dinini korumakta, kendi güvenlerini Seni anmağa bırakmakta, Senin sevgin uğruna ruhlarını sunmakta ve Senin Cemâli'nin aşkı ve Senin rızanı kazanmaktan başka hiçbir şey için ellerinde tutmamaktadırlar.

Ey Rabb'ım! Onlar için bol bir mükâfat, layık oldukları bir nasip ve kesin bir karşılık mukadder kıl.

Gerçekten, Sen, başarı kazandırıcı, destekleyici, bol verici ve kerimsin.

236 - Ey Allah'ım, ey arayanları doğru yola kılavuzlayan, dalâlet ve körlük vadisinde dolaşanları kurtaran, Kendi nimetler ve bağışlarını içten olanlara saçan, dehşete düşenleri Kendi zapt edilmez sığınağında barındıran ve Sana yalvaranların dualarını Kendi yüce Melekût'undan cevaplandıran Tanrım. Sana övgüler olsun ey Rabb'ım ki, şaşıranları inançsızlık ölümünden kurtarıp kılavuzladın, Sana ikbal edenleri yolculuğun gayesine ulaştırdın, takva sahiplerini en büyük arzularına erdirilmeleriyle sevindirdin, Cemâli'nin Melekût'undan, özleyenlere Kendi kavuşma kapılarını açtın ve onları hüsran ateşinden kurtardın ve böylece onlar, Sana hızla koştular, Senin huzurunu kazandılar, Sana ait olan hoş karşılamanın kapısına vardılar ve bol bir nasip aldılar.

Ey Rabb'ım! Onlar, susamış olanlardı, kurumuş dudaklarına kavuşma suyu yetiştirdin. Ey Şefkatli, ey Bağışlayan! Sen, Kendi fazıl ve ihsanının merhemiyle onların ağrıları ve sızılarını dindirdin ve Kendi merhamet ilâcıyla hastalıklarına şifa verdin. Ey Rab! Senin yolunda onların attıkları adımlarını sağlamlaştır, dikiş iğnesinin gözünü onlar için genişlet ve şahane cübbelere bürünmüş olarak ebedî yücelikte son bulmaz bir sona kadar yürüyebilmelerini sağlat.

Gerçekten, Sensin cömert, bağışlayan, aziz ve bol verici. Senden başka güçlü, yüce, aziz ve her şeyi yenen Tanrı yoktur.

Ey ruhanî dostlar! Tanrı'ya övgüler olsun, perdeyi kaldırdınız, şefkatli Sevgili'yi tanıdınız, mekândan mekânsızlığa koştunuz, çadırınızı Tanrı Hazretlerinin dünyasında kurdunuz, Diri Kayyum'un övgü ve sena şarkılarını güzel nağmelerle söyleyerek yürekleri etkileyen melodileri çaldınız. Sizlere binlerce aferin olsun! Çünkü, Apaçık Işığı gördünüz ve yeni Yaradılışınızda, "Yaradanların en iyisi olan Allah kutlu olsun!" feryadını yükselttiniz. Rahimdeki bebek idiniz, emziren çocuk oldunuz, Sevgili'nin memesinden irfan sütünü içtiniz ve erginlik çağına vardınız, kurtuluş ve selâmete ulaştınız. Şimdi, hizmetin zamanı ve Allah'a kulluk etmenin vaktidir. Farklı düşüncelerinizi bir yana atınız, belagatlı bir dille Tebliğe başlayınız, toplantılarınızı Sevgili'nin övgü ve senasıyla süsletiniz, ki böylece, bu feyz, karşı konulmaz bir sel gibi insin ve dünyayı gül ve çiçeklerle donatsın. Bu sel, Allah'ın öğütleri, nasihatleri, öğretileri ve buyruklarıdır.

Ey ahbaplar! Dünyayı inadın kapkara karanlığı sarmış ve düşmanlığın kasırgası kuşatmıştır. Düşmanlık ateşi göklere kadar yükselmekte; ovalar ve dağlıklardan kan akıtan seller inip cereyan etmekte ve halkın tümü sonsuz bir kararsızlık içerisindedir. O halde, İlâhî ahbaplar, göksel sevgiyi yaratmalı ve insanlar arasında ruhanî dostluğu sağlatmalıdırlar. Onlar, Rahmansal öğütler ve buyruklar gereğince, tüm halka sonsuz bir sadakat ve şefkat ile davranmalı ve herkes hayırlı şeyler arzu etmelidirler. Onlar, dostları için canlarını feda etmeli ve düşmanlarına mutluluk dilemelidirler. Onlar, kötü huylunun gönlünü almalı ve cefakâra sevgi göstermelidirler. Onlar, susamış olanlara canlandırıcı bir su, hastalara âcil bir şifa, acı çekenlere bir derman ve musibete uğrayanlara bir gönül tesellisi olmalıdırlar. Onlar, yolunu kaybedenlere kılavuzluk ışığı ve şaşkınlara şefkatli bir önder olmalıdırlar. Onlar, körlere görür bir göz ve sağırlara işitir bir kulak olmalıdırlar. Onlar, ölülere ebedî bir yaşam ve üzgünlere tükenmez bir sevinç olmalıdırlar.

Onlar, adaletli hükümdarlara boyun eğen bir halk ve cömert önderlere iyi bir vatandaş olmalıdırlar. Onlar, hükümete itaat göstermeli, siyasî işlere karışmamalı, dünyanın Nur'una yönelmeli ve ahlâkı düzeltmek için uğraşmalıdırlar.

237 - Her kim bu münacatı içten gelen bir yalvarı ve yakarı ile okursa, bu Kul'un yüreğinin sevinçle dolmasına sebep olur ve O'nunla yüz yüze görüşmüş gibi olacaktır.

O Yüceler Yücesidir!

İlâhî! İlahî! Yalvarı ve yakarı ile ellerimi Sana doğru uzatıyor ve sağduyuya sahip hakikat ehlinin idraklerine sığınmayan Kutsal Eşiğini örten topraklara yüz sürüyor yalvarıyorum ki; Rabb'ım! Senin Birlik kapında alçak gönüllülükle bekleyen bu kuluna Kendi merhametli gözlerinle bakasın ve onu ebedî rahmet denizlerine daldırasın.

Ey Rabb'ım! Senin ellerin arasında olan bu yoksul kulun ve yalvarıcı kölen, Sana yalvarı ve yakarı ile yönelerek, Sana sığınarak ve Sana güvenerek sesleniyor:

Rabb'ım! Seni seven dostlarının hizmetinde beni başarılı kıl. Birliğinin huzurunda kulluk etmek için bana güç ver. Alnımı Senin Kutsal alanının kulluk nurlarıyla nurlandır ve Senin Ulu Melekût'una yönelt. Beni Uluhiyet kapısının eşiğinde gerçek bir faniliğe ulaştır ve Senin Tanrılık alanında daima gerçek bir yokluğa kavuşabilmem için bana yardım et. Rabb'ım Bana fanilik kadehinden içir, bana fanilik elbisesini giydir, beni fanilik denizine batır, beni dostların gelip geçtikleri yollarda toz toprak eyle ve beni Senin yolunda yürüyen seçkinlerin bastığı topraklara feda eyle, ay aziz Ulu Rab, Sen gerçekten cömert ve Yüceler Yücesisin.

İşte Senin kulun sabahın erkeninde ve akşam Sana böyle sesleniyor. Rabb'ım! Senin kendi Emri'ne ve kullarına hizmet etmek uğrunda onun beslediği arzuları gerçekleştir. Onun içini aydınlat, kandilini yak, yüreğini ferahlandır.

Sen cömertsin, acıyansın, bağışlayansın ve Sen gerçekten azizsin, şefkatlisin, merhametlisin.

1 Antlaşma,Sözleşme
2 Pasifik Okyanusu
??
??
??
??
22
1

Table of Contents: Albanian :Arabic :Belarusian :Bulgarian :Chinese_Simplified :Chinese_Traditional :Danish :Dutch :English :French :German :Hungarian :Italian :Japanese :Korean :Latvian :Norwegian :Persian :Polish :Portuguese :Romanian :Russian :Spanish :Swedish :Turkish :Ukrainian :